BİRLEŞİK KRALLIK SEÇİMLERİ: BURNUNUZUN UCUNDA


BİRLEŞİK KRALLIK SEÇİMLERİ: BURNUNUZUN UCUNDA

Yazan  17 Aralık 2019

Bu yazıda Birleşik Krallık seçim sonuçlarını, ünlü İngiliz yazar George Orwell’in  22 Mart 1946 tarihinde Tribune için kaleme aldığı “Burnunuzun Ucunda” başlıklı yazısında ifade  ettiği  görüşleri ışığında değerlendireceğim.

Orwell aramızda olsaydı, yazısında ifade ettiği görüşleri kanıtlamak için kullanmış olduğu örneklere günümüz Britanya siyasetini ve Britanya siyasetinin en büyük aktörü olan Muhafazakâr Parti ve bu partinin liderlerini de eklerdi.

12 Aralık 2019 tarihinde Birleşik Krallık’ta gerçekleştirilen genel seçimler, Muhafazakâr Parti’nin bizzat başlattığı, yine bu parti tarafından, Parlamentonun da aktif desteği ile kaosa dönüştürülen Brexit sürecinde gerçekleşti ve seçmenin tercihini etkileyen temel faktörün Brexit olması nedeniyle genel seçimler Brexit seçimi olarak adlandırıldı. Seçim sandığından oyların  % 43.6’ sını alan iktidardaki Muhafazakar Parti birinci olarak çıktı, Muhafazakar Partiyi   % 32.2 oy oranı ile İşçi Partisi, % 11.5 oy oranı ile Liberal Demokratlar izledi;  ülke genelinde oyların  %3.9’unu alan İskoç Ulusal Partisi ise İskoçya’nın 59 milletvekilinin 48’sini kazanmış oldu.  

Brexit sürecinin mimarı ve sürecin kaosa dönüşmesinin asıl sorumlusu Muhafazakârlar oy oranını artırmış iken, seçmeninin çoğunluğu Avrupa Birliği yanlısı olan İşçi Partisi’nin bir önceki genel seçimlere kıyasla oy oranı ciddi ölçüde azalmış oldu. Avrupa Birliği yanlısı Liberal Demokratlar 2017 seçimlerine göre daha başarılı olmuşken; “aşırı” Avrupa Birliği karşıtı Brexit Partisi ise oyların sadece % 2’sini aldı.

Sloganı “Get Brexit Done” olan Muhafazakâr Parti’nin seçim başarısı Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılacak olmasının garantisidir; tarih bellidir: 31 Ocak 2020. Muhafazakâr Parti’nin seçim başarısı aslında seçmenin Avrupa Birliği karşıtı olmasından çok Brexit sürecinden bıkkınlık getirmiş olduğunun işaretidir. Ancak Brexit sürecinden bıkkınlık getiren seçmen, sürecin mimarı Muhafazakâr Parti’den bıkkınlık getirmemiş, bu süreci tamamlayabilecek iradenin Muhafazakârlarda olduğunu düşünmüştür.  

Seçim sonuçları ile oluşan tabloyu George Orwell’in cümleleri ışığında değerlendirelim.

*”Birbirine tamamen zıt olan iki görüşün ikisini birden savunabilenlerin varlığından kuşkum yok.”

Muhafazakar Parti, hem bir önceki lideri Theresa May’in hem de yeni lideri Boris Johnson’un ifadelerinden anlaşıldığı üzere,  Brexit’i savunurken, İskoçya’nın da Birleşik Krallık’ın bir parçası olması gerektiğini savunmaktadır.

2014 yılında “İskoçya bağımsız bir devlet olmalı mı?” sorusuna “hayır” yanıtını veren İskoç seçmen, bu yanıtında statükoyu, değişime ve değişimin getireceği öngörülebilen ve öngörülemeyen risklere tercih ettiğini göstermiştir. İskoç seçmenin tercih ettiği statüko, doğal olarak, parçası olduğu Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği üyeliğini de içermektedir. Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çekilmesi demek İskoçların tercih ettiği statükonun bozulması demektir. Üstelik 2016 yılında gerçekleştirilen Avrupa Birliği referandumunda İskoçların ezici çoğunluğu tercihini Avrupa Birliği üyeliğinin sürdürülmesi yönünde kullanmıştır ve dolayısıyla Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılması İskoçya’nın kendi iradesi dışında Avrupa Birliği dışında kalacak olması demektir. Sonuç olarak Brexit süreci İskoç milliyetçiliğini ve Birleşik Krallık’tan ayrılma yönündeki isteği güçlendirmektedir. Brexit İskoç milliyetçiliğini güçlendirdiğine göre hem Brexit’i hem de İskoçya’nın Birleşik Krallık’ın bir parçası olarak kalması gerektiğini savunmak, İskoç siyasilerin ifadesiyle “demokrasi sorunu” olduğu kadar,  zıt olan iki görüşü de birden savunmaktır.

* “Er ya da geç yüzleşilmesi gereken açık ve değiştirilemez gerçekleri görmezden gelmek bir beceri gerektiriyor.”

İskoç milliyetçisi İskoç Ulusal Partisi’nin genel seçimlerde İskoç oyların %45’ini alarak İskoçya’dan çıkan 59 milletvekilinden 48’ini kazanmış olması,  İskoçya’da hem Birleşik Krallık’a aidiyet duygusunun zayıfladığını hem de İskoçların bağımsızlık için ikinci bir referandum konusunda kararlı olduğunun işaretidir. İskoçya İlk Bakanı Nicola Sturgeon, seçim sonuçlarının ikinci bir bağımsızlık referandumunun gerekli olduğu mesajını verdiğini, İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrı bir gelecek istediğini, İskoçya’nın kendi iradesine aykırı bir şekilde Birleşik Krallık içinde tutulamayacağını açıklamıştır.

Britanya basınında yer alan haberlere göre seçim sonrasında Nicola Sturgeon Boris Johnson ile bir görüşme yaparak, İskoçya’nın ikinci bir bağımsızlık referandumu için gerekli hazırlıklara başlayacağını bildirmiş, Boris Johnson ise İskoçya’da ikinci kez bağımsızlık referandumuna şiddetle karşı olduğunu ifade etmiştir.

Birleşik Krallık’ın birlik ve bütünlüğüne duyduğu bağlılık nedeniyle Boris Johnson’un İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılmasına yol açacak herhangi bir girişime izin vermeme yönündeki kararlılığı anlaşılabilir ama İskoçya’nın bağımsızlık peşine düştüğü de açık ve özellikle de Brexit gerçekleştiğinde değiştirilemeyecek olan bir gerçektir. Boris Johnson ve Muhafazakâr siyasiler elbette İskoçya’nın bağımsızlık isteğinin güç ve zemin kazandığını görmektedir, ama görmezden gelerek, Orwell’in ifadesiyle bir beceri sergilemektedir.

* ”Doğru olmadığını bildiğimiz şeylere inanma potansiyelini hepimiz taşıyoruz ve sonra, sonunda yanlış düşündüğümüz kanıtlandığında gerçekleri arsızca eğip büküyor, haklı olduğumuzda ısrar ediyoruz. Bu süreci istediğimiz kadar uzatabiliyoruz ama yanlış bir inanç er ya da geç gerçeklere tosluyor.”

İskoçya’da bağımsızlık hareketi ve ikinci referandum isteği ne kadar güçlenirse güçlensin, Londra izin vermediği müddetçe İskoçya’da bağımsızlık referandumu gerçekleştirilemez, İskoçlar Londra’nın izni olmadan bir referandum gerçekleştirir iseler bu illegal bir durum olduğu gibi referandumdan çıkan sonuç da doğal olarak bağlayıcı olamaz. Dolayısıyla Muhafazakarlar, İskoç bağımsızlık referandumuna izin vermeyerek,  iktidarda kaldıkları süre boyunca,  İskoçya’yı İskoç halkının iradesine rağmen Birleşik Krallık içinde tutabilirler.  Ancak İskoçların Muhafazakar hükümeti istemediği, Avrupa Birliği’nden ayrılmayı istemediği ve Birleşik Krallık’tan demokratik yollarla ayrılmayı istediği, seçim sonuçları ışığında da, kanıtlanmış gerçekler iken, Londra’daki hükümet ister Muhafazakar olsun ister olmasın, günün birinde İskoçya’nın gerçeğine kuvvetle muhtemel toslayacaktır.

 

 

 

Doç. Dr. Dilek Yiğit

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Füsun Sarp Nebil   - 03-07-2020

Erdoğan'ın İnternet ile İmtihanı

2023 seçimlerinde 7 milyona yakın "Z nesli" dediğimiz 1995 sonrası doğan genç ilk defa oy kullanacak. Yani tüm seçmenin % 10'undan fazla bir kitle. Bu rakam tüm partileri korkutuyor.