Napolyon ve Obama (2)

Yazan  09 Haziran 2009
Soğuk Savaşın galibi olan ABD, Bush döneminde kendi doğrularını, çıkarlarını ve değerlerini bütün dünyaya ve özellikle de İslam Dünyasına hoyratça dayatmıştır.

Bunu 11 Eylül terörizminin ürettiği ortamı kullanarak "Ya bizdensiniz ya da düşmansınız" diyerek yapmıştır. BOP ile İslam ülkelerini baştan aşağı demokratikleştirmeye, özgürleştirmeye ve modernleştirmeye kalkmıştır. Yine ABD, dünyanın birçok yöresinde "kadife devrimler" yaptırarak Amerikancı yönetimlerin iş başına gelmesini sağlamıştır. Bu hegemon tavır, ABD'ye ve değerler sistemine karşı başta İslam ülkeleri olmak üzere bütün dünyada büyük bir tepki doğurmuştur.

Soğuk savaş sonrası buyurucu, dikte ettirici ve zorba bir ABD ile dünya karşı karşıya gelmiştir. Bu şartlar altında ABD'nin yeni başkanı seçilen Barac Hussein Obama ilk iş olarak bütün dünyada artan, Müslüman ülkelerde ise zirveye vuran Amerikan aleyhtarlığına karşı harekete geçmiştir. Obama bu bağlamda ilk ziyaretini Türkiye'ye yapmıştır. İstanbul'da "Ezan" a saygı gösterdiğini belirten tavır sergilerken, Kahire'de de konuşmasına "Selamun Aleykum" diyerek başlamıştır. ABD Başkanı, Kahire'de ailesinden de Müslümanların olduğunu ve kendisinin sabahları ezan sesleri dinlediğini ifade etmiştir. Yine Obama Ankara'da "ABD, İslam'la asla savaşta olmaz"sözüne Kahire'de bir ilave daha yaparak "İslam, ABD'nin bir parçasıdır" demiştir. ABD Başkanı bu bağlamda "İslam'a yönelik ön yargılarla da mücadele edeceği"ni söylemiştir.

Obama, "Hiçbir ülke, başka bir ülkeye zorla bir yönetim şeklini kabul ettiremez" diyerek, bir zamanlar İslam ülkelerini yeniden dizayn etmeyi amaçlayan BOP'un ve kadife devrim finansörlülüğünün de öldüğünü resmen ilan etmiştir.

Dayatan değil danışan olmak!

İşin özü ABD Başkanı, söz ve tavırlarıyla uluslararası ilişkilerde patron değil partner; dayatan değil danışan bir anlayış içinde hareket etmeyi düşündüğünü ortaya koymuş olmaktadır. Bu önemli bir gelişmedir. Zira daha önceki başkanlar, Müslüman ülke yöneticilerinin bağlılıklarını kazanmaya çalışırlardı. Obama ise ABD'nin güvenliğinin Müslümanların güvenini kazanmaktan geçtiğini kavramış gözükmektedir.

Kuşkusuz ABD Başkanının bu söz ve tavırları, barış ve insanlık adına alkışlanmayı hak etmektedir. Ancak ABD'nin İslam Dünyasında sözle düzelmeyecek kadar derin izleri vardır. Bir anlamda Başkan'ın özrü kabul edilebilir ama bu, Irak'ta ya da Afganistan'da katledilen bir milyonu aşkın insanı ya da Ebu Gureyb/Guantanamo hapishanesinde çiğnenen insanların onurunu geri getirmeye yetmez. ABD Başkanı'nın, bu konuşmasıyla medeniyetlerarası güven ortamını sağlamaya ve atılan köprüleri tamir etmeye niyetli olduğu anlaşılıyor. Ancak gerçekçi davranarak "bunun bir gecede olamayacağını" da kendisi söylüyor. Aslında Obama, Bush'un yıktıklarını yapmak zaman alacak demeye getiriyor. İnsanın aklına Obama'nın Başkanlık süresinin bu tamire yetip yetmeyeceği, sorusu geliyor. Kuşkusuz ABD demek Başkan Obama demek olmadığını da Müslüman ülkelerin bilmesi gerekir.

Obama'yı Napolyon'la mukayese etmenin çok da isabetli olmadığı söylenebilir. Ancak her ikisi de bir yönüyle aynı şeyi yapmıştır. İslam dinine saygı belirten cümleler kullanarak, Müslümanların kullanılabileceğini düşünmüşlerdir. Obama'nın konuşması sırasında ve sonrasında Müslümanlardan yükselen alkışlar her iki emperyalist ülke liderlerinin çok da yanlış düşünmediklerini ortaya koymuştur. Müslümanlar, Obama konuşurken onun bir anda dinî değil siyasî bir figür olduğunu unutmuştur. Sonuçta Obama, ABD gibi dünyanın halen tek küresel ve en büyük işgalci ülkesinin başkanıdır.

Özcan Yeniçeri

1954 yılında Gümüşhane'nin Şiran ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Gümüşhane'de, yüksek tahsilini Ankara'da tamamladı. 1987 yılında Uludağ üniversitesi Sosyal Bilimler Ensti-tüsü'nde Yüksek Lisansını tamamladı. 1991 yılında ise Erciyes üni-versitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yönetim Organizasyon dalında “örgütlerde çatışma ve Yabancılaşmanın önlenmesinde Yönetime Katılmanın Rolü” adlı tezinin kabul edilmesiyle de doktor unvanını aldı.

1998 yılında doçent, 2004 yılında da profesör oldu.

Prof.Dr. özcan Yeniçeri, Niğde üniversitesi'nde çeşitli aralıklarla Kamu Yönetimi Bölüm Başkanlığı, Meslek Yüksek Okulu Mü-dürlüğü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı.

1999 yılında Kazakistan'daki Ahmet Yesevi üniversitesi'nde görev aldı. Bu üniversitede “Uluslararası İlişkiler Bölümü”nü kurdu ve bir yıl süreyle de başkanlığını yaptı. 2004 yılında AYSAM (Ahmet Yesevi Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanlığına getirildi. İki yıl bu görevi yapmış olup halen Niğde üniversitesi'ndeki görevine de-vam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri'nin yazdığı eserlerden bazıları şunlardır: Yeniden Türkleşmek, örgütsel Değişmenin Yönetimi, Küre-selleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, Küresel Kıskaç ve Türkçülük, Bilgi Yönetim Stratejileri ve Girişimcilik, Dokunanlar, İtirazlar, Bugünden Yarına Türk Dünyasına Stratejik Bakış, Yönetimde Yeni Yaklaşımlar. ölüler Nefes Almaz (Roman), örgütlerde çatışma ve Yabancılaşma Yönetimi

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 2003 yılı “Prof. Dr. Osman Turan Kültür Araştırmaları” ödülünü almıştır.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, Ortadoğu, Ayyıldız, Millet, Hergün ve Siyaset Ekseni gazetelerinde çeşitli aralıklarla köşe yazarlığı yapmıştır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri ile Milliyetçi Hareket Partisi Ankara milletvekili olmuştur. Ankara Milletvekili Yeniçeri aynı zamanda TBMM Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesidir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 16-10-2019

SDG/YPG'ye Çifte Koruma Kuşağı

İç politikada zorda olan Trump, kişisel açmazdan kurtulmak için dünya gündeminin en üst sırasındaki Suriye konusunu da kullanıyor. Ama görünen o ki, bunu yaparken de Türkiye'yi de kullanıyor.