Karadeniz Coğrafyası Neden Önemlidir?

Karadeniz'i ve Bölgeyi anlamak...

KARADENİZ COĞRAFYASI NEDEN ÖNEMLİDİR?

Karadeniz Bölgemiz, "kendi halinde, sessiz, buğulu, gizemli, esrarengiz ve sorunsuz" görünse de bu sakin duruşun arkasında birçok hususun gizleniyor olabileceği göz ardı edilmemelidir. Özellikle bir kısmı geçmişten günümüze taşınan dört faktör bu bölgemizi yıpratmakta ve olumsuz anlamda etkilemektedir:

* Pontus ve Pontusçuluk faaliyetleri,

* Misyonerlik faaliyetleri,

* PKK terör eylemleri,

* Yurtdışı kaynaklı tehdit ve tedhiş faaliyetleri.

Bunların her biri ayrı ve detaylı birer analiz/inceleme konusudur. Ancak şimdi daha geniş bir bakış açısıyla daha önce Karadeniz ile ilgilenme ihtiyacı pek duymayan Batı'nın son dönemde Karadeniz coğrafyasına yönelme gerekçelerine bakmak ilgi çekici olabilir.

Soğuk Savaş döneminde Karadeniz coğrafyasında bulunan devletlerin bir kısmının Sovyet egemenliği altında olmasından dolayı AB/ABD'nin bölgeye yönelik bireysel stratejiler geliştirmeleri pek mümkün olmamıştı. Daha sonra ise Batı bir süre bölge ile ilgilenecek siyasi enerjiyi kendinde bulamamıştı. 2000'li yılların başına kadar önceliği Baltık devletleri ile Doğu Balkan devletlerine veren Avrupa, müteakiben Rusya ile iyi ilişkiler kurmaya yönelmiş, Orta Doğu'ya genel ilgisini sürdürmüştü. Karadeniz bu üç bölgenin ortasında olmasına rağmen bir süre daha merkeze konulmamıştı[1].

Irak'ın işgali ve Afganistan'da yaşananlar neticesinde başta ABD olmak üzere birçok küresel oyuncu ve özellikle AB nezdinde Karadeniz Bölgesinin sahip olduğu jeo-politik önem/değer fark edilmeye/anlaşılmaya başlanmıştır. Özellikle, Güney Kafkasların Orta Doğu'ya komşu olması, Karadeniz ve Kafkasların Afganistan'a giden lojistik mihverin üzerinde bulunması, Rusya'yı güneyinden çevrelemesi, bölgenin enerji rezerv ve nakil hatlarına ev sahipliği yapması gibi faktörler ve bunlara ilave olarak AB ve ABD'nin bölge ile ilgili son dönemde belirginleşen stratejik ilgi, ihtiras, plan ve çabaları da Karadeniz ve Bölgenin önemini artırmıştır.

Avrupa, Güney Kafkasya'da barış ve demokrasi ortamının tesis edilmesi durumunda bu olumlu havanın Orta Doğu'ya yansıyabileceğini, bölgenin Orta Doğu'ya örnek olabileceğini, en azından Orta Doğu'dan gelecek tehditlerin Kafkaslarda durdurulabileceğini öngörmektedir[2]. AB ve NATO 2000'lerin ortasında Karadeniz'e kıyısı olan ülkeleri üye yaparak bölgeye fiziki olarak da "gelmişlerdir." NATO zaman zaman değişik sinyaller verse de Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan ile sürüncemede kalan ve muğlak bir şekilde yürüyen üyelik perspektifi ilişkisi içine girmiştir. Birçok Karadeniz ülkesi Türkiye'nin de önemli rol oynadığı Barış için Ortaklık gibi programlarla zaten ittifak ile yakın askeri eğitim ve uyumlaştırma süreci içine girmiştir. Bu süreçte özellikle NATO (Sivil Asker İşbirliği (CIMIC) çerçevesinde ikili ilişkilerde yaşanan gelişmelerle), ABD ve AB bölge politikalarında etkisini artırmışlar, önemli ölçüde uyum ve koordinasyon göstermişlerdir[3].

Karadeniz Havzası Doğu-Batı hattında jeo-politik eksenlerin kesişme alanı, enerji jeo-politiğinin hem kaynak noktası hem de transit bölgesi, çok taraflı mücadelenin jeo-politik düğüm noktalarından biridir. Bölge Soğuk Savaş döneminin iki süper gücünün yeniden eskiyi hatırlatırcasına doğrudan karşı karşıya geldikleri potansiyel çatışma alanı haline gelmiştir[4].

Sovyetler Birliği sonrası Tek Kutuplu düzene geçişle birlikte bölgede bir güç boşluğu oluşmuş ve bu süreçte Rusya daha çok kendi içine çekilmiştir. Bunun sonucu bölge devletleri ve özellikle Güney Kafkaslar üzerindeki Sovyet kontrolü tedrici olarak azalmıştır. Bu dönemde etnik çatışmalarından kaynaklanan toprak ve sınır ihtilaflarının doğurduğu istikrarsızlık/güvensizlik ortamı bölgenin gerçek bir istikrara kavuşmasını engelleyen en önemli faktörler olmuştur. Rusya'nın bir çoklarına göre bilinçli olarak koşullarını hazırladığı ve çözümünü engellediği bu sorunlar ülkeye bölgede tekrar etkin olma imkanı da vermiştir.

Bölgede Batı adına son dönemde yaşana en temel olumsuzluklar şunlardır:

* Dağlık Karabağ, Güney Osetya, Abazya ve Çeçenistan sorunlarının etnik hareketlenmelerin/kimlik taleplerinin/çatışmaların zaman zaman şiddetlenerek devam etmesi,

* ABD/AB yanlısı yönetimlerin iş başına gelmesi, ama bu yönetimlerin ya ekonomik ve etnik faktörlerle beraber Rusya'nın baskısı ile tekrar değişmesi (Gürcistan) ya da Rusya'nın askeri baskısı ve "cezalandırmasına" maruz kalması,

* Uyuşturucu, insan ve silah kaçakçılığı gibi "yeni güvenlik tehditleri"nin bölgede ciddi istikrarsızlık yaratması gibi olumsuzluklar,

* Batılı kurumların artık yeni üye alacak istek ve yeteneklerini kaybetmeleri.

Bu listeye belki ABD ile Rusya arasında yaşanan "yeniden başlama" (reset) politikası ile beraber Washington'un bölgeyi giderek Rusya'nın etki alanına terk edeceği şeklindeki algılama ve beklentileri de ekleyebiliriz. Ancak başta enerji olmak üzere stratejik faktörler Batı'nın bölgeye artık ilgisiz kalmayacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak, değişen uluslararası sistem içinde değişen uluslararası çıkarlar ve öncelikler nedeni ile Karadeniz coğrafyası, özellikle ABD ve AB için öncelikli bölge haline gelmiştir.

Doğu-Batı Enerji Koridoru'nun belki de en önemli unsuru olması, Rusya ile artan ve artık stratejik diye nitelenebilecek ilişkileri, Boğazlara hakim oluşu ve dış politikasında Batı'nın etki ve disiplininden çıkmaya başladığı şeklinde genel bir algı oluşan ancak NATO üyesi olmaya devam eden Türkiye bölgede yaşanan/yaşanacak gelişmelerden en fazla etkilenecek ülkeler arasındadır.

Bölge halklarının önemli bir kısmıyla dil-din-tarih-kültür ve etnik bağlara dayalı akrabalığı bulunan, Karadeniz coğrafyasındaki sorumluluğu ve tarihsel mirasının bilincinde olan, Karadeniz jeopolitiği konusunda "ev ödevini iyi yapmış," istikrarlı ve güçlü bir Türkiye bölgenin geleceğini kendi değer ve çıkarları doğrultusunda etkileyebilir.



[1] Eyyub Kandemir, Karadeniz'in Değişen Jeopolitiği," İstanbul: IQ Kültür-Sanat Yayıncılık", 2008.

[2] Gökhan Koçer, "Karadeniz'in Güvenliği: Uluslararası Yapılanmalar ve Türkiye", Akademik Bakış, 2007, s. 200.

[3] Hasan Kanbolat, "Karadeniz'in Değişen Jeopolitiği", Stratejik Analiz, Nisan 2006, s.4

[4] Yaşar Hacıoğlu, "Karadeniz Jeopolitiğinden Türkiye'ye Yansıyanlar", Türk Politika, Temmuz 2006.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 16-10-2019

SDG/YPG'ye Çifte Koruma Kuşağı

İç politikada zorda olan Trump, kişisel açmazdan kurtulmak için dünya gündeminin en üst sırasındaki Suriye konusunu da kullanıyor. Ama görünen o ki, bunu yaparken de Türkiye'yi de kullanıyor.