Siyasette Yakın Dönem Senaryoları

Yazan  12 Mayıs 2007
Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Cumhuriyet mitingleri, Genelkurmayın gece yarısı bildirisi, erken seçim kararının ardından partiler arası birleşme ve ittifak arayışları ülkemizde gündemi bütünüyle işgal etti ve yeni tartışmalara, çok farklı değerlendirme

Bu değerlendirmelerin en ilgi çekici olanlarından birisinin, 8 mayıs 2007 tarihinde Güler Kömürcü imzasıyla yayımlanan "AKP kapatılabilir" başlıklı yazısı olduğunu düşünüyoruz.

Yazara göre, Türkiye'de ortaya çıkan siyasi çalkantıların temelinde yine bir ABD senaryosu var. ABD, önümüzdeki dönemde İran, Azerbaycan ve Kafkasya'da Türk kimliği ve Türk kartı'nın belirleyici olacağına inanıyor. Bu düşünceden hareketle de BOP'un pazarlık masasına Türkiye'deki şahinlerin oturmasını planlıyor. Bunun için Türkiye'deki siyasi yapılanmanın değişmesi ve iktidarın da yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

Senaryoya göre, "Sam Amca", kendi imalatı olan "ılımlı İslam" projesini tasfiye edecek, kurulacak sandıktan da MHP, CHP, DYP ve çekirdek kadroya inmiş bir AKP ile bağımsız adaylar yoluyla TBMM'ne girerek grup kurma imkânına sahip olabilecek bir Kürt partisi çıkacak. Türk Milliyetçilerinin- Ulusalcı cephenin Kürdistan planına karşı sert duruşları ve Türk halkının yükselen nabzı, bu yeni yapılanmadaki şahinler aracılığı ile düşürülecek. MHP'nin soğukkanlı bekleyişinin temelinde bu arka plan yatıyor.

Senaryonun bundan sonraki bölümlerinde değişik alternatiflere ve ihtimallere de yer verilmiş. Mesela, TSK'nin sınıra 150 bin asker kaydırmasının, Cudi ve Gabar dağlarında 20 bin asker, korucu ve Özel Harekat Timleri'nin katılımıyla operasyon başlatmasının, Kuzey Irak'a yapılacak bir sıcak takip/harekatın habercileri olabileceği değerlendiriliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 2006 yılı terörizm raporunda, bir terör örgütü olarak kabul ettiği PKK'nın faaliyetlerinin Kuzey Irak'tan organize edildiğini doğrulaması da TSK'nin Kuzey Irak'a yapacağı bir askeri harekâta yeşil ışık yakmak olarak algılanıyor. Tabii böyle bir savaş hali durumunda "Olağanüstü hal" ilanının gerekebileceği ve bunun iç siyaset ile seçimleri etkilemesinin kaçınılmaz olduğu vurgulanıyor.

Seçimlerden sonra ortaya çıkacak tablonun götüreceği bir başka ihtimal olarak DTP'nin koalisyonlarda kilit parti konumuna gelebileceği, hatta bir AKP-DTP koaliyonu kurulabileceği, böyle bir ittifakın da "federasyon tartışmalarında"ki konumu sorgulanıyor. Tabii bu arada AKP'nin, daha önce mahkeme kararlarıyla kapatılmış olan aynı siyasi çizgideki siyasi partilerin devamı olduğu gerekçesiyle kapatılabileceği ihtimali de zikrediliyor.

Bütün bu senaryo ve yorumlar 'imkansız' üzerine kurulmuş değil. Ancak dikkati çeken birkaç önemli hususun da toplumun, özellikle Türk Milliyetçilerinin değerlendirmesinde, bundan sonraki eylem ve stratejileri tespit bakımından önemli yarar sağlayacağı muhakkak.

Öncelikle sorulması gereken sorular şunlar:

Türkiye Cumhuriyeti devletinin iç ve dış politikaları AB ve özellikle de ABD tarafından yazılan senaryolara göre şekillendiriliyorsa, bizdeki siyasetçilerin ve siyaset kurumunun, hatta yapılan ve yapılacak seçimlerin millet iradesini yansıttığını söylemek ne ölçüde gerçekçi ve tutarlıdır?

Genel Kurmay bildirisine karşı demokrasi ve millet iradesi adına kendi ordusunun komuta kademesine efelenen politikacılar; Türk Devleti'ni taciz ve tehdit eden Barzani eşkıyasına karşı sınır kapatmak, yeni alternatif sınır kapıları açmak, Kerkük-Yumurtalık boru hattından petrol sevkıyatını durdurmak, Kuzey Irak'taki Kürt bölgesine kesin ambargo, hatta askeri harekât gibi alternatifleri uygulamaya koymak dururken neden ABD Dışişleri Bakanı'na şikâyetle yetiniyor, hatta ABD'den izin bekliyor.

Bu konudaki en çarpıcı hususlardan birisi de "Türk Milliyetçilerinin siyaset alanındaki temsilcisi" olarak bilinen MHP ile ilgili. Senaryoda ifade edildiği gibi MHP gerçekten ABD planının safhalarını biliyor ve buna göre bir duruş sergiliyorsa sistem partilerinden farkı yok demektir. Eğer hala Türk Milliyetçiliği iddiasında ise, bu senaryo ile hakarete uğramıştır ve tepki vermesi gerekir. Zira Türk Milliyetçiliği hareketi önce Yaratan'ın, sonra milletin iradesinden başka irade tanımaz. Hele ABD senaryolarının figüranı olmayı hiçbir şekilde kabul etmez. Bundan önce ABD Büyükelçinin ziyareti sırasında Büyükelçinin basın önünde patron edasıyla "Sayın Bahçeli, sizinle daha uzun yıllar birlikte çalışacağız" sözleriyle sergilediği küstahlığa, "belki de geleneksel Türk misafirperverliği ve ev sahibi nezaketi sebebiyle cevap vermemiştir" diye kendi gönlümüzde aklamaya çalıştığımız MHP Genel Başkanı bu defa da suskun kalırsa her halde itiraf niteliği taşıyacaktır.

Bu noktada hiç kimse, toplumların ve devletlerin yalnız yaşamadığından, bölgesel ve küresel entegrasyonlardan söz etmesin. Burada, büyük millet ve büyük devlet olmaktan; bunların zorunlu kıldığı ve Atatürk'ün Türk Milleti adına sıkça sözünü ettiği "tam bağımsızlıktan" bahsediliyor.

Dursun DAĞAŞAN

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Üyesi

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mete Han Kutlusan   - 15-07-2019

FETÖ Kalkışmasının Üçüncü Yılına Girerken

Meşhur bir deyiş vardır: “Cehalet hazinedir”. Bilgi felsefesine bu açıdan yaklaşmaktansa çivisi çıkmış bu dünyada hâlâ bir şeylerin başarılabileceği inancıyla tıpkı Adorno’nun da dediği gibi “Bilmek lanetlenmektir.” diyenlerdeniz.