Erdoğan-Putin-Ruhani Üçlüsünün Ankara’daki İkinci Zirvesinden Ne Sonuç Çıkar?

Yazan  04 Nisan 2018

Astana sürecinin üç garantör ülkesinin liderleri Kasım 2017’de Soçi’deki liderler zirvesinden sonra ikinci zirve için 04 Nisan 2018’de Ankara’da bir araya geliyorlar. Zirveye ilişkin birşey değiştirmez diyenlerden Suriye’de savaşı bitirecek kadar önemli olarak değerlendiren yorumlar var. Etkilerini ve sonuçlarını yaşadıkça göreceğiz ama ne hiçbir sonuç alamayacak kadar önemsiz ne de Suriye’de savaşı tamamen bitirecek kadar önemli bir zirve olacağını söyleyebiliriz……….. İlk zirveden sonra üçlü zirvenin her ay hatta iki hafta bir toplanabileceği söylenmişti ancak ilk zirveden sonra ancak yaklaşık 5 ay sonra ikinci zirvenin yapılabiliyor olması her şeyin çok da kolay olmadığını gösteriyor. Çünkü süper güç ABD’ye meydan okuyan Rusya ile bölgenin iki gücü Türkiye ve İran’ın birbirlerinden farklı hedefleri içeren kendi gündemlerini gerçekleştirmeye çalıştıkları ve bunda da kendileri açısından başarılı oldukları görülmektedir. Ancak her birinin kendi hanesine yazılacak başarı Suriye’nin geleceğini kurtarabilecek mi, toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini koruyabilecek mi henüz çok soru işaretleri taşımaktadır……….. 2016’da Astana’da başlayan üçlü işbirliği Kasım 2017’deki Soçi zirvesiyle yeni bir safhaya geçti. Çatışmasızlık bölgeleri uygulamasıyla sahada somut etki gösteren üçlü işbirliği Soçi zirvesiyle aslında Soçi sürecine dönüşmüş ve yeni Suriye anayasası hazırlama komitesi kurulması kararıyla da siyasi sahnede de rol alma hamlesi yapmıştır. Anayasa hazırlık komitesinin BM Suriye özel temsilcisine bağlı şekilde oluşturulması, onun da Cenevre süreci esas olması nedeniyle bu anlamda somut gelişmeler yaşanamamıştır. Çünkü esas itibariyle Cenevre süreci Batı’nın kontrolünde ilerleyen bir süreç iken, Batı’nın gereksiz ve başarısız gördüğü Astana/Soçi sürecinin öne çıkmasını engellemek istediği de aşikar. Hal böyle olunca bu anlamda tıkanıklık sürüyor………….. Astana/Soçi süreci henüz bir ittifaka dönüşmüş değil. İlişkiler kırılgan. Taraflar işbirliği yapar gibi gözükse de her biri, çok da şeffaf olarak açıklamadıkları, kendi gündemi ve hedefleriyle masaya geliyorlar. Rusya kendisinin Suriye’de bulunmasını sağlayacak siyasi yapısı nasıl olursa olsun tüm Suriye topraklarını kendi kontrolü altında bulunduracak Şam yönetimini desteklemekte, bunun için de Suriye’nin batısında tam güvenli bir bölge oluşturma gayretinde olduğunu görüyoruz. İran ABD/İsrail ittifakına karşı sınırlarının ilerisinde ki bu Lübnan’da Hizbullah ve Şam yönetimi üzerinde mutlak etki tesis etmek, mümkünse bazı noktalarda fiili askeri varlık bulundurmak, İran’dan Şam’a kadar karadan ulaşım hattını tesis etmek olduğunu görüyoruz……………. Türkiye ise sınırlarının hemen dibinde 911 km boyunca oluşmakta olan terör koridorunu engellemek üzere bu üçlü işbirliğinin yarattığı ortamı kullanmakta olduğu görülüyor. Fırat Kalkanı ile başlayan Zeytin Dalı Harekatı ile devam eden süreçte PKK terör koridoruna karşı bir hamle yapılırken çatışmasızlık bölgesi uygulamasıyla da İdlib’de aktif sorumluluk üstlenerek Suriye kuzey batısında nüfuz alanını genişletme imkanı bulduğu anlaşılıyor…………… Ankara’daki bu ikinci zirveyle birlikte Türkiye sorumluluk aldığı İdlib’te Suriye ve İran’lı güçlerin TSK’ya sorun çıkarmayacak garantiler almayı, Afrin güneyindeki Tel Rıfat bölgesini de kontrolü altına almak ve Menbic’e yönelik bir harekatta Rusya ve İran’ın engel çıkarmayacağı bir ortam yaratmayı hedeflemektedir. İdlib konusunda belli ilerlemeler kaydetmek mümkün gibi gözükmekle birlikte Tel Rıfat ve Menbic konunda Rusya ve İran’ın açık çek vermesi mümkün gözükmemektedir. Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Afrin’de kontrol altına aldığı bölgeleri Şam yönetimine devretmeye yanaşmaması, buralarda Sünni bir bölge oluşturduğuna ilişkin gelişmeler ve görüntüler Şam yönetimini ve İran’ı kaygılandırmaktadır. Menbic’i de içine alacak böyle bir gelişme Şam ile Tahran arasında karadaki ulaşım hattının kesilmesi anlamına gelecektir……………. Rusya da artan ve genişleyen Türk nüfuz alanı ve Sünni bölgeden az da olsa kaygı duysa da Menbic’te Türkiye’nin NATO müttefikleriyle karşı karşıya gelmesi arayıp da bulmadığı bir ortam yaratacaktır. Bu anlamda kontrollü bir şekilde Türkiye’nin Menbic’e yönelmesini teşvik edecektir. ABD’nin Suriye’den çekilip çekilmeme tartışmalarının yaşandığı, Suriye kuzeyine yeni Batılı müttefiklerin rol almaya başladığı, Suudi Arabistan ve Katar’ın mali fonlarıyla yeni roller üstlenmeye başladığı bir ortamda yapılan Erdoğan-Putin-Ruhani zirvesinden daha somut bir ortaklık ya da ittifak çıkması, yani üçlü ortak hareket ve politikalar belirlenmesi, belirlense bile bunun uygulamaya geçirileceği konusunda iyimser olunması zor gözükmektedir.

Son Düzenlenme Salı, 16 Temmuz 2019 06:37

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-10-2019

ABD-Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye Mutabakatı Nedir, Ne Değildir?

ABD ve Türk yetkililerin açıklamalarında anlaşmaya varılmıştır denilse de kamuoyuna sunulan metnin başlığı ortak açıklama olarak geçmektedir. Bu haliyle metni bir anlaşmadan ziyade mutabakat metni olarak görmek gerekir.