Kıbrıs`ta Sil Baştan

Yazan  24 Mayıs 2010
2008 Eylül ayında Talat ve Hristofyas ilk tur görüşmelere başlarken, çözüm için her iki toplum için çok yakın bir dönemecin dönüldüğü düşünülüyordu.

Özellikle Talat ve AKP Hükümeti, bu çözümün bir an evvel gerçekleşmesini, Kuzey Kıbrıs`taki izolasyonun kalkmasını, önce KKTC`nin sonrada Türkiye`nin Avrupa Birliğine girmesini ister bir tutum içinde müzakere masasında verilebilecek her türlü tavize açık olduğunu göstermelerine rağmen, adayı bir Yunan Adası haline dönüşmesini isteyen başta Rum Kilisesi olmak üzere Rum Ulusal Konseyi "adanın kendilerine tam olarak teslim edilene kadar" bir çözüm olmayacağını "açıkça" dile getiriyordu.

Rumlar, müzakerelere girereken ellerinde ki en büyük koz, Türkiye`nin AB üyeliği ilgili süreçti. Yunanistan ile birlikte, Kıbrıs müzakereleri ile Türkiye`nin AB ile olan görüşmelerini parelel olarak ilerleterek, müzakerelerde alınan ve istenen tavize göre Türkiye ve dolayısıyla KKTC üzerine baskı kurup, kendi halkı için en iyi çözümü, yani Kıbrıs`ı bir Yunan adası haline dönüştürülmesini sağlamaya çalışmışlardır.

"Zaman" Rumlar için en büyük destek olmuştu.

İstekleri o kadar armıştı ki, çözüme en yakın lider olan Talat`ı bile çileden çıkarmış "Rumlar, neredeyse bizim nefes almamızı bile istemiyorlar" diye isyan ettirmişti.

Ancak 18 Nisan 2010`dan itibaren artık hiç bir şey eskisi olmayacak şekilde ters yüz oldu. Kıbrıs`da Rum hakimi bir çözüm amaçlayan tüm aktörlerin aksine Kıbrıs Türk Halkı, Rum kapris ve isteklerinin dayatıldığı bir çözüme "hayır" diyerek, kendi geleceklerine en iyi çözümü bulacağını inandıkları lideri Cumhurbaşkanı olarak seçtiler.

Sadece Türk toplumunda değil, BM ve AB`de de, çözüm için görüşmelerin sonsuza kadar gitmeyeceği, her iki toplumunda içine sindirebileceği ortak bir çözümde anlaşılması gerektiği, aksi takdirde KKTC`de bağımsız bir çözüm yoluna gidilebileceği, yüksek sesle söylenmeye başlandı.

10 Haziran 2010`da Avrupa Konsey tarafından göüşülecek olan "Direkt Ticaret Tüzüğü" kabul edilmesi durumunda, KKTC`de izolasyonların kısmen kalmakması, BM Genel Sekreteri Moon`un "çözüm için artık zamanın daraldığını" belirterek 2010 Aralık sonunu işaret etmesi bunların en belirgin emareleri olsa gerek.

Başbakan Erdoğan`ın 14 Mayıs 2010`da ki Yunanistan ziyareti ile başlayan iyi niyet dönemi, Kıbrıs görişmelerine de dolaylı olarak olumlu bir yansıması olacaktır. Bu yansımanın en somut adımı Dışişleri Bakanı Davutoğlu`nun "KKTC`de ki üç limanı Dünya`ya açılması karşılığı, Türkiye`de ki tüm limanların Rumlara açılması" önerisi olarak görülebilir.

Bu gün gelinen nokta itibariyle her iki toplumun kabul etmesi gerek gerçekler var. 26 Mayıs 2010`da başlayacak olan görüşmelerde bu gerçekler hep masada olacaktır.

Rum tarafı olarak, adanın tamamın Rum hakimiyetinde birleştirilmeden ve Türklerin azınlık olarak kabul edilmeden varılacak bir çözüm, kabul edilemez veya 1960`da ki gibi geçici olacaktır.

KKTC`nin yeni göreve başlayan Cumhurbaşkanı Eroğlu`na göre, Kıbrıs Türk halkını her türlü tehdit ve baskılardan uzak güvenlik içinde, kendi benliğini koruyan ve yüksek yaşam kalitesinde bir geleceği garanti altına alınmadan bulunan çözümler kabul edilemez olarak görülmektedir.

Bu gerçekler göz ardı edilerek yapılacak her türlü görüşme zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır. Tıpkı 50 yıl önce olduğu gibi.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Yağız Aksakaloğlu - Mete Han Kutlusan   - 25-08-2019

EBU GUREYB HAPİSHANESİ VE FETÖ İŞKENCE DAVASI

Ebu Gureyb Hapishanesinde Amerikalı askerlerin Iraklı mahkûmlara uyguladıkları işkenceler, ABD destekli FETÖ’nün askeri okullarda kendilerinden olmayan öğrencilere uyguladıkları işkencelerle örtüşüyor. Her ne kadar Ebu Gureyb Hapishanesi’nde görülen öldürme ve cinsel saldırı gibi işkenceler askeri o...