Ukrayna Seçimleri veya “1 Nisan Şakası”

Yazan  07 Nisan 2019

Yukarıdaki başlık, aslında bana değil, Ukrayna’da cumhurbaşkanına yakın bir gazeteye ait. Geride bıraktığımız pazar günü (31 Mart), yani, Türkiye’de yerel seçimlerin yapıldığı gün, Ukrayna’da da, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu gerçekleşti ve şimdiki Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’nun oyu yüzde 15,9’larda kalırken, bu zamana kadar aktif siyasetle hiç ilişkisi olmamış olan ünlü komedyen Volodimir Zelenski, tahminlerin epey üzerine çıkarak, oyların yüzde 30,24’ünü aldı (yani, neredeyse, her üç seçmenden biri, oyunu ona verdi). Seçimlerin bir diğer adayı olan eski başbakanlardan (Ukrayna’nın “demir leydisi” olarak adlandırılan) Yuliya Timoşenko ise, yüzde 13 civarında oy alabildi. Dolayısıyla siyasete yeni atılan komedyen Zelenski, tek başına, cumhurbaşkanı ile ana muhalefet liderinin oylarının toplamından daha fazla oy aldı. Bu tablo karşısında da, Cumhurbaşkanı Poroşenko’ya destek vermiş olan bazı yayın organları, “Seçim mi, 1 Nisan şakası mı” diye başlık attılar.

Seçimlerin ikinci turu, 21 Nisan’da yapılacak ve şimdi, ikinci tura kadar Cumhurbaşkanı Poroşenko’nun genel tabloyu değiştirip değiştiremeyeceği tartışılıyor.

Aslında seçim sonuçları, dikkatli gözlemleyen biri için, sürpriz olmadı. Seçimden hemen önce yazdığım analiz yazısında da ben, benzer bir tabloyu öngörmüştüm. Seçim öncesi analiz yazıma, bu linkten ulaşabilirsiniz: http://soyledik.com/tr/makale/7845/ukraynanin-secim-yili--deniz-berktay.html

Peki, nasıl oldu da, önceden aktif siyasetle hiçbir ilişkisi olmayan ve siyasi programı belli olmayan bir komedyen, diğer iki adayın toplamından fazla oy aldı?

Bu noktada, Ukrayna’nın geçmişine, siyasi yapısına bakmakta fayda var.

Ukrayna’nın farklı bölgeleri

45 milyona yakın nüfusu olan Ukrayna’nın siyasi açıdan en önemli özelliği, ülkenin kültürel ve siyasi açıdan iki ana bölgeye ayrılmasıdır. Ülkenin güney ve doğu bölgelerinde nüfusun büyük kısmının Rusça konuşmasına ve Rus yanlısı eğilimlerin güçlü olmasına karşılık, ülkenin orta ve batı bölgeleri, Ukraynaca’nın konuşulduğu ve Batı yanlısı ve milliyetçi eğilimlerin güçlü olduğu bölgelerdir. (Fakat bu ayrımın, siyah ve beyaz gibi zıt olduğunu söylemek yerine, “siyahtan beyaza değişen, grinin farklı tonları” olarak nitelendirmek, daha doğru olacaktır. Mesela, Odessa, Nikolayev, Herson gibi güney illerinde Rusya sempatisi, doğrudan Rusya’ya bağlanmayı isteyecek düzeyde değildir.

Ukrayna’da dengeler, nasıl değişti?

Buna karşılık Rusya’nın beş yıl önce ele geçirdiği Ukrayna’nın Kırım Yarımadası’nda ve ülkenin en doğusundaki Donetsk ve Lugansk illerinin belli bölgelerinde Rus yanlılığı, daha radikal idi. Benzer biçimde, ülkenin orta bölgelerinde milliyetçi eğilimlerin daha ılımlı olmasına karşılık, ülkenin en batısındaki Galiçya bölgesinde, yani, Lvov, Ternopol ve İvano-Frankovsk illerinde, “Rusya’nın düşmanı, dostumuzdur” anlayışının güçlü olduğunu görürüz). Ülkenin bu iki kesimi arasında, bundan beş yıl öncesine kadar, siyasi arenada belli bir denge bulunuyordu. Nitekim seçimlerde bazen Batı yanlısı adaylar, bazense, Rusya yanlısı adaylar kazanıyor ve siyasi çatışmalar, bir şekilde, uzlaşmayla sonuçlanıyordu. Ancak, Batı yanlısı kesimlerin 2013 sonu- 2014 başlarında gerçekleştirdikleri ihtilal ve bunun ardından Rusya’nın Ukrayna’nın bazı bölgelerini işgal etmesi, ülkenin siyasi dengelerini alt üst etti. 2014’nü şubat ayında, Rusya’ya yakın çizgideki o zamanki Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in batı yanlısı kesimlerce devrilmesi ve ülkeden kaçması, Yanukoviç’e oy vermiş olan güney ve doğu illerinde yaşayanları tedirgin etti. Zira, birincisi, iktidar değişikliği, bu sefer seçimle değil, ihtilal yoluyla gerçekleşmişti. Bundan da ötede, yolsuzluklara bulaşmış olan eski Cumhurbaşkanı Yanukoviç’in güney ve doğu illerinde bile pek seveni kalmasa da, o bölgelerde yaşayanlar, Kiev’deki ihtilali gerçekleştiren radikal milliyetçi gruplardan hiç hazzetmiyordu. Bu şartlar altında, Ukrayna’daki Batı yanlısı yeni yönetimin Kırım’daki Rus Donanması’nın Sivastopol Üssü’nü kullanmasına son vermesinden endişe eden Rusya yönetimi, Kırım’daki yerel halkın hoşnutsuzluğundan da yararlanarak, Kırım Yarımadası’nı ele geçirdi ve kendi topraklarına kattığını açıkladı (2014’ün Mart ayı). Hemen ardından da, Ukrayna’nın Donetsk ve Lugansk illerinde Rus yanlısı ayrılıkçı gruplar, Rusya’dan aldıkları yoğun destekle, buradaki iki il merkezini ele geçirdiler ve bu iki ilde çatışmalar, halen devam ediyor.

Yukarıda özetlediğimiz bu tablo, Ukrayna’nın siyasi dengelerini epey değiştirdi. Zira, Rusya’nın (ve Rus yanlısı ayrılıkçı grupların) denetimine giren bölgelerin Rus yanlısı seçmenleri artık Ukrayna seçimlerinde oy kullanmadıkları için, Ukrayna’daki Rus yanlısı siyasetçiler ve partiler, epey oy kaybetti (Rusya’ya mesafeli olan kesimlerin ağırlığı arttı). İkincisi ise, iki ülkenin fiilen savaş halinde bulunduğu şartlarda, Rusya’yla yakınlaşmayı savunmak, vatana ihanetle özdeşleşti. Bu nedenle, son beş yıldır seçimler, Rusya ve Batı yanlısı adaylar arasında değil, Batı yanlısı olduğunu söyleyen farklı adaylar arasında gerçekleşiyor.

Bu seçimlerin öncesinde Cumhurbaşkanı Poroşenko, milliyetçi kesimlerle yakınlaşmış ve milliyetçi aydınların önemli bir kısmının desteğini sağlamıştı. Son iki yıldır, “dil, inanç ve ordu” sloganı çerçevesinde, Rusçanın kullanım alanını daraltıp Ukraynacayı her yerde egemen kılan yasaları onaylatıyor, Ukrayna’da Moskova Patrikhanesi’nden ayrı yeni bir milli Ukrayna Ortodoks Kilisesi kurulması yönünde çaba gösteriyor ve Ukrayna’nın son beş yılda yeni bir orduya sahip olmasıyla övünüyordu. Bu şartlarda, seçim öncesi konuşmalarında, kendisini Ukrayna’nın yegane milli lideri olarak gösterirken, karşısındaki bütün diğer adaylarınsa, Kremlin’e hizmet edeceğini öne sürüyordu. Poroşenko’ya destek vereceğini duyuran pek çok aydın da, yaptıkları açıklamalarda, Poroşenko’nun kendileri açısından ideal bir lider olmadığını, fakat bu şartlarda onun yerine başkasının gelmesinin, ülkeyi belirsizliklere sürükleyeceğini ifade ederek, seçmeni, her şeye rağmen, ona oy vermeye çağırıyorlardı. 

Fener Patrikhanesi, beklentileri karşılayamadı 

Fakat Poroşenko’nun “dil, inanç, ordu” eksenli ve “şer ittifakına hayır” vurgulu kampanyasının, istediği sonucu vermeyeceği, seçimlerden önce de belli oldu.  Poroşenko, Fener Patrikhanesi’nin Ukrayna’da Rusya’dan ayrı bir Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin kurulmasına ilişkin geçen aralık ayında berat vermesinden sonra, bu beratla ülke genelinde dolaşarak, Ukrayna’ya bağımsız kiliseyi kendilerinin hediye ettiği vurgusunu yaptı. Bu kampanya, ona milliyetçi kesimlerin bir bölümünün oyunu kazandırsa da, beklediği desteği kazandıramadı. Zira birincisi, Poroşenko’nun ekonomik politikalarına tepki duyan ve son beş yılda yoksullaşan kitleler (bunların bir kısmı milliyetçi olsa da), “milli kilise”yi, Poroşenko’ya oy vermek için yeterli bir neden olarak görmedi (milliyetçi kesimlerin bazıları da, bunun Poroşenko’nun kişisel başarısı olmadığını söylüyordu). İkincisi, “milli kilise” konusu, zaten Ukrayna toplumunun genelinin değil, sadece milliyetçi kesimlerin önem verdiği bir konuydu. Ülke nüfusunun çok önemli bir bölümü, Moskova Patrikhanesi’ne bağlı kiliselerde ibadete devam ediyor, bir bölümüyse, kendisini hiçbir cemaate bağlı görmüyordu. Bu kesimler, Poroşenko’nun “milli kilise” kampanyasına, “cumhurbaşkanının işi, dini meselelere karışmak değildir”, diyerek, tepki gösterdiler (Kiev, Odessa, Lvov, Rivne ve Çernigov şehirlerinde yaptığım sokak röportajlarına dayanarak söylüyorum). Üçüncüsü, “milli kilise”, toplumun büyük çoğunluğunun uzun zamandan beri beklediği bir “büyük ülkü” olmadığı için, son derece aktif devam eden seçim öncesi süreçte, Aralık ayında elde edilen bir başarının etkisi, Mart sonuna doğru, giderek zayıfladı (Poroşenko, “milli kilise” söylemi dışında, geniş kitlelerden, özellikle milliyetçilerden oy almasını sağlayacak yeni söylemler geliştiremedi). Dördüncüsüyse, Fener Rum Patrikhanesi, Ukraynalı milliyetçilerin beklentilerinin aksine, Ukrayna’da milli bir kilise kurmamış, Ukrayna’yı Moskova’dan kopartıp kendi ruhani alanına bağlamıştı. Ayrıca, yine beklentilerin aksine, Fener Rum Patrikhanesi’ninbu kararı, diğer Ortodoks kiliseleri tarafından tanınmadı; diğer kiliseler, Ukrayna’yı hala, Moskova Patrikhanesi’nin alanında kabul ediyor. Dolayısıyla, Poroşenko’nun Ukrayna’da milli kilise kurulunca Ukrayna Ortodoksluğu’nun bütün dünyada tanınacağı yönündeki beklentisi de, henüz gerçekleşmedi.

Milli Ordu söylemine inen darbe

Poroşenko’nun söylemlerinden biri olan “milli ordu” sloganına ise en ağır darbeyi, seçimden kısa bir süre önce ortaya çıkan yolsuzluk skandalı indirdi. Poroşenko’nun iş ortağı olan bazı kişilerin, Rusya’dan kaçak yollardan askeri malzeme getirtip bunları Ukrayna Savunma Bakanlığı’na piyasa fiyatının çok üstünde rakamlara sattıkları ortaya çıktı. Bu skandalın ortaya çıkması, Poroşenko’nun son haftalardaki reytinglerini düşürdü. Hatta, onun ikinci tura kalıp kalamayacağı bile, tartışılır hale geldi. (Poroşenko, 31 Mart akşamı kendi seçim karargahında yaptığı basın toplantısında, ikinci tura kalabilmiş olmasını büyük bir zafer olarak duyurdu ve “Kremlin’in planlarını boşa çıkardık”, dedi).

Bu etkenlerin yanı sıra, yoksullaşma nedeniyle ve yolsuzluklarla mücadelede son beş yılda fazla yol alınamamış olması nedeniyle, Poroşenko, milliyetçi kesimlerden de beklediği oranda oyu alamadı. Milliyetçi kesimden pek çok seçmen, oyunu, diğer milliyetçi adaylardan AnatoliyGritsenko, veya, milliyetçi kesime de hitap etmeyi başarabilen Yuliya Timoşenko’ya verdi. Poroşenko’nun en fazla oy aldığı iller, milliyetçi akımların en güçlü olduğu Galiçya’nın Lvov ve Ternopol illeri olurken, burada da, yine yüzde 50’yi bulamadı (seçimden önce Lvov’da yaptığım sokak röportajlarında, işi olan ve geçim sıkıntısı çekmeyen kişilerin Poroşenko’ya oy vereceklerini, buna karşılık, maddi durumu iyi olmayan seçmenlerin Poroşenko’ya “asla” oy vermeyeceklerini söylediklerine tanık olmuştum. Ayrıca, Poroşenko, Fener Patrikhanesi’nden alınan beratla ilgili düzenlediği bir basın toplantısında, kendisine ülkedeki yolsuzlukları soran bir kişiyi, Rusya’nın çıkarlarına hitap etmekle suçlamıştı. Poroşenko’nun yolsuzlukla ilgili eleştirilere kilise konusuyla cevap vermesi veya kendisine karşı çıkanları Rus yanlısı olmakla suçlaması, milliyetçi seçmen kitlesinde bile, ters etkiler yarattı). Bu noktada, seçimin bir diğer sürprizi de, ülkenin orta-batı kesiminde yer alan ve Cumhurbaşkanı Poroşenko’nun ticaret yaşamına başladığı, Başbakan VolodimirGroysman’ın is memleketi olan, yani, hem cumhurbaşkanının hem de başbakanın ili olan Vinnitsa ilinde bile Zelenski’nin önde gelmesi oldu. 

Zelenski’ye desteğin nedeni

Öte yandan, Poroşenko’nun bu milliyetçi politikaları, hatta, daha doğru bir ifadeyle, Ukrayna milli kimliğini Batı Ukrayna’nın değerleriyle özdeşleştirmesi ve bunu ülkenin geneline kabul ettirmek istemesi, ülkenin diğer bölgelerinin tepkisine neden oldu. (Poroşenko, 2005-2010 yılları araısnda cumhurbaşkanlığı yapmış olan Viktor Yuşçenko’nun politikalarını tekrarlamış oldu). Ukraynaca’nın her alanda tek dil olarak kabul edilmesine yönelik politikalar, nüfusunun önemli kesimi Rusça konuşan Ukrayna’da, ülke nüfusunun önemli bir bölümünün tepkisine neden oldu. Ayrıca, Poroşenko’nun yeni milli tarih yazma görevi üstlenen Ulusal Bellek Enstitüsü’nün başına Lvov’lu radikal bir milliyetçi olan Volodimir Vyatoviç’i getirmesi ve bu enstitünün Sovyet dönemine ilişkin herşeyi silmeye ve Batı Ukrayna’nın değerlerini bütün Ukrayna’nın değerleri haline getirmeye yönelik politikaları, yine, ülkenin güney ve doğu bölgelerinde yaşayan ve komünist olmasa bile, Sovyet dönemini kendi geçmişi olarak gören kesimlerin tepkisini çekti. Sonuçta, Ukrayna’nın güney ve doğu bölgeleri, “Poroşenko’ya karşı kim olursa” diyerek, anketlerde ona karşı en önde giden Zelenski’ye destek verdiler. Volodimir Zelenski, seçim öncesinde, Ukrayna’nın kültürel farklılığına vurgu yaparak, sözünü ettiğimiz resmi politikalara tepki duyan kesimlerin desteğini sağladı. Diğer taraftan, Rusya yanlısı çizgideki adaylardan Yuriy Boyko’nun artık yüzü eskimiş bir siyasetçi olarak kabul edilmesi ve seçimleri kazanma şansının görülmemesi de, Boyko’ya destek verebilecek kitlelerin Zelenski’ye yönelmesine neden oldu. Sonuçta Boyko, Rus yanlısı eğilimlerin en güçlü olduğu Donetsk ve Lugansk’ın hükümet denetiminde bulunan, ayrılıkçılrın işgali altında olmayan bölgelerinde galip gelirken, Rusça konuşan diğer illerde, Zelenski galip geldi. 

Zelenski’nin yüksek oyu almasında bir etken, Rusça konuşan güney ve doğu Ukrayna illerinin desteği olurken, bir diğer etken ise, toplumun eski siyasetçilerden bıkkınlığı oldu. Zelenski, daha önceki siyasetçi çevreleriyle hiçbir bağı olmayan, yeni bir sima olarak görülüyor. Seçimlerden önce Zelenski’ye yönelik yürütülen karalama kampanyalarının ise, ters etki yaratarak, onun oylarını arttırdığı görüldü. Uzmanların belirttiği üzere, adaylar arasında “antireytingi”, yani, sevmeyenlerinin oranı en yüksek olan kişi, Cumhurbaşkanı Poroşenko idi. Bu “antireyting”in de, büyük ölçüde, Zelenski’ye reyting olarak gittiği görülüyor.

İkinci turda ne olur? 

Peki, ikinci turda durum değişir mi? Bu sorunun yanıtı, pek çok etkene bağlı. Bazı uzmanlar, Ukrayna’da 1994’te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda Leonid Kravçuk’un galip geldiğini, fakat ikinci turda Leonid Kuçma’nın galip geldiğini örnek göstererek, ikinci turda Poroşenko’nun öne geçip galip gelme ihtimalinin bulunduğunu söylüyor. Poroşenko’nun ikinci turda kazanabilmesi, ilk turda oy kullanmamış veya başka adaylara (özellikle de Gritsenko ve Timoşenko’ya) oy vermiş milliyetçi adayları kendisi lehine oy kullandırmaya sevkedebilmesine ve diğer taraftan, ülkenin diğer kesimlerine, kendisini istikrarın simgesi olarak gösterebilmesine bağlı.  Kamuoyunun büyük kısmı, Poroşenko ve diğer siyasetçilere olan tepkisinden ötürü, siyasi programını incelemeye bile gerek görmedikleri Zelenski’ye oy verdi. Yani, Poroşenko’ya olan tepki, istikrar özleminden fazla. Poroşenko’nun bu tabloyu üç haftadan kısa sürede değiştirip değiştiremeyeceği, belli değil.

Ukrayna’nın dış politikası değişir mi?

Poroşenko ve çevresi, Zelenski’nin galibiyetinin Ukrayna’nın Batı yanlısı politikalarının sonu ve Rusya’nın zaferi olacağını söylüyor. Bunun gerçeğe pek uygun olmadığını belirtmek lazım. Zira, birincisi, Zelenski, Ukrayna’nın Ukraynaca konuşmayan ve Ukrayna milliyetçi doktrinine bağlı olayan kesimlerin desteğini alıyor olsa da, bu kesimin sesini duyurmasını, Rusya’nın galip gelmesi olarak görmemek lazım. Zira daha önce de değindiğimiz üzere, Kırım Yarımadası’ndaki Rus nüfusu saymazsak, Ukrayna’nın güney ve doğu illerinde yaşayan Rusça konuşan nüfusun önemli kısmı, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünden yana; fakat, Batı Ukrayna’nı değerlerinin kendilerine dayatılmasını istemiyorlar. Bu kesimlerin siyasette tekrar seslerini duyurabilmeleri, Ukrayna’nın bölünmesine değil, hatta belki tam tersine, daha iyi entegre olmasına yol açabilir. Rusça konuşan bu kesimlerin de hepsinin her konuda Rusya yanlısı olmadığını ve kendi kültürel farklılıklarına saygı gösterildiği takdirde Ukrayna’nın Batı yanlısı yönelimini desteklediklerini, yakın geçmişteki çeşitli anketler ve olaylar, ortaya koymuştur. İkincisi, Poroşenko’nun çevresinin öne sürdüğünden farklı olarak, Batı’nın olduğu gibi Poroşenko yönetimini desteklediğini öne sürmek, güç. Seçimlerden sonra Batılı siyasetçilerin ve liderlerin söylemleri, Batı’nın – geçmişte de yaptığı şekilde- Ukrayna’da iktidara gelecek her liderle işbirliğine hazır olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunu Zelenski’nin kazanması halinde Ukrayna’nın NATO’ya entegrasyon politikasında bazı değişiklikler olsa bile, bunu, bölge dengeleri açısından köklü bir değişim olarak görmek, aceleci bir yaklaşım olur. Zira, Ukrayna’nın NATO ve AB üyeliği konusu, sadece Ukrayna yönetiminin vereceği karara değil, bu örgütlerin de Ukrayna’yı alma yönünde karar vermesine bağlı. Oysa ki, NATO ve AB içinde, Rusya’yla ilişkileri bozmak istemeyen ve Rusya’ya karşı Ukrayna’ya her türlü desteği vermek istemeyen veya bu destekten “yorulmuş” olan ülkeler var (Ukrayna’da Viktor Yuşçenko’nun milliyetçi ve Rusya karşıtı politikalar yürüttüğü 2005-2010 döneminin sonlarına doğru, Avrupa’da “Ukrayna yorgunluğu”nun kendisini gösterdiğinden bahsedilmiş ve bu “Ukrayna yorgunluğu” terimi, siyasi literatüre girmişti). Dolayısıyla, bu ülkeler açısından da, Ukrayna’da bazı alanlarda Rusya’yla uzlaşmayı tercih edecek bir yönetimin bulunması, istenen bir durum olur.

Özetle söyleyecek olursak, 21 Nisan’da yapılacak ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Zelenski’nin galip gelmesi halinde, Ukrayna’nın dış politik yöneliminin değişeceğini değil, Ukrayna’da 5 yıl önceki ihtilalden sonra egemen olan milliyetçi eksenli (daha doğrusu, Batı Ukrayna eksenli) iç politikaların değişeceğini varsayabiliriz. Bunun da, Ukrayna gibi farklı kültürlerin olduğu bir ülke açısından daha bütünleştirici sonuçlarının olacağı, düşünülebilir. Öte yandan, Poroşenko’nun seçimi kaybetmesi, Ukrayna’daki kilise politikasında da değişikliklere neden olabilir. Bu da, Fener Rum Pattrikhanesi açısından olumsuz bir sonuç olur.

Son Düzenlenme Pazar, 07 Nisan 2019 15:05
Deniz Berktay

1977’de İstanbul’da doğdu. İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nden ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de, Cumhuriyet gazetesinin yanısıra, BBC Türkçe Servisi, Deutsche Welle Türkçe Servisi ve TRT Türk Ukrayna Muhabirliği görevlerini yürüttü. Rusya, Ukrayna ve diğer Doğu Avrupa ülkeleriyle ilgili haberlerin yanısıra, bölgedeki gelişmelerle ilgili çeşitli makaleler yazdı.

Deniz Berktay,  halen Kiev’de çeşitli yayın organları için haber hazırlananın yanısıra, kurucusu ve edditörü olduğu Avrasya Haber Portalı’nda (http://avrasya-haber.com/) , bölge ülkeleriyle ilgili günlük gelişmeleri yayımlamaktadır.

Akademik düzeyde İngilizce, Rusça ve Ukraynaca’nın yanısıra orta düzeyde Sırpça ve Yunanca bilen Berktay, halen, Doğu Avrupa ülkelerinin siyasi dinamikleri ve Ortodoks kiliseleri arasındaki ilişkiler konusunda çalışmalarını sürdürmektedir. 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 24-04-2019

24 NİSAN 1915; “ERMENİ SORUNU, TEHCİR VE GERÇEKLER”

1878’e kadar Türkler ile Ermenilerin arasında dostluk hüküm sürmüştür. Osmanlıların sınırları içerisindeki Ermenilere adil bir yönetim sunması, sınırları dışındaki Ermenilerinde devlete sığınmalarına neden olmuştur.