Orta Doğu’da Demokratikleşme Ve Akp

Büyük Orta Doğu projesinin gerçekleşmesinin en önemli aşamalarından birisinin Orta Doğu’nun demokratikleşmesi olduğunu Amerikalı stratejistler ifade ediyorlar.

Ancak, Orta Doğu'da yarın yapılacak bir seçimi mevcut rejimlerden daha anti-Amerikancı bir siyasal söyleme sahip radikal İslamcı diye anılan değişik siyasal hareketlerin kazanması hemen hemen kesin gibi. Demek ki, mevcut rejimlerin yerine demokratik yollardan gelmeden önce bu "radikal İslami hareketlerin" liberalleştirilmesi veya AKP'leştirilmesi gerekiyor.

Aslında bu sürecin başladığı görülüyor. Örneğin geçen hafta Fas'ta amblemi gaz lambası olan Adalet ve Kalkınma Partisi adını taşıyan radikal İslamcı partinin 84 yaşındaki yaşlı lideri Abdülkerim Hatip genel başkanlık görevinden çekilirken partinin yeni genel başkanlığına seçilen Saadine Osmani Türk modeli AKP'yi örnek alacağını ifade ediyordu. Fas AKP'sinin iktidara yürüdüğü ileri sürülüyor. (Milliyet, 21 Nisan 2004) Ayni günlerde Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisi arasına seçilen Recep Tayyip Erdoğan'dan bahsedilirken "Müslüman liderler içinde bulunabilecek en iyisi" şeklinde bahsediliyordu anılan dergide.

Doğrusu Orta Doğu'da radikal İslamcı hareketlere örnek olmaya başlayan AKP liderinin ABD'den gelen bu övgülerin hakkını verdiğini görüyoruz. Erdoğan, ABD'de bir düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada "Ben çocuklarımı Amerika'da okutuyorum. Bunun bir sebebi var. O da bu medeniyete duyduğum inançtır" diyor. Doğrusu siyasal kariyerinin % 90'nını anti-Amerikanizm üzerine kuran bir siyasetçinin geliştirmiş olduğu kıvraklıkta ancak Kaddafi ile yarışabildiği görülüyor.

Almanların ünlü sosyal demokrat eğilimli dergisi "Der Spiegel"in 17 Mart 2004 tarihli sayısında "Türkiye'nin güçlü adamı Erdoğan, ABD ile yapılmış gizli bir anlaşmanın arkasındaki adam" diye nitelendiriliyor. Erdoğan'ın ABD ile gizli bir gündeminin olup olmadığını bilmek mümkün değil ama 27 Ocak 2004'de ABD'de Amerikan Yahudi Kongre'sinden cesaret ödülü alan Erdoğan 16 Şubat 2004'de Teke tek programında "Diyarbakır'ı istiyorum ki; şu anda Amerika'nın Büyük Orta Doğu projesi var, Genişletilmiş Orta Doğu,yani bu proje içinde Diyarbakır bir yıldız bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım" diyerek," bulunabilecek en iyi müslüman lider" sıfatını hak ettiğini gösteriyor.

Öte yandan AKP'nin "liberal-Amerikancı İslamcı" anlayışının Türkiye'nin değerlendirilmesinde önemli değişikliklere neden olduğu Amerikalı stratejist ve politikacıların bazı açıklamalarından anlaşılıyor. Bir süre önce ABD Dış İşleri BakanıColin Powell bir konuşmasında Türkiye'den İslami Cumhuriyet diye bahsetmiş ve daha sonra bunun dil sürçmesi olduğu ileri sürülmüştü. Powell sıradan bir taşralı Amerikan politikacısı değildir. Genelkurmay Başkanlığına kadar yükselmiş ve bundan dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye ile uzun yıllar değişik boyutlarda ilişkisi olmuş bir asker-siyasetçidir. Powell'ın Türkiye'den bahsederken yanlışlıkla İslami Cumhuriyet diye bahsetmesi mümkün değildir. Powell kafasındaki ve dosyasındaki bir projeden bahsetmiştir.

Ancak Powell'ın ifadesinin bir tesadüf olmadığını gösteren bir başka açıklamada yine geçtiğimiz hafta ABD'nin önde gelen siyasal stratejistlerinden Samuel Huntington'dan gelmiştir. S. Huntington Paris'te yayınlanan Le Point dergisine verdiği demeçte Türkiye'nin Avrupa Birliği yerine etkili ordusuyla, hayli iyi işleyen demokrasisi ile İslam dünyasının liderliğine oynaması gerektiğinin altını çizmiş ve "engin bilgisi ile"!!! eklemiştir:"Atatürk'ün ortadan kaldırmak istediği ama başaramadığı Müslüman mirasıyla bütünüyle yeniden barışmayı kabul eden" Türkiye, kendisine yeni bir misyon aramalıdır. Yine tanınmış Amerikalı stratejist Fukuyama Türkiye'nin AB üyeliğini mümkün görmediğini, bunun ABD ile Meksika arasındaki sınırın kaldırılması kadar ihtimal dışı olduğunu vurgulamıştır.(Cumhuriyet, 30 Nisan 2004)

Son dönemde Washington'da resmi politika olan Türkiye'nin AB tam üyeliğine olan destek devam etmekle birlikte gittikçe daha fazla "AB üyeliği dışında çözümlerde aranmalıdır" yaklaşımının da gözlerden kaçması mümkün değildir. Özetle, AKP ABD'nin Büyük Orta Doğu stratejisinin en önemli ayaklarından birisi olan radikal hareketlerin liberalleştirilmesi sürecinde çok önemli bir rol üstlenmiştir. Gerçi tarih araştırmacıları 30-40 sene sonra AKP'nin ABD politikalarındaki işlevi konusunda belgelere dayanarak ortaya bir çok şey koyacaklardır ama Türkiye'nin bu kadar beklemeye tahammülü yok.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-11-2020

Sanal bir Zirvenin Reel Sonuçları

Bilindiği gibi G-20[1] toplantıları dünyanın GSYİH ları itibarı ile en büyük ülkelerinin her yıl bir araya gelip, diz dize, biz bize küresel sorunları değerlendirdiği, çözüm önerileri geliştirme çabası içinde girdiği (veya öyle göründüğü) platformlar. ...