Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerine Yeni Bir Şekil Vermek

Yazan  29 Ekim 2013

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri tam bir çıkmaz içindedir. Artık tarafların özellikle de Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye söyleyecek yalanı kalmamıştır. Şu fasıl açıldı, bu fasıl kapandı açıklamaları, kamuoyunu oyalamaktan başka hiçbir şeye hizmet etmemektedir. Türkiye’nin önünde AB tam üyeliği artık bir olasılık olarak görülmemektedir. Tabii böyle olunca, Türkiye’nin tam üye oluncaya dek ara süreç için kabul ettiği/öyle olduğu söylenen Gümrük Birliği’de (GB)   taşınamaz hale gelmektedir.

Öte yandan AKP Hükümeti içinde  de artık AB ve GB konularında bir tartışma var. Başbakan Yrd. Ali Babacan Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin kurumsal çerçevesini oluşturan GB’yi savunurken,  Ekonomiden sorumlu bakan Zafer Çağlayan ise Türkiye’nin GB’den çıkmasını, ve AB ile serbest ticaret bölgesi zemininde yeni bir ilişki modeli oluşturulmasını öneriyor. Çağlayan GB anlaşmasından ‘kazık yemeye başladık’ diyerek meseleyi özetliyor. Çağlayan göre GB, Türkiye için  'esaret anlaşması' anlamına gelmiştir. Çağlayan şöyle demektedir: “Geldiğimiz ortamda evet benim de ardında durduğum GB'den, maalesef Türkiye kazık yemeye başladı. Benim derdim bu."   Çağlayan, ayrıca AB’yi riyakar ve iki yüzlü olarak suçlamış ve bıçağın kemiği de geçtiğini iliğe dayandığını ileri sürmüştür.

Çağlayan, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne dahil edenler AB'nin üçüncü ülkelere yapacağı anlaşmaya Türkiye'yi taraf olmaya koymamışlardır. Sorduk 'niye koymadınız' diye. Bana, 'efendim AB, Rum Kesimi'nin AB üyesi yapacaktı, biz de onlarla ticaret yapmak durumunda kalırdık' cevabını verdiler. Sevsinler seni. Böyle bir şey olur mu? G. Kıbrıs'ın tamamı ticaret olsa kaç yazar arkadaşlar. Bankaları kapalı 10 milyar Euro bulmak için çırpınıyorlar." demiştir.

Öte yandan Babacan, Türkiye'nin GB'nden bir dönem istifade ettiğini ancak son dönemde AB'nin, üçüncü taraflarla yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının Türkiye'yi olumsuz etkilediğini, Türkiye'nin en büyük şikayetinin bu anlaşmalar olduğunu belirtti. Babacan  ''Son zamanlarda bu serbest ticaret anlaşmaları bizim canımızı yaktıkça, bizim feryadımız yükseliyor tabii'' deyip eklemiş, ‘çık deyince çıkılmıyor’ dedi.  Görüldüğü gibi aslında Babacan bile GB’yi savunmakta zorlanmaktadır.  

Bu tartışmada Çağlayan haklıdır. GB bir yarı-sömürge anlaşmasıdır. Bu anlaşmaya imza atanlar, Türkiye’nin egemenlik haklarından vazgeçtikleri için yargılanmalıdır. Türkiye bir an önce GB’nde çıkmalı, gerçekleşmeyecek tam üyelik sürecinden çekilmeli ve AB ile ilişkilerini ekonomik zeminde Genişletilmiş Serbest Ticaret bölgesi zemininde yeniden oluşturmalıdır.

Burada 3. Baskısını 2005 yılında yapan “Yeniden Türk Milliyetçiliği” adlı kitabımda konu ile ilgili yazdıklarımı okuyucu ile paylaşmak istiyorum. “AB-Türkiye ilişkilerinin tam üyelik dışında bir zeminde yeniden tanımlanmalıdır. Her iki tarafında şimdiye kadar olduğundan akıllı ve dürüst bir ilişki modeli üzerinde çalışmaya başlamaları gerekmektedir. Türkiye’nin kabul etmesi gereken bazı gerçekler vardır. AB jeoekonomik ve jeopolitik olduğu kadar jeokültürel bir yapıdır. Türkiye’nin Birliği üyeliğine AB jeopolitik ve jeokültürel nedenlerle hazır değildir. AB içinde gelişen federasyonist eğilimden dolayı AB 10 yıl sonra Türkiye’nin tam üyeliğine daha az hazır olacaktır. (Bu satırların yazıldığı 2013’de 2004’e göre çok daha az AB tam üyeliğine yakın olduğumuz aşikardır. Artık Türk halkı AB tam üyeliği yalanından bıkmıştır.)

AB-Türkiye ilişkilerinin sadece tam üyelik modeli çerçevesinde oluşabileceğini düşünmek büyük bir hatadır. Aksine böyle bir modelin sadece Türkiye ve AB üzerinde değil, bütün bir Orta Doğu ve Avrasya üzerinde olumsuz etkileri olacaktır. Türkiye’nin AB üyeliği kaçınılmaz olarak Türkiye’nin komşularından başlayarak büyük bir coğrafyada ergeç AB tam üyeliği arzusunu uyandıracaktır. AB yanlış bir algılama ile “demokrasi-insan hakları-serbest piyasa ekonomisi ve modernleşme” dörtlüsünü gerçekleştirmenin tek aracı olarak görünecektir. Oysa bu doğru değildir.

Türkiye’de modernleşme Avrupa Birliği sürecinden bağımsızdır ve AB tam üyeliği dışında da gerçekleşen bir projedir. Türkiye’nin AB tam üyeliği dışında “demokrasi-insan hakları-serbest piyasa ekonomisi ve modernleşme” süreçlerini gerçekleştirmesi, AB ve Batı’nın geri kalan kısmı ile sağlıklı ilişkiler içinde olması Orta Doğu ve Avrasya’da önemli bir doğru örnek oluşturacaktır. Böyle bir örnek, Büyük Orta Doğu Projesi gibi anılan bölgelere dışarıdan dayatılmaya çalışılan demokratikleşme projelerini dahi gereksiz kılabilir. Modernleşmenin AB tam üyeliği dışında da gerçekleştiğinin görülmesi ile uygarlıklar arası iletişim ve etkileşim çok daha etkili bir temel üzerine oturacaktır.

Tam üyelik hedefi ortadan kalktığı zaman ilişkileri Gümrük Birliği çerçevesinde yürümesi de mümkün değildir. Esasen Gümrük Birliği Türk ekonomisine sanıldığı gibi olumlu katkı yapmamıştır. Türkiye, AB için 6. büyük Pazar haline gelirken, 1996’dan bu yana Türkiye-AB ile ilişkilerinde 67.8 milyar Dolar ticaret açığı vermiştir. Ayrıca, Gümrük Birliğinin eşit ilişkiyi mümkün kılmayan doğası da Gümrük Birliğinin devam etmesini mümkün olmaktan çıkarmaktadır.

Tam üyelik dışında, Türkiye ile AB arasında sağlıklı bir ilişki modelini geliştirilmiş geliştirilmiş serbest ticaret bölgesi modeli çerçevesinde oluşturmak mümkündür.Türkiye, AB ile ilişkilerini, Norveç, İzlanda ve Lichtenstein’ın halen AB ile ilişkilerini düzenleyen European Economic Area’nın (EEA) sağladığı ilişki çerçevesinden daha ileri bir ekonomik bütünleşme modeli üzerine oturtmalıdır. Geliştirilmiş STB ile kastedilen EEA’nın oluşturduğu ilişki modelinden daha yoğun bir bütünleşme ve Türkiye-Birlik dayanışmasıdır.

Böylece, kendi geleceği hakkında bir karar verememiş olan AB’nin üzerinden Türkiye’nin manevi ağırlığı kalkmış olacaktır. Brüksel, bugün izlediği yanlış politikalar ile Türkiye’yi bıktırma ve vazgeçirme adına Türkiye’de kendisine düşman bir halk ve devlet oluşturmaktan sürecini durdurur.

Tam üyelik sürecinin durması ve serbest ticaret anlaşmasına geçilmesi ile birlikte AB’nin Kıbrıs ve Ege gibi şartlar öne sürmek hakkı kalmayacağı gibi Türkiye’nin AB tam üyeliği için AB’ye Ulusal Program’da taahhüt ettiği yükümlülüklerden arınmış olacaktır. Ancak, Ankara’nın Ulusal Programı tekrar gözden geçirerek, ve gereken tadilatı yaparak gerçekten milli dinamiklerden kaynaklanan bir yeniden yapılanma süreci için  yaşama geçirilmelidir.

Geliştirilmiş serbest ticaret bölgesi anlaşmasının gerçekleştirilmesi için mevcut Gümrük Birliği anlaşmasının tam üyelik sürecinin iptal edilmesi gerekmektedir.Türkiye, AB ile geliştirilmiş serbest ticaret bölgesi modeli çerçevesinde ilişkilerini yeniden şekillendirilirken Birlik ile Türkiye arasındaki ilişkilerin özel niteliği gözönüne alınarak Türkiye’ye bazı ayrıcalıklar sağlanması gerekmektedir.

AB-Türkiye ilişkileri Geliştirilmiş STB eksenli olarak 2008’den itibaren yeniden şekillenmiş olmalıdır. Türkiye, 2004 ve 2008’de tam üye olacak olan ülkelerin faydalandığı mali katkıların ciddi bir bölümünden faydalanmalıdır. Türkiye, Birliğin Komisyonlarında temsil edilmelidir. Türkiye ile AB arasında özel bir komisyon kurulmalı ve Birliğin Dış İlişkiler ve Savunma konularındaki çalışmalarını Türkiye ile koordine etmesi sağlanmalıdır.

İlişkilerde mal, sermaye, hizmet ve kişilerin serbest dolaşımı esas olmalıdır. Türk vatandaşları AB ülkelerinde AB vatandaşları Türkiye’de karşılıklı olarak iş kurma ve yatırım yapma hakkına sahip olmalıdır. 2015’den itibaren bütün Türk vatandaşlarının vizesiz dolaşımı gerçekleşmelidir. Geliştirilmiş STB Türkiye’nin başka ülke veya ülke toplulukları ile serbest ticaret bölgeleri oluşturmasını engellememelidir. 

AB, ekonomik fonları, Türkiye’deki ekonomik gelişmenin istikrar içinde devam etmesi için Türkiye’yi özel bir program çerçevesinde desteklemelidir. Türkiye, AB fonların tam üyeler ile paralel bir boyutta faydalanmalıdır. Türkiye, AB Komisyonlarında temsil edilmelidir. Bu yeni  modelin detayları üzerinde taraflar hızla görüşmeleri sonuçlandırıcı bir tavır içinde olmalıdırlar.

Türkiye’nin bölgesel ve kültürel barışa AB tam üyesi olarak sağlayacağı katkı, AB tam üyesi olarak değil de AB ile sağlıklı bir ilişki geliştirmiş ancak sanayileşme, modernleşme ve demokratikleşmeyi “AB dışında özgün bir model” olarak gerçekleştirmiş bir ülke olarak çok daha fazla olacaktır.

Orta Doğu, Kafkas ve Orta Asya pazarları ile Türkiye arasında kurulacak sağlıklı bütünleşme modelleri Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin bölgesel zemini aşan ölçüde bir zeminde istikrar sağlamasına katkıda bulunacaktır. Öte yandan Türkiye, Batı dünyası ile güvenlik ilişkilerini NATO çerçevesinde sürdürmeye devam edecektir. 

Böylece, bütün bir Orta Doğu ve Kafkasya/Orta Asya, kendi modernizasyon ve demokratikleşme dinamiklerine daha fazla güven duyar hale gelecektir. AB ile Türkiye arasında küresel ve bölgesel barışa katkıda bulunacak bir ilişki modeli aranmalıdır.

Brüksel ve Ankara’da “Türkiye’nin AB tutkusunu” değişik amaçlarla istismar edenler, halen izledikleri politikalarla günü idare etmekle beraber gelecekte çok derin bir düşmanlık alanının alt yapısını hazırlamaktadırlar.

Kıbrıs’tan çıkarılan, Ege’de boğulan, sunni Azınlıklar Meselesinin deşilmesi ile sosyal ve siyasal bütünlüğü zayıflatılan, Ermeni meselesi ile tarihine saldırılan ancak “sen herşeye rağmen Avrupalı olamazsın” denilecek bir Türkiye zeminin Avrupa Birliği için ortaya çıkaracağı tehdit uzayda bir kara deliğin gezegenler için oluşturduğu tehdide benzeyebilir.

Anadolu’da istikrarın bozulması 1000 senelik bir jeopolitik dengenin bozulmasıdır. Yugoslavya’da kurulan 50 yıllık jeopolitik dengenin bozulmasının dahi nelere mal olduğu hatırlanmalıdır.” 

2004’de yaptığım tespitler bunlardı. Eğer Türkiye, 10 sene önce tam üyelik macerasını sona erdirip, AB sürecini akıl dışı tam üyeliği tutkusundan kurtarıp daha sağlıklı bir zemine oturtabilse idi, AB ile ilişkileri her iki taraf içinde çok daha faydalı bir çerçevede şekillendirmek mümkün olacaktı. Ancak Türkiye son 10 yılı AB tam üyelik sürecinde heba ederken, AB’ye verilmemesi gereken tavizler vermiştir. İçinden geçtiğimiz süreçte tekrar Kıbrıs konusunda Kıbrıs Rum tarafını memnun edici bir çözüm arayışı içine girildiği görülmektedir. Bu akıldışı gidişin bir an önce durmasının zamanı gelmiştir.         

 

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 19-11-2019

Türkiye'ye Çifte Kuşatma

Türkiye'de, iktidarın kurumsal karar sürecini terk edip tek adamın kararlarına dayanan iç ve dış politikaları içeride iç cepheyi dağıttığı gibi dış politikada da ülkeyi açmazlara sürüklediğini görüyoruz.