MADENCİLİK

Yazan  30 Nisan 2019

Bu makaleye başlarken internette bazı çalışmaları incelediğim sırada SONUÇ başlığı altında bir yazı okudum (1983). Bu yazı bir makalenin son kısmıydı.

Yazarını öğrenemedim. Makalesini şöyle bitiriyordu.’’Ülkemizde madencilik kavramının önemi henüz yerleşmemiştir.’’ 1983 yılından bu yana sizce madencilik kavramı yerleşmiş midir? Makalenin sonunda karar verilebilir. Önce madencilikle ilgili çok kısa bir özet sunalım:

4 trilyon değerinde 80 milyarlık maden, doğal taş, çimento ve inşaat hammaddesi rezervi bulunan Türkiye’nin bu kaynağının dünya maden rezervleri içindeki payı %1’dir. Maden üretimi yıllara göre değişmekle birlikte ortalama 120 milyon ton civarında olup değer olarak da 16 milyar dolar civarındadır. Türkiye üretimde 168 ülke arasında 15. sırada yer almaktadır. Dünyada üretilen 90 adet ticari maden ve mineral kaynağından 40 adedi Türkiye’de ya bulunmamakta ya da üretilmemektedir. 2018 yılında maden olarak 26 milyon ton civarında 4,5 milyar dolarlık ihracat, buna mukabil 6,7 milyar dolarlık 56 milyon ton ithalat yapılmıştır. 2023 yılında 15 milyar dolarlık bir ihracata ulaşmak için maden ihracatının yılda %25 artış göstermesi gerekmektedir. Madenciliğin genel ihracat içindeki payı ortalama %2,5, GSYH’daki payı ise ortalama %1 civarındadır. 17.000 adet ruhsat sahasında ve yaklaşık 250.000 kmde maden arama, işletme faaliyeti yapılmaktadır. Sektörde çalışan sayısı da 150.000 civarındadır. Bu noktada sorulması gereken şudur:  Madenciliğimiz ilerliyor mu? Geriliyor mu? Yoksa yerinde mi sayıyor? Cevaplar ne olursa olsun şu soruyu da sormamız gerekir. Sebep?

18.yüzyılda başlayan akılcı düşünce, bilimsel çalışmalar ve teknolojik faaliyetler şüphesiz sanayi devriminin ortaya çıkmasında gözle görünen en önemli sebepler arasında bulunmaktadır.Bunun yanı sıra insanların giderek yoğun bir şekilde maden kaynaklarını kullandıkları da unutulmamalıdır. Madenler teknolojinin ilerlemesinin, medeniyetlerin şekillenmesinin ve insanlığın bugünkü seviyelerine gelmesinin en önemli itici gücüdür. Dünya madenciliği öylesine hızlı bir gelişim göstermektedir ki, rezervlerdeki, üretim miktarlarındaki, ticaretteki ve sanayideki kullanımının artışı madenciliğin bugünden yarına yükselişinin devam edeceğini göstermektedir.2000’de 11,3 milyar ton olan dünya maden üretimi (petrol doğalgaz dâhil-doğal taşlar hariç),2016’da 16,9 milyar tona yükselerek %49,5’lik bir artış göstermiştir.Mesela, 2012 yılında 1,3 milyar ton olan demir üretimi 2016’da 1,6 milyar tona, 50 milyon ton olan alüminyum üretimi 59 milyon tona yükselmiş, bakır üretimi de 17 milyon tondan 20 milyon tona çıkmıştır (World Mining Data-2018). Aynı raporda Türkiye’nin maden üretimi 2012 yılında 118 milyon ton olarak belirtilmiş, üretimin 2016’da 104 milyon tona düştüğü gösterilmiştir.

Madencilik alanında geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkeler ne yazık ki, topraklarında bulunan madenleri işletip bunları kendi ekonomilerinin hizmetinde ya kullanamamakta ya da kısıtlı bir miktarını kullanabilmektedirler. 21. Yüzyılda da sömürgeciliğin üstü örtülü de olsa devam ettiği açıkça görülmektedir. Zira bu madenler çok uluslu şirketler tarafından çıkarılıp gelişmiş ülkelerin hizmetlerine sunulmaktadır.Sömürülen bu ülkeler arasında Demokratik Kongo(bakır, kobalt, kadmiyum, çinko), Namibya (uranyum, bakır, altın, elmas), Botswana (altın, elmas, bakır, nikel), Zambiya (bakır, altın, kobalt, kurşun), Angola (altın, elmas, bakır, mermer), Senegal (fosfat, alüminyum, demir) Togo (fosfat, kadmiyum), Gabon (uranyum, altın, manganez)ve daha birçok ülke bulunmaktadır.Dünyanın en büyük madencilik şirketleri arasında; Glencore Xstrata (80.460 milyon dolar), Rio Tinto (40.000 milyon dolar), BHP (34.110 milyon dolar), Vale S.A. (33.960 milyon dolar), JCCL (31.350 milyon dolar), CSEC (30.000 milyon dolar), Anglo-American(26.240 milyon dolar) bulunmaktadır. Bu şirketler geri kalmaya mahkûm edilmiş ülkelerdeki demir, bakır, kurşun, çinko, alüminyum, kömür, bor, nikel, altın ve diğer madenlerle ilgilenmektedirler. 2016 yılında madencilik, petrol ve doğalgaz sektörlerinde üretilen 16,9 milyar ton ürünün değeri 3 trilyon dolardır. Türkiye bu tabloda 25. Sırada yer almaktadır. Ancak petrol ve doğalgaz üretimleri çıkarıldığında dünya maden üretimi 2,5 milyar ton olup (doğal taşlar üretimi dâhil 2,8 milyar ton), Türkiye 101.157.930 ton üretimiyle (doğal taşlar dâhil 119,5 milyon ton) dünyada maden üreten 168 ülke arasında 15.sırada yerini almaktadır.Bu sonuç Türkiye’nin bazı madenler konusunda ciddi bir potansiyele sahip olduğunu ancak bu madenleri yeterince değerlendiremediğini ortaya koymaktadır. Şüphesiz, jeolojik yapısı sebebiyle itibariyle Türkiye genelde büyük ve ekonomik maden rezervlerine sahip değildir. Açıkçası ülke ekonomisini ayağa kaldıracak, dünya sanayiini dolayısıyla da ekonomisini alt üst edecek madenlere ve de rezervlere sahip değildir. Türkiye’de yaklaşık 75-80 milyar ton maden,doğal taş, çimento ve inşaat hammaddesi bulunmakta bunun değerinin de 4 trilyon dolar civarında olduğu ifade edilmektedir.Ülkemizin madencilikle ilgili meselelerine değinmeden önce madencikle ilgili bazı sayısal bilgiler verelim.

Aşağıdaki tablolarda 2016 yılında ülkemizde bulunan bazı önemli maden rezervlerive üretimleri ile dünya rezervleri ve toplam maden üretimleri ve de bazı ülkelerin toplam üretimleri gösterilmektedir (Tablo-1/2).

MADEN

DÜNYA REZ.

       (TON)

TÜRKİYE REZ.(TON)

DÜNYA ÜRET.

 (TON)

TÜRKİYE ÜR.

(TON)

Demir

83 milyar

82.458.750

1.575.123.716

4.353.700

Krom

3,6 milyar

26 milyon

13.092.060

1.070.030

Bakır

720 milyon

1.8 milyon

20.417.159

100.000

Altın

56.000

700

3.214

24

Kurşun

100 milyon

860.000

4.703.327

64.300

Çinko

200 milyon

2.294.000

12.524.698

201.500

Boksit

30 milyar

87.375.000

284.933.806

989.156

Alüminyum

          -

          -

58.804.268

50.000

Bor

4.5 milyar

3.269.398.870

4.310.367

1.831.000

Feldspat

1.3 milyar

240.000.000

29.864.015

9.475.819

Trona

25 milyar

840.000

53.600.000

1.900.000

Manyezit

7.8 milyar

111.368.020

26.010.251

3.258.445

Bentonit

1.870.000.000+

250.543.000

16.045.460

1.744.912

Kaolen

14.000.000.000

89.063.770

38.985.409

1.283.260

Mermer+doğal taş

55.000.000.000

(tahmini)

22.000.000

320.000.000

18.000.000

 (Tablo-1/Önemli bazı madenlerin rezerv ve üretimleri)

 

 (Tablo-2. 30 ülkenin 2016 yılı maden üretimleri /WMD-2018)

Maden ve mineral (petrol ve doğalgaz hariç) üreten ülkeler arasında 15. sırada yer alan Türkiye Bor, Feldspat ve Perlit üretiminde 1. Magnezitte 2. Bentonitte 3. Kromda 4. Linyitte 6. Baritte 7. Kurşunda 11. Çinkoda 12. Kaolende 20. ve altın üretiminde 25. sırada yer almaktadır.Türkiye krom,bor, mermer, dolomit, trona, perlit, pomza, kaolen, bentonit, manyezit, barit,selestit, sodyum sülfat, zeolit, toryum mineralleri bakımından kendine uzun yıllar yetecek rezervlere sahiptir. Demir, bakır, kurşun, çinko, civa, nikel, manganez, wollastonit, fosfat, fluorit, grafit, kükürt, maden kömürü, wolfram (tungsten), uranyum ve ileri teknoloji mineralleri bakımından da oldukça yetersiz rezervleri bulunmaktadır. WMD ve USGS’in verilerine göre dünyada üretilen 90 adet maden ve mineral kaynağından 32 adedi Türkiye’de bulunmamakta 8 adedi de bulunduğu halde üretilmemektedir. Bunlar arasında; lityum, vanadyum, wolfram, NTE, selenyum, bizmut, kadmiyum, galyum, telleryum, platin grubu mineraller, potas, arsenik, kobalt, toryum, uranyum, titanyum mineralleri ve diğerleri…

Peki, ülkenin maden ihracat ve ithalatı ne durumdadır? 2018 yılında en fazla ihraç edilen maden ürün grupları arasında doğal taşlar 7,46 milyon ton ve 1,9 milyar dolarla ilk sırada yer almaktadır. Sırasıyla, metalik cevherler 5,97 milyon ton ve 1,31 milyar dolar, 12,66 milyon ton ve 981,62 milyon dolarla endüstriyel hammadde mineralleri ve 230,66 bin ton ve 352,39 milyon dolar ile de ferro alyajlar, mineral yakıtlar ile diğer ürünlerin ihracatı takip etmektedir. İMİB’in bu verilerine göre Türkiye 2018 yılında ürettiği yaklaşık 106 milyon ton maden üretiminin 26,3 milyon tonu ihraç edilmiş ve toplam 4.561.662.000 dolar döviz elde edilmiştir. Diğer taraftan aşağıdaki tablodaki bilgiler geçmiş yılların madencilik konusunda bize bir özetini sunmaktadır. Türkiye’nin 2013 yılındaki tüm maden ve enerji ürünleri ithalatı ile bilgi tablo-3’de gösterilmiştir. (İTÜ Vakfı Dergisi/2015 Eylül/S.69/Maden ihracatı ve ithalatı konusunda UMREK’in TÜİK’ ten aldığı bilgilere göre de durum tablo-4’de gösterilmiştir.Ayrıca madenciliğin genel ihracat ve GSYH içindeki payları da tablo-5’da gösterilmiştir.

 

                        (Tablo-3/ 2013 yılı maden ithalatı)

        (Tablo-4)

           YILLAR

İHRACAT  %    (İMİB)

 GSYH % (MAPEG)

               2010

3,2

           1,09

               2011

             2,9

           1,12

               2014

             2,9

           0,95

               2015

             2,7

           0,82

               2016

             2,7

           0,82

               2017     

             3,0

           0,90

               2018

             2,7

1.0

 

(Tablo-5/Madenciğin ihracat ve GSYH içindeki payları)

Gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin bazılarının GSYH’ daki madencilik payları şöyledir:  Rusya %22, Çin, Hindistan % 15, Avustralya % 8,7, Kanada % 7,6, ABD % 4,5 ve Almanya % 4, Meksika % 1,9’dur. Bu rakamlar dikkate alındığında madenciliğin Rusya ekonomisine katkısı 3,5 trilyon dolar, Çin’in 2 trilyon, ABD’nin 850 milyar, Hindistan’ın 375 milyar, Almanya’nın 140 milyar, Avustralya’nın 113 milyar, Kanada’nın 112 milyar, Türkiye’nin 8 milyar dolar civarındadır. Uzun yıllardır %1’ler civarında giden GSYH artış ne zaman ve nasıl %5 seviyelerine yükselecektir? Türkiye 2023 yılında dünyanın ilk on ekonomisi arasına girebilir mi? 2018 yılında 784 milyar dolar GSYH ile 18. sırada yer alan Türkiye, 2019 yılında IMF’nin tahminlerine göre 706 milyar dolar GSYH ile 20. sıraya düşecektir (M.Eğilmez/ Kendime Yazılar/2019-Nisan). Bu durumda her sektörü olduğu gibi madencilik sektörünü de ciddi şekilde sorgulamalıyız. Madencilik konusunda soru şudur: 2023 yılında 15 milyar dolar maden ihracatı yapmayı düşünen Türkiye üretimini iki, üçkata ve ihraç ettiği maden üretiminide beş kata çıkarabilecek midir? Bunun için gerekli alt yapı var mıdır? Yoğun bir tempoda çalışıldığında çevre nasıl korunacaktır? Günümüzde acımadan bir gecede yüzlerce ağaç kesen zihniyet o günlerde nasıl önlenecektir? Madenleri çıkaracak mühendis, işçi ve makinelerin bulunduğunu varsayalım. Madenler nasıl bir çalışma ile ne kadar zamanda çıkarılacaktır? Çıkarılan bu madenler nasıl taşınacaktır? Madenleri sevk edecek limanlar yeterli midir?En önemlisi çıkarılan madenleri satacak pazar bulunabilecek midir?

Türkiye’nin 2018 yılında olarak ihraç ettiği ürünler arasında krom, çinko, manyezit, feldspat, kuvars ve kuvarsit, doğal taşlar ve ferrokrom önemli yer tutmaktadır. Türkiye krom üretiminde dünyada 4. sırada yer alırken ihracatta 3.sıradadır. Keza bor üretiminde dünyada ilk sırada bulunmaktadır.Ne var ki, Türkiye 1983’te yeni bir ekonomik modele geçip devlet yatırımdan çekilmeye başlayınca ülkenin kalkınması konusu neredeyse tamamen özel sektöre kalmıştır. O günden günümüze devlet ne kendisi büyük maden tesisi kurmuş ne de özel sektöre yardımcı olmuştur. Özel sektör kendi imkânlarıyla birkaç tesis kurmuş ve çok da başarılı olmuştur (Soda tesisleri gibi). Kükürt (1934), Karabük (1937), Antalya ferrokrom (1958), Erdemir (1960), Petkim (1965), Seydişehir Alüminyum (1967), Konya Krom-Manyezit (1968), Murgul-Samsun Bakır konsantre ve blister bakır (1973), Mazıdağı Fosfat (1974), Elazığ Ferrokrom (1976), Çayeli Bakır (1983), Kütahya Gümüş (1985), Küre bakır (1987), Beypazarı Soda Külü (2009), Kazan Soda (2018). Bunların dışında çimento fabrikaları, petro-kimya tesisleri, cam-şişe-porselen atölyeleri, demir yolları ve tren fabrikaları ve de Tersane-i ve Tophane-i Amireler ve diğerleri kurulmuştur. Günümüzde niçin ülkenin dört bir tarafına bu ve benzeri tesisler kurulamaz? Yoksa maden kaynaklarımız mı tükendi? 1983 sonrası devletin yatırım fikrinden vazgeçtiği bilindiğine göre devlet niçin özel sektörüne güvenip sorunlarla boğuşan özel sektörün önündeki engelleri kaldırmaz? Peki, gelişmiş ülkeler madenlerini ne yapmaktadırlar? Bunun cevabı o ülkelerin GSYİH’daki madencilik paylarında görülmektedir… Terörü yok ederken Doğu ve Güney Doğu’ya yapılacak böylesi yatırımlar halkın mutluluğunu kat be kat artıracaktır. Bu noktada özel sektörün eleştirilmesi yerine devletin özel sektörü destekleyerek yeni tesislerin kurulması ve mevcut tesislerin de kapasite artırımına gitmeleri gerekmektedir. Maden tesislerinin kurulması için gereken sermayenin tamamının özel sektör tarafından bugün için karşılanması mümkün görülmemektedir.  Zira özel sektörde gereken sermaye birikimi bulunmamaktadır. Ayrıca arama üretim aralığında özel sektörün nasıl hırpalandığı da bilinmektedir. Şayet devlet ben fabrika yapmam diyorsa o zaman yapmak isteyenlere yol göstermek mecburiyetindedir. Zira yukarıdaki tablolardan da anlaşılacağı gibi Türk madenciliği bir müddet sonra sürdürülebilirliğini kaybedecektir. Sonra? Belki tüm madenlerin satışı yabancılara yapılabilir ve deyabancı sermaye ile de madenlerimiz işletilebilir… Zira bugünkü ekonomik anlayış böyle bir gelişmeyi öngörmektedir.Devletin 2012/15 sayılı genelgesi ile madencilerin zarar uğradıkları bir vakıadır. Şimdi de 12 Eylül 2018 genelgesinin sonuçları n’olacaktır bekleyip göreceğiz.Madencilik, madencilerin çabalarının yanı sıra devletin bu sektöre sahip çıkmasıyla ayağa kalkabilir. Madenci bir taraftan ağır vergilerin sıkıntısını yaşarken diğer taraftan bürokratik meselelerle ve çevrecilerin oluşturduğu toplumsal gerilimlerle karşı karşıyadır. Ruhsat güvencesi, harçlar ve cezalar, vergiler, teşvikler ve de kamu-özel sektör işbirliğinde özel sektörün her türlü riski alacağı iyileştirmeler yapılmış mıdır?Özel sektör madenciliğe adımını atarken başlayan devlet haklarının bir ömür boyu yüksek oranda seyretmesi doğru mudur? Bu noktadan hareketle devlet madencilik yatırımlarına ön ayak olacak mıdır?

2017 Nisan ayında açıklanan Milli Enerji ve Maden Politikasının amacının yerli kaynakların kullanılması, enerjide arz güvenliğinin sağlanması ve enerji piyasasının oluşturulması, enerji verimliliğinin artırılması şeklinde özetlenebilir.Bunun için de ülke ve kaynak çeşitliliğine ve de karada, denizde daha çok arama yapılmasına önem verilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Madencilik alanında ayrıntılı bilgiler olmamakla beraber, MTA’nın yaptığı çalışmalar takip edildiğinde neler yapılmak istendiği anlaşılmaktadır. Bu noktada bir hatırlatma yapmayı bir görev kabul ediyorum. Yılda 1.500.000 metre sondaj yapılması mümkündür. MTA bunu elindeki 36 sondaj makinesiyle yapamayacağına göre sondaj şirketlerine yaptırmaktadır. Sondajlar öncesi ayrıntılı jeolojik, jeofizik etütlerin yapılması, laboratuvar çalışmaları ile değerlendirilme sonuçlarının ortaya konması, sondajların takipleri, alınan numunelerin analizleri ve rezerve yönelik çalışmaların yapılması çok ciddi bir planlamayı, çalışmayı ve alnından, sırtından ter akan mühendislerin olması gerektirmektedir. Sanırım bunlar dikkate alınarak çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye’nin maden rezervleri MTA’nın rezerv tablolarından takip edilmektedir. Son yıllarda önemli rezerv artışlarına pek rastlamamaktayız. Altın, bakır, kurşun, çinko, demir, uranyum vd... MTA elinde bulundurduğu yaklaşık 37.000 km2’lik ruhsat alanında arama çalışmalarına devam etmelidir.Yerlilik kavramı ülkemizdeki kaynakların kullanılarak, üretimin ve istihdamın artması şeklinde yorumlanabilir. Ne var ki, kurşunda %100, nikelde %100, çinkoda %100, NTE %100, alüminyumda %95, altında %85, bakırda %77, demir de %64, kömürde %61, gümüşte %60 oranında(Altın Madencileri Derneği) dışa bağımlı olan Türkiye, maden sanayiinde devrim yapacaksa kendi fabrikalarında, ithal edilen tüm ürünleri mamul ve nihai ürün hale getirerek ülke ekonomisi için değerlendirilmesi gerekmektedir. Küresel bir hale gelmiş dünyada içine kapalı bir ekonomi, stratejik ürünler, ülkeler arası tercih yapmak artık unutulanlar arasında bulunmaktadır. Burada önemli olan Türkiye var olan kaynaklarına öncelik vererek ekonomik hayatını düzenlemelidir. Petrolde %94, doğalgazda %99,7 ve toplam enerjide %75 oranında dışa bağımlı olan Türkiye, kendi topraklarında petrol ve doğalgaz bulmadıkça bu kaynaklara bağımlılığı devam edecektir. Ancak elektrik enerjisinde son yıllarda yapılanların hızla devam etmesi, yani yerli kaynaklara yatırım yapılması önemlidir. Diğer taraftan Türkiye’nin NS kurulması konusunda oldukçageç kaldığı da bir vakıadır. Her ne kadar NS’ler konusunda da dışa bağımlı olacağımız bir gerçekse de günümüzde 31 ülkede işletilen 453 NS’den 154’ü yani 22 ülke uranyum yakıtını dünyada uranyum rezervi bulunan 15-20 ülkeden almaktadır. Buradaki en önemli husus NS’den üretilecek enerji fiyatının diğer yakıtlara göre pahalı olmasıdır. Bunu da bir şekilde çözülmesi gerekmektedir.

MADENCİLİK SEKTÖRÜ SORUNLARI VE ÖNERİLER

Madenler tükenen ve yerine konamayan ve de bulunduğu yerde işletilmesi gereken çevreyi de doğrudan etkileyen varlıklardır.  Maden yataklarımızın bir kısmının ekonomik olarak işletmeciliğe pek uygun olmadığı, yatırımların geri dönüş süreçleri oldukça uzun ve enerji maliyetlerinin çok yüksek ve de emek yoğun bir sektör olduğuna dikkate alındığında:

1.Sürekli değiştirilen maden kanunu, sektörün tüm temsilcilerinin katılımı ile temelden ele alınmalıdır. 4 trilyon dolar değerindeki 80 milyar tonluk dev bir gövde iki yılda bir değişen kanunla ayağa kaldırılamaz. Bütün kanunlarda olduğu gibi maden kanunu da eşitlik ve adalet üzerine oturtulmalıdır. Maden aramalarına hiçbir şekilde ara vermeden devam edilmelidir.Maden arama, işletme, zenginleştirme işlemleri bilimsel ve teknik birer faaliyet olduğuna göre AR-GE çalışmaları devlet tarafından desteklenmelidir. Bu noktada MTA’ya çok büyük görev düşmektedir. MTA yurt dışında maden arayıp bulduğu takdirde mi ülkeye iyi hizmet verebilir?  Yoksa laboratuvarlarıyla sürekli araştıran bilimsel sonuçlar üreten bir araştırma merkezi olarak mı?

2.Madenlerin hammadde ya da yarı mamul olarak ihracı önlenmelidir. Ülkede kurulacak maden sanayii ile katma değer sağlayacak, istihdamı artıracak nihai ürünlerin üretimine yönelik bir politikanın gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. Bu noktada madencilere düşük maliyetle girdi imkânı sağlanmalı, teşvik politikalarıyla desteklenmelidir.

3.İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda devlet çok zecri tedbirler almalı, insana verdiği değeri yaptırımlarıyla çalışanına göstermelidir. Ülkemizde maden işyerlerinde yaklaşık 150.000 kişi istihdam edilmektedir.2016 yılında maden, petrol ve doğalgaz çalışmaları sırasında 11.792 kaza meydana gelmiştir. Türkiye’de iş kazalarının %4,12’sinin madencilik sektöründedir. Bu da yılda 70-100 arasında işçinin hayatını kaybetmesi demektir.

4.Her madenin önemi ayrı olmakla birlikte, ülkemizde önemli rezervlere sahip ve de sanayimiz için gerekli olan A) demir, bakır, kurşun, çinko, krom, alüminyum,mermer, bor, B) trona, altın, nikel, feldspat, manyezit ve NTE’lerinin aranması, üretimi, sanayilerinin kurulması için çok daha fazla çaba harcanmalıdır (Beypazarı ve Kazan Soda İşletmeleri buna çok güzel bir örnektir).

5.Bulunmuş ancak günümüze değin işletmeye alınamamış problemli veya düşük tenörlü demir ve krom yataklarının,Beylikahır (Kızılcaören) kompleks cevherin (çalışmalar başlatılmıştır), Bitlis apatitli demirlerin, Pütürge profillitlerinin, nikel cevherlerinin ve Uludağ wolfram yataklarının ve unutulmuş diğer maden yataklarının tekraren incelenerek değerlendirmeleri gerçekleştirilmelidir.

                                                                                                    

Son Düzenlenme Salı, 30 Nisan 2019 08:42
Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Haydar Çakmak   - 15-10-2019

BARIŞ PINARI HAREKÂTI

OLAYIN MAHİYETİ: 18 Aralık 2010 yılında, Tunus ta “Ekmek, Onur ve Özgürlük” sloganlarıyla başlayan ve daha sonra orta doğuya sıçrayan “Arap Baharı” Mısır, Libya ve Suriye de devam etmiştir.