Türkiye’nin bekası..

Yazan  04 Mart 2019
Beka, kelime anlamı itibarı ile ‘var olmak’, ‘yaşamını devam ettirebilmek’ anlamında kullanılan bir kabiliyettir. Bir ülkenin bekasına yönelik bir tehdit denildiğinde genellikle topraklarının tamamının veya bir kısmına yönelik tehlikenin varlığı ve egemenlik sorunları anlaşılır.

Örneğin Yunanistan’ın Ege Denizi’nde ki adaların karasularını 6 milden 12 mile çıkararak buradaki haklarımızı hiçe sayması ya da PKK terör örgütünün Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alması beka sorunudur. Beka sorunu iki taraf için de bir egemenlik iddiası olduğu için diplomasi ya da barış masasında çözülmesi zordur. Bu yüzden, askeri güç kullanımı kaçınılmazdır yani bu tür sorunlar genellikle savaş ile çözülür.

Diğer yandan komşu bir ülkenin ülkemize bir nükleer bomba atması ya da ülke rejimi üzerinde oynayarak tam bağımsızlığımız ve milli egemenliğimiz üzerinde ipotek koymaya çalışması da beka sorunudur. Devlet adamına düşen ülkesine yönelik tehditleri ve fırsatları izlemek, bunlara uygun olarak ulusal gücü hazırlamak ve zamanı geldiğinde ülke çıkarlarının korunması ve kollanmasında güç kullanmakta tereddüt etmemektedir. Bir ülkenin ulusal çıkarları önem ve öncelik derecesine göre;

  • Beka,
  • Hayati çıkarlar (örneğin Musul ve Kerkük’teki ahdi haklarımız),
  • Çok Önemli (daha çok ekonomi ile ilgili) ve
  • Önemli (moral değerler gibi) olarak derecelendirilir.

Bu makalede ülkemizin ulusal gücü, güvenliği ve bekası, bu kapsamda nelerin yanlış gittiği ve olması gerekenler ile ilgili bir değerlendirmede bulunacağız. 

Türkiye’nin gücü..

Türkiye, uluslararası sistemde orta büyüklükte bir güçtür; 185 dünya ülkesi içinde nüfus itibarıyla 16'ncı, toprak büyüklüğü itibarıyla 32'nci ve ekonomik gücü itibarıyla 17'nci sıradadır. 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye; ne bir süper devlet, ne büyük güç, ne de bölgesel güçtür. Bölgesel güç kullanma yeteneği; komşu bölgelere ve içine nüfuz etmiş büyük güçlerin ipoteğine bağlı olduğundan “Alt-Bölgesel Güç” olarak tanımlanabilir.

 

Şekil 1: Küresel Güç Dengesi

 

Anadolu’ya sıkışmış Türk halkının yaşadığı bölgesel gelişme farkı, ülkenin laik ve dini bakımdan kutuplaşması yanında çorak topraklar, kuru iklim ve dağlık arazi, nehirlerin azlığı ve doğal kaynakların yetersizliği halkın ekonomiye katılımını etkilemektedir. Ekonominin büyük ölçüde yükünü çeken Marmara Bölgesi, Türkiye’nin en kritik bölgesidir. Türkiye, genç ve dinamik nüfus potansiyeline, zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olmasına ve etrafı denizlerle çevrili olmasına rağmen bunları iyi kullanamayan bir ülkedir.

Türkiye; Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya'da Türkçe konuşan 300 milyonluk Türk dünyasının motor gücü olmasına rağmen, bu işlevi bugün Kazakistan üstlenmiştir. Türklüğün kolları; Rusya içinde, Çin (Doğu Türkistan), Suriye ve Irak başta olmak üzere pek çok coğrafyada beka tehdidi ile karşı karşıyadır. Modern Türkiye’nin önünde ise iki önemli engel bulunmaktadır; genişleme istikametleri zorluklarla doludur ve Türklerin doğası değişmiştir. Türkiye’nin en önemli sorunu öncelikle yaşamakta olduğu kimlik krizine yönelik kutuplaşma ve daha sonra ekonomidir. Jeostratejik olarak, her coğrafi istikamette genişlemesi komşuları tarafından engellenmektedir.

Dünya doğal enerji kaynaklarının % 70'i Türkiye'nin etrafında kümelenmiştir. Ancak, Türkiye milli gelirinin üçte birini ithal enerji kaynaklarına, üçte birini memur maaşlarına, geri kalanını da büyük ölçüde savunmaya harcadığından yatırım için kaynakları sınırlıdır. Her yıl, % 6 büyüyebilmesi dışarıdan en az 40 milyar $ girdiye ihtiyaç vardır. Özel sektör üzerinden halen 604 milyar $ dış borcu bulunmaktadır. Tüketim toplumuna yönelmiş Türkiye, üretim ekonomisine dönmeden büyük güç olamaz. Sanayisi büyük ölçüde montaj sanayi olması nedeni ile ihracat, ithalata yani dövize dayalıdır.  Türkiye’nin GSMH’nın 2030 yılında 2712, 2050 yılında ise 5104 milyar $ olması; böylece dünya ekonomisinde 17’cilikten en fazla 14’üncülüğe yükselmesi beklenmektedir.

 

Tablo 1: Büyük Güçlerin Güç Kaynakları ve Türkiye

 

Dünyadaki tüm kriz noktalarının %70’i Türkiye’nin etrafındadır. Silahlı Kuvvetleri insan sayısı bakımından dünyada ilk on içinde bulunsa da operasyonel kabiliyetleri bölgesel projeksiyon için bile yeterli değildir. Başta hava savunması olmak üzere; bağımsız uzaya dayalı kabiliyetler, siber güvenlik, askeri istihbarat, stratejik haberleşme ve ulaştırma gibi önemli kabiliyet eksikleri vardır. Türkiye’nin büyük ölçüde TSK’ya dayalı güç politikası uygulama yeteneği, siyasi sıkıntılar nedeni ile sürekli aşınmaktadır.  

Türkiye’nin güvenliği ve bekası..

Tehditlere de fırsatlara da açık olan Türk coğrafyasında var olmak ile yok olmak aynı mesafededir. Bunun temel nedeni, Türklerin küresel ve büyük güç merkezleri arasına sıkışması, onların politikalarının bazen hareket noktası bazen hedefi olmasıdır. Tarihte Türk devletlerinin yıkılmasının ortak özellikleri; dış tesirler nedeni ile egemenliğin kullanılamaması, devletin iyi yönetilememesi, ekonomik geri kalmışlık, coğrafya ve kültürün birleştirilmesindeki sıkıntılar olmuştur.  Türkler, ekonomileri ya da devletleri yıkıldığı zaman dağınık ve yönsüz bir hale gelirler. Ekonomik az gelişmişlik, ülke içindeki çeşitli gruplara ve fikirlere dışarıdan nüfuz etmeyi kolaylaştırmakta, ülke birliğini tehlikeye sokmaktadır.

Türkiye’ye yönelik güvenlik tehditlerini aşağıdaki şekilde sınıflandırabiliriz;

  • İç güvenlik; terörizm (PKK, FETÖ, Radikal Sol ve İslamcı Terör Örgütleri), rejim restorasyonu (Batılı ülkelerin ülkemiz içindeki rejim dönüştürme kurguları) vd.
  • Dış güvenlik; ABD, Yunanistan, Ermenistan vd.
  • Sınır aşan tehdit; göç, kaçakçılık, uluslararası suç örgütleri vd.
  • Diğer tehditler; deprem, sel gibi doğal afetler ve çeşitli pandemik hastalıklar.

Türkiye; politik, ekonomik, sosyal, ahlâkî, kültürel, etnik ve askerî boyutları içeren bir krizden geçmektedir. Yaşanan kriz, devleti ve toplumsal yapıyı sarsmış, değerler sisteminde yıpranmalara neden olmuştur. Türkiye’nin içinde bulunduğu temel güvenlik sorunlarını şu şekilde sıralayabiliriz;

  1. Türkiye, büyük güç merkezleri arasında sıkışmış konumdadır. Bu yüzden, kendi çıkarlarına uygun bağımsız politikalar izleyememektedir.
  2. Ülkenin güvenlik parametreleri homojenleştirici niteliğini yitirme sürecindedir. Ülke hızla kutuplaşmakta ve kimlik sorunu gittikçe büyümektedir.
  3. Türkiye, yalnızlaşmakta, siyasi ve ekonomik birliklere alınmamaktadır.
  4. Türkiye’nin siyasi rejimi ve devlet yapısı önemli ölçüde işlevsizdir.

Türkiye, dış tehditlerden daha çok içeriden yapılan müdahalelere karşı oldukça duyarlıdır. Üç tarafı denizle çevrili olmasına rağmen birden fazla cephede mücadele etme gereği Türkiye’yi tarih boyunca olduğu gibi gene iç hat konumuna düşürmektedir.

Türkiye’nin güvenlik endişeleri her zaman dış politikasının önündedir ve daha bağımsız bir dış politika anlayışı ile birlikte askeri aktivizm kaçınılmaz hale gelmiştir. Bulunduğumuz coğrafya artık güç merkezlerinin arkasına saklanma seçeneğini bize bırakmamaktadır.

Türkiye’nin olması gereken güvenlik yapılanması..

Türkiye, modern tarihin önüne çıkardığı fırsatları iyi değerlendirdiği takdirde, bölgesel ve küresel güç arasında bugünkü Rusya’nın konumuna yakın bir güç konumu elde etmesi mümkün olacaktır. Bu fırsatları yazmıyoruz ancak önümüzdeki 30 yılda yaşanacak uluslararası krizlerin İran’dan başlayarak Rusya ve Çin’in de bulunduğu Orta Asya coğrafyasında çok önemli kırılmalar meydana getireceğini ve Türk devletleri için sağlayacağı fırsatlar yanında Türkiye’nin muhtemel rolleri olacağını söyleyebiliriz.

Türk ulusal güvenlik kurgusu; radikal değişikliklere ihtiyaç duymaktadır. Türkiye, sadece Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcılığına dayanan; reaktif güvenlik konseptini aşarak “ulusal çıkar endeksli” ve “akıllı ve yumuşak güç”ün tüm unsurlarını bir güç projeksiyonu içinde birleştirmiş yeni bir güvenlik kurgusuna ihtiyaç duymaktadır. Bu kurgunun temel parametreleri şunlar olmalıdır;

  • Coğrafi olarak Avrasya odaklı “büyük güç” olma aktör rolü,
  • Proaktif çevresel angajman politikaları; Barıştan İtibaren Angajman Konsepti dahilinde kademeli ve kategorik güç uygulayabilecek bir askeri konsept çerçevesi ve kabiliyetleri geliştirilmelidir.
  • İstihbarat sistemimizin güvenlik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde uzmanlaştırılması ve ilgili işlevleri sağlayacak şekilde yeni yapılar ilave edilmesi gereklidir.

 

Tablo 2: Önerilen Türk İstihbarat Yapılanması

 

Askeri güç dışında kalan akıllı ve yumuşak güç unsurlarımızın dış politikada sonuç alacak şekilde kurgulanmalıdır (güvenlik ortamını şekillendirmek).

Kendi vizyonunu ve rollerini belirleyemeyen Türkiye, başta ABD olmak üzere büyük güç merkezlerinin kendi adına belirlediği rollerin ve savaşların bir parçası olmaya mahkûmdur. Bu nedenle, Türkiye güvenlik ve savunma alanında sadece Batıya yaslanmayan, proaktif ve ulusal çıkar endeksli yeni bir kültür ve güç projeksiyonuna dayanan aktivizm içinde inisiyatifi ele almalıdır.

Türkiye, 21. yüzyılın en dinamik alanlarından birisi olacağı şimdiden belli olan Avrasya alanının oluşmasında politik, ekonomik, sosyal, kültürel öncülüğü üstlenerek, üçüncü bin yıla Türklüğün yeni misyonu ile başlamalıdır.

Sonuç..

Türkiye’nin güvenlik politikaları rasyonel ulusal çıkarlara dayanmadığından, güvenlik hassasiyeti gittikçe içinden çıkılmaz hale gelmektedir. Ülke güvenlik aygıtının zar zor yürüyen parçaları da işlevlerini yitirmektedir. Ülke homojenliğimiz ve ulus-devlet yapımız oldukça hassas bir haldedir. Türkiye’nin yaşamakta olduğu kimlik sorunu ile gerek devlet yapısı gerekse toplum içindeki dönüşüm bu şekilde devam ettiği takdirde bölünmesi kaçınılmaz hale gelecektir. Türkiye’nin her şeyden çok gerçek demokrasiye, bağımsız adalete, çok sesliliğe ve liyakatli devlet adamlarına ihtiyacı vardır. Sorun her şeyden önce siyasidir ve Türkiye, öncelikle Atatürk’ün kurguladığı fabrika ayarlarına dönmeli ve siyasetten, toplumsal değerlere ve eğitime, her alanda onun ilkelerini rehber edinmelidir.

 

Son Düzenlenme Pazartesi, 04 Mart 2019 09:35
Sait Yılmaz

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 22-07-2019

YÜZÜNCÜ YILDÖNÜMÜ’NDE ERZURUM KONGRESİ; “ VATAN BİR BÜTÜNDÜR PARÇALANAMAZ”

Erzurum Kongresi, Anadolu’da Milli Mücadelenin 2’nci adımı olarak atılan bağımsızlık meşalesidir.