Ukrayna’nın Gündemi ve Türkiye’nin Ulusal Çıkarı

Yazan  06 Şubat 2022

Çöken Sovyetler Birliği’nden 24 Ağustos 1991 de ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Ukrayna, o tarihte, Rusya’ya “ebediyete kadar birlikte” olacakları mesajını vermiş olsa bile, zaman içinde yolları ayrıldı. Aradan geçen yıllarda zaman zaman Rusya’nın ağır yaptırımlarına muhatap oldu.

2014 de Kırım, bir referandum sonucunda 12 adet doğal gaz kuyusu ile birlikte Rusya’ya kaydı gitti. Ukrayna, Kırım’ın ayrılışı ile birlikte, doğusunda kalan Donbass’tan da benzer mesajlar almaya başladı. Donbass huzursuzdu. Özerklik istiyordu. Kiev hep Moskova’yı ayrılıkçı etnik Rus azınlığa mühimmat desteği vermekle suçladı.

Donbass’ın geleceği, göreve geldiği andan itibaren Başkan Zelensky için bir öncelik oldu. Bunun kişisel nedenleri vardı. Ama bölgeyi bir şekilde eline geçirecek Rusya’nın orada durmayacağını ve Kievan Rus hayalini bir şekilde gerçekleştirmek isteyeceğini tüm gücü ile dünyaya anlatmaya çalıştı. Doğu Ukrayna’ da yaşanan insanlık dramı o sırada başka sorunlara odaklanmış dünyayı pek etkilemedi. Bölgenin yer altı zenginliklerini ele geçirmek istediği iddialarına karşılık, Rusya’dan hep “ne yapacağız o balçık, bataklık bölgeyi biz!” cevabı geldi. Yine de yeterince genişleyen NATO, Baltık ülkelerinden gelen taleplere karşı, çeşitli bölgelerden Baltık kıyılarına güç kaydırmaya başladı. Ama bugün artık Rusya tehdidi, hem NATO, hem Ukrayna için kemiğe dayanan bıçak gibi

Dünden Bugüne Zelensky’nin Yaklaşımında Kişisel Motifler          

Krivoy Rog(Rusça) veya Kryvyi Rih (Ukraynaca), Ukrayna’nın Dnipropetrovsk Oblast’ında bulunan bir küçük yerleşim yeri. Buranın önemi Zelensky’nin 1978 de doğduğu yer olmasından kaynaklanıyor. Başkanın doğduğu ata toprakları,  Donbass’a 3-4 saat mesafede. Yani artık topun hemen ağzında. Tarihin derinliklerinden bu yana Rus, Kazak ve Yahudiler Donbass’ta acıyla, tatlıyla kaynaşmış. Ama demek ki yeterince kaynaşmamış veya kaynak çatlamış ki, uzun bir süredir ayrılık ve düşmanlık var. Bu durumun temelinde, bağımsızlığın başından beri Ukrayna’nın ekonomik gücünü toparlayamaması ve fırsatları yolsuzluklara heba etmesi var. Doğu Ukrayna hep yoksunlukların muhatabıydı. Bunu da oranın halkı ülkenin batısından olan farklılığına atfetti.

 Aslında Ukrayna’nın 43 milyon Ukraynalıyı rahatlıkla besleyecek bereketli toprakları var. Kaldı ki temel gıda maddelerini Türkiye’ye bile ihraç ediyor. Ama uzun yıllar yüzde 14.5 ve yüzde 20 arasında değişen yıllık enflasyon ve yüzde 10 oranındaki işsizlik, Ukrayna halkını canından bezdirdiği için dünya Ukrayna halkının kötü hava koşullarında Meydan(Maidan) direnişlerine tanık oldu. Ancak Zelensky yönetiminin kararlı tutumu ile Ukrayna Dünya Bankası 2020 raporundan anlaşılacağı gibi, geçmişe göre fersah fersah mesafe kaydetti. Enflasyon 2019 da yüzde 4.1e, 2020 de ise yüzde 2.4 e kadar geriledi. Ukrayna ekonomisinin yüzde 12 si tarım, yüzde 28.6 i sanayi ve geri kalan kısmı hizmetler sektöründen oluşmakta. Kıymetli ve nadir toprak altı zenginlikleri yanı sıra fevkalade çeşitlenmiş ve bağımsızlıktan sonra batı ile bütünleşmiş sanayi dalları var. Ama işte başının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duran bir Rusya, içeride yasalara rağmen zar zor üstesinden gelebildiği yolsuzluklar ve şimdi artık doğusunu kaybetmekten öte, yine Kievan Rus iştihası yükselen Rusya tarafından işgal edilme tehlikesi var.  

 Son seçimde oyların yüzde 73 ünü alan Zelensky şimdi NATO ya seçildiği günden daha fazla yakın olma çabasında. Bu gün Ukrayna’da geçmişteki tehdit algılaması artık tehdide dönmüş durumda. NATO’nun son yıllarda kırılgan hale gelen askeri ittifakı ise Ukrayna sayesinde belki yeniden güçlenecek. Son seçimler sırasında Zelensky Rusya’ya “hiçbir bağlantı içinde olmadığı, ülkesinin iyiliği ve insanların güvenliği söz konusu olduğunda, şeytan ile bile müzakereye gireceği“ yolunda mesajlar göndermişti. Ama bunlar Rusya tarafından hiç inandırıcı bulunmadığı için, artık Donbass’taki ayrılıkçı Rus azınlığın durumu konusunda Ukrayna ile Rusya’nın müzakere masasına oturması uzak bir hayal. Zelensky şimdi bölgeyi Rusya’ya kaptırmamaktan öte, ülkesini hem doğudan, hem de Belarus üzerinden gelecek Rus tanklarına ve postallarına karşı korumak durumunda. Bunun için oturacağı masa artık, müzakere masası olamaz. Bu zorlu süreçte tüm iyi niyetine rağmen Türkiye’nin Rusya’yı ikna yeteneği fazla değil. Evet, Sayın Cumhurbaşkanı, kendi görünürlüğünün olacağı masalarda bulunmak istiyor. Ama şu anda Türkiye’nin yaklaşımı, bana yine bir Türkçe deyimi hatırlatıyor.

“Tavşana Kaç; Tazıya Tut” Siyasetinin Sınırı Olmalı

Tüm Minsk süreçleri, Rusya’nın istediği gibi “Barış Koruma(Protection)“ veya Ukrayna’nın tercih ettiği gibi “ Barış Koruma(Peace Keeping)“ yaklaşımları arasındaki niyet ve görüş farkları yüzünden akim kıldı. Minsk süreçlerinde yer almayan Türkiye bir kere bu nedenle bilgi eksikliğinden dolayı bu arabulucu işine girmemeli. Zaten arabuluculuk konusunda geçmişte ispatlanmış bir başarısı da pek yok. Tam tersine Orta Doğu Barış Sürecini taraf tutmaya kurban etmekle kalmadı, kendi yanında olan Orta Doğu ülkelerini aleyhine çevirdi. Bu nedenle Ukrayna ve Rusya arasında eşit ve dengeli bir mesafe koyarak ilişki sürdürmek Türkiye’nin ulusal menfaatlerine en uygun olan seçenek. Yoksa Ukrayna’ya gidip, satamayacağı İHA ve SİHA’ları birlikte üretme planları yapmak (biz buna uluslararası iktisat yazınında ticareti ikame edici yatırım deriz), sonra Rusya’ya ben tarafsızım demek ve hiçbir şey olmamış gibi devam etmek, Moskova’yı aldatmayacaktır. Kaçın kurası Putin? Türkiye için önemli olan,  yeniden NATO nun önemli bir parçası gibi görünmek çabası içinde, Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını tehlikeye atacak tasarruflara girmemek, Montrö (Montreux) anlaşmasını deldirmemek ve belki Rusya’ya da bunun güvencesini, kendi ulusal çıkarlarımız dolayısı ile verdiğimizi açıklamak. Bu amaçla da Kanal İstanbul gibi projeyi tümü ile gündem dışı ilan etmek gerek. Bu arada, Türkiye iki gün önce Adriyatik’te yapılan NATO olağanüstü deniz tatbikatına alışık olunduğu üzere bir firkateyn ile katıldı mı bilmiyorum. Ama katıldıysa ayrı mesaj; Katılmadıysa ayrı mesaj. Ankara her halde bunun farkındadır ve umarım kamuoyu bu konuda aydınlatılır.

Ayrıca Ukrayna, AB nin Doğu Ortaklığı ve AB Komşuluk Politikaları(ENP) çerçevesinde, Türkiye’den bile farklı bir üyelik önceliğine sahip. Bunu Rusya bilmiyor mu? 2014 de imzalanan Ukrayna-AB Ortaklık Anlaşması(Association Agreement) ve 2016 da imzalanan, “Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Anlaşması“ (Deep & Comprehensive Free Trade)nı Rusya unuttu mu? Bu bağlamda, Zelensky, Donbass’ taki Rus emellerinden öte Rusya’nın sınırları aşarak ülkesini işgal planlarını hissedince, AB ile ilişkilerine daha yakından bakmaya başladı. Biz bu patırtıda konuya sadece Ukrayna-NATO diye bakıyoruz. Ama aslında Ukrayna- AB ilişkileri şimdi çok daha önemli. AB Ukrayna’yı bu patırtıda üyeliğe kabul etse, Rusya ne tepki verir? Türkiye’nin Ukrayna ile yapmış olduğu yeni anlaşmaların AB nezdinde olduğu kadar, Rusya gözündeki değeri ne olur? Açıkçası “Tavşana Kaç; Tazıya Tut” politikasının da bir fiili ve hukuki, ama hepsinden öte bir de ahlaki(iyi veya kötü) ve etik( doğru veya yanlış) yönü olmalı. Ne Ukrayna tavşan, ne de Rusya tazı. Bir de bu hatırlanmalı.

  Geçen yaz Putin yazdığı bir makalede Ukrayna’nın meşru olmadığını belirtince, haklı olarak tüm Baltık ülkeleri 2000 lerde kendileri için de söylenen bu ifadeyi hatırlayıp telaşla kapıldı. Rusya’yı başta Polonya olmak üzere tüm Baltık ülkeleri, AB ve NATO üyesi olmalarına rağmen, hala bir beka sorunu olarak görüyor. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de Belarus hariç benzer bir endişe var. Özellikle Baltık ülkelerinin en önemli sıkıntısı, her birinde önemli oranda ve önemli rollerde Rus azınlığın olması ve onların Rusya’ya olan duygusal bağlılıkları. Bu nedenle bu ülkeler, Ukrayna olan tatsız bazı geçmiş olaylar yüzünden, AB ve NATO’dan, Rusya’ya karşı koruma beklerken bile Rusya’ya karşı uygulanacak herhangi bir ilave yaptırımı desteklemeyecekler izlenimi veriyorlar. Bunların yaptırım konusunda “ Kuzey Akım” doğal gaz boru hattı ile Rusya’ya göbekten bağlı olan Almanya’yı izlemekten başka bir tavır sergileyeceğini sanmıyorum. Türkiye’nin de bakış açısını bu yaklaşıma odaklandırması, Rusya ile olan ilişkileri bakımından iyi olur kanaatindeyim.

Konunun Karadeniz Güvenliği Duyarlılığı ve Niyet Okuma  

Öte yandan konu hep “Rusya Ukrayna’yı işgal eder mi?” sorusuna odaklanıyor. Bağımsız bir Ukrayna’nın Rusya tarafından hazmedilememesi bir gerçek. Putin’in özlemle tasarladığı bir Novorussia ve tarihe atfen Ukrayna üzerinde iddia ettiği bir hak var.  Konunun Karadeniz güvenliği ile olan bağlantısını, Zelensky Türkiye, ABD ve NATO’ya,  Karadeniz kıyısına 30 km yakın olan Yılan Adası’nı (Snake Island veya Zmiyiniy Ostriv) üzerinden işaret ediyor. Karadeniz’de yılan hikâyesine dönen güvenlik tehdidinin, “Yılan Adası’nın” Rusya tarafından işgal edilmesi halinde, işin Zelensky’nin iddia ettiği gibi bir savaşa dönüşebileceği ihtimali, elbette ciddi bir konu. Ama bu stratejik ada için Ukrayna’nın savaşı bile söze alabileceği söylemine karşılık,  NATO’nun konuya Karadeniz üzerinden müdahil olmaması gerekir ki Türkiye’ye kıvılcım sıçramasın. Ankara, Romanya ve Ukrayna arasında da münhasır ekonomik alan sürtüşmesi konusu olan Yılan adasını sorununa hiç girmemeli. Çünkü Yılan Adası’nı ilhak ederek, Ukrayna’nın tüm Karadeniz ikmal kabiliyetini sınırlamak isteseydi, Rusya bunu bugüne kadar çoktan, hatta belki Kırım’ın ilhakından önce yapardı. Yılan adasını işgali şu sıralar Putin’in gündeminde de gözükmüyor. O şimdilik Doğu Ukrayna ile Belarus - Ukrayna sınırına birlikler yığarak, sinir harbi başlatmış durumda. NATO ile tırmandırmadalar. Türkiye itidali korumalı, nefesini tutmalı.

 Donbass ve Kırım’daki fiili durum ayrı. Türkiye Donbass ile ilgili ses çıkarırken ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden dem vururken, kendisine hep Suriye’nin hatırlatılacağını bilmeli. Kırım’da ise kendisinden yardım isteyen ata yadigârı Kırım Tatarlarına vereceği cevabı dikkatle seçmeli. Bütün bu mülahazalara rağmen Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi ihtimali hala düşük. Tabii Donbass baharla birlikte özerkliğe daha fazla evrilebilir. Ama Rusya korkuyu hep Ukrayna üzerinde tutacaktır. Tabii bu korku Zelensky’nin işine yarayacak bir korku sanki. Normal koşullar altında, Ukrayna’da 2023’de yapılacak meclis ve 2024 de yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde Zelensky bunu koz olarak kullanacaktır.

Ama 2020’de yapılan yerel seçimlerde Zelensky’nin “Halkın Hizmetkârı”( Servant of the People) partisinin iyi sonuç alamadığı, buna karşılık, Kremlin yanlısı muhalefet platformu olarak bilinen “Yaşam İçin“(For Life), partisinin göreceli bir üstünlük sağladığı hatırlanacak olursa, Rusya da bu seçimlere müdahaleyi, kaleyi içten fethetme fırsatı olarak görüyor olmalı. 2023 de seçim yaşayacak Türkiye, Ukrayna-Rusya konusuna bir de bu seçim atmosferleri ışığında yaklaşmalı ve Rusya’nın müdahalesine neden olacak açıklamalara fırsat vermemeli.

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-11-2022

Korku İkliminde İnsan Davranışı

Kafka’nın 20. Yüzyıl için “Korku Çağı” dediğini hatırlarsınız. Haksız değildi. Büyük yazar 1924 yılında öldüğünde zaten yaşamı boyunca bir dünya savaşı, bir büyük salgın görmüştü.