Avrupa Yeni Göç Paketi ile Göçmenleri Türkiye’ye mi Yollayacak?

Yazan  01 Ekim 2020

Arap Baharı olarak adlandırılan sürecin son ayağı olarak görülebilecek Suriye’deki demokrasi ve hak arayışı adına yapılan sokak gösterileri, kısa bir sürede yerini iç savaşa bıraktı.

Bölgedeki otorite boşluğu ise vekalet savaşlarına kapı araladı. Neticesinde Suriye’deki insanlar önce ülke içinde yer değiştirmeye, daha sonra ise yaşadıkları yerleri terk etmeye ve komşu ülkelere göç etmeye başladılar. Hızlı gelişen ve büyük çoğunluğunu Suriyelilerin oluşturduğu bu göç dalgası yalnızca ülkemizi değil, 2015’de yaklaşık 1 milyona yakın düzensiz göçmenin AB topraklarına ayak basması ile Avrupa Birliği‘ni ve siyasetini de derinden etkiledi.

Avrupa’da Zenofobi, İslamofobi ve göçmen karşıtlığı tekrar hortlarken, göçmenleri durdurmaya yönelik vaatler sadece aşırı sağ partilerin değil, merkez sağ hatta merkez sol partilerinde seçim argümanlarına eklenir hale geldi. Konunun ne denli siyasete etki ettiğini örneklendirmek gerekirse Avusturya demokrasisine bakmamız yeterli olacaktır. Göçmenleri durduracağını vaat eden merkez sağ - Avusturya Halk Partisi (ÖVP) iktidara geldi. Sonrasında partinin Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz ‘Balkan ülkeleri ile Geri Kabul Anlaşmaları ve Balkan Rotasının Kapatılması‘ isimli önerisini AB’ye kabul ettirdi ve AB topraklarına Balkanlardan düzensiz göçmen girişini durdurdu. Takip eden süreçteki seçimlerde Kurz ilk olarak parti lideri, daha sonra da Başbakan seçilmiştir. 

Türkiye ile de imzalanan Geri Kabul Anlaşmaları sadece düzensiz göçmenleri değil, imza atan ülkenin vatandaşlarından kaçak duruma düşen insanları da kapsamaktadır. Geri Kabul Anlaşmaları ve AB ülkelerine kıyısı olan ülkelerle yapılan mutubakatlarla göç sorununu çözmeye çalışan Avrupa Birliği, tüm üyelerini bağlayan ortak bir göç ve iltica politikası belirleyememiştir. Komisyon her ne kadar 2016’da sığınmacıların Birlik sınırları içinde zorunlu olarak yeniden yerleştirilmesi önerisiyle belli ülkelerdeki göçmen yığılmasını gidermeye çalışsa da Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Avusturya ve Polonya gibi ülkeler iltica talebinin sonucunu bekleyen düzensiz göçmenlere ve mültecilere yönelik olarak gönüllü geri dönüş programları oluşturulmasını istemişlerdir. Bunun yanında, düzensiz göçmenin geldiği ilk AB ülkesinde iltica talebinde bulunmasını gerektiren Dublin Yönetmeliği de pratikte çoğu kez uygulanmamıştır. Ayrıca, bilhassa Yunanistan tarafından Akdeniz’de düzensiz göçmenlere yönelik yapılan hukuksuzluklar herkesin artık bildiği bir gerçekliktir. Hal böyleyken, Avrupa Birliği’nin artık harekete geçmesi bekleniyordu ki Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Birliğe yaptığı son konuşmasında, Dublin Düzenlemesinin kaldırılacağını duyurdu.[1]AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas ve İçişleri Komiseri Ylva Johansson göç ve iltica paketini açıkladı.[2]

Pakette neler var?

Pakete göre, düzensiz göçmene AB'ye varıştan sonraki beş gün içinde, parmak izi ve kimlik, sağlık ve güvenlik kontrolleri içeren bir kayıt yapılmalıdır. Devam eden süreçte, düzensiz göçmenlerin iltica başvuruları tek tek adil bir şekilde değerlendirilerek kabul edilenler ve edilmeyenler diye bölünmeleri öneriliyor. Başvurusu reddedilmiş olan düzensiz göçmenlerin ve red almış kota çerçevesinde gelen sığınmacıların geri dönüşü kabul etmesini kolaylaştırmak için menşe ülkelerindeki koşulların iyileştirilmesi adı altında mali yardım sunulması da önerilmektedir. Gönüllü geri dönüş sadece red alan göçmenleri değil, mülteci statüsünü alanları da kapsamaktadır. Dolayısıyla AB eliyle teşvik edilen bu seçenek üye ülkelerin göçmenleri kabul etmeme ya da durumlarını incelemeden red vermelerine sebebiyet verebileceği kadar, halihazırda kabul alanların da gönderilmesinin önünü açacaktır.

Komisyonun önerisi, göçmenin AB'ye ilk giriş ülkesine sığınma başvurusunu işleme koyma  sorumluluğu ilkesini de revize etmektedir. Yeni plana göre üye devletler artık sığınmacı kabul kotalarına bağlı olmak yerine, geri gönderme, mali ve diplomatik yardım gibi görevleri üstlenebilecek.Komisyonun önerisine göre, sığınma başvurusundan sorumlu ülke, bir göçmenin çalıştığı veya okuduğu, bir erkek veya kız kardeşi olduğu ülke de olabilir. Ayrıca bir göçmene vize veren ülke iltica başvurusunda sorumlu ülke olacak. Aksi takdirde, iltica başvurusundan bu ilk giriş ülkeleri sorumlu olmaya devam edecek. 2015'dekine benzer bir kriz durumunda ise bir ülkenin seçimi, mültecilerin yeniden yerleştirilmesi veya sığınma başvurusu reddedilen göçmenlerin geri dönüşü için sorumluluk almakla sınırlı olacak. Ayrıca, herhangi bir AB ülkesi sekiz ay içinde menşe veya transit ülkelere göçmen gönderme işleminde başarısız olursa, bu göçmenleri artık kabul etmek zorunda kalacak. Aynı zamanda sığınmacıların büyük ölçüde bir şekilde bağlantılarının olduğu AB ülkelerine iltica başvurusunda bulunması da önerilmektedir. Bu aslında göçmenin başvuru yaptığı ülkeye entegrasyonunu kolaylaştıracak bir faktördür. Fakat göçmenlerin yerleşeceği ülkeler yine muhtemelen mülteci kabulünde büyük sorumluluk almış olan ülkeler olacaktır. Dolayısıyla mülteci kabulünde zaten sorumluluk almış ülkeler kolayca yeni iltica başvuruları almayı reddedebilir ve sonuç olarak ilk ev sahibi ülkeler mülteci krizinin yükünü taşımaya devam edebilirler. Komisyon bu durumu da hesap ederek göç nedeniyle baskı altında hisseden AB ülkelerine AB'ye dönüp destek talep etmelerini öneriyor. Bu gibi durumlarda, diğer AB ülkelerinin sığınmacılardan bazılarını kabul etmesi veya sığınma hakkı olmayanların geri gönderilmesi çalışmalarına mali ve diplomatik olarak yardımcı olması zorunlu olacak. Başvuru almayı reddeden ve geri gönderme sorumluluğunu üslenmek istemeyen üye ülkeler, Yunanistan-İtalya gibi ülkelerdeki kabul merkezlerinin finansmanı gibi diğer önlemlere de finansal olarak destek olmayı seçebilecek. İçişleri Komiseri Elva Johansson konuşmasında bu durumu dayanışma olarak ele alıyor ve "Herkes dayanışmada rolünü oynamalıdır." diyor. Johansson, geri dönüşler için mali sorumluluk almanın sığınmacıları barındırmak istemeyen AB hükümetleri için cazip bir seçenek olacağını umduğunu da dile getirmekte. Anlaşılacağı üzere komisyon, sığınmacıların çarpık dağılımını mali katkılar ve sözde bir dayanışma mekanizması ile telafi etmeyi amaçlamaktadır.       

Moria’daki gibi felaketlere çözüm Midilli modeli mi olacak?

Yaklaşık 20 gün önce yaşanan Midilli‘de sığınmacıların kaldığı tesiste çıkan yangın felaketi daha önce Lampedusa’da yaşanan felaketi ve sonrasında yapılanları akıllara getirdi. Hatırlanılacağı üzere Lampedusa felaketinde İtalyan hükümeti AB’yi beklemeden harekete geçerek‚ ‘Mare Nostrum‘ adlı arama-kurtarma operasyonu ile binlerce düzensiz göçmeni ölümden kurtarmış, devam eden süreçte AB de sürece dahil olmuştu. Moria felaketinin arkasından ne Yunanistan ne de Birlik İtalyan hükümeti gibi cesur bir adım atabilmiş değil. Bunun yerine komisyon paketin içinde sadece konuya ufak bir atıfta bulunarak Midilli'deki mülteci ve göçmenlerin durumunu iyileştirmek için bir görev gücü oluşturacağını duyurmakla yetindi.[3]

Oluşturulacak görev gücünün öncelikli eylemi ise önümüzdeki aylarda inşa edilmesi planlanan yeni kabul tesislerinin yeterli altyapıya sahip olmasını ve sığınmacıların tesislerde sağlık hizmetlerine erişimini sağlamak olacak. Ayrıca görev gücü, tesislerde kadınların, çocukların ve ailelerin özel ihtiyaçlarını dikkate almayı ve AB-BMMYK-Uluslararası Göç Örgütü gibi uluslararası kuruluşların tesislerde gerek faaliyetlere katılımlarını, gerekse denetlemelerde bulunmalarını sağlamayı hedefliyor.

Ek olarak, görev gücü:

  • adadaki savunmasız insanları (refakatsiz çocukları ve çocuklu aileleri) diğer üye ülkelere taşıyarak aşırı nüfusu azaltmayı,
  • başvuru sahiplerine başvuru durumları hakkında açıklık ve kesinlik sağlamanın yanı sıra, AB-Avrupa İltica Desteği ve Frontex kurumları tarafından desteklenen sığınma, geri dönüş ve entegrasyon dahil olmak üzere temel prosedürlere ilişkin iyileştirmeye yönelik hızlı ve verimli yeni prosedürler hazırlamayı,
  • Koronavirüs nedeniyle daha önce durdurulan fakat şu an devam eden yardımlı gönüllü geri dönüş sisteminin uygulanmasıyla gönüllü geri dönüşleri artırmayı,
  • göçmenler ve sığınmacılar için AB ajansları - Frontex ve Europol tarafından tam olarak desteklenen iyileştirilmiş güvenlik ve koruma sağlamayı amaçlamaktadır.

Görüldüğü üzere kurulacak görev gücü tesislerin iyileştirilmesini sağlamanın yanısıra zaten olması gereken temel gereksinimleri yerine getirmeyi amaçlamaktadır. Amaçların içinde geri dönüşleri artırma ve yeni prosedürlere ilişkin maddeler dikkat çekmektedir. Midilli’de görev alacak bu gücün yeni prosedürlerle geri göndermeyi hedefleyen bir modele hizmet edeceği açıktır. Eğer görev gücü yukarıdaki faaliyetleri başarılı bir şekilde yürütebilirse, aynı gücün diğer kamplarda da görev alması aşikardır. Dolayısıyla görev gücünün kurulma amacının tesislerin sağlıklı hale getirilmesini sağlamadan öte geri dönüşleri hızlandırmayı hedeflediği açıktır.

Hatta bu doğrultuda konuşmasında AB İçişleri Komiseri Johansson geri dönüşleri hızlandırmaya odaklandıklarını da saklamıyor:

"Geri dönüşlere daha fazla odaklanmamız gerekiyor (…) Bugün paketimizde daha yüksek bir geri dönüş kapasitesi elde etmek için bir dizi girişim var (…) Önemli bir nokta, üçüncü ülkelerde (bu göçmenler için) iyi geri kabul anlaşmalarına sahip olmaktır ve bu bir önceliktir".

Anlaşıldığı üzere Geri Kabul Anlaşmaları ve gönüllü geri dönüş yardımları üzerinden ilticası kabul edilmeyen düzensiz göçmenlerin ve sığınmacıların geri gönderilmesi planlanmaktadır. Buna ek olarak, paket 1 Ocak 2021'den itibaren konuşlandırılması planlanan Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik kalıcı teşkilatının ihtiyaç duyulan yerlerde daha fazla destek sağlayacağını belirterek, dış sınırların yönetiminin iyileştirilmesinden bahsediyor. Paket, gerek insan hakları izleme örgütleri ve STK’ların bahsettiği FRONTEX, Yunan Sahil Güvenliği ve Yunan paramiliter grupların Akdeniz’de yaptığı geri itme ve ölümle sonuçlanan bot batırma operasyonların incelenmesine dair hiçbirşeye değinmiyor, aksine bu yapıların güçlendirilmesini istemektedir.

Sığınmacı ve Düzensiz Göçmenleri Geri Göndermek Çözüm Olabilir mi?

Beklenenin aksine Komisyon, sığınmacı kotalarını yükselten, Akdeniz’deki hukuksuzlukları denetleyen insan odaklı yeni bir ortak göç poltikası sunmanın aksine kotaların bahsini açmayan, popülist aşırı sağ argümanlara teslim olmuş güvenlik ve geri gönderme odaklı bir ortak iltica ve göç paketi önerisi ortaya attı. Şüphesiz öneriler paketi göçmen karşıtı ülkelerde olumlu karşılanacaktır fakat göç alan ülkeler ve bilhassa göçü ilk karşılayan ülkeler tarafından kabul görmemesi mümkündür. Pakette göçmen kabul etmeyen ülkelerin mali ve diplomatik yardımı beklenirken, kabul eden ve göçü ilk karşılayan ülkelere de hızlı bir değerlendirme süreci ve sonrasında geri dönüşleri sağlamaları beklenmektedir. Paketi başka bir ifade etmek gerekirse; daha çok göçmenin evine gönderildiği ve sığınmacıların bağlarının olduğu ülkelerin kararlarının daha önemli olduğu daha sıkı bir kontrol sistemi diyebiliriz. Ayrıca paket, Yunanistan ve İtalya gibi ülkelere göçmen almak istemeyen ülkeler maddi yardım sunacak. Dahası güçlendirilecek ve kalıcı  hale getirilecek deniz güvenlik yapılarında da söz edilmektedir. Şüphesiz bu unsurlar göçmenleri ya kıyıya gelmeden geri itecekler ya da botlarını patlatarak ölüme terk edecekler. 2000’li yılların başından beri Akdeniz’de yüzbinlerce göçmen bu şekilde hayatlarını kaybetmiştir. Güvenlik tedbirlerinin (ölüm riskinin) artırılmasıyla hem kıyı ülkeler daha az göçmen karşılayacak hem de mali yardımla desteklenmiş olacak. Bununla birlikte sadece kamplardaki ve yeni gelecek göçmenler değil, mevcut AB ülkelerindeki mülteciler de para ile teşvik edilerek sözde gönüllü geri dönüş ile geri yollanacaklar. Peki haklarında öneri hazırlanan düzensiz göçmenler-sığınmacılar ve mülteciler ne istiyor? Sorunun yanıtı bu insanları Türkiye’de olabildiğince hapsetmek isteyenlerin duymayacağı kadar açık. Kararlılıklarını ve ne istediklerini göstermek için kaçının daha Akdeniz’de boğulması gerekmektedir? Göçmenler Avrupa yolunda hayatlarını ortaya koyarken, bir kaç bin avroya geri dönmelerini beklemek ve bunun için politika üretmek oldukça mantıksız. Geri dönüşe ikna edilen insanlar ise menşei ülkelerinde durum değişmediği sürece tekrar Avrupa yolunu tutacaktır. Kısır döngüye dönüşecek bu durum AB açısından sadece zaman kazanma olarak düşünülebilir. 

Peki, Türkiye Ne Yapmalı?

Paketin kabul edilmesi durumunda hiç şüphesiz geri dönüşü kabul eden göçmenlerin sonraki durağı Türkiye olacaktır. Halihazırda bölgede en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkemiz bu durumu daha fazla sürdürebilecek halde değilken, yeni göç hareketlerini kabul etmesi mümkün değildir. Türk vatandaşlarının bile ekonomik ve siyasi sebeplerle yaşamak istemediği ve artık göçü düşündüğü bir ortamda göçmenlerin Türkiye’de yaşamasını beklemek ve istemek abesle iştigaldir.Ayrıca AB ile imzalanan mutabakattaki koşulların AB tarafından yerine getirilmediği de ortadadır.

                Bu bağlamda;

  • Paketin insan odaklı olmadığı ve uluslararası normlarla örtüşmediği için kınamalı,
  • AB ile varılan mutabakatın feshi ciddi anlamda düşünülmeli,
  • Akdeniz’de göçmenlerin hayatını tehlikeye atacak eylem ve faaliyetlere karşı insanların can güvenliğini sağlayan tedbirleri artırmalı,
  • Akdeniz’deki paramiliter grupların yaptığı hukuksuzlukları tespit ve müdahale için insanlık gücü adı altında bir kurum oluşturmalı,
  • AB topraklarına ulaşmayı isteyen göçmenlere engel olmamalı,
  • AB’ye gitmek isteyen göçmenlere yönelik sınır illerde kurulacak tesislerde temel gereksinimleri eksiksiz karşılamalı,
  • Uluslararası camiayı Suriye’de göçmenler için oluşturulacak güvenlikli bir bölge tesisi için göreve çağırmalıdır.

Düzensiz göç ve sığınmacı meselesi coğrafya itibariyle sadece Türkiye ve diğer komşu ülkelerin sırtına yüklenip, sunulacak mali yardımlarla çözülecek bir mesele değildir. Konunun sadece hedef ve transit ülkeler arasında da çözülemeyeceği görülmüştür. 2000’li yıllardan itibaren kaydı tutulan Akdeniz’deki göçmen ölümlerinin artık hedef ülkeler ve AB tarafından anlaşılması elzemdir. Menşei ülkelerdeki sorunlar çözümlenemediği sürece ülkelere göç almaya devam edecektir. Hal böyleyken AB ve diğer gelişmiş ülkeler kota sayılarını yükselterek düzenli bir şekilde göçmen kabul etmeli, diğer yandan da menşei ülkelerdeki sorunların çözümü için uluslararası konsensuslar oluşturmalı ve gayret göstermelidir. Ülkemizde bu çabalara katkı göstermeli, göçmenlerin arzu ettikleri ülkelere gitmelerinin önünü açmalıdır.

 

Kaynakça

‘A fresh start on migration: Building confidence and striking a new balance between responsibility and solidarity’. Press release, 23 September 2020. Brussels. https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_20_1706

‘Migration and Asylum Package: New Pact on Migration and Asylum documents adopted on 23 September 2020’. Avrupa Komisyonu. https://ec.europa.eu/info/publications/migration-and-asylum-package-new-pact-migration-and-asylum-documents-adopted-23-september-2020_en

‘Migration: A European taskforce to resolve emergency situation on Lesvos’, 23 September 2020. Brussels. https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_20_1728

[1]‘A fresh start on migration: Building confidence and striking a new balance between responsibility and solidarity’. Press release, 23 September 2020. Brussels. https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_20_1706

[2] ‘Migration and Asylum Package: New Pact on Migration and Asylum documents adopted on 23 September 2020’. Avrupa Komisyonu. https://ec.europa.eu/info/publications/migration-and-asylum-package-new-pact-migration-and-asylum-documents-adopted-23-september-2020_en

[3]‘Migration: A European taskforce to resolve emergency situation on Lesvos’, 23 September 2020. Brussels. https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_20_1728

Yavuz Selim Yıldız

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.