Davutoğlu’nun Radikal Sunni Merkezli Ortadoğu Politikası

Yazan  16 Mart 2012
Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Arap Baharı sürecinde Türk dış politikasının eksenini radikal sunni merkezli bir eksene oturtmuştur.

Bu politika sonucunda Ortadoğu'da Türkiye'nin müttefikleri değil, AKP'nin politik müttefikleri zemininde bir dış politika izlenmektedir. Örneğin Türkiye'nin Suriye'de izlediği, bu ülke ile yüksek gerilim yaratan politika Şam'da Suriye Ulusal Konseyi'nin üyelerinden olan Müslüman Kardeşlerin iktidara getirilmesini hedeflemektedir.


Suriye'de Müslüman Kardeşler Mısır'da olduğu gibi demokratik bir seçimleri kazanarak iktidara gelebilecek güçte olsalar bu noktada önemli bir sorun olmaz. Ankara'nın Suriye'de demokrasiyi desteklemesi yeter. Ancak Suriye'de Müslüman Kardeşler, baba Esad'ın aldığı önlemler sonucunda ağır darbeler almışlardır. Bundan dolayı Müslüman Kardeşler Suriye siyasetinde güçlü değildirler. Yarın yapılacak demokratik bir seçimden en büyük parti çıkma ihtimali de zayıftır.


Suriye'de Müslüman Kardeşlerin İslami alanda boşalttığı yeri özellikle ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra güçlenen ve Amerikan güçleri ve Şiilere karşı savaşan Irak Selefi hareketlerinden 2003-2012 arasında etkilenen selefi hareketler büyük ölçüde doldurmuştur. Bir seneden buyana bu hareketlerin açık bir şekilde katar üzerinden Suudi Arabistan aracılığı ile desteklendiğini görmekteyiz.


Davutoğlu'nun Suriye'de Müslüman Kardeşleri destekleme politikası bir yandan Suriye'de zayıf ata oynamayı beraberinde getirirken Türkiye'nin Suriye'de hiçte küçümsenmeyecek oranda olan laik rejimi destekleyen sunni Araplardan, Hıristiyanlardan ve kısmen Esad'a kızgın olan Nasurilerden koparmaktadır. Oysa Türkiye'nin Suriye'deki etki alanı AKP'nin etki alanından çok daha geniştir. Bir sene öncesine kadar Ankara'nın izlediği ve doğru olan kapsayıcı ve içten dönüştürücü siyasette bunu çok açık bir şekilde göstermiştir.


Ankara'nın ulaşılan noktada yapması gereken hızla Annan'a BM ve Arap Birliği tarafından verilen misyonu gerçekleştirici bir politika izlemektir. Bu ise Esad rejimi ve muhalifler arasında önce ateşkesin sağlanmasını gerçekleştirmek sonra Esad'ı dışlamayan bir demokratikleşmenin çerçevesinin sağlanması için Suriye'deki bütün kanatları kapsayıcı bir söylem ile bu ülkeye yaklaşmaktır.


Davutoğlu'nun sunni merkezli siyasetinin ikinci ayağı kendisini Irak politikasında göstermiştir. Davutoğlu, bir süreden buyana Irak'ta sunni Arapların federasyoncu tezlerini desteklemektedir. Şii Araplar ise 2000'li yıllarda federasyoncu bir çizgiyi izledikten sonra federasyonun Irak'ı parçalayacağını görerek, şiddetle federasyona muhalefet etmektedir. Şii Arap erkekler yakalarından büyük bütün Irak rozetleri, şii kadınlar bütün Irak kolyeleri ile ülkelerinin bütünlüğü için çalışmaktadırlar.


Davutoğlu ve Türkiye 2003 sonrasında Türkmenleri Ankara politikalarından tasfiye eder, hatta onlara Irak'ta sunni Arapların içinde erimeyi önerirken, Ankara'nın Irak politikasını sunni Arap partiler üzerine kurmuştur. İran'ın şii Araplar üzerinde büyük bir etkisinin olduğu bir dönemde bu geçici bir zorunluluk olarak ta görülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, şii Araplar Türkiye'ye de tarihsel olarak çok uzak değildirler.


2. Abdülhamit han'ın akıllı şii Arap politikası sonucunda, şii Arap aşiretleri Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Ordusu'nun yanında sonuna kadar savaşmışlardır. Sunniler ise İngilizlerin yanında yer almıştır. Bundan dolayı İngiliz manda yönetimi Irak devletini kurarken azınlıktaki sunni Araplara dayanmış, şii Arapları ise cezalandırmıştır.


Ankara'nın sunni Arap partileri desteklemesi, şii Araplar ve Irak'ın bütünlüğü en önemli siyasi hedefi olan Maliki'yi dışlaması, karşısına alması anlamına gelmemelidir. Amerikan Ordusu'nun çekilmesinden sonra Irak Şiiliği zaman içinde üzerindeki İran etkisini azaltacaktır. Ancak bunun için Türkiye'nin Bağdat'a ve Maliki'ye yönelik siyasetinin dışlayıcı bir siyaset olmaması gerekmektedir. Oysa Ankara'nın bugün gerek Irak'ta gerek Suriye'de izlediği siyaset, Maliki'yi Tahran'a doğru yaklaştırmakta, Ankara'dan uzaklaştırmaktadır.


Türk dış politikasını sadece iktidar partisinin ideolojik çizgisi üzerine oturtmak Türkiye'nin iktidar partisinden çok daha büyük olan potansiyelini inkar etmek, kullanamamak anlamına gelmektedir. Bugün Davutoğlu bunu yapıyor.

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mete Han Kutlusan   - 05-06-2020

Amerikan Ordusu Trump'ın Kararına Direniyor

Neler Oldu? ABD Savunma Bakanı Mike Esper, George Floyd adlı siyah vatandaşın polis tarafından katledilmesinden sonra gelişen ve bugün dahi, yer yer ilan edilmiş sokağa çıkma yasaklarına rağmen devam eden protesto olaylarına ilişkin,3 Haziran 2020 günü PENTAGON’da bir basın toplantısı gerçekleştird...