11 Eylül 2026
21YYTE.ORG Ekonomik Araştırmaları Merkezi Yeni Orta Vadeli Programın Düşündürdükleri

Yeni Orta Vadeli Programın Düşündürdükleri

5 Dakika
OKUNMA SÜRESİ

Her yıl sonbaharda bir yenisi açıklanan orta vadeli program, bu yıl da kısalan günlere yansıyan kısa planlama perspektifi.  Programın on ikinci kalkınma planıyla (2024-2028) uyumlu hedeflerinden kuşku yok. Makroekonomik ve finansal istikrarın güçlendirilmesi, mali disiplinin sürdürülmesi ve 2027-2029 arasındaki orta vadede, kalıcı fiyat istikrarının sağlanması önceliği kâğıt üstünde bir önceki yıldan, bir sonraki yıla aktarılan misyon. Ama hedeflerden inhirafın faturasının bölgesel siyasi istikrarsızlıklara ve savaş konjonktürüne bağlanması ve programın özeleştiri içermemesi bence en önemli sorun. Nerede yanlış yaptık diye sorulması, önce ülkeyi yönetenlerin kendilerine, sonra kamuoyuna hesap verme yükümlülüğü. Devlet bütçesi kendi başına bir plan ve programdır. Bunun “beyt ül mal” olarak değerlendirilerek kullanımında azami hassasiyet gösterilmesi mali disiplinin özü olmalı. Ama yeni orta vadeli programın özünde de bu hassasiyet yer almıyor. İtibardan edilmeyen tasarrufun faturası devlet bütçesine. Yeni Orta Vadeli Program (YOVP) aralığında seçim ekonomisi uygulaması başlayacaksa, bu da zaten yeni bir kambur olacak.

 Kabahat Yine Sadece Pavlina’da

Hürmüz krizinin 2026 kışından beri küresel ekonominin sırtına giderek ağırlaşan yeni bir kambur eklendiğine kuşku yok. Bunun Türkiye ekonomisine de yansıdığı gerçeğini reddetmiyorum.  Ama ateşin düştüğü Ukrayna ve Rusya da bile fiyat istikrarının Türkiye’den daha büyük bir başarıyla sağlandığını görmek, bir önceki orta vadeli programlarla aynı şablonu yeni rakamlarla sunan anlayışın da gözden geçirilmesi gerektiğini düşündürüyor. Bir yerlerde hata yapılıyor. Mali disiplinin kamu yönetiminde sağlanamadığı aşikâr. Toplanan vergiler, harçlar, cezalar ve alınan borçlar yetmiyor. Şimdi var yok ne varsa satıp, cari harcamalara katık ediliyor. Kendini amorti eden köprülerin, oto yolların ve barajların satışından veya 30 yıl kiralanmasından elde edilecek gelirin nereye gideceği belirsiz. Ama tahmin edilebiliyor. Bunun tüketiciye yansıyacak faturası ise kara kara düşündürüyor. Daha önce de yapılan benzer girişimlerin ne sonuç verdiği hiçbir şekilde açıklanmıyor. Öte yandan bunların yabancılara satışı veya uzun vadeli kiralanması hepimize Düyun-u Umumiye idaresini hatırlatıyor ve ülkenin bir kez daha Osmanlı’nın son dönemine geldiğini düşündürüyor.

Ilımlı Performans

Bu lafın kırığı. Verilen büyüme rakamları sadece nominal. Reel değer elbette düşük. Enflasyon hedeflemesinden şaşmanın mazereti belli. Ama enflasyon, hissedilen enflasyondan farklı olduğu sürece inandırıcılıktan uzak. Evet, “verimlilik artışının desteklenmesi,  yenilikçilik kapasitesi ile beşerî sermayenin geliştirilmesi, yeşil ve dijital dönüşüm süreçlerinin hızlandırılması, işgücü piyasasının etkinliğinin artırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve kayıt dışılığın azaltılması” hedefleri çağdaş yönetim anlayışı ile bağdaşır nitelikte. Ama şeytan bunların ayrıntısında gizli. 

Hangi alanlarda verim artışı destekleniyor? Desteklemede rüçhan hakkı kimlere, ulufe olarak veriliyor? Beşeri sermayenin hangi eğitimle desteklendiği sanılıyor? Yatırım ortamı hangi alanlarda, hangi yöntemlerle ve kimler için iyileştiriliyor? Kayıt dışılığın azaltılmasından söz edilebilmesi için, sıradan insanların e-devlet kaydı yetmiyor.

 Sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümenin güçlendirilmesi için yeşil enerji dönüşümünde bir hızlanma sanki var. Ama dijital dönüşümün hukuki alt yapısı ile ilgili olarak ne yapıldığını bilmiyoruz. Kaldı ki hukuk üstünlüğünün hak ettiği yeri bulamadığı Türkiye’de yeni dönüşümleri hukuki alt yapısından söz etmenin ne kadar mümkün olduğu da belli değil.

Sektörel Sorunlar ve Tüketim-Tasarruf Dengesizliği

Belli alt bileşenlerin başarısı dışında, tarımdaki küçülmenin Türkiye’ye maliyeti büyük. Özellikle kentsel dönüşümle inşaat sektörünün büyümeye katkısı açıklanırken verimli tarım topraklarının konut ve madenciliğe tahsisinin yarattığı olumsuzluğa YOVP’da atıf yok. Olgunluk çağına erişilen tekstil gibi sanayi alanlarından çıkarak, teknoloji girdisi ve dolayısıyla katma değeri daha yüksek alanlara girmesi olumlu bir sınai dönüşüm. Ama konu  “tereyağı- tank” tercih ikilemine geldiyse, ülkenin kendi kendini besleme sorunu tekrar kendini gösterirken, bir de dünyanın netameli bölgelerindeki savaşları, desteklemenin ahlaki sorumluluğuyla karşı karşıya bırakıyor. Bunu özel savaş sanayiinin başarısı olarak kabul ediyor ve bu alanda başa güreşmenin gururunu yaşıyoruz. Ama bunun ülkeye faydasını da düşünmemiz gerekmez mi? Tüketim harcamalarının hem 2025 boyunca, hem de 2026’nın ilk yarısında büyümenin üzerinde gösterdiği performans, Türkiye’nin hala ulusal tasarrufta yaya kaldığının işareti. Başarısı tartışmalı dezenflasyon programı tasarrufu cezalandırmaya devam ettiği sürece, ekonomi dış borç tuzağından da kurtulamaz; Varını yoğunu “Düyun-u Umumiye” yi hatırlatan satıp savmadan da başını alamaz. 

Dış İlişkiler ve Ödemeler Dengesi

YOVP sadece bir yıl öncesine göre ekonomik hedefler açısından değerlendirmeleri içeriyor. Bu nedenle, programda Türkiye’nin siyasi savruluşlarını izlemek mümkün değil. Ödemeler bilançosu açıklarının 2025’de GSYİH nın yüzde 1.9 u düzeyinde kalması, büyük bir rezerv fedakârlığıyla tutulan döviz kurlarına rağmen büyük başarı. Bölgesel iki büyük savaş nedeniyle daralan ihracat ta anlaşılabilir. Bununla birlikte petrol ithalatında ABD ye kayışın ne kadarı siyasi ve Trump eksenine kayışın sonucu, ne kadarı iktisadi zamanla ortaya çıkacaktır. Tabii Sudan’da vazgeçilen tarım yatırımlarının ülkeye munzam maliyetini sorgulamıyoruz. Ayrıca Somali’de ve Sudan’da karada ve açık denizde yapılan petrol aramalarının da Hürmüz savaşı nedeniyle kısmi akamete uğradığını kabul etmek gerekir. Ama bu Türkiye Petrollerinin yaptığı yatırımların geri dönüşü ile ilgili geçici bazı endişeler yaratıyor olmalı. Bir de Afrika boynuzunda Türk şirketlerinin işlettiği limanların savaş döneminde uğradığı “geçici” zararın kamu bütçesine ne kadar yansıdığı belli değil.  Türkiye’nin Afrika misyonunda özel yatırımcıyı desteklemesi makul. Ama bütçe yükünün kayıtlı olması önemli.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *