×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 116



BEN DAHA UNUTMADIM

Yazan  28 Nisan 2009
BADE İLBAY - Ermeniler ile Türklerin ilişkisi, Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle, bin yıl önce başlamıştır.

Türkler ve Ermeniler yüzlerce yıl bir arada ve birbirleriyle kaynaşmış bir şekilde yaşamıştır. Bu barış, Rusların açık denizlere inmeye, İngilizlerinde Mısır-Hindistan yolunu güvence altına almaya karar vermesiyle bozulmuştur.

Rusya, 1816 da Moskova da ermeni şark dilleri enstitüsünü kurmuş, İran ile yaptığı savaş sonrası 1826 yılında imzaladığı Türkmençay antlaşmasıyla elde ettiği Revan ve Nahcivan hanlıklarını birleştirerek ermeni vilayetini meydana getirmiştir. Açık denizlere inme stratejisi gereği olarak ermeni halkını kullanmış ve kışkırtmıştır. İngiltere de Cebeli-Tarık, Mısır ve Hindistan yolunu koruyabilmek amacıyla Kıbrıs a 1878 de yerleşmiştir. Ermenilerin büyük güçlerin emperyalist sopası haline gelmesi böyle başlamıştır.

Ermeniler, istediklerini elde edemeyince önce kurmuş oldukları bütün terör örgütlerini Türklere karşı eylem yapmak üzere birleştirmişlerdir. Bu terör örgütlerinin Türklere karşı gerçekleştirdiği sayısız eylemlerden birkaçı şunlardır:

24 Ekim 1895'te Zeytun (Süleymanlı) kasabasına saldıran 6 bin ermeni, silahlarını aldıkları 50 subay ve 600 Türk askerini, ellerine balta, satır, kazma kürek verdikleri ermeni kadınlara öldürtmüştür.

Ermeniler 1895'te Van, Kumkapı ve Sason olaylarını çıkartmıştır. Erzurum Erzincan ve Kars ta yüz binlerce Türk vahşice acımasızca katledilmiştir. Bebekler karınları süngülerle deşilen anneleriyle birlikte kazığa geçirilmiş, diri diri yakılmıştır.

26 ağustos 1896 da ermeni Taşnak örgütü Osmanlı bankasını basarak havaya uçurmuştur.

21 Temmuz 1905 Cuma günü Taşnaklar tarafından Abdülhamit'e karşı suikast yapılmıştır.

Osmanlı imparatorluğunun 21 Temmuz 1914 yılında seferberlik ilan ederek 1. dünya savaşına girmesini de Ermeniler fırsat olarak görmüşlerdir. Fırsattan istifade doğuda bir ermeni devleti kurmak amacıyla Taşnak, Hınçak, Ramgavar ve Veragas Miyal adlı ermeni örgütleri İstanbul'da bir araya gelerek şu kararları alıp bütün teşkilatlarına ulaştırmışlardır:

" Rus ordusu huduttan ilerler ve Osmanlı ordusu çekilirse her tarafta birden eldeki vasıtalarla ayaklanılacaktır. Resmi müesseseler ve binalar bombalarla havaya uçurulacak ve yakılacaktır. Hükümet kuvvetleri içeride meşgul edilecek ve levazım birlikleri vurulacaktır. Eğer Osmanlı ordusu ilerleyecek olursa ermeni askerleri silahlarıyla birlikte Ruslara iltihak edecek, kıtalarından kaçıp çeteler kuracaktır."

Türkler Çanakkale'de, Sarıkamış'ta, Galiçya'da var olma yok olma savaşı verirken cephe gerisinde düşmanın beşinci kolu gibi davranarak savunmasız köyleri basan insanları katledenlerin savaş sona erinceye kadar geçici olarak yerleri değiştirilmiştir. Tehcir denilen şey bu olayların sonucudur.

Azerbaycan topraklarının beşte biri Ermenilerin işgali altındadır. Hocalıda ki katliam, bütün dehşet ve vahşetiyle orta yerde durmaktadır. Ermeni mezaliminden kaçamayan yaşlı ve çocuklar, bütün dünyanın gözleri önünde kafatasları parçalanarak katledilmiştir. Avrupa birliği ülkeleri ve ABD bu alçaklığa çanak tutmuştur.

Tarihi müttefikleri Rusların bölgede yerleşen 366. Alayından da destek alan Ermeniler hocalının giriş ve çıkış yollarını kapatıp 25 Şubat gecesi katliam için harekete geçtiler. Sivil, eli silahsız, Azerbaycan Türkleri çocuk, kadın, ihtiyar ve genç ayrımı yapılmadan Ermeniler tarafından katledildi. Resmi verilere göre o gece 613 kişi hunharca katledildi; bunlardan 83 çocuk, 106 kadın acımasız yöntemlerle işkence yapılarak öldürüldü. Ayrıca 487 kişi ağır yaralandı ve 1275 kişi ise rehin alındı, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla ancak canını kurtarabilmiştir. 26 çocuk tamamen ve 130 çocuk ise kısmen öksüz kalmıştır. Ermeniler şehitleri özel acımasızlıkla, gözlerini oyularak, kafataslarının derisi soyularak ve vücutlarının farklı organları kesilerek öldürmüştür. Küçücük çocukların gözleri oyulmuş, hamile kadınların karınları yırtılmış ve insanlar diri-diri toprağa gömülmüştür. Hatta şehitlerin birçoğunun cesetleri yakılmıştır.

Hocalı soykırımı Ermenilere gereken cevabın verilmesi noktasında yakın tarihimizin en önemli trajedilerinden biridir. Hocalı olayı uluslararası hukuk açısından da insanlık açısından en büyük suçlardan biri olan Soykırım olarak değerlendirilmelidir. Ermenilerin Hocalıda Azerbaycan Türklerine karşı yaptıkları toplu imha 9 Aralık 1948`de BM tarafından kabul edilen Jenosit sözleşmesinin 2. maddesinde yer alan ` milli, etnik, ırkı veya dini bir grubu kısmen veya tamamen imha etme" biçiminde tanımlanan Jenosit Soykırım kavramı ile tamamen örtüşmektedir. ERMENİLERİN HOCALI da yaptıkları katliam BM Jenosit Anlaşmasında, jenosidin gerçekleşmiş sayılacağı koşullarını sayan 2. maddesinde yer alan beş bendin ilk ikisi ile uyum göstermektedir. İlgili maddede soykırımın gerçekleşmesi için bu bentlerde düzenlenen eylemlerden birinin yeterli olduğunu belirtilmektedir. Ermenilerin Hocalı"da yaptıkları toplu katliam BM Jenosit Anlaşmasında jenosidi düzenleyen 2. maddenin

a) bendinde yer alan `bir grubun üyelerinin katledilmesi ve

b) bendinde yer alan `grup üyelerinin bedeni ve akli açıdan ciddi biçimde zarar verilmesi` koşulları ile birebir uyuşmaktadır.

Ayrıca Hocalı katliamı, uluslararası hukukta saygın bir yere sahip Nürnberg Mahkemesi Kuruluş Senedinde ve Mahkeme Kararında tanınan (kabul edilen) Uluslararası hukuk ilkeleri metnin 6. ilkesinin

ii) bendinin de C. fırkasında tanımlanmış insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında da ele alınmalıdır.

Tarih Türklere karşı yapılan soykırımlarla doludur. Biz Türkler ağıt yakmayı bilmediğimiz (veya bunu yapmadığımız için) hiçbir zaman bize karşı yapılan soykırımları, zulümleri tarihe kazımamış, çabuk unutmuşuz. Oysa Türklerin Batıda Viyana'dan` Doğuda ise KAFKASLARDAN çekilmeye başladıkları dönemden sonrası hep soykırıma uğradıkları hadiselerle doludur.

Viyana`da, BOSNADA `da, Mora`da, Balkanların diğer bölgelerinde; yakın tarihimizde Bosna`da soykırıma uğrayan hep biz Türkler ve Müslümanlar olmuşuzdur.

Diğer taraftan KAFKASLARA baktığımızda, son iki yüzyılın tarih sayfasının hep Türklere karşı yapılan soykırımlarla dolu olduğu görülmektedir

İREVAN Hanlığın da, BAKÜ" DE, GENCE "de ve daha nice Türk bölgesinde katledilen hep Türkler olmuştur.

Ancak bugün BATI kamuoyuna baktığımız zaman bu suçlamalara maruz kalan ne tezattır ki, hep Türklerdir.

1988 yılından başlayan Azerbaycan – Ermenistan savaşında Azerbaycan topraklarının yüzde 20"den fazlası işgal edilmiş ve 1 milyondan fazla insan göçmen durumunda yaşanmak mecburiyetinde bırakılmıştır.

8 milyon nüfusu olan Azerbaycan`da bir milyondan fazla insan diğer bir ifade ile ülkede yaşayan her 8 kişiden birisi göçmen durumundadır. GÖÇMEN nüfusun toplam nüfusa bölümünde ortaya çıkan rakam açısından Azerbaycan dünyanın en çok göçmen barındıran ülkesidir. Azerbaycan topraklarının yüzde 20`si Ermenistan tarafından işgal edilmiştir ve nüfusunun yüzde 13"ü kendi tarihsel yurtları içerisinde göçmen durumundadır.

Ermenilerin `Büyük Ermenistan"ı kurmak için AZERBAYCAN TOPRAKLARINI ilk planlı tehcir ve soykırımı 1905–1907 yılları arasında gerçekleşmiştir. Azerbaycan Türkleri daha sonra 1918–20 yıllarında ikinci defa güç tatbik edilerek kendi topraklarından sürülmüştür.

SSCB döneminde Ermenistan`da yaşayan Azerbaycan Türkleri 1948–53 yıllarında `büyük göçe` tabi tutarak yaklaşık 150 bin Azeri tarihi yurtları olan Ermenistan`dan dan kovulmuş ve Azerbaycan Türkleri üçüncü kez tehcire maruz bırakılmıştır. Son tehcir ve soykırım ise modern dünyanın gözleri önünde 1988 yılında başlayan çatışmalarla gerçekleşmiştir.

1988 yılında silahlı çatışmaya dönüşen Dağlık Karabağ sorunu kısa süre sonra Dağlık Karabağ"ın sınırları dışına taşmış ve cephede kazanılan askeri başarılar ERMENİLERİN AZERBAYCAN"IN içlerine kadar sokulmalarına olanak sağlamıştır. Netice itibariyle Azerbaycan topraklarının yüzde 20`si ERMENİSTAN SİLAHLI KUVVETLERİ tarafından işgal edilmiştir.

Bu işgal sırasında 20 binden fazla Azerbaycan vatandaşı öldürülmüş (bu konuda bazı yazarlar her iki taraftan 1988–1994 yılları arasında toplam 35 bin kişinin öldüğünü ifade etmektedirler), 20 binden fazlası yaralanmış, 50 bini sakat olmuş ve 5.101 Azerbaycan Türkü ise kayıp olmuş ve/veya esir edilmiştir.

Esir olan AZERBAYCAN TÜRKLERİNİN 66`sı çocuklardan ibarettir. Azerbaycan`da aile fertlerinden bir ve/veya birkaçı savaşta öldüğü için 7.737 aile `şehit ailesi` statüsü almıştır. Genelde Azerbaycan nüfusunun 1/3"ü Dağlık Karabağ savaşından doğrudan veya dolaylı olarak zarar görmüştür. Dağlık Karabağ sorunu ile ilgili olarak ta sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlardan bütün ülke vatandaşları etkilenmektedir.

SAVAŞIN MALİYETİ:

Ermeni işgali, Azerbaycan`ın önemli miktarda ekonomik kaybına da sebep olmuştur. 60 MİLYAR DOLAR olarak hesaplanan bu ekonomik kayıp ile Azerbaycan"ın bu bölgesinde 7.000"e yakın sanayi, tarım ve diğer müesseseler kapatılmıştır.

Bu müesseseler ile ülke ekonomisinde toplam tahıl hâsılatının % 24`ü, alkollü içki imalatının % 41`i, patates üretiminin % 46`sı, et üretiminin % 18`i ve süt üretiminin ise % 34`ü karşılanmaktaydı.

Yanı sıra; bu bölgede bulunan 616 okul, 242 çocuk yuvası, 683 kütüphane, 464"den fazla tarihi eser ve müze, 695 hastane, poliklinik ve sağlık ocağı, Azerbaycanlıların meskûnlaştığı 724 şehir, köy ve kasaba işgal edilmiştir

Azerbaycan"ın bu bölgelerinin işgali ile beraber ülkenin ekolojik sistemine önemli miktarda zarar verilmiş, bölgedeki ormanlar tahrip edilmiştir.

Azerbaycan"da İşgal Edilen topraklar:

1988 yılında silahlı çatışmaya dönen Azeri-Ermeni sorunu, kısa bir sürede Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir bölgesel savaşa dönüşmüş ve Ermenistan silahlı kuvvetleri bu çatışmalar neticesinde 1988 yılından ateşkesin yapıldığı 12 Mayıs 1994 tarihine kadar Dağlık Karabağ" ın tamamı da olmak üzere toplam 890 rayon, köy, kasaba ve yerleşim biriminden ibaret Azerbaycan topraklarının % 20`sini işgal etmiştir. Dağlık Karbağa`da Azerbaycanlılar 2 şehir, 1 kasaba ve 53 köyde meskûnlaşmışlardı.

Ermenistan silahlı kuvvetleri;

1991 Esgeran –Hadrut`u

18 Şubat 1992`de Hocavent`i,

25 Şubat 1992`de Hocalı`yı,

26 Şubat 1992`de Şuşa `yı,

18 Mayıs 1992`de Lâçin`i,

4 Nisan 1993`de Kelbecer i,

23 Temmuz 1993`te ağdam `ı,

24 Ağustos1993`te fuzuli `yi,

27 Ekim 1993`te zengilan `ı,

26 Ağustos 1993`te cebrayil `i,

31 Ağustos 1993`te gubatlı `yı işgal etmişlerdir.

İşgal edilen bölgelerden 4.388 km2`lik toprak sahasına sahip Yukarı Karabağ`dan 192.300 kişi, Lâçin`den (1.835 km2) 59.500 kişi, Şuşa`dan (970 km2) 29.500 kişi, Kelbecer`den (1.936 km2) 50.500 kişi, Ağdam`dan (1.093 km2) 158.000 kişi, Fuzuli`den (1.386 km2) 100.000, Cebrayil`den (1.059 km2) 51.600 kişi, Gubatlı`dan (802 km2) 30.300 kişi ve Zengilan`dan (707 km2) 33.900 kişi olmak üzere bu yerleşim birimlerinde yaşayan toplam 676.100 kişi yıllarca yaşadıkları ata yurtlarından kovularak Azerbaycan`ın içlerinde çadırlarda yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.

İşgal edilmiş Dağlık Karabağ ve onun etrafındaki bütün şehirlerdeki tarihi eserler yok edilmiş, doğa ve çevreye kalıcı zararlar verilmiştir. Dağlık Karabağ savaşı sırasında çevreye ve sivil yaşama önemli ölçüde zarar verilmiştir. Ancak bu savaşta Hocalı köyünde yaşananlar savaş ortamına dahi sığmayacak niteliktedir ve tam anlamıyla bir soykırımdır.

Yukarı Karabağ bölgesinin en önemli tepelerinden birisinde olan Hocalı köyü stratejik olarak Ermenistan Silahlı Kuvvetleri için askeri bir hedef niteliğinde idi.

Hocalı stratejik olarak Karabağ dağ silsilesinde Ağdam-Şuşa, Eskeran-Hankendi yollarının üzerinde yerleşmektedir. Hocalı`nın coğrafi-stratejik konumu Ermeni silahlı birliklerinin buraya saldırmasına müsaitti. Hocalı Hankendi`den 10 km uzaklıkta güneydoğusundadır. Karabağ`daki tek havaalanı Hocalı`dadır.

Hocalı 1991 yılının Ekim ayından itibaren ablukadaydı. Ekim`in 30`unda kara yoluyla ulaşım kapanmış ve tek ulaşım vasıtası helikopter kalmıştı.

Hocalı`ya son helikopter 1992 yılı Ocak ayının 28`inde gitmişti. Şuşa şehrinin semalarında sivil helikopterin vurulması ve bunun sonucunda 40 kişinin ölümünden sonra bu ulaşım da kesilmişti. Ocak ayının 2`sinden itibaren şehre elektrik verilmemişti. ŞUBATIN ikinci yarısından itibaren Hocalı, Ermeni silahlı birliklerinin ablukasına alınmış ve her gün toplardan, ağır makineli silahlarla bombalanmıştır.

936 km2`lik alana sahip ve 2.605 aileden ibaret 11.356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabası 26 Şubat 1992 tarihinde yüzyılın en acımasız soykırımına maruz kalmış ve kasaba tamamıyla yok edilmiştir. Hocalı bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan SİLAHLI KUVVETLERİNİN koruması altında değildi ve tamamen savunmasız bir durumdaydı. Hocalı da dağınık halde elinde hafif silahlar bulunan 150 kişi bulunmaktaydı. Azerbaycan silahlı kuvvetleri Hocalı halkına yardım edemedi, hatta uzun süre cesetlerin alınması bile mümkün olmadı..

Ermenistan Silahlı Kuvvetleri köyü üç yönden kuşatmış, helikopter ve ağır silahların yardımı ile önce köyü bombalamış ve ardından da köye girerek katliam yapmıştır. Ermeniler bu köyü işgal ederek bütün bölge halkına bir mesaj vermek istemekteydiler. Nitekim Azerbaycan Türkleri için ağır bir mesaj vermiş oldular. Hocalı işgal edilerek ve neredeyse tamamen yok edilerek bölgedeki çözülme hızlandırılmış oldu. Ermeniler bu hamleyle aynı zamanda önemli bir stratejik mekânı da işgal ederek askeri açıdan önemli bir başarı elde etmiştir. Ancak insanlık adına tarihin en acımasız soykırımı gerçekleştirilmiştir. Diğer taraftan Ermeniler için bu soykırım kendilerinin iddia ettiği 1915 yılında yaşananların bir öcü niteliği de taşımaktaydı.

Batı Basınında Hocalı Soykırımı:

- Krua l`Eveneman Dergisi (PARİS ), 25 Şubat 1992 tarihi: Ermeniler Hocalı`ya saldırmıştır. Bütün dünya vahşice öldürülmüş cesetlere şahit oldu. AZERİLER binlerin öldüğünden bahsediyor.

- Sanday Times Gazetesi (LONDRA ) 1 Mart 1992 tarihi: Ermeni askerleri binlerce aileyi yok etmiştir.

- Times Gazetesi (Londra) 4 Mart 1992 tarihi: Birçok insan çirkin hale getirilmiş, masum kızın sadece kafası kalmış.

— LE MOND gazetesi (Paris) 14 Mart 1992 tarihi: Ağdam`da bulunan basın mensupları, Hocalı`da öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi soyulmuş, tırnakları çıkarılmış üç kişi görmüşler. Bu, Azerilerin propagandası değil bir gerçektir.

- İzvestiya Gazetesi (Moskova) 13 Mart 1992 tarihi: Binbaşı Leonid KRAVETS : `Ben kendim tepede yüze yakın ceset gördüm. Bir erkek çocuğunun kafası yoktu. Her tarafta işkenceyle öldürülmüş bayan, çocuk ve yaşlılar vardı.`

- Valer Actuel Dergisi (Paris) 14 Mart 1992 tarihi: Bu `özerk bölgede` Ermeni silahlı birlikleri yakın doğuda üretilmiş yeni teknolojiye, ayrıca helikoptere sahiptiler. ASALA `nın SURİYE ve Lübnan`da askeri kamp ve silah depoları vardır. Ermeniler yüzden fazla MÜSLÜMAN köylerine saldırı düzenlemiş ve Karabağ`daki AZERBAYCANLILARI öldürmüşler.

- R. Patrik, İngiliz MUHABİR (olay yerinde bulunmuş): `Hocalı`daki vahşiliklere dünya kamuoyunda hiçbir şekilde hak kazandırılamaz !!!`

- Golos Ukraini: V Stacko: Savaşın yüzü olmuyor. Yalnız çokça maske, kanlı gözyaşları, ölüm, bedbahtlık, yıkımlar. Hocalı`da bebekleri ne için katlettiler, ya anneleri? Allah insanı cezalandırmak isteyince onun aklını alıyor.`

- Nie Gazetesi: (BULGARİSTAN ) Violetta Parvanova: `Hocalı insanlığın faciasıdır.`

- 3 Mart 1992`de BBC Morning NEWS saat 07.37 yayınında durumu şöyle aksettirmiş; `Canlı yayın muhabirimiz 100 den fazla Azeri erkek, kadın ve bebek dahil olmak üzere çocuk cesetleri gördüğünü ve bunların başlarına yakın mesafeden ateş edilerek öldürüldüğünü rapor ediyor.`

— 16 Mart 1992 tarihli Newsweek`te Pascal Privat ve Steve Le VİNE tarafından hazırlanan haberde katliam şu şekilde yansıtılmış: `Geçtiğimiz hafta Azerbaycan yine bir morgun mahzeni gibiydi; bir caminin arkasına geçici olarak kurulmuş morga sürüklenerek getirilmiş düzinelerce ceset ve yas tutan mülteciler... Bunlar 25 ve 26 Şubat tarihinde Ermeni kuvvetleri tarafından istila edilen Yukarı Karabağ bölgesindeki Hocalı köyünün Azeri sakinleriydi. Cesetlerin çoğu kaçmaya çalışırken yakın mesafeden vurulmuştu, bazılarının yüzleri paramparça idi, bazılarının kafa derileri yüzülmüştü...`

— Human Rights WATCH: Hocalı katliamını Karabağ`ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirilmiştir.

— Amerikalı gazeteci: Arkadaşım öyle etkilenmişti ki fotoğraf çekebilmesi için kendisini objelerin üzerine doğru itmem gerekiyordu. Cesetler, mezarlar, evet hepsi mide gerektiriyordu. Ama olanları anlatmak, dünyaya duyurmak gerekliydi. Hayatta kalanları bularak hemen orada neler dediklerini kaydettik. Bazı cesetleri tanımaya çalıştım ama yüzlerinden vurulanlar, tanınmayacak halde olanlar vardı. Bazılarının kafa derileri yüzülmüştü.`

— Hocalı katliamına tanık olan ve daha sonra Beyrut`a yerleşen Ermeni gazeteci, Haçın Hatırı İçin isimli kitabında (Sayfa: 62–63) vahşeti şöyle anlatıyor: `...Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı`nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen HALA yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi YAPABİLECEĞİM bir şey yoktu. Ben Şuşa`ya döndüm. ONLAR HAÇ "IN hatırı için savaşa devam ettiler.`

Bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bu katliama BM, ABgibi uluslararası kuruluşlar gereken özeni göstermemişlerdir

Azerbaycan`ın Yukarı Karabağ Bölgesindeki Hocalı köyünde 26 Şubat 1992 yılında yaşanan katliam uluslararası camianın suç olarak kabul ettiği soykırım ve insanlığa karşı suçlar kapsamındaki tanımlamalarla birebir örtüşmektedir.

Bütün bu gerçeklikler karşısına bütün Türk milletinin her bir ferdine düşen görev gönüllü ve programlı bir çalışma ile bu vahşeti soykırım olarak tanıtmaya çalışmak olmalıdır. Ancak bu şekilde soykırım kurbanlarına karşı olan borcumuz ödenmiş olacaktır. Diğer taraftan Türkiye`de hepimiz Ermeniyiz diyen kesimlerin bu gerçekleri öğrendikten sonra çocukları katleden, esirlere türlü türlü işkenceler yaparak öldüren ERMENİLERDEN olmaya devam etmeyeceklerini umuyorum.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, mutabakat açıklamalarından iki gün önce Wall Street Journal ile yaptığı söyleşide sınırın açılmaması halinde Ekim ayında oynanacak maç için Türkiye'ye gelmeyeceği mesajını verdi. Sarkisyan, "Elbette ki eğer sınır açık ise veya açılmak üzeri ise, rövanş maçı için Türkiye'yi ziyaret edeceğim. Ancak Türkiye'ye sade bir turist veya bir futbol taraftarı olarak sehayat etmem söz konusu değil" dedi. Wall Street Journal, Türkiye-Ermenistan mutabakatının açıklanmasının hemen öncesi 20 Nisan'da Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan ile yaptığı uzun söyleşiyi yayınladı. Sarkisyan, söyleşide Başbakan Recep Tayyib Erdoğan'ın açıklamaları, futbol diplomasi, "soykırım", Karabağ ve Azerbaycan gibi birçok konulara ilişin görüşlerini dile getirdi.

-"ERDOĞAN'IN BEYANI ANLAŞMALARIN ÇERÇEVESİNDE DEĞİLDİ"-

Serj Sarkisyan, şöyleşide sınırın açılması konusunu değerlendirken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Karabağ sorunu çözülmeden sınıra ilişkin bir anlaşmanın olmayacağı sözlerine dikkat çekilmesi üzerine "Elbette ki Başbakan Erdoğan'ın beyanı bizim anlaşmaların çerçevesinde değildi" karşılığını verdi. Sarkisyan, müzakerelerde her iki tarafın ön koşulsuz görüşüldüğü fikrini desteklediğini belirtirken de "Cumhurbaşkanı Gül'ü Ermenistan'a davet ederek Türk tarafının, soykırımı tanımasının iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilmesinde aşılamaz bir engel olmadığı yönündeki pozisyonumuzu tekrarlamış olduk. Parametrelerin belirlenmiş olduğu ve büyük bir ilermeye yakın olduğumuz, bir arada ön koşulların konulması bizim için kabul edilebilir değil" şeklinde konuştu. Sarkisyan şöyle devam etti:

-"SINIR AÇIK VEYA AÇILMAK ÜZERE İSE MAÇ İÇİN TÜRKİYE'YE GİDECEĞİM"-

"Elbette ki eğer sınır açık ise veya açılmak üzeri ise, rovanş maçı için Türkiye'yi ziyaret edeceğim. Şimdi topun Türk tarafında olduğunu vurgulamak istiyorum ve medya bu gelişmeyi futbol diplomasisi olarak nitelediğine göre, herhangi bir futbol maçında gibi bu diplomasine bağlı bir zaman çerçevesi var. Bu demek ki top her zaman Türk tarafında olamaz." Bunun üzerine WSJ'nın dile getirdiği "Demek istiyorsunuz ki Türkiye'yi, ancak sınır yeniden açılmış ise veya açılmak üzere ise ziyaret edebilirsiniz? "sorusuna Sarkisyan, "Evet beni çok iyi anladınız" karşılığını verdi.

-"TÜRKİYE'YE SADE BİR TURİST VEYA FUTBOL TARAFTARI OLARAK GİTMEM"-

Sarkisyan, gazetenin "Ancak sınırın açılacağı işaretinin olmaması halinde o zaman ziyareti yapmayacak mısınız?" sorusunun karşısında Gül'ün Erivan ziyaretinin iade edilmesinin diyaloğu ilerletmeyi amaçladığını belirterek "Türkiye'ye sade bir turist veya bir futbol taraftarı olarak sehayat etmem söz konusu değil" ifadesini kullandı. Diğer bir soru üzerine ABD'nin "soykırımı" tanımasına ilişkin kararın, ABD'ye ait olduğunu belirten Sarkisyan "ABD, soykırımı tanıma gereğini hissettiği an bunu yapacak. İnsanları ulusal çıkarları ile ahlaki bir tutum arasında bir ikileme ittiğimize inanmıyorum" dedi.

-"SOYKIRIM KONUSUNUN TÜRKİYE İLE İLİŞKİMİZE ENGEL OLMASI İSTEMİYORUZ"-

Türkiye ile süreci bir "tabut"a sokmak istemediklerini de ifade eden Sarkisyan "Bizim bu konuya bakarken daha açık ve geniş fikirli olmamaz gerekir. Bu nedenle soykırım konusunun Türkiye ile ilşkilerimize bir engel olmasını istemiyoruz. Esasen soykırımı tanıyarak ne bizler ne de soykırımı tanıyan başka ülkeler Türkiye'ye zarar vermek istemiyor" değerlendirmesini yaptı.

-"TÜRKİYE'NİN AZERBAYCAN'IN REAKSİYONUNU HESAPLADIĞINDAN EMİNİM"-

Ermenistan Cumhurbaşkanı, Azerbaycan'ın tepkilerine değinirken de "Türkiye'nin Azerbaycan'ın olası reaksiyonunu hesapladığından eminim. Türkiye'de hiç kimsenin Azerbaycan'da hiç kimsenin bu süreci alkışlayacağını veya hevesli olacağını beklediğine inanmıyorum" görüşünü dile getirdi,

-"SINIRIN AÇILMASI ERMENİSTAN'IN KARABAĞ TAVRINI DEĞİŞTİRMEZ"-

Azerbaycan'ın bu müzakerelere ilişkin beklentilerin abartılı olduğunu da savunan Sarkisyan, "Sınırı açarak veya Türkiye ile ilişkiler normalleşerek Ermenistan'ın Karabağ ile ilgili tavrı değişmez. Karabağ sorunu ancak karşılıklı uzlaşılar ile çözümlenebilir" dedi. Sarkisyan, Karabağ'ın hiçbir zaman Azerbaycan'ın bir parçası olmadığını, Azerbaycan ile Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin kararı ile birleştirildiğini de öne sürdü.

-"EN BÜYÜK ÇABA ABD TARAFINDAN YAPILDI, YÖNETİME ÇOK MİNNETTARIM"-

Serj Sarkisyan, Rusya'nın Ermenistan'ın Türkiye'ye açılımına destek verip vermediği sorulması üzerine de "Tüm düzeylerde yaptığımız toplantılarda Rusya'dan Türkiye'ye açılımdan yana olduklarını duyduk. En büyük çaba ABD tarafından yapıldı ve yapılıyor. Bunun için ABD Yönetimine çok minnettarım" diye konuştu.

ŞİMDİ DURUM ORTADA VE SARKİSYAN MAÇA GELMESİN UMURUMDA BİLE DEĞİL…

KARABAĞ DA TOPRAĞIM İŞGAL ALTINDA HOCALIDA BİNLERCE KARDEŞİMİ KATLETTİN HANGİ YÜZLE GELECEKSİN ZATEN ÜLKEME…

BEN DAHA UNUTMADIM HOCALI KATLİAMINI…

BENİM DAHA KARABAĞDAKİ KANIM KURUMADI…

ALİCAN SINIR KAPISI SENİN İÇİN AVRUPAYA AÇILAN KAPI OLMAYACAK…

AYRICA ABD'deki ERMENİ lobisinin Türkiye ve TÜRKLERE yönelik kampanyaları, NEW YORK ve çevresinde yaşayan Türkler tarafından TİMES Meydanı'nda bir mitingle PROTESTO edildi. Ellerinde Türk, AERBAYCAN ve KKTC Bayrağı ve pankartlarla TİMES Meydanı'ndaki, Brodway Caddesi'nde buluşan yaklaşık 500 kişi, Ermeni yalan ve iftiralarına karşı gerçekleri seslendirdi.

İstiklal Marşı ve Amerikan Ulusal Marşı'nın okunması ile başlayan gösteride Ermeni terör örgütü ASALA 'nın saldırısında hayatlarını kaybeden şehitler için 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı.

BİR TÜRK OLARAK GURUR DUYDUM…

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

İsmail Hakkı Yücel   - 04-07-2020

Bilgi Çağında Rekabet Mücadeleye mi Evriliyor?

Kalkınma ve gelişme çabaları insanlığın var olduğundan beri devam etmektedir. Bu sürecin devam etmesi beklenir. Kalkınma ve gelişme süreçleri beraberinde rekabeti de getirmiştir.