IRAK’TAKİ SURİYELİ SIĞINMACILAR


IRAK’TAKİ SURİYELİ SIĞINMACILAR

Yazan  19 Mart 2020

 

GİRİŞ

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşının kaynağını oluşturduğu ve özellikle Suriye’ye komşu ülkelerden başlayarak birçok ülkeyi çok boyutlu olarak etkileyen sığınmacı sorunu, son yıllarda uluslararası alanı da oldukça meşgul etmektedir.

Suriyeli sığınmacıların neden olduğu bu sorun; gerek ekonomik, gerek siyasi, gerekse insani boyutu ile çok sayıda devlet ve uluslararası örgütlerin gündemini oluşturmuştur. İç savaşın ardından ilk olarak komşu ülkelere gerçekleştirilen göç, ulaştığı her coğrafyayı benzer ya da farklı sorunlar silsilesi ile karşı karşıya bırakmıştır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR)  2020 Şubat ayı verilerine göre, dünya geneline bakıldığında 5,561,824 Suriyeli sığınmacı bulunmaktadır. Bu sığınmacıların 3,587,226’sı Türkiye’de; 910,256’sı Lübnan’da, 655,435’si Ürdün’de ve 247,568’si Irak’ta bulunmaktadır. Bahsettiğimiz bu ülkeler sığınmacıların en fazla bulunduğu ve dolayısıyla etkilerini en çok hisseden 5 ülkedir. Bu çalışmada Suriye’ye sınır komşusu olan Irak’ta bulunan Suriyeli sığınmacılar konu edilecektir. Öncelikle Irak ve Suriye arasındaki siyasi ilişkilerden bahsedilecek, ardından Irak ve özellikle Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi içerisinde yaşayan Suriyelilere uygulanan politikalarla birlikte bölgedeki Suriyelilerin durumu ele alınacaktır.

IRAK VE SURİYE İLİŞKİLERİ

Irak, her ne kadar 1932 yılında Haşimi Hanedanlığı’nın kurulmasıyla bağımsız olsa da tam anlamıyla bağımsızlığını alması 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından İngilizlerin bölgeyi terk etmesiyle 1950 yılında gerçekleşmiştir. Benzer şekilde Suriye de 1920 yılında San Remo Konferansı sonrası 1946 yılına yani 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesine kadar Fransız işgali altında kalmıştır. 1946’da Fransızların bölgeyi terk etmesinin ardından Suriye de bağımsızlığına kavuşmuştur. Bağımsızlıklarını yeni sayılabilecek tarihlerde almış olan bu iki komşu ülke, uzun yıllar Baas Rejimleriyle yönetilmiştir. Irak’ta 1968, Suriye’de ise 1970 yılında Baas Rejimleri iktidara geçene kadar iki ülke arası ilişkiler yoğun olamamıştır. Zira iki ülke için de Baas öncesinde tam anlamıyla siyasi istikrarın olduğu söylenemez.  Hal böyle olunca bu iki komşu ülke, dış politikadan ziyade iç politikaya odaklanmışlardır.

Irak ve Suriye’de Baas rejiminin iktidarı ile birlikte her iki ülke de otoriter bir hal almaya ve aynı zamanda siyasi açıdan istikrarı sağlamaya başlamıştır. İki ülke arasındaki ilişkiler ise bundan sonra gerginleşmeye başlamıştır. Özellikle Irak’ta Saddam Hüseyin’in iktidara gelmesinin ardından iki Baas ülkesi neredeyse iki hasıma dönüşmüş, bölgesel politikalardaki rekabet ve ayrışma üst seviyelere yükselmiştir. Genel olarak dönemin iki kutuplu dünya sistemindeki yerleri, Filistin davasındaki tutumları, mezhepçiliğe ve otoriterliğe evrilen politikaları iki ülkeyi birbirinden uzaklaştırmaya yetmiştir. Bunun dışında, Suriye Baas Partisi’nin Birleşik Arap Cumhuriyeti’ne bakışı, Lübnan iç savaşında oynadığı etkin rol ve İran Irak savaşı ile Körfez krizi sırasındaki tavrı ilişkilerin iyice gerilmesine neden olmuştur. Esas itibariyle bu iki ülke arasında meydana gelen bu uyuşmazlığın temelini, Suriye ve Irak’ın, egemenlik sınırları dışına taşmış olan stratejik hedeflere yönelmesi oluşturmuştur. Suriye, kendisinden koparılmış olduğunu düşündüğü Lübnan, Ürdün, Filistin ve Hatay’ı da kapsayan Şam merkezli ve Doğu Akdeniz eksenli “Büyük Suriye’yi” Pan-Arap fikrinin öncelikli şartı olarak görmüştür. Irak ise Arap Birliği’nin Bağdat merkezli ve Basra eksenli bir alanda gerçekleşebileceğini düşünmüş; Kuveyt, Mezopotamya, Şattü’l Arap ve İran’ın Huzistan bölgelerini de kapsayan “Büyük Irak” fikrini ön şart olarak görmüştür. Bu iki farklı hedef Irak ve Suriye’nin ayrışmasının odak noktasını oluşturmuştur.

IRAK’TAKİ SURİYELİ SIĞINMACILAR

Suriye iç savaşının başlamasının ardından milyonlarca Suriyeli ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Ülkelerini terk eden bu sığınmacıların en yoğun olduğu ülkeler Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak’tır. 2020 yılı Şubat ayı itibariyle Irak’ta bulunan Suriyeli sığınmacı sayısı 247, 568’dir. Diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında buradaki sığınmacı nüfusununun büyük bir kısmı kamplarda yaşamaktadır. Irak ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nde bulunan Suriyelilerin dağılımı şekil 1.’de gösterildiği gibi yoğun biçimde Erbil, Duhok ve Süleymaniye şehirlerindedir.

Şekil 1. UNHCR Irak’taki Suriyelilerin yaşadıkları yerler, https://data2.unhcr.org/en/situations/syria/location/5

Irak, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi’ne ve aynı zamanda 1967 tarihli Ek Protokol’e de taraf değildir. Irak, mültecilerin durumuna ilişkin ulusal hukuk sisteminde iki kanunu kabul etmiştir. Bunlar 1971 tarihli “Siyasi Mülteciler Kanunu” ve 2009 tarihli “Göç ve Yer Değiştirme Bakanlığı 21 Numaralı Kanun”dur. 2009 tarihli kanun daha kapsamlı olmakla birlikte her ikisi de günümüz Suriyeli sığınmacıların haklarını güvence altına alma konusunda eksik kalmaktadır. Bu da bizi Irak’taki sığınmacılar konusunda hukuksal bir eksikliğin varlığını düşünmeye itmektedir. Örnek vermek gerekirse Irak merkezi yönetimi az evvel bahsettiğimiz sözleşmelere taraf olmaması nedeniyle Suriye’den gelen sığınmacılara bir mülteci statüsü vermemiş ve bu sayede bazı ekonomik yükümlülüklerden tabi değildir.

Suriye’den Irak’a göçün ilk dalgası 2012 yılında başlamış ve 2015 yılına kadar artarak devam etmiştir. Irak’ı merkezi yönetim ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimini tek bir bütün olarak ele alırsak, Irak’a göç eden Suriyeli sayısının yıllara göre dağılımı Şekil 2.’de gösterilmiştir. Aşağıdaki şekilde de görüldüğü üzre Irak’ta diğer ülkelerden farklı farklı olarak kamplarda yaşayan sığınmacı oran oldukça yüksektir. Bu durumu şu şekilde açıklamak mümkündür; bölge ülkelere oranla en az Suriyeli sığınmacı Irak’ta bulunmaktadır ki bu da kampların kapasitelerini uygun hale getirmektedir.

 

Şekil 2. Irak’a Sığınan Suriyelilerin Yıllara göre Oranı, https://data2.unhcr.org/en/situations/syria/location/5

Suriye’den göç eden nüfusun tercih ettiği ülkelere baktığımızda yoğunluğun komşu ülkelerde olduğunu görüyoruz. Bu durum şunu da gösteriyor ki, göç eden nüfusun göç edeceği yer üzerindeki tercihini etkileyen en önemli unsur coğrafi yakınlık olmuştur. Fakat burada dikkat çeken bir husus vardır; iç savaşın başladığı 2011 yılı, Suriye’den göçün de başladığı tarihtir. Türkiye, Lübnan ve Ürdün üzerine gerçekleşen göçler az sayıda da olsa 2011 yılında başlamıştır. Irak ise bu konuda bir istisna oluşturmaktadır. 2012 yılının Mart ayına gelindiğinde yani iç savaşın birinci yılında Türkiye’de 10,658, Lübnan’da 7,058 ve Ürdün’de 3000’i aşkın Suriyeli sığınmacı bulunuyorken Irak’ta yalnızca 180 Suriyeli bulunmaktaydı. Bunun farklı sebepleri vardır. Bu sebeplerden ilki, diğer ülkelerin aksine Irak’ın içerisinde bulunduğu siyasi istikrarsızlık ve iç meseleler nedeniyle açık kapı politikası uygulamamasıdır. Ayrıca Irak üzerine yapılan göçlerin çok büyük bir kısmı Suriye’nin Kuzeyi’nden gerçekleşmiş ve yine çok büyük bir kısmı Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’ne olmuştur. Bunun sebebine ise üç açıdan bakmak gerekir. İlki; Irak Merkezi yönetiminin 2013 yılında acil durumlar dışında sınırlarını Suriyelilere kapatması sebebiyle sığınmacıların Kuzey Irak Bölgesel Yönetimini tercih etmesidir. İkincisi ise, Suriye’nin Kuzeyinde bulunan halkının çoğunluğunun Kürt kökenli olması ve göç eden Kürt kökenli Suriyelilerin etnik ve toplumsal yakınlık nedeniyle Kuzey Irak’ı tercih etmesidir. Üçüncü ve sonuncusu da 2003 yılında gerçekleşen İkinci Körfez Savaşı nedeniyle Iraklı birçok kişi Suriye’nin kuzey kesimine göç etmişti ve bu kez Suriye’de patlak veren iç savaş buradaki Iraklıların da ülkelerine dönme çabasına girmesine neden olmuştur. UNCHR, göç eden nüfusun etnik kimliğine yönelik bir çalışma gerçekleştirmemiştir. Buna karşın Suriye’den Irak’a göç eden sığınmacıların göç hareketini başlattıkları yerlere baktığımızda bu bölgelerde daha çok Kürt kökenli Suriyelilerin yaşadığını görebiliriz. (Kamışlı, Ayn El Arab, Hasake…)

2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaştan kaynaklanan göç özellikle güvenlik sebebiyle gerçekleşmiştir. Ülkenin bir çok yerinden yapılan bu göçlerde ekonomik ve toplumsal diğer sebepler güvenlik sorunlarının çok gerisinde kalmıştır. Suriye’nin kuzeyinden Irak, özellikle Kuzey Irak, yönüne yapılan göçlerde ise ana sebep her ne kadar güvenlik nedeniyle olsa da bu kişilerin güvenliğini tehdit eden unsur iç savaştan ziyade bölgede etkin hale gelen PKK/PYD terör örgütü güçleri idi. Şöyle ki; PKK/PYD güçleri özellikle ABD ve IŞİD terör örgütünün de yardımlarıyla Suriye’nin kuzeyinde belirli bölgeleri kontrol altına aldıktan sonra bölge halkı üzerinde baskı oluşturmaya başlamıştır. Suriye’nin kuzeyinde bulunan PKK/PYD terör örgütünün Esad rejimiyle iş birliği içerisinde olarak Kamışlı ve civarında güçlenmesi ve bölgede oluşturduğu tehdit  göçün 2012 yılından itibaren başlamış olmasına açıklayıcısı niteliktedir. Yine de Kuzey Irak bölgesine ve Irak’a göç eden nüfusun tamamının Kürt kökenli olduğu söylenemez. Zira Suriye’nin kuzeyinde Sünni Araplardan göç eden nüfus içerisinde yer almıştır. Bunun sebebi de Esad rejiminin Sünni Araplar üzerinde oluşturduğu baskıdır

2011 yılının son aylarında Irak’a oldukça az sayıda Suriyeli sığınmacı göç etmiş olsa da 2012 yılının Temmuz ayının sonuna gelindiğinde bu sayı 6000’e ulaşmıştır.  Irak üzerine gerçekleşen ilk göç dalgası ise bu olmuştur. Bu göçün ana sebebi daha evvel de bahsettiğimiz üzre bölge üzerindeki PKK/PYD terör örgütünün oluşturduğu tehdit olmuştur. Bölgede rejim ve muhalifler arasındaki çatışmaların yarattığı istikrarsızlık, ekonomik nedenler ve Kürt gençlerin zorunlu askerlik görevini yapmak istememesine karşın askerliğe zorlanıyor olmaları temel sebeplerdir.

İlk göç dalgası ve daha sonrasında Irak Merkezi Yönetimi ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin Suriyeli sığınmacılar için uyguladıkları politikalarda büyük farklılıklar olmuştur. İlk olarak, Irak Merkezi yönetimi Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’ne göre daha sıkı bir politika izlemiş ve özellikle ilk göç dalgasının ardından sınırlarını acil durumlar dışında sınırlarını kapatmıştır. Irak Merkezi Yönetimi diğer ülkelerin de aksine açık kapı politikası izlememiştir. Aslına bakılırsa Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi de başlangıçta PKK/YPG ile içerisinde bulunduğu çekişme nedeniyle zaman zaman sığınmacılara kapıları kapatmış, fakat bu çekişmenin iç politikaya yansımaları ve sınırda yığılan sığınmacılar nedenleriyle 2013 yılının Ağustos ayında kapılarını açmak zorunda kalmıştır. Bu tarihten sonra da sınırlarını mümkün olduğu kadar sığınmacılar açısından geçişken hale getirmiştir. Ayrıca Kuzey Irak, Irak Merkezi Yönetiminin aksine, hem kamp içindeki hem de kamp dışındaki Suriyeliler için daha esnek politikalar izlemiştir.  Kuzey Irak’ta bulunan Suriyeliler isteklerine bağlı olarak kamp içinde ya da kamp dışında barınma hakkına sahiptir. Bunun yanı sıra kamp dışında ikamet serbestlikleri de vardır. Buna karşın Irak merkezi hükümetinin uyguladığı politikaya göre sığınmacıların ülke içerisinde serbest dolaşma hakları yoktur. Fakat yine de kamp içindeki sığınmacılar kamu hastaneleri ve eğitim olanakları dahil tüm temel hizmetlerden yararlanabilmektedirler. 

IRAK’TAKİ SURİYELİLERİN DURUMU VE YEREL HALK İLE İLİŞKİLERİ

Irak’a yönelik göçlerde Irak’ta iki farklı yönetim olması nedeniyle bölgede bulunan sığınmacılara yönelik politikalar ve sığınmacıların genel durumunu iki farklı açıdan ele almak gerekmektedir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bölgeye gerçekleşen göçlerin % 97 gibi büyük bir oranı Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nde bulunmaktadır. Bu oranın böylesine fazla olmasının sebebini bir önceki bölümde ele almıştık. Sığınmacıların bölgelere alınması için bölgelerde uygulanan farklı uygulamaların yanı sıra, yerleşen nüfusa yönelik uygulamalarda da farklılıklar olmuştur.

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, sığınmacılar için Irak merkezi yönetimine göre daha tercih edilebilir bir alan olmuştur. Sığınmacıların gelmeye başlamasının ardından, sığınmacılar için Erbil, Duhok ve Süleymaniye şehirlerinde kamplar kurmaya başlamıştır. Kampları, Birleşmiş Milletler ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarından yardım almış olsa da, büyük oranda kendi çabasıyla kurmuştur. Bölgeye yönelik göç 2012 yılında başlamış ve hızlı bir şekilde artış göstermiştir. 2012 yılının Kasım ayına geldiğinde yaklaşık 60,000 Suriyeli sığınmacı bölgeye gelmişti. Toplamda Irak bölgesindeki Suriyeli sayısına bakacak olursak bu sayı başlangıç için oldukça fazla idi. 2012 yılındaki ilk göç dalgasının ardından Suriye’nin kuzeyinden gelen terör tehdidi bir süreliğine da olsa kapıların sığınmacılara kapanmasına neden olmuştur. Fakat sınırdaki yığılmalar ve sınırlar içindeki artan baskı yönetimin kapıları yeniden açmasına neden olmuş 2013 yılının Ağustos ayında kapılar açılmıştır. UNHCR verilerine göre 2020 Şubat ayı itibariyle Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi içerisinde 245 bin civarında Suriyeli bulunmaktadır. Bunların 100 bine yakını ise kamplarda yaşamaktadır

Kuzey Irak Yönetimi, merkezi yönetimin aksine, sığınmacılar için oldukça esnek politikalar izlemiştir. Örneğin; kamplar sığınmacıların yalnızca konaklamak için kullandıkları bir alan haline gelmiştir. Sığınmacıların kamplar dışında serbestçe dolaşma hakları ve şehir merkezlerinde çalışma hakları bulunmaktadır. Ayrıca Kampların idaresi için Suriyeli sığınmacılar için Meclis (Higher Council of Camp) oluşturulmuştur. Bu Meclis, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi yetkilileri ile iletişimin sağlanmasından, kamp içindeki ihtiyaçların ve sıkıntıların tespit edilip yetkililere iletilmesinden, gelen yardımların kamp içinde dağıtımından, sığınmacılara ilişkin istatistiklerin (toplam sayı, eğitim durumu, geldiği yer vb.) tutulmasından sorumludur.  

Bölgede yaşayan Suriyelilerin bir kısmı geçimlerini kendileri sağlıyor olsa da sığınmacıların yönetim üzerinde ekonomik bir yük oluşturduğu gerçeği yadsınamaz. Bölgede sığınmacıların gelmesiyle aynı dönemlerde başlayan ekonomik küçülme bu durumun bir göstergesi olarak karşımıza çıkmıştır. Özellikle UNHCR ve sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan yardımların oranları oldukça düşüktür. Yardımda bulunan sivil toplum kuruluşlarının başında ise “Barzani Yardımlaşma Vakfı” gelmektedir. Hem yönetimin hem de Birleşmiş Milletlerle birlikte sivil toplum kuruluşlarının yardımları sayesinde özellikle Duhok kentinde bulunan Dumiz kampında temel ihtiyaçları giderebilecek sistemler ve dükkanlar bulunmaktadır.  Fakat ne yapılan yardımlar ne de kurulan sistemler sığınmacıların içerisinde bulundukları ekonomik sıkıntıyı gidermeye yetmiştir. Ayrıca sığınma süresinin uzaması kaynakların azalmasına neden olmuş ve zamanla kamplarda yaşam daha zor hale gelmiştir

Dumiz Kampı

Kuzey Irak’ta bulunan Suriyeliler için avantajlı bir durum olarak kültürel ve etnik yakınlığı görebiliriz. Sığınmacılar ve yerel halk arasındaki bu yakınlık ise uyum konusunda önemli rol üstlenmiş ve yerel halkta sığınmacı kaynaklı huzursuzlukların önüne geçmiştir. Ayrıca bir süre önce Iraklı Kürtlerin Saddam Hüseyin döneminde göçe maruz kalmış olması empati duygusunu öne çıkarmıştır.  Öte yandan etnik ve kültürel yakınlığa rağmen dil konusunda sorunlar yaşanmıştır. Zira Suriyeliler, Kürtçenin Kırmançi lehçesini konuşurken yerel halk Kırmançi’ye yakın bir lehçe olan Bahtinani konuşmaktadır. Bu sorunun kendini gösterdiği alan ise eğitim olmuştur. Suriyeli öğrenciler, farklı lehçelerde bile olsa Kürtçe konuşmakta fakat ülkelerinde Arapça eğitim görmekte idi. Burada eğitim dilinin değişmiş olması ve buna ek olarak niteliğinin düşük olması eğitim için sorun teşkil etmiştir. Göçün başlangıcında ortaya çıkmış olan bu eğitim sorunu uzun süre devam etmiştir. Eğitim sorununda niteliğin düşük olmasının yanı sıra yeterli mali destek de sağlanamamıştır. Ayrıca sığınmacıların içerisinde bulunduğu ekonomik durum da eğitim için elverişsiz durumdadır. Sığınmacılar gerekli temel ihtiyaçlara olan erişimlerinin kısıtlı olması onları eğitimden çok çalışmaya itmiştir. Özellikle genç erkek kesimin çalışmak ve aileye bakmak konusundaki yükümlülükleri onları eğitimden yana tercih kullanmaktan alıkoymuştur. Bunun dışında, yerel halk ve sığınmacılar arasındaki temel sorun, aslına bakılırsa diğer birçok ülkede olduğu gibi, sığınmacıların ucuz işgücünü oluşturmaları sebebiyle yoksul kesimde oluşturdukları memnuniyetsizlik olmuştur. 

Suriyeli sığınmacıların sağlık imkanlarına erişimleri konusunda da sorunlar yaşanmıştır. Kuzey Irak’ın sağlık hizmetleri konusunda yetersiz kalması ve Birleşmiş Milletler ile birlikte sivil toplum kuruluşlarından elde ettiği yardımların kısıtlı olması da sağlık hizmetlerinin azlığına neden olmuştur. Ayrıca şöyle bir genelleme yapmak mümkündür ki, savaştan çıkmış bir nüfusun savaşın üzerinde bıraktığı derin etki nedeniyle psikolojik travmaları içerisinde olmaları kaçınılmazdır. Bu nedenle, fiziksel sağlık problemlerinin yanı sıra psikolojik sağlığın da tedavi ihtiyacı doğmuştur. Fakat bu ihtiyaçları giderme konusunda Kuzey Irak Bölgesel yönetimi de yetersiz kalmıştır. Bölgede yaşayan sığınmacıların bu travmalarını atlatabilmelerindeki önemli etken tıbbi tedaviden ziyade bölge halkı ile aralarındaki kişisel ilişkiler ve arkadaşlıklar olmuştur

Kuzey Irak’ta bulunan Suriyelilerin etnik yakınlıkları ve kültürel bağları onları burada uzun süre yaşama isteğine itmiş ve bölgesel yönetim de verdiği ekonomik yüke karşın sığınmacıların geri dönmeleri için herhangi bir politika izlememiştir. Yine de 2016 yılından sonra sığınmacıların küçük bir kısmında da olsa geri dönüşler gözlenmiştir

Irak merkezi yönetimi, bölgeye göç eden nüfusun yalnızca %3 civarında küçük bir bölümünü barındırmaktadır. UNHCR Şubat ayı verilerine bakıldığında 3 bin civarında Suriyeli, Ninova, Kerkük ve Anbar’daki kamplara yerleştirilmiştir. Ayrıca 2012 yılının Ağustos ayından itibaren Irak yönetimi acil durumlar dışında sınır kapılarını sığınmacılara kapatmıştır. Bu bölgedeki Suriyelilerin az olmasının başlıca sebeplerinden biri budur. Ayrıca Irak, uluslararası alanda ne 1951 Cenevre Sözleşmesi ne de 1967 Ek Protolü’ne taraf olmaması nedeniyle sığınmacılara herhangi bir statü tanımamıştır.  Irak yönetimi Suriyelilere herhangi bir statü vermediği için temel ihtiyaçlar dışında yardımda bulunmamıştır. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’ne oranla daha sıkı politikalar uygulayan Irak yönetimi, sığınmacılara kamp dışına çıkma yasağı uygulamaktadır. Bu durum ise dolaylı yoldan sığınmacıların çalışmaları ve kendi geçimlerini sağlamaları konusunda kısıtlamayı meydana getirmiştir. 

SONUÇ

2011 yılında başlayan ve neredeyse tüm dünyaya etkisini altına alan Suriyeli sığınmacı krizinin en az etkilediği komşu ülke Irak olmuştur. Barındırdığı nüfusun azlığı, göçün yoğun gerçekleştiği Kuzey Irak ile göç eden nüfus arasındaki dil, din, kültür ve etnik köken yakınlığı bu etkilerin diğer ülkelere oranla daha az olmasına yol açmıştır. Özellikle Türkiye ve Lübnan için çok boyutlu ve ulusal güvenlik sorunu haline gelmiş bu sığınmacı krizine Irak açısından bakıldığında komplike ve ulusal güvenlik seviyesine ulaşmamış olduğunu görüyoruz. Bu bölgedeki esas sorun, sığınmacıların temel ihtiyaçlarını giderme konusunda yaşadıkları sorunlardır. Irak’taki sığınmacılar, başta yiyecek ve su olmak üzere sağlık, eğitim, güvenlik gibi konularda zor şartlar yaşamaktadırlar

 

KAYNAKÇA

Can, A., Keskin, B., PKK’nın Kuzey Suriye Örgütlenmesi PYD/YPG, SETA, 2016

Cleveland, William L., A History of the Modern Middle East, Westview Press, Forth Edition, Boulder, 2009

Çağ, G., Eker, S., Ortadoğu’da Baas Rejimleri; Suriye Irak, Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslararası Avrasya -Strateji Dergisi, Say. , 57-72

Hana A. El-Ghali, Aamr Ali, Nadine Ghalayini, Higher Education and Syrian Refugee Students: The Case Of Iraq, Issam Fares Institute for Public Policy and International Affairs, March 2017

Izaddin A. Aziz, Claire V. Hutchinson, John Maltby, Quality of life of Syrian refugees living in

camps in the Kurdistan Region of Iraq, November 2014

Orhan, O., Suriye’ye Komşu Ülkelerde Suriyeli Mültecilerin Durumu: Bulgular, Sonuçlar ve Öneriler, ORSAM, Rapor No: 189, Nisan 2014

Pirinççi, F., Suriye’ye Komşu Ülkelerin Suriyeli Mültecilere Yönelik Politikaları, TESAM Akademi Dergisi Temmuz 2018 Sayısı, Say. 39-60

İNTERNET ERİŞİM

https://data2.unhcr.org/en/situations/syria/location/5

https://data2.unhcr.org/en/documents/download/74316

https://www.voanews.com/middle-east/more-syrians-escaping-northern-iraq

https://www.dec.org.uk/articles/syrian-refugees-in-iraq

https://www.theguardian.com/global-development/2013/aug/30/syrian-refugees-iraq

https://www.dunyabulteni.net/irak/kuzey-iraktaki-suriyeliler-de-zorda-h283435.html

https://www.refugeesinternational.org/reports/2015/10/14/beyond-emergency-assistance-syrian-refugees-in-northern-iraq-and-jordan

https://www.youtube.com/watch?v=Av0sddhRBNk

https://www.aljazeera.com/news/2019/10/3-000-syrian-refugees-arrive-northern-iraq-191019114737599.html

ttps://www.al-fanarmedia.org/2020/01/new-syrian-refugees-in-iraq-struggle-to-access-education

https://www.amerikaninsesi.com/a/kuzey-iraktaki-siginmaci-kapmlarinda-zorlu-yasam/4014315.html

https://blogs.lse.ac.uk/mec/2016/09/21/syrian-refugees-and-the-kurdistan-region-of-iraq/

https://www.arabnews.com/over-60000-syrian-refugees-iraq-un

Kübra Ünlü

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü 
Stajer

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Gözde Kılıç Yaşın   - 25-05-2020

Balkanlarda AB-D ile Bilek Güreşi

Pandeminin dünya ekonomisine, siyasetine, dengelerine, gidişatına ciddi etkileri olacak. Aslında zaten Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar gibi bölgelerde belirgin bir dönüşüm süreci vardı, taşlar hareket hâlindeydi.