Washington’un Güney Kafkasya Politikasında Yeni Gelişmeler

Yazan  29 Temmuz 2010

Giriş

Azerbaycan bağımsızlığın ilk yıllarında Batı dünyasına açılarak özellikle ABD ile iyi ilişkiler kurmağa başladı. Ülkenin ABD ile kurduğu ilk ilişkiler petrol anlaşmaları üzerinden gerçekleşti. 1994 yılında Bakü`de imzalanan petrol anlaşmalarında dönemin Amerikan şirketi olan AMOCO önemli pay sahibiydi. Ayrıca Rusya'nın işgalçı Ermenistan'a verdiği siyasi ve askeri destek Azerbaycan'ı ABD`ye yaklaştırmakta ve bu durum ABD'nin çıkarları ile örtüşmekteydi. Buna rağmen Ermenistan-Azerbaycan çatışması bağlamında Azerbaycan dış politikasında üçüncü devletlerin ülkenin toprak bütünlüğüne verdiği dikkat ve desteğin önemi nedeniyle Washington-Bakü ilişkilerinde inişler-çıkışlar sıkça yaşandı. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri'nin 4 Başkanı yaklaşık 20 yıllık tarihi olan Yukarı Karabağ sorununa tanıklık etmiştir: Baba Bush, Bill Clinton, oğul Bush ve Barak Obama.

Baba Bush döneminde Washington, Sovyetlerin yıkılmasıyla Kafkasya bölgesinde baş gösteren Karabağ (Azerbaycan-Ermenistan), Abhazya, Güney Osetya (Gürcistan-Rusya) ve Dnestr (Moldova-Rusya) anlaşmazlıklarını görmezden geldi.

Yukarı Karabağ`da şiddetli çatışmaların yaşandığı dönem Washington'da görev başına demokrat Bill Clinton'ın geldiği 1992 yılına tekabül etmiştir. Ancak o yıllar eski Yugoslavya`da savaşın patlak vermiş, ölü sayısı binleri geçmişti. Clinton sözkonusu savaşın tüm Avrupa`ya yayılma tehlikesi nedeniyle diplomatlarını bu sorununun çözümüne seferber etmiş sadece bu çatışmaların çözümü ile ilgilenmişti. Nitekim Amerika'nın arabuluculuğu ile Dayton kentinde anlaşma imzalandı ve böylece eski Yugoslavya`da savaşa son verildi.

Azerbaycan`da petrol üretim çalışmalarının hızlanması ve boru hatları inşaatının gündeme gelmesi Clinton'un Karabağ konusuna ilgisini arttırmıştır. Nitekim ABD Yukarı Karabağ sorununun çözümünü üstlenen Minsk Grupu Eş Başkanlarından bir olarak Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığının giderilmesinde daha fazla sorumluluk almıştır. Fakat Clinton görevde olduğu süreçte eski Yugoslavya'daki çatışmaların çözümüne yönelik yaptığı çalışmalarının benzerini Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığının giderilmesi için yapamadı.

2000 yılında Beyaz Saray oğul Bush`un kontrolüne geçti. Bu dönemde Azerbaycan petrolününün dünya piyasalarına ihracatı artmış ve Washington için oldukça önemli olan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı inşaatının yapım görüşmeleri son aşamaya gelmişti. Bu nedenlerden dolayı Bush hükümetinin Yukarı Karabağ sorununa olan ilgileri artmaya başladı. Ancak bu Washington'un Azerbaycan toprak bütünlüğüne tam destek verdiği anlamına gelmiyordu. Washington sadece kendi enerji projelerini gerçekleştirebilmek için Güney Kafkasya`da büyük bir savaşa karşı diplomatik önlemler alıyordu. Ayrıca Washington Kremlin`in bölgeye açık ve gizli müdahelelerinden endişe ediyordu.

Azerbaycan Eski Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev ve Ermenistan Eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan Washington `un arabuluculuğuyla ABD`nin Key-West kentinde bir araya geldiler. 2004 yılında Amerikalı diplomatların çabalarına rağmen masaya yatırılan çözüm planı Azerbaycanın toprak bütünlüğü konusunda bazı soru işaretleri barındırması nedeni ile iki ülke arasında anlaşma imzalanamadı. Daha sonraki süreçte Bush hükümeti Yukarı Karabağ sorununun çözümüne yönelik bir girişimde bulunmadı ve böylece 8 yıllık görev bitmiş oldu.

Barak Obama`nın göreve gelişinin 4`cü ayında Beyaz Saray Yukarı Karabağ sorununa değinmeye başladı. Obama her fırsatta İlham Aliyev`e telefon açıyor, bölgede barış ve istikrardan bahsediliyordu. Dışişleri Bakanı Hilary Clinton Prag zirvesi öncesi Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanlarını Karabağ konusunda fikir alış-verişi için Washington`a davet etmişti. ABD Dışişleri Bakanlığı Güney Kafkasya Sorumlusu ve AGİT Eş Başkanı Matt Bryza ise Washington`dan çok Bakü ve Erivan`da görünüyor, Clinton`un talimatıyla diplomatik hamlelerde bulunuyordu. Ancak Washington`un kısa süreli faaliyetleri yine sonuç getirmedi.

2009 yılı ortalarından ABD-Azerbaycan ilişkilerinde soğuk rüzgarlar esmeğe başladı. Azerbaycan yönetimi ABD Kongresi`nin finans ettiği "Azatlık" radyosunun Azeri dilinde yapılan programlar yayın akışından çıkarıldı. Amerikalı yetkililerin yasağı kaldırma çabaları sonuç vermedi. Ardından Obama`nın Ramazan ayı 2009'da dolayısı ile Beyaz Sarayda düzenlediği iftar yemeğinde Müslüman ülkelerin Washington Büyükelçilerinden yalnızca Azerbaycan temsilçisinin davet edilmemesi dikkat çekti. Obama hükümeti Azerbaycan yönetiminin iç ve dış politikasını eleştirmektedir. Buna karşın Azerbaycan da Beyaz Saray`ın Yukarı Karabağ sorununa ilgisinin azaltmasından, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Washinton`a resmi olarak davet edilmemesinden, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın 2010 Nisan ayında ABD başkentinde gerçekleşen nükleer konferansa davet edilirken, ayni davetin Aliyev'e sunulmamasından rahatsızdı.

Obama hükümeti, Yukarı Karabağ sorununun çözümünün yanı sıra Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasını ön plana alarak Azerbaycan-ABD ilişkilerinin gerginleşmesine neden oldu. Washington yönetimi iki ülke arasındaki ilişkilerin kötüye gitmesinin kendileri için bazı sorunlar oluşturabileceğini bilmekteydi. Endişe duyulacak en önemli konu Afganistan'dı. Azerbaycan, Irak ve Afganistan operasyonlarında yıllardır ABD`ye destek vermiş, Irak ve Afganistan`a askerlerini göndermişti. Ancak bundan daha önemlisi ABD Afganistan`a gönderdiği askeri ve teknik malzemelerin büyük bir bölümünü Azerbaycan hava sahası üzerinden gerçekleştirmekteydi. Resmi olarak Bakü bu konuda ABD`ye sorun yaratmasa da, Washington iki ülke ilişkilerindeki belirsizliğin Afganistan`a yardımı olumsuz etkileyeceğini düşünmeye başlamıştır. Bu nedenle Washington 2010 Mayıs ayından itibaren Azerbaycan politikasında etkinliğini arttırmaya karar verdi.

Washington-Azerbaycan ilişkisinde başlıca konu: Afganistan

Washington Azerbaycanla ilişkileri üç ana başlıkta yürütmektedir: güvenlik, enerji ve demokrasi. Eski Başkan George W. Bush döneminde ABD-Azerbaycan ilişkilerinde demokrasi konuları arka planda iken demokrat Obama döneminde insan hakları ve demokrasi konuları ön plana çıkmıştır. Obama Hükümeti demokrasi ve insan hakları gibi konuların daima gündemde tutulmasının iki ülke ilişkilerini zedeleyebileceğini düşündükleri için enerji ve güvenlik alanlarına geri dönüldü. Nitekim Mayıs ayında Hillari Clinton ve Barak Obama ard-arda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev`e konusunda mektup yazdılar.[1]

Bu arada, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov açıklamada bulunarak, ABD-Azerbaycan ilişkilerinde her hangi bir gerginliğin oldumadığını vurguladı: "İki ülke arasındaki ilişkilerde bir sorun yok. Amerikalı yetkililerin Azerbaycana yaptıkları ziyaretlere dikkat etmek yetiyor ki, ilişkilerin geliştiği görüşüne varılsın" [2]Mayıs ve Haziran aylarında Amerikalı yetkililerin Azerbaycana ziyaretlerinde yoğun trafik yaşandığı görülmektedir. Mayıs ortalarında önce ABD Dışişleri Bakanlığı Avrasya Müsteşarı Richard Morningstar Bakü'yü ziyaret etti. Morningstar Bakü'deki görüşmelerinde enerji konusu ile NABUCCO projesini ele alırken, Clintonun mektubunu Cumhurbaşkanı Aliyev'e sundu. Clinton mektupta iki ülke arasında enerji alanındaki ilişkilerden bahsediyordu. Clinton "ABD önemli enerji projelerinin gerçekleştirilmesinde Azerbaycanla müttefik olmaktan grur duyuyor" cümlelerine yer verdiği mektubunda ikili ilişkilerin gelişmesinden yana olduklarını belirtti. Morningstar`ın ardınca ABD Savunma Bakanı Robert Gates Bakü'üziyaret ederek Barak Obama`nın mektubunu getirmişti. Obama mektubunda Kongre üyesi olduğu dönemde – 2005 yılında Bakü'ye yaptığı ziyareti memnuniyyetle hatırladığını dile getiriyordu. Morningstar Bakü'deki görüşmelerde enerji konularına önem vermenin yanı sıra güvenlik konuları ile ilgili fikir alış-verişinde bulundu. Gates Baküde yaptığı tüm görüşmelerinde Afganistan ve İrak'daki askeri çalışmalarda Azerbaycan'ın verdiği desteğe minnettar olduklarını dile getirmekteydi.

Sözkonusu ziyaret ve görüşmelerde Obama için Azerbaycanla ilişkilerde güvenlik ve enerji konularının ön plana çıktığı anlaşıldı. Beyaz Saray Azerbaycan yönetimini demokrasi konularında baskı yapması Bakü'nün Kremlinle ilişkilerini geliştirmesi endişesini beraberinde getirmektedir. Görünen o ki, ABD`de enerji ve güvenlik alanlarından sorumlu görevliler Beyaz Saray sahibini Azerbaycanla ilişkilerinde bu iki konu üzerinden durulması gerektiğine inandırabildiler. ABD-Azerbaycan ilişkilerinde yaşanan yeni gelişmeler sonrasında Hillari Clinton 4 Haziranda Bakü'ye geldi. Azerbaycan'ın siyasi çevlerinde ve kamuoyununda Clinton'un bu ziyaretinin ikili ilişkileri daha üst düzeye götüreceği görüşü hakimdir.

 

Clinton Baküde neden muhalefet liderleri ile bir araya gelmedi?

Clinton Güney Kafkasya'nın 3 ülkesi – Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan'ı ziyaret ederek çeşitli görüşmelerde bulundu. Clinton'un bölge ziyaretinin ilk durağı olan Bakü'de Cumhurbaşkanı Aliyevle bir araya geldi. ABD Dışişleri Bakanının ardından Azerbaycanlı meslektaşı Memmedyarovla görüştü. Her iki görüşmedeki konuşmalarında ilişkilerin seviyesinden memnun kaldığını söyleyen Clinton farklı alanlarda ortak çalışmaların yürütülmesi gerektiğini savundu. Resmi görüşmelerin yanı sıra Bakü'deki gençlik teşkilatlarının liderleri ile de bir araya gelen Clinton muhalefet liderleri ile görüşmedi. Bu Washington için Bakü ile diyalogta demokrasi ve insan hakları konularının arka plana alındığı anlamına geliyordu. Muhalefet liderleri Clinton'la görüşmeleri durumunda demokrasi ve seçim konularını gündeme getirmeği planlıyorlardı. Muhalefetle görüşmeyen ABD Dışişleri Bakanı ise bu konuları geniş şekilde tartışmaktan yana olmadığını belirtti. Clinton'un ABD'nin demokrasi yolundaki mesafeleri uzun bir dönemde kat ettiği yönündeki sözleri yerli muhalefete bir mesaj niteliğindeydi. Clinton "Çalışmalarınızda bizden destek beklemeyin, yapacağınız işlerde kendinize güvenin. Ayrıca bu işler zaman ister" demek istiyordu.

ABD Dışişleri Bakanının Yukarı Karabağ konusunda Bakü`de yaptığı açıklamalar da bir ümit vermiyordu. Clinton, Rusya Cumhurbaşkanı Dmitri Medvedev ve Başbakan Vladimir Putin'in söylediklerini tekrar dile getirdi: "Taraflar kendileri anlaşmalıdırlar".[3] Clinton`un ABD`nin Yukarı Karabağ sorununun kısa sürede çözümünden yana olduğunu yönündeki ifadesi uzun yıllardır söylendiği için bir anlam ifade etmemektedir.

Clinton'un 4 Temmuz'da yaptığı Bakü ziyaretinde ABD'nin bağımsızlığı günü nedeni ile Cumhurbaşkanı Aliyev ABD Devlet Başkanı Barak Obama'ya gönderdiği mektupta iki ülke arasındaki ilişkilere ve Yukarı Karabağ sorununa değindi. ABD-Azerbaycan ilişkilerinin dostluk ve işbirliği seviyesinde olduğunu belirten Aliyev aynı zamanda enerji alanındaki ilişkiler, uluslararası teröre karşı ortak mücadele ve bölgede güvenliğinin arttırılması amacıyla yapılan ortak çalışmalara da değindi. Aliyev sözkonusu ilişkilerin bundan sonra da gelişeceğine olan inancını dile getirdi. İlham Aliyev mektubunda Azerbaycan'ın en büyük sorunu olan işgal altındaki topraklar konusunu hatırlatarak, AGİT Eş Başkanı olan ABD`nin sorunu kısa sürede barışçı yollarla çözümdeki çabalarından dolayı ümitli olduklarını kaydetti.

 

Clinton Erivan'dan Bakü ve Ankara'ya mesajlar yolladı

Clinton`un Bakü'den sonraki durağı olan Erivan'da yaptığı açıklamalar Azerbaycan siyasi çevreleri ve kamuoyunu hayal kırıklığına uğrattı. ABD hükümeti yaklaşık bir yıldır Türkiye`ye baskı yaparak, Yukarı Karabağ sorununun göz ardı edilip Ermenistan'la ilişkilerin normalleştirilmesini istemesine rağmen Washington`un bu politikası bir sonuç getirmedi. Türkiye tüm baskılara rağmen, siyasi çevreleri ve kamuoyu ile Yukarı Karabağ sorununun çözümünden taviz vermeyeceğini kanıtladı. Amerikalı yetkililerin Azerbaycan`a artan ziyaretleri, Başkan Barak Obama`nın Azerbaycanlı meslektaşına yazdığı mektup, ardından Clinton`un Bakü'yü ziyareti Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesini Washington'un arka planda tuttuğu Yukarı Karabağ sorununun çözümünde önemli bir faktör olacağı şeklinde algılandı. Ancak bu beklentiler gerçekleşmedi. Clinton Erivan'da yaptığı açıklamalarda, Yukarı Karabağ sorununun çözümünü hatırlatmadan Türkiye-Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerinin koşulsuz kurulması gerektiğini vurguladı.[4] Clinton Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan`ın tutumundan övgüyle bahsedip topun Türkiye'de olduğunu iddia ederek Yukarı Karabağ politikalarını aslında değişmediğini belirtmektedir.

ABD`nin Türkiye-Ermenistan diplomatik ilişkilerinin kurulması için her türlü desteği vermeğe hazır olduğunu belirten Clinton Erivanda Zürih anlaşmasını hatırlattı: "İki ülke arasında protokoller imzalanırken ben de Zurih`te idim. Ermenistan ve Türkiye Cumhurbaşkanları tarihi bir karar almışlardı. Ümit ediyoruz ki, engeller ortadan kaldırılacak ve Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşme süreci devam edecek" [5]Buna rağmen, Clinton sürecin uzanmasından duyduğu endişeni de dile getirdi: "Maalesef imzalanmış senetler halen onaylanmamış. Ermenistan Cumhurbaşkanının çabalarını takdirle izliyoruz. Türkiye tarafından çıkarılan engellere rağmen, Ermenistan`ın süreci devam ettireceğine inanıyoruz". Clinton Erivan`dan Ankara`ya çağrıda bulunarak, Ermenistan`la ilişkileri normalleştirmek için çabalarını artırmasını istedi. İki ülke arasındaki normal ilişkilerin bölgenin yararına olacağını da vurgulayan Clinton konuyu şu cümle ile tamamladı: "Şimdi top Türkiye`nin meydanında ve onun hareket etme zamanı". Clintonun bu yaklaşımı Ermenistan yönetimi ile Ermeni lobisinden tam puan aldı. Amerika Ermeni Assamblesi Erivan`da "soykırım" anıtını ziyaret etmesinden dolayı ABD Dışişleri Bakanı Hillari Clintona teşekkür etti.

Ermeni lobisi Clintonun Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmemesinde Ankara'yı sorumlu tutması nedeni ile ABDDışişleri Bakanının tavrını takdir etti. Amerika Ermeni Assamblesi Yönetiçilerinden Grayr Ovnanyan açıklamada bulunarak, Clintonun milletvekili olduğu dönemde "soykırımı" tanıtma çalışmalarına atıfta bulunarak, ABD`nin "soykırımı" tanıtma çalışmalarından daha ileri adım atacağına olan inancını dile getirdi. Assamble Yönetiçilerinden Brayan Arduni Clinton`un "soykırım" anıtını ziyaret etmesini "soykırımın" daha geniş alanda tanınması çalışmalarına önemli katkı saklayacağının altını çizdi [6]

Clinton'un Tiflis'te uyguladığı çifte standart

Clinton'un Güney Kafkasya ziyaretinin son durağı olan Gürcistan'da Azerbaycan ve Ermenistandan farklı olarak Gürcü muhalefetinden bazı liderler ile bir araya geldi. Ancak Clinton Tifliste de eleştirilerle karşılandı. Gürcistan Eski Parlamento Başkanı Nino Burcanadze açıklamada bulunarak, Clinton'un Gürcistan iç politikası ile ilgilenmemesinden duyduğu kaygını dile getirdi: "ABD Gürcistanın iç sorunlarına gözünü yumuyor. Bu yaklaşım Gürcü halkının ABD'ye olan inancını azaltıyor. Clinton yanlışlığa yol açtı"[7] Burcanadze'yi kızdıran Clintonun kendisi ile görüşmemesiydi. Clinton muhalefet liderlerinde sadece Georgi Targamadze ve İrakli Alasaniya ile görüştü. Targamadze ve Alasaniya mühalefette olsalar da, Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşviliye karşı radikal tutum sergilememekte en önemlisi Moskova ile yakın ilişkiler kurmamaktadırlar. Burcanadze ise son dönemlerde Rusya'ya sıkı ziyaretler gerçekleştirerek, Rus yetkililerle fikir alış-verişinde bulunmaktadır. Clinton Burcanadze ve Eski Parlamento Başkanının görüşlerine paralel düşünen kişilere randevu vermemekle Rusya ile irtibat kuran Gürcü muhalefeti ile hiçbir bağlantılarının olmadığını işaret etmiştir.

Clinton Tiflis'teki görüşmelerde Gürcistan'ın toprak bütünlüğü konusunda net ifadeler kullandı. ABD Dışişleri Bakanı Azerbaycan`ın toprak bütünlüğü konusunda bir kelime bile söylemezken, Tiflis`te yaptığı açıklamada, ABD`nin Rusya`nın Güney Osetya ve Abhazya`nın işgalini kabullenmeyeceğini şu sözlerle ifade etti: "Biz Gürcistan'ın işgalini asla kabul etmiyoruz. Gürcistan'ın toprak bütünlüğü bizim için önemli". [8]

Güney Osetya veya Abhazya`nın Yukarı Karabağ'dan ne farkı var?

Her üçü işgal altında, her üçünde toprak ihlali söz konusudur. Ancak ABD'li yetkililer Yukarı Karabağ'ı farkı değerlendirmeye özen göstermektedirler. Clinton Moskova'yı eleştirirken, Erivan'a övgüler yağdırması Azerbaycan'da çifte standart olarak algılandı.

Barak Obama Rusya ile ilişkilerde eski dönemlerin gerginliğini azaltmaya çalışmaktadır. Kremlinin itirazlarına rağmen Polonya ve Çek Cumhuriyetinde füze savunma sistemlerinin yerleştirilmesi planlarından geri adım atan Obama Moskova'yı kızdıracak adımlardan çekinmektedir. Rusya'daki siyasi ve askeri çevreler Güney Kafkasya'yı arka bahçeleri olarak düşünmektedirler. Clinton, Rusya'nın Güney Kafkasya'daki siyasi ve askeri alanda stratejik ortağı olan Ermenistan'da ülkenin politikasını öven açıklamalar yapmakla, Rusyadakı belli çevrelerin çıkarlarını dikkate aldığını göstermiştir.

 


 

[1] Hillary Clinton İlham Aliyeve mektub gönderdi". www.azadliq.org. 3 Haziran 2010.

[2] Elmar Memmedyarov ABD ile ilişkilerde sorun görmüyor?". www.milaz.info. 8 Haziran 2010

[3] Clinton: Karabağ sorununun kısa sürede çözümünden yanayız". Trend. 4 Haziran 2010

[4] Clinton: Karabağ sorununun kısa sürede çözümünden yanayız". Trend. 4 Haziran 2010

[5] Cilnton Yerevan'dan Ankaraya mesaj yolladı". www.faktxeber.com. 4 Haziran 2010.

[6] Ermeni Assamblesinden Clinton'a takdir geldi" APA. 5 Haziran 2010.

[7] Burcanadze Clinton'u eleştirdi". Rezonansi. 5 Haziran 2010.

[8] Clinton Tifls'ten Moskova'ya mesaj yolladı". www.kafkaz-memo.ru 5 Haziran 2010.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Aslan Yaman   - 29-09-2020

Karadeniz’deki Doğalgaz Keşfi Türkiye’nin Bölgesel Politikalarında Kaldıraç Olarak Kullanılabilir mi?

Özet Türkiye’nin Karadenizdeki doğalgaz keşfi ve bunu kendi imkanları ile gerçekleştirmesi münhasır ekonomik bölgelere sahip olan ancak arama ve çıkarma faaliyetleri için dünya enerji devlerine ihtiyaç duyan ülkeler için heyecan yaratan bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. ...