Dondurulmuş Sorun Dağlık Karabağ Erimeye Başladı

Yazan  30 Eylül 2020

Dünyanın çözüme kavuşamayan en eski ihtilaflı bölgelerinden biri de hiç kuşkusuz Dağlık Karabağ sorunudur.

Sorun, 28 Eylül 2020’de gerçekleşen Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki karşılıklı çatışmalarla bir kez daha sıcak çatışmaya dönüştü ve Güney Kafkasya bölgesinde geniş çaplı bir savaşın fitillenmesine doğru gitmektedir.

28 Eylül pazar sabah saatlerinde Ermenistan ordusunun bölgede Azerbaycan ordusunun mevzilerine yönelik başlattığı askeri saldırının ardından, bölgedeki tansiyon hızla tırmanırken, gün boyu gerçekleşen çatışmalarda çok sayıda insanın yaşamını kaybettiği bilinmektedir. Taraflardan yapılan çelişkili açıklamalar nedeniyle, çatışmalarda kaç kişinin hayatını kaybettiği henüz bilinmese de, Azerbaycan Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Ermeni birliklere ait 22 tank, 15 OSA uçaksavar, 18 İHA imha edilirken; Ermeni ordusunda görevli 550'den fazla askerin öldürüldüğü duyuruldu. Bakanlık ayrıca cephe hattından yeni görüntü ve öldürülen Ermenistan askerlerinin listesini paylaştı.[1]

Duyuru başlangıçta Ermenistan ordusu tarafından yalanlansa da, 28 Eylül gününün ilerleyen saatlerinde Dağlık Karabağ bölgesinin sözde lideri Arayik Harutyunyan, bölgedeki bazı mevzilerin Azerbaycan ordusuna kaybedildiğini doğruladı. Harutyunyan, “Karabağ’ın güneyindeki tüm pozisyonları kaybettik. Düzinelerce ölümüz ve yaralılarımız var. Azerbaycan F-16 ve Türk İHA Bayraktar kullanıyor. Azerbaycan yalnız değil, Türkiye de var” şeklinde açıklama yaptı. Aslında Türkiye çatışmalara müdahil değil ancak Ermeni psikolojik savaş mekanizması sürekli bu tezi işleyerek Türkiye-Rusya, Türkiye-Batı karşıtlığını oluşturmaya çalışıyor.

Dağlık Karabağ'daki Erivan destekli fiili yönetimin sıkıyönetim ilanından kısa bir süre sonra, Ermenistan'da da sıkıyönetim ve seferberlik ilan edilirken, Azerbaycan hükümeti ise 24 saatlik savaş hali ilan etti. Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermenistan'ın bir saldırı düzenlediğini, saldırı sonucu çok sayıda sivilin yaralandığını ve yaşamını yitirdiğini duyurdu. Azerbaycan'ın saldırıya karşılık vermesiyle Ermenistan ve Dağlık Karabağ, sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Yaşanan bu gelişmenin ardından Azerbaycan Meclisi de 'savaş hali' ilan etti. Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermenistan silahlı kuvvetlerine karşı savaş faaliyetlerini ve sivil halkın güvenliğini sağlamak amacıyla cephe hattı boyunca karşı saldırı kararı alındığını duyurdu.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, yaşanan çatışmaların ardından yaptığı ilk açıklamada, "Başarılı karşı operasyonumuzun 30 yıldır süren işgal ve adaletsizliğe son noktayı koyacağından eminim" ifadesini kullanırken, Erivan'da kameraların karşısına geçen Ermenistan Başbakanı NikolPaşinyan ise, "Kutsal vatanımızı korumak için hazır olun"diyerek bölgenin geniş çaplı bir savaşın eşiğinde olduğunu ilan etti.[2]

Yüzyıllardır İslamiyet’i benimseyen Azerbaycanlılar ve Hristiyan Ermeniler'in yaşadığı bir bölge olan Dağlık Karabağ'daki çatışmanın kökenleri oldukça eskiye dayanmaktadır. 1813 yılında Rus İmparatorluğu ve İran arasında imzalanan Gülistan Antlaşması ile Rus İmparatorluğu’na bırakılan bölgede, Ermeniler ve Azeriler görece barış içinde yaşasa da 1900'lü yılların başında iki grup arasında kanlı olaylar yaşanmıştı.

19. yüzyılda Güney Kafkasya’da hem idari hem de nüfus olarak önemli değişiklikler yaşanmıştır ve bu değişikliklerin ana kaynağının Çarlık Rusya’sı olduğu nakledilmektedir. Bu değişimlerin görüldüğü bölgelerden biri de Karabağ bölgesidir. Bu yüzyılda Azerbaycan Türklerinin başlıca yerleşim yerlerinden olan Karabağ Hanlığı, Çarlık Rusyası yönetimi tarafından 1822 tarihinde işgal edilmiştir. Çarlık Rusya’sı, ortadan kaldırılan bu hanlığın topraklarına çeşitli zaman aralıklarında Ermeni nüfusu yerleştirerek, kendilerine idari ve askeri dayanak noktası oluşturmuştur. Rusların planlı olarak gerçekleştirdiği politika yaklaşık 80 yıl sonra sonuçlarını vermeye başlar. 20. yüzyılın başlamasıyla Azerbaycan Türkleri ile Ermenilerin çatışmasına zemin hazırlanmış olur. Birinci Dünya Savaşı ve Rusya'da yaşanan Bolşevik Devrimi'nin ardından ise bölgenin siyasi yapısı değişir. 1920'li yılların başında Sovyetler Birliği rejimi, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içerisinde Ermeni kökenlilerin çoğunlukta olduğu Dağlık Karabağ Özerk Yönetimi'ni kurar. Moskova'nın bölgedeki yönetimini kolaylaştırmak adına, “böl, parçala ve yönet” anlayışıyla oluşturulan politik yapı, uzun süre bölge barış içinde yaşamayı başarmıştır.[3]

Karabağ bölgesinin coğrafi sınırları Ağdam, Terter, Yevlah, Fuzuli, Beylegan, Kubatlı, Cebrail, Mingeçevir, Ağcabedi, Hocavend, Şuşa, Hankendi, Laçin, Kelceber, Hanlar, Gorus, Akdere, Bedre, Zengezur, Hadrut bölgelerini kapsar. Toplam yüz ölçümü ise 18.000 km²dir. Ancak Azerbaycan ile Ermenistan arasında 1990’lı yılların başında savaşa sebep olan ve uluslararası seviyede ve dünya kamuoyu çapında bir sorun haline gelen Dağlık Karabağ ise, Karabağ bölgesinin içinde; Hankendi, Şuşa, Akdere, Hadrut, Hocavend, Askeran bölgelerinden oluşur. Yüzölçümünün ise 4.392 km² olduğu bilinir.[4]

Zira 1980'lerin son bölümünde Sovyet kontrolünün zayıflamaya başlamasıyla birlikte, bölgede içten içe yanan Azerbaycan-Ermeni uyuşmazlığı patlama noktasına gelmiştir. Dağlık Karabağ Özerk Yönetimi'nin önce Ermenistan'a bağlanmak için karar alması, daha sonra 1991 yılında SSCB'nin çöküşünden sonra bağımsızlık ilan etmesi bölgedeki çatışmaların geniş çaplı bir savaşa dönüşmesine neden olmuştur.

1991 yılında Karabağ'da bağımsızlık ilanı için düzenlenen referandumda, çoğunluk bağımsızlık için oy vermiş, ancak Azerbaycan Türkü birçok kişi referandumun meşru olmadığını savunarak sandığa gitmedi. Sovyet anayasasının, sadece 15 eski Sovyet Cumhuriyeti'ne bağımsızlık hakkı tanımasından dolayı, özerk statüdeki Karabağ'ın bağımsızlık ilanı uluslararası hukuka aykırı olarak kabul edildi. Referandumu yasa dışı ilan eden Bakü yönetimi, Karabağ'ın özerklik statüsünü sonlandırdı. Referandumun ardından başlayan savaş 3 yıl boyunca devam etti.

1992'deki Ermeni güçlerinin Hocalı'da yüzlerce sivili katlettiği olaylar savaşın en kanlı dönemi olarak görülmektedir. Azerbaycan makamlarının verilerine göre 600 kişinin hayatını kaybettiği Hocalı'da yaşanan katliam bugün halen uluslararası toplum tarafından 'trajedi' olarak tanımlanırken, Azerbaycan katliamı 'Soykırım' olarak görmektedir.

1994'teki ateşkese kadar çatışmalarda tahmini olarak 20 bin ile 30 bin arasında insan hayatını kaybederken, 1 milyon kişi ise yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmıştır. Savaş öncesinde bölgedeki nüfusun yüzde 25'ini oluşturan Azerbaycan Türkleri, savaşla birlikte büyük oranda Dağlık Karabağ'ı terk etmek zorunda kalırken, Azerbaycan'ın diğer bölgelerinde yaşayan Ermeni kökenliler de yaşanan saldırılardan dolayı bu bölgeleri terk etmek zorunda kalmıştır. Her iki grup da bugün hala evlerine dönebilmiş durumda değildir.

1994 yılında Rusya'nın arabuluculuk ettiği bir ateşkesin imzalanmasıyla bölgedeki sıcak çatışmalar durdurulsa da, taraflar arasında asla bir barış anlaşması imzalanamamıştır.

1988’de bölgedeki Ermenilerin Ermenistan’a bağlanmak için referandum düzenlemesi, Sovyetler döneminde yatıştırılmış olan toplumsal çatışmayı körüklemiştir. 1991 yılındaki bağımsızlık ilanı ve ardından 1992’de Rus askerlerinin bölgeden çekilmesiyle ise çatışma, Azerbaycan ve Ermenistan arasında savaşa dönüşmüştür. 1994’te Bişkek Protokolü ile ateşkes sağlanmış olsa da taraflar hukuken hala savaş halindedir. AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) bünyesinde kurulan Minsk Grubu, çatışmaya çözmek için kurulmuş bir platform olarak çeşitli girişimlerde bulunmuş ancak kalıcı barış sağlanamamıştır. Yaklaşık 25 yıldır dondurucuda bekleyen çatışma, gün geçtikçe daha karmaşık bir hal almaktadır. Temel anlaşmazlık noktaları olan; Dağlık Karabağ’ın statüsü, Ermenistan’ın işgal ettiği topraklar, yerlerinden edilmiş kişilerin durumu konularında bugüne kadar hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Çatışmanın başlangıcından itibaren silahlanma yarışına giren Erivan ve Bakü, zaman zaman sınır çatışmaları ile karşı karşıya gelmekte, yeni bir savaş ihtimali gündeme gelebilmektedir.

Ateşkesle birlikte Karabağ bölgesinde, Ermenistan destekli fiili bir yönetim oluşurken, ayrıca Karabağ'ı çevreleyen Azerbaycan toprakları da işgal altında kalmıştır. Dağlık Karabağ'da Ermenistan destekli fiili yönetim halen devam etse bile 30 yıl boyunca hiçbir ülke veya uluslararası kurum bu yönetimi tanımamıştır.

Bölgedeki yönetimi finansal ve askeri olarak destekleyen Ermenistan'ın kendisi de Dağlık Karabağ'ın bağımsızlığını tanımak için herhangi bir adım atmamıştır.

Bölgedeki Ermenistan destekli bu kırılgan ateşkes ve statüko, uzun yıllar boyunca zaman zaman taraflar arasında sıcak çatışmaların yaşanmasına neden olsa da, ara sıra da Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin bir araya gelmesi barış sürecinden gelen yaşam sinyalleri olarak yorumlanmıştır.

2009 yılının Mayıs ve Kasım ayları arasında iki ülke arasında yürütülen görüşmelerde ciddi ilerlemeler sağlansa da, süreç bir noktada tıkandı ve o günden bu yana bölge ciddi ateşkes ihlallerine tanıklık etti. 2016 yılında bugüne benzer şekilde iki taraf arasında sıcak çatışmalar başlamış, çatışmalar onlarca askerin ölümüyle sonuçlanmıştır.

Dünyada barışı tehdit eden en ciddi sorunlardan biri olan Dağlık Karabağ Sorunu, tıpkı İsrail-Filistin arasındaki ihtilaf ve Kıbrıs Sorunu gibi çözümsüz bir sorun haline dönüşse de 30 yılı aşkın bir süredir, diğer sorunlar kadar uluslararası toplumun dikkatini çekebilmiş değildir.

Birleşmiş Milletler tarafından tanınan topraklarının yaklaşık %20'lik bir bölümü işgal altında olan Azerbaycan, bu toprakların yeniden kurtarılmasını ve Bakü'nün kontrolüne girmesini hedeflemektedir. Öyle ki geçtiğimiz Temmuz ayında yaşanan çatışmaların ardından Azerbaycan'da düzenlenen ve işgale son vermek için savaş talep eden gösteriler, ülke tarihinin en büyük sokak gösterileri olarak tarihe geçmişti.

Ermenistan ise etnik Ermenilerin çoğunlukta olduğu bölgedeki fiili yönetimin en büyük koruyucusu durumundadır. Bölgeyi ve çevresinde oluşturulan işgal hattını fiili olarak yöneten Erivan, bölgede İsrail'in Suriye sınırındaki GolanTepeleri'nde yarattığı duruma benzer bir fiili durum yaratma yolunda ilerlemektedir. Zira bölgede sağlanabilecek olası bir çözüm, uluslararası hukuk bakımından Ermeni güçlerinin Dağlık Karabağ ve çevresindeki işgal hattından çekilmesi anlamına gelebilir. Bu nedenle Dağlık Karabağ'daki sorunun çözümsüz ve donmuş olarak kalması Erivan'ın lehine işleyen bir süreç olarak yorumlanmaktadır.

Erivan yönetimi zaman zaman bölgedeki gerilimi Dağlık Karabağ'ın kuzeyinde bulunan Tovruz bölgesindeki sınır hattına da taşıyor. Temmuz ayında yaşanan çatışmaların merkezi olan Tovruz stratejik bir öneme sahip. Ermenistan'ın hakimiyetinikuvvetlendirmek istediği bölge üç ana enerji boru hattının da geçiş noktası. Bölgeden geçen enerji hatları Gürcistan ve Türkiye üzerinden dünyaya açılıyor ve Azerbaycan'ın siyasi ve ekonomik istikrarında önemli bir rol oynuyor.

Ayrıca Dağlık Karabağ'ın ardından bu bölgenin kuzeyinde açılacak ikinci bir cephe, iki ülke arasındaki yaşanan ihtilafın boyutunu değiştirme ve Ermenistan'a kritik askeri ve siyasi avantajlar sağlama potansiyeli taşıyor.

Rusya

Azerbaycan ile Ermenistan arasında yıllardır devam eden çatışmaların baş aktörlerinden biri olan Moskova yönetimi, geleneksel olarak Ermenistan'ın müttefiki olarak görülüyor. Ermenistan yönetiminin en büyük silah tedarikçisi konumunda bulunan Rusya, 90'lı yılların başındaki savaşta da Ermenistan'ın en önemli destekçisi olmuş ve Azerbaycan aleyhine gelişen ateşkes sürecinin arabuluculuğunu yapmıştı. Ancak Rusya'nın her iki tarafa da belli oranda destek vererek hem Erivan hem de Bakü üzerinde bir kontrol geliştirme arayışında olduğunu söylemek de mümkündür. Zira Moskova, Ermenistan'ın askeri müttefiki olmasına karşın son yıllarda Azerbaycan'a yönelik de ciddi silah satışları gerçekleştirdi. Ancak bu silah satışlarının Ermenistan'a yönelik satışlara kıyasla daha yüksek fiyatlardan yapıldığını da not etmek gerekiyor.Son yaşanan çatışmalarda ise Moskova soğukkanlı açıklamalarda bulundu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, sıcak çatışmaların başlamasının ardından taraflara masaya oturma ve sorunları diplomasi yoluyla çözme çağrısında bulundu.[5] Rusya Devlet Dumasının "Dağlık Karabağ ihtilafı bölgesinde acil ateşkes ihtiyacına ilişkin bir bildiri taslağını" değerlendireceğini söyledi. Duma'nın Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Leonid Slutsky, "Daha fazla tırmanmayı önlemek için bir arabuluculuk misyonu oluşturmaya hazırız" ifadelerini kullandı.[6] Moskova, süreci Batı yanlısı mevcut Ermenistan yönetimi yıpratmak, istifaya zorlamak ve yeniden Rusya yanlısı bir hükümetin kurulmasını sağlamak içinde kullanmakta ve Azerbaycan ordusunun ilerleyişini keyif ile seyretmektedir.

Aslında Rusya’nın, Karabağ sorununun çözüme kavuşmasını istemediği bilinmektedir. Bunun nedenleri şu şekilde sıralanmaktadır: Ermenistan’ı sürekli kontrol altında tutabilmek, bölgede devamlı kilit noktada olmak ve baş aktör olmayı sürdürmek, bölgede meydana gelen anlaşmazlıkların Rusya haricinde çözülemeyeceğini bildirmek, Azerbaycan petrol ve doğalgaz boru hatların söz sahibi olmak, Türk Dünyasının beraber hareket etmesini ve sıkı entegre olmasını istememek, Doğu ve Batı Türklerinin coğrafi olarak bağını zayıflatmak, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sorunlu halde devam ettirmek ve statükoyu korumak.

Türkiye

Ankara Rusya'nın büyük oranda desteklediği Ermenistan'a karşı Azerbaycan'ın tarihsel, siyasi ve askeri anlamda en büyük destekçisi konumundadır. Çatışmaların başlamasının ardından Ankara'dan yapılan 'Azerbaycan ne şekilde isterse, o şekilde destek verilecek' açıklaması Türkiye'nin yaşanan gerilimdeki pozisyonunu ortaya koyarken, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun Rus mevkidaşıLavrov ile yaptığı görüşme, tansiyonun düşürülmesi için atılacak adımların Moskova kanalıyla atılabileceğini işaret etmektedir. Türkiye'nin çatışmanın diğer tarafı olan Ermenistan ile ise diplomatik ilişkileri bulunmamaktadır.

Türkiye’nin güvenliği Azerbaycan’ın güvenliğine bağlıdır. “İki devlet bir millet” sözü oldukça anlamlıdır ve iki ülkenin müşterek hareket edeceğinin göstergesidir. Türkiye’nin, Azerbaycan ile BM’nin ortaya koyduğu kararlar doğrultusunda beraber ve sıkı iletişim içerisinde hareket etmesi elzemdir. Dünya kamuoyuna sürekli Azerbaycan’ın uluslararası hukuka uygun olarak hareket ettiği, bölgede Ermenistan’ın işgalci olarak bulunduğunun anlatılması sürdürülmelidir.

İran

Bölgedeki bir diğer önemli güç olan İran ise, çatışmaların başlamasının ardından iki ülkeye de sorunların çözümü için arabuluculuk teklifinde bulunmuştur. Ancak İran'ın bölgedeki pozisyonunu değerlendirilirken, ülkenin Azerbaycan ile olan uzun sınır hattı kadar, İran'ın kuzeyinde yaşayan nüfusun önemli bir bölümünün Azerbaycan Türkü olduğu ve İran'ın geleneksel dış politikasının burada ayrılıkçı bir hareket yaşanmasını engellemeyi önlemek üzerine kurgulandığını da kenara not etmek gerekmektedir.[7] İran’ın doğrudan Ermenistan’a destek verdiği görülmektedir. PKK’ya Ermenistan’ın destek vermesi ve bu desteğin verilmesinde Rusya’nın inisiyatif rolünü üstlenmektedir. Ancak Güney Azerbaycan Türklüğü İran’ın Fars milliyetçiliği ile hareket ederek Ermenistan’a destek vermesine karşı gittikçe daha sert tepki vermeye başlamışlardır. İran, Ermenistan’ı desteklemek adına başına daha büyük sorunlar alabilir.

ABD

Donald Trump yönetimiyle birlikte uluslararası sorunların çözümü konusunda ağırlığını günden güne kaybeden Amerika Birleşik Devletleri, Güney Kafkasya'yı topyekün bir savaşın eşiğine getiren çatışmalar konusunda da net bir pozisyon almış değil.  Yolsuzluk sorunları ile başa çıkmaya çalışan ABD Başkanı Donald Trump, konuyla ilgili ilk açıklamasında "O bölgede çok iyi ilişkilerimiz var ve (çatışmaları) durdurabilecek miyiz bakacağız" ifadelerini kullanmıştır. Ancak ABD'de yaklaşan başkanlık seçimlerinin hareketlendirdiği iç gündem, dikkatlerin Kafkasya'ya çekilmesine engel olabilir.

Sonuç olarak, Ermenistan, ABD, Fransa, Rusya ve İran’dan siyasi destek almaktadır. Bu destek sorunu çözümsüz hale getirmek konusunda Ermenistan’ı cesaretlendirmiş ve saldırganlaştırmıştır. Nihayet, Bakü bu saldırılara kapsamlı cevap verince dondurulmuş sorunun sıcak çatışmaya dönüşmüş ve Bakü ateşinde erimeye başlamıştır.Bugüne çok iyi hazırlanmış olduğu anlaşılan Azerbaycan ordusu girişim üstünlüğü ve moral üstünlük ile ilerlemektedir. Rusya, Azerbaycan’ın 5 ile 7 rayon/bölgeyi çatışmalar ile geri almasını destekler görünmektedir. Ancak bir süre sonra Rusya’nın baskısı ve Türkiye’nin de onayı ile ateşkes imzalanacak ve diplomatik görüşmeler başlayacaktır.

Azerbaycan-Ermenistan sorununun nihai çözümü diplomasi ile  gerçekleşecektir. Bölgede sorunun nihai çözüme kavuşmasında başat aktörler Türkiye ile Rusya’dır. Karabağ sorununun anahtarının Türkiye ile Rusya’nın cebinde olduğu aşikârdır. Bugün  için Rusya Ermenistan’ı koşullu, Türkiye Azerbaycan’ı koşulsuz olarak desteklemektedir. Ancak Rusya’nın bu çatışmada[8] başka hedefleri de vardır.  Moskova, Türkiye’nin Suriye İdlib’de, Libya’da ve Doğu Akdeniz’de ödün vermesini sağlamak istemektedir. Bununla beraber, bu çatışmada sadece Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü değil, aynı zamanda Türkiye’nin de enerji kaynakları için sürdürmekte olduğu bir mücadeledir. Amaç, Türkiye’nin bölgede güçlenmesini istememek ve birçok cephede meşgul ederek zayıflatmaktır. Türkiye’nin hem diplomasi hem de askeri imkanları isabetli kullanması gerekmektedir ve bu durum sürmekte olan çatışmanın kaderini tayin edecektir.

 

 

[1]https://www.sozcu.com.tr/2020/dunya/ermenistan-isgalindeki-karabagin-sozde-liderinden-itiraf-tum-pozisyonlari-kaybettik-6057011/

[2]https://www.haberturk.com/buzluktan-cikan-savas-dort-soruda-daglik-karabag-sorunu-2817268

[3] Hayri ÇAPRAZ, “19. YÜZYILDA RUSYA’NIN KARABAĞ POLİTİKASI” Belgi Dergisi, Sayı 3 (Kış 2012/I)

[4] Araz Aslanlı, “Tarihten Günümüze Karabağ Sorunu”, Avrasya Dosyası: Azerbaycan özel, yıl 2007, cilt 7, sayı 1, s. 393.

[5]https://www.haberturk.com/buzluktan-cikan-savas-dort-soruda-daglik-karabag-sorunu-2817268

[6] https://tass.ru/politika/9572615

[7]https://www.haberturk.com/buzluktan-cikan-savas-dort-soruda-daglik-karabag-sorunu-2817268

[8]https://www.haberturk.com/buzluktan-cikan-savas-dort-soruda-daglik-karabag-sorunu-2817268

Suinbay Suyundikov

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Rusya-Türkistan Araştırmaları Uzmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.