Hobbes Dünyasına Geri Dönüs-Philip Stephens

Yazan  06 Kasım 2011
Daha dün Avrupa Birliği, çok kutuplu dünyanın modeli olarak parmakla gösteriliyordu.Ya şimdi? Avrupa'da karmaşa, G20de durağanlık.

Hobbes Dünyasına Geri Dönüş


Philip Stephens


Böyle umutlar. Daha dün Avrupa Birliği, çok kutuplu dünyanın modeli olarak parmakla gösteriliyordu. Grup 20 bu sürece küresel ölçekte darbe vurdu. Önünüzde, ileri ülkelerle yükselen ülkelerin çıkarlarını bir tutan bir kurum vardı. Ya şimdi? Avrupa'da karmaşa, G20de durağanlık. Geçen hafta Euro'yu kurtarmak için yapılan anlaşmanın bir dönüm noktası olduğunu düşünmek ne güzel olurdu. Ama böyle olduğunu hiç düşünmüyorum. Çok yanlılık dönemi yerini yeni bir milliyetçilikler çağına bırakıyor. 1945ten beri işbirliğine dayalı yönetişimi denedikten sonra, bugün, on dokuzuncu yüzyıla özgü devletler dünyasına geri dönüyoruz. İşte ilk ikilemimiz. Devletler ulusal egemenlik kuruntusunun peşinde koşarlarken bile küreselleşmeyi güçlendiriyorlar.


Hükümetler akışkan finansal sermaye, sınır ötesi arz zincirleri ve nispi üstünlük sağlayan ani tedbirler karşısında güçlerinden vazgeçtiler. Bugün, enformasyonun denetimi 24 saat yayında olan uydu televizyonunda ve internet denen karmaşıklıkta. Bu düzenin sonucu ise "politikanın krizi"dir. Vatandaşlar ulusal siyasetçilerden, kendilerini küresel entegrasyonla birlikte gelen ekonomik, sosyal ve fiziksel güvensizliklere karşı korumalarını bekliyorlar. Ancak, hükümetler bu talepleri karşılayabilecek kapasitelerinin bir kısmını kaybetmiş durumdalar.


Atlantik'in her iki yakasında da yabancı korkusunun popülizminin yükselişini- ya da aslında Wall Street ve Londra'daki kapitalizm karşıtı protestoları- açıklamaya çalışanlar bireysel güvenlik için var olan arz ve talep arasındaki boşluğa baktıklarında cevabı bulabileceklerdir.


Küresel gücün yeniden dengelenmesini sağlamak için, savaş sonrası yerleşimin yeniden moda olmasını varsaymanın makul olduğu dönemler, çok uzun zaman önce değildi. Kurallara dayalı bir uluslararası düzenin sürdürülmesinin ortak çıkar olduğu herkes tarafından anlaşıldı. Nüfuz dengesi-BM Güvenlik Konseyindeki koltuklar ve Bretton Woods kurumları içindeki oy ağırlığı- hakkında tartışmalar olacaktır. Özellikle de kendi içişleri üzerinde yeni egemenlik sağlayabilmiş olan ülkeler, küresel yönetişimin soyut kavramına teslim olmakta isteksiz olacaklardır. Çünkü çok yanlılığın, batılı normlar ve değerler lehine hileli olduğuna dair şüphe bulunmaktaydır. Ama karşılıklı fedakârlık ile Pekin, Delhi ve Rio, oluşan bu yerleşik düzene razı edilebilinir. Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick dediği gibi, sorumlu hissedarlara da makul bir açıklama yapılabilinir ve tüm bunlardan sonra, geri kalan her şeyin yükselişi küresel sistemin kurallarına dayanır. Sonuçta, yeni güçlerin niyetleri korkutucu bir şekilde test edilmiştir. En büyük başarısızlık zengin milletler arasında gerçekleşmiştir. Kendi içindeki krizlerle kafası meşgul olan Batı dünyası, uluslararasıcı emellerinden uzaklaştı. Bürüksel'den konuşmak, Avrupa'nın küresel bir aktör olarak sürekli uyguladığı bir alışkanlıktı. Ama şimdilerde hayatta kalmaya çalışmaktadır. Cumhuriyetçi başkan adayları arasında önde gelenlerden Mitt Romney, bir başka Amerikan yüzyılının tasarımından sıklıkla bahsetmektedir. Borçlar ve bütçe açıları ile ezilen Amerika için izolasyona doğru bir eğilim havası olduğunu değerlendirebiliriz.


Euro'daki sıkıntılar, entegrasyondaki daha derin krizlerin sebebidir. Fransız-Alman uzlaşması ve komünizmin çöküşü, birliği kurulma amacından yoksun bıraktı. Belki de, Euro bölgesi liderlerinin son çabaları ile Euro'da istikrar sağlanabilecek ama onlar daha derin bir sıkıntının içine düşmemeliler. Avrupa dayanışmasının temelinde ulusal çıkarların en iyi işbirliği ile sürdürülebilir olduğuna dair ciddi bir farkındalık bulunmaktadır. Daha fazla Avrupa, daha fazla Fransa, daha fazla Almanya ya da daha fazla İtalya demekti. Euro krizi sürecin yeniden şekillenmesinde, sıfır toplamlı bir oyun olarak görüldü. Yunanistan, Portekiz, İspanya ya da İtalya'nın kazanması gerekirken, Almanya, Hollanda ve diğerleri kaybetmeliydi. Bu yolla Westphalian Avrupa'sına dönüş başlıyordu.


Yükselen ülkeler dersi kaçırmadılar. Eğer Euro bölgesindeki devletler siyasi, ekonomik ve kültürel olarak oldukça kapalı ve tek para birimini kurtarmak için çekingen olurlarsa, neden bir başkası "küresel yönetişim" için kendi inancını ortaya koysun ki? Alman Başbakan Angela Merkel Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'ye uyamazken, Çin Başbakanı Hu Jintao'nun ABD Başkanı Barack Obama ile iyi geçinmesi beklenebilir mi?


Belki de Avrupa etkisini abarttı. Washington savaş sonrası düzenin hem mimarı hem de garantörüydü. Yabancı serüvenler ve ekonomik zayıflığın azaltmasıyla ABD vazgeçilmez bir güç olarak kalır. ABD tek başına yükselen ülkeleri karşılıklı çıkarlar ve küreselleşmenin tehditlerinin üzerinde uzlaşılmış bir yol haritasına ihtiyacı olduğuna dair ikna edebilir. Ancak, bu yaklaşım Çay Partisi'nde(Tea Party) ya da dış rekabet yüzüne işini kaybeden ABD işçilerinde işe yaramaz. Ya da Pekin'deki blogçuların ilgisini çekmez. Bu politika sürekli olarak yerel kalmaya devam eder.


Bu bir sorundur. Şu an için, Batı, yükselen dünyadaki kargaşaya uyuyor. ABD'ye bir iç gözlem yapıldığında, Asya'daki üstünlük hedefini devam ettirmek için Çin'e odayı boşaltıyor gibi görünüyor. Geleceğinden emin olamayan Avrupa ise insan hakları ve iklim değişiklikleri konusunda ders veremez durumda. Batı'nın düşüşü güç transferini hızlandırıyor. Bu noktada, gelişmekte olan devletler kendilerini küreselleşmenin aynı çelişkili akımlarına (kapılırken) yakalanırken bulurlar. Afrika, Asya ile yarışacak. Çin Bangladeş'deki işlerini kaybedecek. Yeni yaratılan refah durumu yurt içindeki milliyetçilik ile yurt dışındaki karşılıklı bağımlılık arasındaki yeni güvensizliklerle zıtlık içerisinde olacaktır.


Elbette bu ülkelerin bazıları kırıcı seçmenler yönünden dertsizdirler. Hepsinin vatandaşları var. Arap Baharı'ndan otokratik yöneticilerin yaygın huzursuzluğa karşı bağışıklık sahibi olmadıkları dersi çıkarılacaktır. Thommas Hobbes şimdi küresel sistemin yeniden düzenlenmesinde Immanuel Kant'ın üzerinde bir hâkimiyet elde etti. Ancak burada da işte ikinci ikilem: milliyetçilik çağı yeni bir ülkeler krizine dönüşmeyi vaat ediyor.





ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-10-2019

ABD-Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye Mutabakatı Nedir, Ne Değildir?

ABD ve Türk yetkililerin açıklamalarında anlaşmaya varılmıştır denilse de kamuoyuna sunulan metnin başlığı ortak açıklama olarak geçmektedir. Bu haliyle metni bir anlaşmadan ziyade mutabakat metni olarak görmek gerekir.