Rusya – Ukrayna Savaşı’nın Dini Cephesi

Yazan  14 Haziran 2022

Rusya’yla Ukrayna arasındaki savaş, dördüncü ayını doldurmak üzere.  Bu savaşa, iki noktadan yaklaşmak gerek: 1- Bu savaş, bir yönüyle,Rusya – Ukrayna savaşıdır ve Rusya, Ukrayna gibi bağımsız bir devletin toprak bütünlüğüne aykırı hareket etmektedir.

2- Fakat aynı zamanda bu savaş, Rus- Ukrayna savaşının ötesinde, Rusya ile Batı arasında bir savaştır ve Ukrayna, Batılılar’ın (özellikle de İngiltere ve AB’nin) silah desteği verdiği ve müzakere yapmasına imkan vermedikleri Ukrayna, Batı ile Rusya’nın savaş alanına dönmektedir. ABD ve İngiltere, Ukrayna üzerinden Rusya’yı kuşatmaya çalışmaktadır.  İşte bu savaşa bakarken, bu iki hususu da aynı anda göz önünde tutmak gerekiyor.

Savaşın süresini ve sonucunu şimdiden kestirmek zor olsa da, bu savaşın Rusya ve Ukrayna halkları arasında önemli bir bölünmeye yol açtığı, bir gerçek. Zira, gerek ABD, gerekse Ukrayna’daki Batı yanlısı kesimler, yıllar boyunca, Ukrayna’yı Rusya’nın etki alanından çıkartıp Batı’nın etki alanına yerleştirmek için, Ukraynalılar’ın Ruslar’dan tamamen farklı bir millet olduğu ve Ukraynalılar’ın sırf Ukraynalı oldukları için Ruslar’ın gazabına uğradıklarını ileri sürmüş ve bu iddialar için uzak tarihten örnekler vermiş, fakat bu iddialar, tarihle yatıp kalktığı söylenemeyecek olan Ukrayna toplumu nezdinde, fazla kabul görmemişti. Şimdiyse, Rusya böyle bir savaşa girerek, Ukrayna’daki Rusya karşıtlarına ve Batılılara en büyük malzemeyi sunmuş oldu.

Rusya ile Batı arasında yoğun bir çekişmeye sahne olan bu ülkelerde nüfuz kurabilmek için, bu bölgelerin halklarını kültürel-psikolojik yönden de etki altına almak gerekiyor ve hem Batı, hem de Rusya, bunun mücadelesini veriyor.

Gerek Ukrayna’da, gerek Balkanlar’da ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinde yerli halkın önemli bir kısmı, Hristiyanlığın Ortodoksluk mezhebine mensup. Bu nedenle, hem ABD ve İngiltere, hem de Rusya, buraların halklarını etki altına alabilmek için, 1940’lı yıllardan beridir, Ortodoksluk kartını kullanıyorlar. O tarihlerden bu yana Kremlin yönetimi Moskova Patrikhanesi’nin (Rus Ortodoks Kilisesi’nin) buralardaki politikalarına destek verirken, ABD ve İngiltere, Fener Rum Patrikhanesi’ni destekliyor. ABD’nin Türkiye’ye Fener Patrikhanesi’ni bütün Ortodoklar’ın mutlak başı (ekümenik)olarak tanıması konusunda baskı yapması da, bu güç mücadelesinden kaynaklanıyor.

Fener ve Moskova patrikhaneleri arasında büyük kopuş, bundan 4 yıl kadar önce gerçekleşmişti (Ortodoks dünyasındaki en büyük bölünme olarak kabul edilir). Fener Patrikhanesi, 2018 sonlarında, Ukrayna’nın Moskova’nın değil, kendisinin alanına girdiğini ilan etmiş, bu nedenle Moskova Patrikhanesi, Fener’le bütün ilişkilerini kesmişti. Fener’in bu kararına ilk kutlama ve destek, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan gelmişti. Ne var ki Fener’in Ukrayna konusundaki bu kararına Ortodoks dünyasından fazla destek gelmeyecek, Ortodoks dünyasındaki 14 bağımsız kiliseden sadece İskenderiye, Kıbrıs ve Yunanistan kiliseleri (onlar da, ABD’nin yoğun çabaları sonucunda) Ukrayna’yı Fener’in alanında tanıyacaklardı.

Ukrayna ve Din

Ukrayna halkının büyük bölümü, tıpkı Ruslar gibi, Ortodoks mezhebinden. Ancak ülkedeki siyasi bölünmüşlüğe paralel olarak, dini alanda da bölünmüşlük var.  Cematin büyük bölümü, Moskova Patrikhanesi’ne  mensup. Diğer taraftan, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde, bazı milliyetçi rahipler Moskova Patrikhanesi’nden ayrılarak, kendi kiliselerini kurduklarını ilan ettiler. Ancak, Ortodoks dünyasında, bir kilisenin bağımsızlığının kabul edilmesi için, diğer Ortodoks kiliseleri tarafından da tanınması gerek. Milliyetçi rahiplerin kurdukları kilise oluşumları, 2018’e kadar, tanınmamış yapılar olarak kaldıktan sonra Fener, 2018’de, bunları kendi bünyesine katarak, Ukrayna’nın Ortodoks Kilisesi (Pravoslavna Tserkva Ukrayini, veya, İngilizcesi’yle Orthodox Churh of Ukraine, ya da Türkçe kısaltmasıyla, UNOK) adlı bir kilise kurduğunu ilan etti. Bu kilisenin bağımsız bir Ukrayna Ortodoks kilisesi olduğu iddia edildiyse de, aslında kilise, tamamen Fener’e bağlı bir yapı oldu. O dönemde, Ukrayna’daki Ortodoks cemaatin büyük bölümünün Moskova’dan ayrılarak Fener’e bağlı bu kiliseye (sözde bağımsız, gerçekte Fener’e bağlı kiliseye) geçeceği tahmin ediliyordu, fakat, böyle olmadı. Ukrayna’da Rusya karşıtı eğilimlerin eskiden beri güçlü olduğu Batı Ukrayna’da ve bir ölçüde Orta Ukrayna’da bulunan ve eskiden beri Moskova’dan kopmuş olan cemaatler Fener’in kilisesine girerken, Rusya sempatizanlığının güçlü olduğu güney ve doğu illerinde yaşayanlar ve Orta Ukrayna’dakilerin önemli bir bölümü, Moskova Patrikhanesi’ne bağlı kalmıştı.

İşte geçtiğimiz günlerde, Ukrayna’da Moskova’ya bağlı olan kilise teşkilatı da, Moskova’dan ayrıldığını ilan etti. Moskova Patrikhanesi, 1990 yılında, Ukrayna Ortodoksları’ndaki ayrılıkçı eğilimlerin önünü alabilmek için, Ukrayna kilisesine özerklik vermişti. Ancak, resmi özerklik olmasına rağmen, gerçekte Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna Ortodoks Kilisesi (UOK - MP), Rus Kilisesi’ne bağlı bir yapı olarak kalmıştı.   Milliyetçi kiliselerde (ve Fener’in kurduğu kilise olan UNOK’ta) Rusya karşıtlığı ve Batı yanlılığı telkin edilirken, Rusya’ya yakın çizgiedki UOK’da, Rusya-Ukrayna yakınlığı telkin ediliyordu.

2014 ve Sonrası

Ancak, 2014 yılındaki olaylar, Rus Kilisesi’ni, çok zor durumda bıraktı. Çünkü, 2014 yılında Kiev’de Batı yanlısı gruplar ihtilal yaparken, Rusya da, kendince bir misilleme olarak, Ukrayna’nın Kırım Yarımadası’nı ele geçirdi ve resmen kendi topraklarına kattığını (ilhak ettiğini) açıkladı. Bunun hemen ardından da, Ukrayna’nın en doğusunda bulunan ve Rus yanlısı eğilimlerin eskiden beri güçlü olduğu Donbas bölgesinde (Donetsk ve Lugansk illerinden oluşur) Rus yanlısı ayrılıkçı gruplar, Donetsk ve Lugansk il merkezlerini ele geçirip Ukrayna askerleriyle çatışmaya girdi. Rusya ile Ukrayna arasında bu şekilde doğrudan ve dolaylı çatışmaların başlaması, Rus ve Ukrayan halklarının aynı halk olduğunu, Rusya ile Ukrayna’nın birlik olması gerektiğini savunan Rus Ortodoks Kilisesi’ni de, çok zor durumda bırakmıştı. Bu nedenle, Moskova Patriği Kiril, normal şartlarda Rusya’daki bütün devlet törenlerine katılmasına rağmen, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in “Kırım’ın Rusya’ya katılması” törenine gitmedi. Rus Ortodoks Kilisesi, iki halkın kardeşliği iddiasını savunmaya devam ederek, Rusya ile Ukrayna arasındaki gerilimde, geri planda kalmayı tercih etti (Rus Ortodoks Kilisesi’ne mensup bazı rahiplerin Rus yanlısı ayrılıkçıları desteklemesine karşılık, Rus Ortodoks Kilisesi, bir kurum olarak, dışarıda kalmayı tercih etmişti). Dahası, Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sonrasında burada Ukrayna’ya ait hiçbir şey bırakılmaz iken, Kırım’da Moskova Patrikhanesi’ne bağlı olan cemaatler (Simferopol Piskoposluğu), doğrudan Rus Ortodoks Kilisesi’ne bağlı kalmak yerine, Moskova Patrikhanesi bünyesindeki Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne bağlı olmayı sürdürmüştü. Aynı şekilde, Rus yanlısı ayrılıkçıların denetimine geçen Donetsk ve Lugansk şehirlerindeki kiliseler de, Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne bağlı kaldı. Dolayısıyla, Ukrayna’nın topraklarının işgale uğradığı 2014 sonrası dönemde, Moskova Patrikhanesi bünyesindeki Ukrayna Ortodoks Kilisesi, Ukrayna’nın işgal altındaki bölgelerinde Kiev ile bağlantılı tek kurum olmuştu.

Ne var ki, Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna kolunun (UOK-MP) kendisini Ukrayna kilisesi olarak ortaya koymasına karşılık, 2014 ihtilalinden sonra iktidara gelen Batı yanlıları, bu kiliseyi, Rusya’nın bir uzantısı, dolayısıyla, düşman bir unsur olarak gördüler ve dönemin Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’nun girişimiyle Ukrayna’daki milliyetçi cemaatler Fener Patrikhanesi’nin yönetimine verilirken (Fener’in güdümünde UNOK kurulurken), UOK-MP’ye yönelik de, kısıtlayıcı yasalar kabul edildi. Fakat 2019 yılında, Ukrayna’nın Rusya’ya sempati duyan güney ve doğu bölgelerinden de epey oy alarak iktidara gelen Volodimir Zelenski’nin cumhurbaşkanı olmasıyla, Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna kolu (UOK-MP) üzerindeki baskılar da son bulacaktı.

Savaşın Dini Alana Etkisi, Nasıl Oldu?

Ancak, Rusya ile Ukrayna arasında 24 Şubat’ta doğrudan savaşın başlaması (daha önceden, Rus yanlısı ayrılıkçılarla Ukraynalı hükümet güçleri arasında çatışmalar yaşanıyor ve Rusya, kendi askerlerinin Ukrayna’da olmadığını iddia ediyordu), Rus Ortodoks Kilisesi’ni çok daha zor duruma soktu. Bir taraftan, Ukrayna’da Rusya’yla yakından uzaktan bağlantılı olan herşey tasfiye edilmeye başladı. Diğer taraftan Rus Ortodoks Kilisesi, Putin’in “Ukrayna Özel Operasyonu” olarak adlandırdığı bu savaşı takdis ettiğini açıklayarak, kendi kendisini zor duruma düşürdü. Bu nedenle, bu kilisenin Ukrayna kolu (UOK-MP) da, Ukrayna’da geniş kesimler tarafından, Rusya’nın bir uzantısı, bir düşman oluşum olarak algılanmaya başladı. Rusya’nın Ukrayna’ya doğrudan saldırması, Ukrayna toplumundaki Rusya karşıtlığını, bu zamana kadar görülmemiş boyutlara taşıdı. UOK-MP’nin yapısı, daha önceden de, farklı hizipleri (Koyu Rus yanlıları ile Rusya’ya mesafeli olanlar gibi) barındırıyordu. Savaşın başlamasıyla birlikte, bu kilisenin rahiplerinin bir bölümü, kilisenin Moskova Patrikhanesi’ne olan bağlılığına itiraz etmeye başladılar ve ayinlerde Moskova Patriği Kiril’in adını zikretmekten vazgeçtiler. Kilisenin cemaatinin de önemli bir bölümü (özellikle Ukrayna’nın orta bölgelerinde bulunanlar), kilisenin Moskova’yla bağlantısına itiraz etmeye başladı. Bazı yerlerde (özellikle Ukrayna’nın orta ve batı bölgelerinde), pek çok cemaat, bu kiliseden ayrılarak, Fener’e bağlı olan UNOK’a geçmeye başladı (sadece Hmelnitski ilinde 100 kadar cemaatin bu şekilde taraf değiştirdiği, toplamda, 400 kadar cemaatin savaşın başından beri UOK-MP’den ayrılıp Fener’a bağlı UNOK’a geçtiği bildiriliyor). Bunlardan bir kısmında cemaatin isteğinin rol oynadığı, bir kısmındaysa, Fener’e bağlı kilisenin, belli bölgelerin yerel yöneticilerini arkasına alarak, yani, yerel yönetimlerin baskısıyla bu transferi sağladığı iddia ediliyor. Hatta, Ukrayna’nın bazı ilçelerinde (Sumi ilinin Konotop ilçesi, Kiev’in Brovari ve Borispol ilçeleri gibi) Moskova Patrikhanesi’nin kilisesinin faaliyetleri, tamamen yasaklandı. Bunlara ek olarak, Fener Patrikhanesi’nin Ukrayna kolu, Kiev’de Moskova Patrikhanesi’nin denetimi altında bulunan ve Rus Ortodoksları’nın en büyük hac merkezi durumunda olan Peçrrsk Manastırı’nın tamamının veya bu mümkün değilse, en azından bu manastırdaki bazı kiliselerin kendisine verilmesini talep etti. Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna Kolu’nun yasaklanması için, “Golos” (Ses) adlı siyasi partinin milletvekilleri, parlamentoya önerge sundu.

Kiev’deki Toplantıda, Ne Kararlar Alındı?

Bütün bu şartlar altında Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna kolu, kendi üzerinde yoğunlaşan baskıların önünü alabilmek amacıyla, 27 Mayıs tarihinde,  hem ruhbanın, hem de bu kiliseyi destekleyen dünyevi kişilerin dahil olduğu bir toplantı düzenledi. Sabah saatleridne düzenlenen toplantıda, Moskova Patrikhanesi ile ilşikilere son verilmesi konusu gündeme geldi ve bu konunun, öğleden sonra düzenlenecek olan bir dini konsül toplantısında ele alınmasına karar verildi. Öğleden sonra düzenlenen toplantıya, Ukrayna’nı halen Rus işgalinde bulunan bölgelerinin rahipleri de çevrimiçi yöntemle katıldı ve konsül toplantısında, 1 – Rusya – Ukrayna Savaşı’nın bir an önce sona erdirilmesi gerektiği belirtildi (aslında, Ukrayna’daki Rus yanlılarının da en temel talebi, bu. İki ülke arasında kalmış durumda olmayı istemiyorlar); 2- İnsan öldürmenin en büyük günah olduğu ifade eidldi (fakat, kimin kimi öldürdüğü ifade edilmediği için, özellikle milliyetçi çevrelere göre, burada kilise, Rusya’yı somut bir şekilde suçlamıyor). 3- Moskova Patriği Kiril ile aynı görüşte olunmadığı vurgulandı (fakat Patrik Kiril, kınanmadı. Sadece, aynı görüşte olunmadığı ifade edildi). 4-  Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin tüzüğünden, Moskova ile ilişkiye dair bütün ifadeler çıkartıldı. 5- Bir egemenlik göstergesi olarak, Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin mür yağının Kiev’de hazırlanacağı belirtildi (mür yağını hazırlamak, Ortodosk kiliselerinde bağımsızlığın bir sembolü gibi kabul edilse de, aslında öyle değil. Zira, Kudüs Patrikhanesi, bağımsız, yani otosefal olmasına rağmen, kendi mür yapını kendi hazırlamıyor. Ukrayna’da da mür yağı, 1917 Rus Devrimi’ne kadar, Kiev’de hazırlanmıştı, o dönemlerde Ukrayna Ortodoksları’nın tamamiyle Rus Ortodoks Kilisesi’nin egemenliğinde olmalarına rağmen).

Dolayısıyla, Moskova Patrikhanesi’nin Moskova ile ilişkilerini kestiğini açıklamasına rağmen, bunun gerçek anlamda bir kopuştan ziyade, savaş şartları altında göstermelik bir ayrılık olduğu anlaşılıyor. Nitekim, bu karardan hemen sonra, Moskova’da Rus Ortodoks Kilisesi de kendi konsülünü topladı ve burada, Ukrayna’da bazı çevrelerin Rus ve Ukrayna kiliseleri arasına ayrılık tohumları ekmeye çalıştıkları, fakat bunu başaramayacakları ifade edildi. Dolayısıyla, Moskova Patrikhanesi de, Kiev’deki  toplantının gerçek bir ayrılığı içermediğinin farkında. Moskova Patrikhanesi’nden yapılan diğer bir açıklamada da, Ukrayna’daki bu bölünmenin, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın oyunu olduğu ifade edildi ve Ukrayna’daki Ortodokslar’ın durumunun anlayışla karşılandığı kaydedildi.

Öte yandan, bu son savaş, Moskova’ya bağlı olan Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nde de bölünmeleri meydana getirdi. 2014’ten beridir Rusya’nın ilhakına rağmen Kiev’e bağlı olmayı sürdüren Kırım’daki Ortodoks cemaat, geçtiğimiz günlerde, doğrudan doğruya Moskova Patrikhanesi’ne bağlanma kararı aldı. Cemaatin kararında, savaş şartları nedeniyle Kiev’le iletişim kurulamadığı ifade edildi.

Sonuç:

Sonuç olarak, Rusya – Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, Ukrayna’da Rusya’yla yakınlaşmayı savunan pek çok oluşum gibi, Moskova Patrikhanesi’nin Ukrayna kolu da, zor durumda kaldı ve taamen tasfiye edilmemek için, bir ön alma politikası olarak, Moskova ile ilişkileri kestiğini açıkladı. Ancak, kendisini bağımsız (otosefal) kilise olarak da ilan etmedi. Dolayısıyla, savaşın yakın bir gelecekte sona ermesinden sonra, bu kilise, Moskova ile yeniden ilişkileri kurma yoluna gidecektir. Ancak, Rusya ile Ukrayna aradındaki savaşın uzaması, iki ülke arasında sadece dini kurumların değil, bütün kültürel hayatın da kopması sonucunu getirecek. Savaşın sürmesi, Ukrayna’da Fener Patrikhanesi taraftarlarının nüfuzunu daha da arttırabilir ve bu kesimler, Moskova’ya bağlı Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin Moskova’yla ilişki kesme kararını samimi bulmayarak bu kiliseyi tasfiye edip Fener’e bağlamaya çalışabilir. Dolayısıyla, savaşın uzaması, Ukrayna’nın orta ve batı bölgelerinde hem Batı’nın, hem de Batı destekli Fener Patrikhanesi’nin etkisinin artması anlamına gelir. Fener Patrikhanesi’nin uluslararası alanda güç kazanması, onu Türk devleti karşısında da daha cüretkar bir konuma getirecektir. Zira, Türkiye’nin Fener Patrikhanesi’nin sadece Türkiye’deki birkaç bin kişilik Rum Ortodoks cemaatin dini kurumu olduğunu söylemesine karşılık, Fener’in buralarda doğrudan kendisine bağlı milyonlarca kişilik cemaate sahip olması, zaten şu anda da gittiği ülkelerde devlet başkanı protokolüyle karşılanan Fener Patriği’ni iyice güçlendirecek, patrikhane, Türkiye’de devlet içinde devlet haline gelebilecektir. Başka bir deyişle, Türkiye’deki Amerikan üslerine benzer bir şekilde, Türk topraklarında, İstanbul’un orta yerinde, Türkiye’nin denetleyemöediği bir yapı oetaya çıkmış olacaktır.

Bu nedenle, bu savaşın bir an önce sona ermesi, Türkiye’nin de milli çıkarınadır.

Rusya ile Batı arasındaki mücadelede Fener Rum Patrikhanesi’nin nasıl kullanıldığını ve Ortodoks kiliselerinin tarihini öğrenmek isteyenlere, Cumhuriyet Yayınları’dnan çıkmış olan “Rusya Batı Çatışmasında Fener Rum Patrikhanesi” adlı kitabımı tavsiye ediyorum. Kitabı, internette bu linkten alabilirsiniz: Rusya-Batı Çatışmasında Fener Rum Patrikhanesi Deniz Berktay  

Deniz Berktay

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Rus-Slav Araştırmaları Uzmanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR