Türkiye'nin Cumhurbaşkanını Seçmek; Kim Seçilirse Ne Yapar, Hangi Kararları Alır?

Yazan  07 Ağustos 2014

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turuna sayılı günler kaldı. Adayların seçim çalışmalarındaki söylem ve davranışları seçildiklerinde nasıl bir Cumhurbaşkanı olacaklarının da ipucunu veriyor. Kimin nasıl bir Cumhurbaşkanı olacağının ortaya çıkması da seçmenin kararını etkileyecek temel unsurlardan biri olacaktır.

Cumhurbaşkanı seçilebilmek için üç aday yarışıyor. Şimdi bunların bugüne kadar söylediklerine ve yaptıklarına bakarak "seçilirlerse ne yaparlar, nasıl kararlar alırlar" konusunda bana göre belirleyici olanları ele alıp nasıl bir Cumhurbaşkanı olacaklarını ortaya koymaya çalışalım.

Demirtaş

HDP'in adayı olarak yarışa giren Demirtaş'ın İmralı'daki hükümlü teröristbaşı Öcalan'ın onayıyla PKK/KCK'nın adayı olduğunu herkes biliyor. Diğer bilinen bir gerçek ise Demirtaş'ın ilk turda ikinci bile olamayacağı ve ilk turda diğer adaydan birisi yüzde elliyi alamasa da ikinci tura kalamayacağının kesin olmasıdır. Buna rağmen medyanın önemli bölümünün Demirtaş'ın oylarını çok artırdığı ve ikinci tura kalabileceği yönünde bir algı yaratan haberler yapması da oldukça dikkat çekicidir. Üçüncü olarak bilinen bir nokta ise; her şey altüst olsa, seçmenler akıl tutulmasına girip Demirtaş'ı seçse bile Demirtaş'ın Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olamayacağıdır. Çünkü partilerinin kongresinde ve mitinglerinde Türk bayrağını asmayı tahrik edici bulan zihniyetin temsilcisi adaylığını açıkladığı toplantı başta olmak üzere diğer faaliyetlerinde de Türk bayrağı asmamayı tercih ederek seçilirse seçildiği milletin/devletin bayrağını benimsemediğini göstermiştir. Bu haliyle Türk milleti ve devletini temsil etmesi de mümkün olmayacaktır.

Dolayısıyla bu makalede Demirtaş'ın seçilirse ne yapar sorusuna cevap aranmayacaktır. Peki ama PKK/KCK neden seçimlere ayrı bir adayla girmeyi tercih etmişlerdir? Bunun herkese malum cevabını ise Öcalan 04 Ağustos Pazartesi günü görüştüğü avukatı aracılığıyla bildirdi. Öcalan Demirtaş'ı seçimlerin ilk turunda hatırı sayılır bir oy alarak ikinci turda hükümete daha doğrusu Başbakan Erdoğan'a karşı koz olarak kullanmanın hesabını yapıyor, onun içindir ki ilk tur seçimlerin sonuçlarının alınacağı bir hafta sonrasına kadar süre veriyor. Benzer bir açıklamayı dün Demirtaş da yaptı ve alacakları oy ne kadar yüksek olursa çözüm süreci ve müzakerelerde ellerinin o kadar kuvvetli olacağını söyledi. Dolayısıyla Başbakan Erdoğan ilk turda seçilemezse ikinci turda Öcalan'ın işaretini bekleyen kesimin oylarını alabilmek için müzakereye başlayacağının somut işaretini ve garantisini vermek zorunda kalacaktır. Zaten bu ihtimale karşılık çözüm sürecinde hükümete yetki veren kanun TBMM'den hızla geçirilmiş ve yasalaştırılmıştı.  Ama çözüm süreci denen AKP ile PKK arasındaki çarpık mutabakat ve ilişki PKK'ya kazandırdığı inisiyatifle hükümeti zaten öyle bir kıskaca aldı ki, Başbakan ilk turda da seçilse ikinci turda da seçilse çözüm süreci denen mutabakat kapsamında PKK/KCK/Öcalan tarafından dayatılan taleplerin hükümet tarafından uygulamaya sokulmak zorunda kalınması üzerine kurgulanmıştır.  Çünkü uygulanmazsa AKP hükümeti Türkiye'nin şiddetli terör saldırılarına maruz kalmasıyla tehdit edilmektedir, çünkü çözüm süreci bağlamında terör örgütü bölgede kontrolü ele geçirmiş, güvenlik güçlerini istihbarat ve operasyonel anlamda saf dışı bırakmıştır. Fakat burada Türkiye açısından açmazda olan husus şudur. Son bir buçuk yıldır alt yapısı hazırlanan senaryo kapsamında yine de Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilemese de PKK açısından kaybedilen bir şey olmayacaktır. Çünkü PKK artık masada Türkiye'nin karşısında müzakereye oturmuş statüde bir örgüttür ve silahlı/ silahsız mücadelesine bu seviyeden devam edecektir.  Yani bu şantaj ve tehditlere gereken cevaplar verilemediği ve çözüm süreci denen yanlış denklem muhafaza edildikçe kaybeden hep Türkiye olmaya devam edecektir.

Erdoğan

Başbakan Erdoğan siyasi parti lideri olarak son 12 yılda girdiği seçimlerden hep birinci parti olarak çıkmayı başarmıştır. Aslında seçimlerde birinci çıkması başarılı olduğunu göstermiyor ama oy toplamayı çok iyi bildiğini gösteriyor. Dolayısıyla aynı metodu Cumhurbaşkanlığı seçiminde de kullanıyor. Anayasa ve kanunlarımıza göre yasak olmasına rağmen etnik ve dini farklılıkları, söylemleri seçim propagandasının ana unsuru yapmış durumdadır. Cumhurbaşkanı olarak birleştirici, uzlaştırıcı bir figür olduğunu göstermesi gerekirken karşı tarafa (adaylara ve onların destekçilerine)yönelik sert, tahrik edici,  aşağılayıcı, küçük gören ifadeler kullanmaktadır.

Seçim mitinglerinde, afişlerinde sanki Cumhurbaşkanı seçilirse de aynı işleri yapacakmış gibi Başbakan olarak yaptıklarını kullanmaktadır. Yani aslında Cumhurbaşkanı değil "Kıdemli Başbakan" olmaya aday görüntü vermektedir. Söylemleri sadece AKP seçmenini bir arada tutmaya yöneliktir. Kendisini Kürt orijinli olarak tanımlayan vatandaşlar hariç diğer parti seçmeninden beklentisi (seçimlerde oy kullanmamaları haricinde) yoktur. Anayasadaki Cumhurbaşkanının görevlerini Başbakanlık gözlüğüyle okuyup yorumlamaktadır. Anayasada net bir şekilde Cumhurbaşkanı devletin başıdır denilmesine rağmen Erdoğan "Cumhurbaşkanı yürütmenin başıdır" diyerek (anayasanın yazım sistematiğinde Cumhurbaşkanı "Yürütme" maddesi altında anlatıldığından, muhtemel ki Başbakan işine geldiği için bunu öyle yorumlamaktadır) hükümetin yaptığı her şeye karışacağını ve anayasada belirtilen tüm yetkilerini kullanacağını özellikle belirtmektedir. Önceki Cumhurbaşkanlarının yaptıklarına baktığımızda anayasada yazılı yetkilerinden dört tanesini kullanmadıklarını görürüz. Bunlar; Türkiye Büyük Millet Meclisini gerektiğinde toplantıya çağırmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek, gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek.  Demek ki Erdoğan bunları kullanmayı planlamaktadır. Çünkü bu yetkiler Cumhurbaşkanına iç siyasette güç gösterisi imkanı da vermektedir. Bu yetkiler aynı zamanda Başkanlık sistemini andıran, kullanıldığında Cumhurbaşkanına devlet yönetimiyle ilgili hayati konularda tek başına karar alma yetkisi veren niteliktedir.

Erdoğan seçilirse ne yapacağını nasıl davranacağını gösteren diğer simgesel bir davranış da adaylığını açıkladıktan sonra Ankara'da Atatürk Orman Çiftliği arazisinde yapımı hızla devam eden, kamuoyunda Başbakanlık olarak bilinen devasa binaları incelemek üzere ziyaret etmesidir. Bu binanın ne için yapıldığı, kimlerin yerleşeceği ve kullanacağı kamuoyuna şeffaf olarak açıklanmadığından dedikodu ve magazinsel haberler yapılmaktadır. Ama inşaatının durdurulmasıyla ilgili mahkeme kararlarının gündeme geldiği günlerde Başbakan "hiçbir şey inşaatı engelleyemeyecek, yapıp bitireceğiz, ben de girip oturacağım" demiştir. Ama Başbakan olarak mı Cumhurbaşkanı olarak mı bu açıklanmamıştır, dolayısıyla belli değildir. Bence, ta ki son ziyaretine kadar.  

Bütün bunlardan sonra eğer Erdoğan seçilirse ne yapacaktır, nasıl davranacaktır sorusunun cevabı için şu öngörülerimi söyleyebilirim.

- Erdoğan hangi turda seçilirse seçilsin PKK/KCK/Öcalan'ın dayatmalarından oluşan ve Türkiye'nin bekasını tehdit eden çözüm sürecini devam ettirmek zorunda kalacaktır.

- Erdoğan seçim meydanlarındaki söylemleri nedeniyle tüm milletin değil sadece AKP seçmeninin Cumhurbaşkanı olarak görülecektir. Bu durum bazı toplumsal huzursuzlukları derinleştirebilecektir.

- Erdoğan anayasada belirtilen yetki ve sorumluklardaki Cumhurbaşkanı değil kendi yorumladığı, tasavvur ettiği bir Cumhurbaşkanı olarak davranacak bu da devletin işleyişinde sıkıntıları derinleştirecektir. Bu haliyle Anayasada tarif edilen Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkeleri, güçler ayrılığı ilkesi de tahrif edilerek uygulanacaktır.

- Erdoğan, hakkında birçok iddia ile seçime girmiştir, bu iddialar peşini bırakmayacaktır. Dolayısıyla kendisinden sonra Başbakanlık koltuğunda görmek isteyeceği kişi özellikle bu konularda her türlü sırrını bilen, Erdoğan'ı asla terk etmeyecek bir kişi olacaktır. Bu kişi aynı zamanda Cumhurbaşkanı olan Erdoğan'ın hükümet uygulamalarına yönelik her türlü müdahalesini içine sindirebilecek kişilikte birisi olacaktır.

- Erdoğan AKP ile özdeşleşmiştir. Bütün seçimlerde onun yüzü kullanılmaktadır. AKP'nin zaten başlamış olan dağılma/küçülmesi Erdoğan'ın AKP'nin başından ayrılmasıyla daha da derinleşmeden ve TBMM'deki sayısal avantajını kaybetmeden, Cumhurbaşkanlığını da kazanmış olmanın vereceği psikolojik üstünlükle 2015 yılını beklemeden hemen bir erken seçim yapılmasını isteyecektir. Ama bunun için tercih edeceği yöntem TBMM'nin seçim kararı alması değil kendisinin anayasadaki Cumhurbaşkanı yetkisini kullanarak (Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek) ülkeyi hemen bir milletvekilliği seçimine götürmek olacaktır. Böylece ne kadar güçlü olduğunu da gösterecektir.

- Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilirse Çankaya'ya çıkmayacaktır. Seçim vizyon belgesinde ve meydanlarda yeni Türkiye'den bahseden, kendisinin Cumhurbaşkanı olmasıyla yeni bir Türkiye'nin kurulacağından bahseden (bu haliyle 12 yıllık AKP iktidarı döneminde aslında eski Türkiye olarak görmesi de ilginçtir) Erdoğan artık Atatürk Orman Çiftliği'ndeki yeni binaları kullanacaktır. Buraya yerleşmeyi düşünmeyen bir Cumhurbaşkanı adayı neden adaylığını açıkladıktan hemen sonra bu tesisleri incelemeye gitsin ki? Dolayısıyla bu binalar kompleksinde hem Cumhurbaşkanlığı hem de Başbakanlık birlikte yerleşecektir. O tesislerin yakınından geçenler bunun mümkün olduğunu yani her ikisini ağırlayabilecek kapasitede olduğunu göreceklerdir. Hem böylece Cumhurbaşkanı olarak Başbakanı da yakın markaja almış olacaktır. Bu sisteme Cumhurbaşkanlığı diyemeyiz ama Başkanlık, onu da diyemezsek Kıdemli Başbakanlık diyebiliriz belki. Bu aynı zamanda de facto rejim değişikliği anlamına da gelecektir. Tabi bu yeni tesise de bir isim vermek gerekir, Aksaray dense biraz dalga konusu olabilir ama belki "Akköşk" denebilir.

- Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmayarak vereceği mesaj 90 yıldır Türkiye Cumhuriyetini temsil eden makamın artık orada olmamasıyla "yeni bir Türkiye'nin kurulduğu" mesajı da olacaktır. Böylece Atatürk'ün Türk milletiyle bir bağı daha kesilmiş olacak, Atatürk'ün oturduğu koltuktan bahsedilmeyecektir. Ve Çankaya Köşkü belki bir müze olarak tarihteki yerini alacaktır -eğer bir ranta kurban gidip AVM, rezidans vs  alanı olarak değiştirilmezse-.

 

İhsanoğlu

12 yıllık AKP iktidarı dönemindeki iktidar partisi yöneticilerinin bağıran çağıran, sürekli karşısındakileri suçlayan, kendilerinin hep doğru yaptığını empoze etmeye çalışan, sadece kendilerinin inandıkları ve söylediklerinin gerçekleşmesini isteyen söylem ve davranışlarından sonra İhsanoğlu rahatlatıcı, karşısındakini aşağılamayan, birleştirici yaklaşımıyla alışık olunmadık ama özlenen bir aday görünümüyle AKP dışındaki hemen hemen tüm partilerin ortak adayı olarak seçim yarışına girdi.

İhsanoğlu Başbakan Erdoğan'ın aksine birleştirici, uzlaştırıcı, herkesi kapsayıcı söylemler kullanmıştır. Zaten bundan önceki görev safahatı da bu özellikte bir kişilik yapısına sahip olduğunu teyit eder niteliktedir. Anayasa ve kanunları kendi yorumlarıyla değil ortak bir anlayışta anlaşılması gerektiğini vurgulamaktadır.   Kendisine yönelik iftira ve hakaretler olmasına rağmen bunlara aynı şekilde cevap vermemiştir.

Hakkında Başbakanınkine benzer veya benzemez hiç bir iddia yoktur. Bu haliyle Cumhurbaşkanlığını rahat yapma açısından Erdoğan'a göre çok avantajlıdır. Kimseyle kavgalı değildir. Kendisini destekleyen üst düzey AKP yöneticileri olduğunu söylemektedir. AKP seçmenine karşı hiç bir olumsuz söylemi, tavrı yoktur. Seçim çalışmalarında rahatça halkın arasına girip dolaşabilmiştir, ayrımsız tüm medya temsilcileriyle görüşmüş her türlü sorularını cevaplamış, ısmarlama sorularla günü kurtarmayı tercih etmemiştir.

Yine Başbakanın aksine dini ve etnik farklılıkları siyasetin ve oy toplamanın bir unsuru yapmamıştır. Aksine buna kesinlikle karşı çıkmış, uygulamalarıyla bunu göstermiştir. Din konusunda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmasına,  AKP iktidarının dini söylemleri siyasette kullandığını ve toplumun önemli bir kesiminin buna kandığını bilmesine rağmen, seçim çalışmalarında özenle dini konuları kullanmamıştır.

İhsanoğlu'nun belki de en zayıf yönü, özellikle çözüm süreci adı altında PKK ile yürütülen müzakereler konusunda takınacağı tavır konusunda net bir söylem ortaya koyamamasıdır. İktidar partisi üyeleri hatta Bakanlarının bile içeriğini bilmediği bir konuda net fikir ortaya koyması zor olsa da, sorunun çözülmesi için PKK ile görüşmeleri açıkça ve net olarak dışlamaması CHP ve MHP'de milli konularda hassas seçmen kitlesini düşündürmektedir. Bununla birlikte anayasa hükümlerine tam bağlılığa ve vatanın, milletin bölünmesinde taviz verilmeyeceğine vurgu yapması bu konularda tereddütlü seçmeni bir nebze olsun rahatlatmaktadır.

İşte bu değerlendirmeler sonrasında eğer İhsanoğlu seçilirse ne yapacaktır, nasıl davranacaktır sorusunun cevabı için şu öngörülerimi söyleyebilirim.

- İhsanoğlu anayasayı ve orada yazılı Cumhurbaşkanın görevlerini Erdoğan gibi yorumlamamaktadır. Yani İhsanoğlu Kıdemli Başbakanlık ya da Başkanlık değil anayasanın ruhuna uygun, devletin işleyişinin temeli olan güçler ayrılığı prensibine uygun, devletin niteliklerini koruyacak şekilde anayasada yazılı olan görevleri yapacak, yetkileri kullanacak bir Cumhurbaşkanı olacaktır.

- Daha önceki Cumhurbaşkanlarının kullanmadığı; ama Erdoğan'ın kullanacağı öngörülen kritik yetkileri çok hayati krizlerle karşılaşılmadığı sürece İhsanoğlu da kullanmayacaktır. (CHP ve MHP İhsanoğlu'na adaylık önerdiğinde eğer kendisi Cumhurbaşkanı seçilirse anayasal yetkisini kullanarak TBMM seçimlerinin yenilenmesi kararı alması için bir mutabakata varsalardı Cumhurbaşkanlığı seçiminden mağlup ayrılmış AKP'nin seçimlerde kayba uğraması büyük ihtimal olacak ve İhsanoğlu ile rahat çalışacak bir hükümeti oluşturacak bir Meclis aritmetiği gerçekleşebilirdi. Seçim çalışmalarının son günlerinde bile İhsanoğlu'nun bu yönde yapacağı bir irade beyanı AKP'den genel anlamda rahatsız; ama kararsız seçmenleri kendi lehine çevirebilir.)

- İhsanoğlu seçilir ve AKP hükümeti 2015 seçimlerine kadar devam ederse iktidar şimdiki Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL dönemindeki kadar rahat edemeyecek belki de ikinci bir Ahmet Necdet SEZER dönemi yaşanacaktır. Böylece AKP hükümetinin özellikle 2007'den sonraki  "ne söylüyorsam, ne istiyorsam o" anlayışı tekrar 2007 öncesine dönecektir.

- İhsanoğlu anayasanın laiklik ilkesinin yeniden hayat bulmasında dirençli bir duruş gösterecektir.

- İhsanoğlu, mevcut anayasanın hükümlerinin uygulanmasının takipçisi olacaktır. Değiştirilmesine karşı çıkmayacaktır. Ama anayasanın değişmeden değişmiş gibi kabul edilip kişisel yorumlara göre uygulanmasına ve rejim değişikliğine yol açacak uygulamalara izin vermeyecektir.

 

Sonuç olarak;

Bu yazının yazılışı itibariyle Cumhurbaşkanını halkın seçeceği seçimin ilk turuna 3 gün kaldı. 3 adaylı yarışta ikinci tura geçme ihtimali olmayan Demirtaş Öcalan'ın öngörüsüyle ikinci turda koz olarak kullanmak üzere mümkün olduğu kadar yüksek oy oranı elde etmeye çalışacaktır. Ne kadar çok oy alırsa PKK/KCK'nın taleplerinin çözüm sürecinde resmen müzakereye dönüşmesi ikinci tur öncesi Başbakan Erdoğan'dan o kadar kolay olumlu cevap alabilecektir. Görünen o ki seçim büyük sürpriz olmazsa ikinci tura kalacaktır. İkinci turda rejimi değiştirme taraftarı bir anlayışla 30 yıldır Türkiye'de terör estiren 40.000 insanın hayatına neden olan terör örgütü PKK/KCK anlayışının ittifakı söz konusu olacaktır.

Başbakan Erdoğan söylemleri ve davranışları, kendi hayalindeki Başkanlık düşüncesinin mevcut anayasanın Cumhurbaşkanlığına sığmadığını bilmesine rağmen "ben ne dediysem o, ben ne istiyorsam o" anlayışı ve AKP'nin özellikle 2007'den sonra uyguladığı kendisinden olmayanları aşağılayan, hor gören, dışlayan politikasıyla örtüşen seçim çalışmalarını yürütmekte, seçilirse de ben halka bunları söyledim onlar bana yetki verdi, dediklerimi yaparım halkın isteği anayasadan önceliklidir anlayışında bir Cumhurbaşkanı (ona göre Başkan) olacağını, kafasındaki devlet yapısıyla mevcut rejimin uyuşmadığını göstermektedir.  

İhsanoğlu ise; mevcut anayasada belirtilen yetki ve sorumluluklarını yerine getirecek, anayasanın ve devletin temel niteliklerini koruyacak, dini ve etnik farklılıkları siyasette kullanmayacak, mutlak  şekilde parlamenter rejimin devamından yana olacak, şu anda net tavır koyamadığı çözüm süreci gibi konularda seçildiğinde ilgili kurumlarca bilgilendirilip hassas bilgilere nüfuz ettiğinde devletin ve milletin lehinde karar verecek bir Cumhurbaşkanı olacağı izlenimi bırakmıştır.  

Karar aziz Türk milletinindir. Ancak seçimin sonucunu oy verenler kadar oy vermeyenler de belirleyecektir. Bir farkla, oy vermeyenlerin seçim sonrasında oluşacak kendilerin arzu etmediği yönetimden şikayet etme ve eleştirme hakları olmayacaktır.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Sabahattin İsmail   - 14-05-2024

Kıbrıs Yeni Bir Müzakereye Zorlanıyor

Milli çıkarları savunurken 2 konu hata kaldırmaz:

Error: No articles to display