Türkiye’de Self-Determinasyon Neden Mümkün Değildir?

Yazan  05 Ocak 2012
Self determinasyon kısaca, bir ülkede yaşayan kişilerin kendi hükümetlerini özgürce seçebilmeleridir

28 Aralık 2011 tarihinde neredeyse bütün gazete manşetleri aynı başlıkla çıkmıştır. "Özerklik yetmez, kaderimizi tayin hakkı istiyoruz". Bu sözler milletvekili Leyla Zana'ya aittir. İngilizce yayın yapan Kürt haber sitesi Rudaw adlı internet sitesine konuşan ve "İşin başında özerklik istediğimiz doğrudur; ama bugün Türkiye'deki Kürtler, özerkliğin yetersiz olduğunu düşünüyor. Bana kalırsa Kürtler kendi kaderlerini kendileri tayin etmeliler" şeklinde bir açıklamada bulunan Zana, Birleşmiş Milletler Andlaşması'na göre böyle bir hakları bulunduğunu ve benzer bir durumun da Kanada'nın Quebec Eyaletinde yaşandığını da savunmaktadır. [1]


Leyla Zana'nın kastettiği Birleşmiş Milletler Andlaşması'nda yer alan milletlerin kendi kaderlerini bizzat tayın etme hakkı (self-determination/self-determinasyon)dır.


Self Determinasyon nedir?


Self determinasyon kısaca, bir ülkede yaşayan kişilerin kendi hükümetlerini özgürce seçebilmeleridir[2]. Başka bir tanıma göre; bir halkın, idaresi altında yaşayacakları ya da yaşadıkları yönetim biçimini seçebilmeleridir. Ancak, uluslararası alanda çok kullanılan bir terim olmasına rağmen içeriği konusunda özellikle devletlerin parçalanması korkusu nedeniyle, kesin bir uzlaşı bulunmamaktadır[3]. Self-determinasyon içsel ve dışsal olmak üzere iki şekilde ortaya çıkabilmektedir. İçsel self-determinasyonda bir halkın dilediği yönetim biçimini seçebilme özgürlüğü ele alınırken, dışsal self determinasyonda bir halkın bağımsız bir devlet kurmak dahi dilediği devlete bağlı olmayı seçme hakkı ele alınmaktadır[4].


Birleşmiş Milletler Andlaşması halklara kendi kaderini tayin hakkı tanımıştır ancak bu hakkın kullanılması belli birtakım koşullara bağlanmıştır. Kendi kaderini tayin etme hakkı aslında Birleşmiş Milletler Andlaşması'ndan da önceye dayanmaktadır.1789 Fransız İhtilali'nin yaymış olduğu kendi kaderini tayin etme düşüncesi, Avrupa kökenli liberal demokrasiye dayanan bir yaklaşımdır. Özellikle Birinci Dünya Savaşı öncesinde İmparatorlukların parçalanmasında etkin bir düşünce olmuştur[5]. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson'ın 18 Ocak 1918 tarihli 14 ilkesinde liberal ilkeler doğrultusunda halkların bir self determinasyon hakkı olduğu vurgulanmıştır. Milletler Cemiyeti döneminde ise self-determinasyon bir hukuk ilkesi olarak tanınmamıştır[6].


Self Determinasyon ilkesi resmi olarak Birleşmiş Milletler Andlaşması'nda 1. Maddenin 2. Fıkrasında, 55.maddede ve 76. Maddede yer almıştır[7]. Ayrıca Birleşmiş Milletler 'in 14 Aralık 1960 tarihinde aldığı 1514 no'lu kararın yer aldığı "Sömürge Yönetimi Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık verilmesine İlişkin Bildiri" sinde, 24 Ekim 1970 tarihli 2625no'lu kararın yer aldığı "Birleşmiş Milletler Antlaşmasına Uygun Olarak Devletler Arasında İşbirliğine ve Dostça İlişkilere İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Bildirisi" nde ve 1976'da yürürlüğe giren İkiz Sözleşmeler, yani Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmelerinde de self-determinasyon ilkesinden bahsedilmektedir[8].


Belirtilen kararların her biri incelendiğinde Birleşmiş Milletler' in bu kararları bir amaca yönelik olarak, ancak belli koşullar ortaya çıktığında kullanılması amacıyla almış olduğu açıkça görülmektedir. Özellikle 1960'lı ve 70'li yıllarda sömürgecilik sürecinin sona erişiyle beraber bu hakkın kullanımı gündeme gelmiştir. Ancak, bu hakkın keyfi kullanımını sınırlamak adına da Andlaşma'nın 51.maddesinde, Dostane İlişkiler Bildirisinin 8.maddesinde, özellikle devletlerin toprak bütünlüğünün korunmasının önceliği ve önemi vurgulanmıştır. Dostane İlişkiler Bildirisinin 7.maddesinde self-determinasyon için bir devletin ayrımcılıktan uzak, her grubun temsil edildiği bir yönetime sahip olduğu durumlarda self-determinasyon hakkının kullanılamayacağı açıkça ortaya konulmuştur[9]. Ayrıca Andlaşma'nın 2. Maddesinde de devletin sınırlarının kendi isteği dışında değiştirilemeyeceği de önemle vurgulanmıştır[10].


Bu kapsamda şu ana kadar sömürge yönetimleri dışında self-determinasyon ilkesinin nasıl uygulandığına bakılacak olunursa ilk olarak karşımıza eski Sovyet ülkeleri ve dağılan Yugoslavya örnekleri çıkmaktadır. Her iki örnekte de önemle vurgulanması gereken husus ise ortaya çıkan yeni devletlerin daha önceki yapıda federe devlet statüsünde olmaları ve federal anayasalarında bu devletlerin self determinasyon hakkına sahip olmalarıdır. Bunların dışında federe devlet statüsünde olmayan Kosova'nın Yugoslavya'dan ayrılması süreci ise Sırpların Kosovalılara yaptığı baskı,24 Mart 1999'da Yugoslavya'ya yönelik gerçekleşen hava operasyonu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 10 Haziran 1999 tarihinde aldığı 1244 sayılı karar kapsamında başlamıştır.[11] Özellikle sömürgecilik sonrası dönemde self-determinasyon ilkesini ayrı bir devlet kurma olarak kullanmaya çalışmak ise uluslararası sistemde birçok koşulda meşru görülmemektedir. Çünkü self-determinasyon ilkesinin kullanılması beraberinde kendi kaderini belirleme kapsamında ayrılmayı içermekte ve bu çerçevede de başkalarının kaderini de etkilemektedir. Böyle bir durum ise Kanada'nın Quebec eyaletinde gerçekleşmiştir.[12]



Kanada Anayasası'nda, ülkeyi oluşturan eyaletlerin kendi istekleri ile ayrılmalarına ilişkin herhangi bir husus bulunmamaktadır. Bu nedenle de Kanada'dan ayrılmak isteyen ve referanduma giden (ancak henüz yeterli sayıyı elde edemeyen) Quebec eyaletinin statüsünün durumu tartışmalı bir hale dönüşmüştür.Quebec bölgesi, tamamen Fransızca konuşulan ve Kanada kurulmadan önce Fransız sömürgesi olan bir bölgedir. 1995 yılında yapılan ikinci referandumla ayrılmaya iyice yaklaşan Quebec eyaletinin isteklerine karşı Kanada İdari Heyeti böyle bir ayrılmanın mümkün olup olamayacağı konusunda Yüksek Mahkemeye başvurmuştur. Bu başvuru kapsamında mahkemeden 3 sorunun yatını istemiştir.


· Kanada Anayasası altında, Quebec Ulusal Meclisi, yasaması ya da Hükümeti tek taraflı olarak Quebec'in Kanada'dan ayrılmasını tatbik edebilir mi?


· Uluslararası hukuk Quebec Ulusal Meclisine, yasamasına ya da Hükümetine tek taraflı olarak Quebec'in Kanada'dan ayrılmasını tatbik edebilir mi?


· Quebec Ulusal Meclisine, yasamasına ya da hükümetine tek taraflı olarak Quebec'in Kanada'dan ayrılmasını tatbik etme hakkı üzerine yerel ve uluslararası hukuk arasında bir ihtilaf olması durumunda hangisi Kanada'da örnek olarak yer alacaktır?[13]


Yüksek Mahkeme 1998'de aldığı kararla Kanada İdari Heyeti'nin sorduğu bu üç sorudan ilk ikisine olumsuz yanıt vermiş ve bu kapsamda da üçüncü soruya yanıt vermeye gerek duymamıştır. Yüksek Mahkeme'ye göre ayrılma ancak Kanada Anayasası'nın değiştirilmesiyle olabilecektir ki bunun içinde Quebec dışında diğer bölgelerin de rızası gerekmektedir. Diğer bir ifade ile kendi kaderini tayin etmek için bağlı bulunulan devletin geriye kalan kısmının da kaderi etkileneceği için rıza göstermesi gerekmektedir. Kısaca Mahkeme Quebec'in tek taraflı ayrılamayacağına karar vermiş ve bu yöndeki her girişimin Anayasa'ya aykırı olacağını belirtmiştir. Ayrıca Quebec'deki durumun uluslararası hukukta da var olan tanımlamalara ya da koşullara uymadığı Mahkeme tarafından önemle vurgulanmıştır[14].


Sonuç


Yukarıdaki örneklerden de anlaşılabileceği gibi self-determinasyon bütün halklara tanınmış ancak belirli koşullar altında kullanılabilecek bir haktır. TBMM'de milletvekili olan ve Türkiye'deki Kürt kökenli vatandaşları temsil ettiğini iddia eden Leyla Zana'nın 28 Aralık 2011 tarihinde yaptığı "…kaderimizi tayin hakkı istiyoruz" söyleminin hiçbir dayanağı olmadığı açıkça görülmektedir. Öncelikle Birleşmiş Milletler Antlaşması'nda self-determinasyonun ilan edilmesi için gereken koşullar arasında bulunan sömürge, baskı yönetimi ya da demokratik temsil eksikliği gibi bir durum Türkiye'de bulunmamaktadır. Leyla Zana'nın TBMM'de belirli bir gruba ait bir milletvekili olması bu durumun açık ispatıdır. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti üniter devlettir ve bu durum anayasa ile güvence altına alınmıştır. Bu çerçevede Leyla Zana'nın örnek verdiği gibi Kanada-Quebec de bile gerçekleştirilemeyen ayrılma durumu Türkiye için söz konusu bile olamamaktadır. Sonuç olarak self-determinasyon ve bağımsızlık ilanı BDP tarafından sıklıkla dile getirilen ancak, hukuki dayanağı olmayan bir söylemdir.









[1] Otonomi Yetmez, Milliyet, Erişim Tarihi 28 Aralık 2011, http://siyaset.milliyet.com.tr/otonomi-yetmez/siyaset/siyasetdetay/28.12.2011/1481215/default.htm



[2] ACER, Y. ve KAYA,İ. Uluslararası Hukuk, Ankara, USAK Yayınları,2010, s.88.



[3] KILINÇ, Dr.Doğan. Self-Determinasyon İlkesinin Azınlıklar Açısından Değerlendirilmesi, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi CXII (1-2), 2008, s.954-955.



[4] PAZARCI, Hüseyin. Uluslararası Hukuk, Ankara, Turan Kitapevi, 2007, s.142.



[5] KILINÇ, s.952.



[6] UZ, Abdullah. Teori ve Uygulamada Self-Determinasyon Hakkı, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt 3, No 9, 2007, 60-81, s.62.



[7] PAZARCI,s.141.



[8] UZ, s.66-67.



[9] UZ, s.73-74.



[10] KILINÇ, s.959



[11] ARSAVA, Füsun. Self-Determinasyon Hakkı ve Kosova, Uluslararası Hukuk ve Politika, Cilt 5, No 17, 2009, 1-21, s.3.



[12] UZ, s.967-968.



[13] KALAYCI, Hüseyin. Referandumla Ayrılma Konusunda Yüksek Mahkemenin Tutumu: Kanada-Quebec Örneği, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 63(1), 2008, 151-174, s.153-158.



[14] KALAYCI, s.159-169.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Haydar Çakmak   - 15-10-2019

BARIŞ PINARI HAREKÂTI

OLAYIN MAHİYETİ: 18 Aralık 2010 yılında, Tunus ta “Ekmek, Onur ve Özgürlük” sloganlarıyla başlayan ve daha sonra orta doğuya sıçrayan “Arap Baharı” Mısır, Libya ve Suriye de devam etmiştir.