Ermeni Tasarısı: Batı’nın Türk Karşıtlığının Son Hamlesi

Türkler ve Ermeniler arasındaki yüz yıllık ihtilaf bir kez daha üçüncü bir ülkenin parlamentosunda tartışmaya açılmış olmasına rağmen ikinci kez bu denli ileri gitmektedir.

2001'de Fransa'nın kabul ettiği "soykırım" diğer Avrupa ülkelerine de emsal teşkil etmiştir.[1] Günümüze dek yirmiden fazla ülkede adı "soykırım" olarak belirlenen Türk-Ermeni ihtilafı bu kez Fransa'da "soykırımın inkârını suç sayan" bir tasarı olarak 22 Aralık 2011'de yalnızca 43 oyla kabul edilmiştir. Daha önce 2006'da hazırlanan tasarı yeniden ısıtılarak Türkiye-Fransa ilişkilerini gergin bir noktaya ulaştırmaktadır.

 

Türkiye'yi peşinen suçlu ve katil ilan eden soykırımı inkâr yasasını neden apar topar yasalaştırılmıştır? Nedenlerden bir tanesi Fransa'da ve Ermenistan'da yaklaşan seçimlerdir. Bir seçim hamlesi olarak ortaya atılan soykırım yasası özgürlüğün anavatanı olan Fransa'da tirajikomik bir ikilemi de ortaya çıkarmıştır. Bir yandan özgürlüklerin beşiği iddiası, öte yandan en temel kabul edilen fikir ve ifade özgürlüğünün sınırlanması tuhaf büyük bir ikilemdir. Fikir özgürlüğü kapsamında eleştirilen Türkiye'de Türk-Ermeni ihtilafının tarihi boyutlarının tartışılmasını yasaklayan hiçbir kanunun olmayışı da Batı'nın Türkiye'ye karşı olan tarihi önyargılarını, kinini gözler önüne sermektedir. Popülaritesi azalmaya başlayan Sarkozy için Ermeni kartının seçimlerde oylarını arttırma ihtimali bulunurken Türkiye ile açılım politikalarında el sıkışarak diasporada neredeyse hain ilan edilen Sarkisyan için de bu yasanın kabulu 2012 seçimlerinde hanesine artı olarak yazılacak muhtemelen seçim propagandasında zafer olarak sunulacaktır. Bu bağlamda, Fransa Ermeni acılarını kendi siyasetine alet ederken, Ermeni lobisi de kimliğini diri tutmak amacıyla acılarını kaşımaya göz yummaktadır.

 

 

 

Kendi Suçlarını Temize Mi Çıkarıyor?

 

Son bir yıl içinde Ortadoğu'da nüfuz alanını genişletmeye, ekonomik pastadan olabildiğince fazla pay kapmaya çalışan Fransa Sarkozy liderliğinde Libya saldırısını başlatan ülke olmuştur. Arap Baharı olarak bilinen hareketlerde Libya'daki muhalifleri destekleyerek, düzenlenen hava saldırısı ile Trablus'u bombalayan Fransa aynı hızla ülkenin yeniden inşasında aktif rol almaktadır. Bu bağlamda Sarkozy'nin AB'de yaşanan ekonomik krize ve AB'nin ortaya çıkardığı kimlik sorunsalına bir çıkış yolu olarak Ortadoğu'yla bu denli ilgilenme ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

 

Ortadoğu'ya yapılan müdahalelerin ve bu esnadaki gayri hukuki uygulamaların ortaya çıkmaya başlayacağından çekinen Sarkozy'nin tam da seçim sürecinde Ermeni kartına sarılarak kendi savaş suçunu gizleyerek gözleri tarihi hedef Türkiye'ye çevirmeyi amaçlamış olabilir. Böylece hem Fransa Türkleri "soykırımcı" ilan ederek kendini işlediği insan hakkı ihlallerinden arındırarak temize çıkaracak, hem yaklaşan seçimlerde Sarkozy Ermeni oylarını kazanacak hem de Ortadoğu'da Fransa ile çeşitli sektörlerde rekabet eden Türkiye'nin uluslararası imajı zedelenecektir. Ermeni lobisinin "soykırım" zaafiyetini iyi tanıyan Sarkozy'nin aslında Ermeni acılarını kullanarak Türklerden Libya'nın intikam almak istediğini de söylemek mümkündür.[2]

 

Fransa bu yasa tasarısını gündeme getirerek savunduğu tüm idealleri bir kenara itmiştir. Fransa'da yaşayan ve güçlü bir lobiye sahip olan Ermenilerin bu ülkedeki nüfusu 450 bin kadardır.[3] Geniş ekonomik, siyasi ve iletişim kaynakları ile kamuoyunu ve siyaseti yönlendirme imkânı bulunan Ermeni lobisi nedense konu "soykırım" olduğunda tüm farklılıklarını bir kenara bırakarak hareket edebilmektedirler. Fransa'daki oylamanın sonucu Ermenistan ve Sarkisyan açısından olduğu kadar Ermeni lobileri açısından da bir zafer olabilir. Böyle bir durumda 2015'e yanlızca üç yıl kala bir kısım Ermeni lobilerinin dimağlara yerleştirdiği mağdur ve mazlum imajı pekişecek, nihayet Türk kamuoyuna yönelik operasyonların da desteği ile 2015'te büyük hazırlıklar son bulacaktır.

 

 

 

Hedef Neden Türkiye?

 

Yasanın tekrar öne sürülüp bizzat Sarkozy tarafından destek verilerek parlamentoda kabul edilmesi Fransa ve Türkiye arasındaki karşılıklı algıları işaret etmektedir. Türkiye'nin AB'ye başvuru macerasına belki de en fazla karşı çıkan, önüne engel çıkaran ülkelerden bir tanesi Sarkozy liderliğindeki Fransa olmuştur. Bu açıdan Sarkozy'nin de Macar kökenli bir ailenin çocuğu olması ve Fransız'dan çok Fransız görünmek istemesi sebebiyle AB kapısında yıllardır bekleyen Türkiye'yi ötekileştirerek düşmanca tavır sergilemesi muhtemeldir. Yine benzer bir şekilde Sarkozy Müslümanlara veya farklı kökenden gelen gruplara tahammülsüzlük göstererek ırkçı tavırlar sergilemektedir. Sanki bir dönemki mağdurluğunu mağdur edene dönüştürerek intikam almak ister görünmektedir.[4] Hatta Sarkozy çocukluğunda yaşadığı aşağılanmaların bu günkü durumuna gelmesinde etkili olduğunu ifade etmiştir. Basında fazla yer almamış bir başka nokta da Sarkozy'nin babası evini terk ettikten sonra anne tarafından Yahudilikten Katolikliğe geçen ve sıkı bir Fransız milliyetçisi olan Yunan asıllı büyükbabası tarafından büyütülmüş olmasıdır.[5] Aslında Sarkozy'nin hayat çizgisine bakıldığında kendisini Fransa'ya kanıtlamak ister imajı çizdiği ve kendi geçmişi ile barışık olamadığı görülmektedir. Macar köklerini hor gören babası ve Yahudilikten Hıristiyanlığa geçen dedesinin Sarkozy'nin kimliğinde tedavi edilmesi zor yaralar açmış olması muhtemeldir. Bu bağlamda kişisel yaralarından kaynaklanan husumetini milli bir mesele haline getirmekten çekinmeyen Sarkozy Macarlardan daha da "Doğulu" olan Türkiye'den hazzetmediğini defalarca kamuoyuna sunduğu mesajlarda kanıtlamıştır. Kimi zaman sözlü değil görsel olarak da verilen mesajlar çok daha etkili olabilmektedir. Bu mesajlar zaman zaman düşmanı aşağılayarak, yıldırmak toplum önünde küçük düşürmek için kullanılabilir. Sarkozy'nin kendi kişisel mağdurluğunun Ermenilerin mağdurluğuyla örtüştüren bir psikolojiyle de hareket ettiği söylenebilir. Böylece kendisinin dışladığı ve bilinç alanına getirmek istemediği çocukluk travmalarından uzaklaşmaktadır. Sarkozy'nin Fransa'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün karşısında Türk Günü etkinliklerinde gün boyunca sakız çiğneyerek Cumhurbaşkanı nezdinde Türkiye'yi küçük düşürmek istemesi aslında Avrupa'da var olan Türk düşmanlığının da bir yansımasıdır.

 

Öte yandan yasa teklifini sunan UMP (Halk Hareketi Birliği) vekili Valerie Boyer'in kendi aile tarihi de konuyu daha ilginç bir yöne taşımaktadır. Cezayir kökenli bir baba ve Tunus kökenli bir anneden doğan Boyer Cezayir'de hiçbir şekilde soykırım yaşanmadığını iddia etmiştir.[6] Boyer'in anavatanı Cezayir'e soykırım uygulayan memleketi Fransa'yı cezalandıramayacağından ötürü hedefini Türkiye'ye yönelttiğini de söylemek mümkün olabilir.Hatta Boyer'in kendi öz kimliği ile barışık olmadığını, bu kimliği Fransız kimliği karşısında değersizleştirdiğini söylemek abartı olmayacaktır.

 

Sarkozy ve Boyer'in yalnızca kendi geçmişlerinden etkilenerek Türkiye ve Türk düşmanlığında birleştiklerini söylemek elbette mümkün değildir çünkü Batı'da zaten yerleşmiş olumsuz bir Türk imgesi mevcuttur. Batı'daki Türk imgesi ne yazık asırlardır neredeyse bir Haçlı zihniyeti ile oluşturulmakta ve devam ettirilmektedir. Dolayısıyla tarihten gelen bazı yaşanmışlıklar sebebiyle Avrupa'nın Türk ve Türkiye düşmanlığı asırlar boyunca siyaset, edebiyat ve felsefe alanlarına yansımıştır. Ne yazık ki halen Türk imgesi Türklerin Avrupa'ya ait olmaması, barbarlık ve gaddarlık, cehalet, kötülük ve korku olarak ifade edilmektedir. Hatta Türkiye'nin Ortadoğu'da artan ekonomik ve kültürel varlığı yalnızca Türkiye'de değil Avrupa'da da Osmanlı imgesini hatırlattığından Batı'da bir çekingenlik, korku yaratmış olabilir. Çünkü Osmanlı Batı için olumlu bir anlam ifade etmemekle birlikte tam aksine birbiriyle eş görünen Türk ve Müslüman tehdidini hatırlatmaktadır. Geçmişin acıları o denli yaşatılmaktadır ki İstanbul'un fethine denk gelen Salı günü Hıristiyanlar tarafından uğursuz gün olarak anılmaya devam etmektedir. 19.yy filozoflarından Engels"Türkiye" adlı yazısında "ayaktakımı" şeklinde tabir ettiği Türkler için şöyle demiştir:

 

"Kuşkusuz, er ya da geç, Avrupa kıtasının en güzel parçaları, bu ayaktakımının egemenliğinden kurtulacaktır". [7]

 

Ticari konular ile ilgili bir başka yazısında Türklerin ticareti bilmediğini iddia eden Engels "Gerçek şu ki, Türkler ortadan kaldırılmalıdır"[8]

 

Avrupa Birliği'nin mimarlarından Valery Giscard d'Estaing ise Türkiye karşıtı yorumlarını yıllardır devam ettirmektedir. 2002 yılında Türkiye'nin AB üyeliğinin AB'nin sonu olacağını ve Türkiye'nin Avrupa'nın bir parçası olmadığını vurgulayan d'Estaing [9] 2007 yılının ilk aylarında Newsweek'e verdiği demeçte bu düşüncelerini tekrarlamaktadır.[10]

 

Elbette tarihsel kökleri olan bu düşmanlık duyguları kriz dönemlerinde daha da belirginleşmektedir. Çünkü normal şartlarda dahi hayatta kalma ve kimliği idame ettirmek için bir öteki arayan kimlikler özellikle tehdit algısı yaşadıklarında bu ihtiyacı her zamankinden fazla hissederler. Bir dış tehdit kimlikleri bir arada tutarak savunmaya geçmesini sağlamaktadır. Ekonomik krizler,savaşlar veya doğal afetler bu tehditlerden yalnızca birkaçıdır. Bu gibi krizlerden kimliğin yara almadan çıkışı bir dış düşman ile kolaylaştırılmaktadır. Bu doğrultuda Ermeni kartı her zaman için Türklere karşı kullanılan bir silah olmuştur ve bundan sonra da olacaktır. Hele de Fransızlar açısından Urfa'dan, Maraş'tan ve Antep'ten İstiklal Savaşı ile kovulduklarını, büyük bir milli hezimet düşünürsek Türkiye'yi küçük düşürecek soykırım yasa tasarısının Fransız milli kimliğini ne denli besleyebileceğini daha iyi anlarız.

 

 

 

Sonuç Yerine

 

Her yıl Nisan ayında canlanan Ermeni talepleri bu kez erken uğramış gözükmektedir. Fransa'nın bir yandan seçim hamlesi yaparken diğer yandan Türkiye'yi güçsüzleştirme, uluslararası kamuoyu önünde küçük düşürme çabaları Türkiye'den klasik duygusal bir tepki almıştır. Yaptırım söylemleri fiiliyata geçmeyip geri adım atılırsa Türkiye daha aciz bir duruma düşecektir. 20 Aralık 2011 tarihinde, Fransa'da oylanacak soykırımı inkârı yasaklayan tasarıya karşı T.B.M.M. –BDP hariç- ortak bir bildiri hazırlama girişiminde bulunmuştur.[11] Hatta Fransa'nın bu tutumuna Türkiye Ermenileri Patrikanesi de tepki göstererek 1600 yıllık tarihin ve herkesi bekleyen aydınlık geleceği o acı olaylar gölgesinde terk edemeyeceğini belirtmiştir.[12]

 

Türkiye'nin tepkisi ve olası sonuçlar bir yana ne yazık ki Haçlı zihniyeti ile beslenen Avrupa ırkçılığı son olarak Fransa'da kendini göstermiştir. Bu zihniyet yok olmadıkça Ermeni kartı her zaman bir tehdit unsuru olacaktır. Toplumsal belleğin bir anda değişmesi mümkün değildir. Fakatbaşarıyla yürütülen kamu diplomasisi çalışmalarının yanlızca Ortadoğu ve Afrika'da değil Türkiye'nin başındaki bu gibi temel sorunların çözümünde de kullanılması gerekmektedir. Bir an evvel uluslararası kamuoyunu iknaya yönelik adımlar atılmalıdır. Çünkü mesele çoktandır iki toplumun arasında bir ihtilaf olmaktan çıkarak etkinlik alanında rekabete yol açan, Türk düşmanlığından beslenen Türkiye'nin aleyhine kullanılmak istenen uluslararası bir koz haline gelmiştir. Türk milleti bu tarihsel Türk karşıtlığının kolayca bitmeyeceğini idrak etmeli ve stratejilerini bu doğrultuda üretmelidir. Türkiye'de "soykırım olmuştur" diyen zihniyetlerin de biraz gözlerini açarak tek taraflı eleştiriden kaçınmaları, Avrupa'daki bu zihniyetin farkına varmaları gerekmektedir.

 


 


 

 

[1] Ömer Engin Lütem, Fransa-Türkiye Sürekli Bunalım, AVIM, http://www.avim.org.tr/degerlendirmetekli.php?makaleid=5258, erişim tarihi: 20 Aralık 2011.

[2] Fransa Türkiye'den Libya'nın İntikamını Alıyor, http://www.pressturk.com/dunya/haber/40776/fransa-turkiyeden-libyanin-intikamini-aliyor.html, erişim tarihi: 19 Aralık 2011.

[3] Armenian Diaspora.com, http://www.armeniadiaspora.com/population.html, erişim tarihi: 20 Aralık 2011.

[4] Sarkozy Fransa'nın ilk göçmen kökenli devlet başkanıdır.

[5] A Hungarian Amongst the Gauls, http://www.cafebabel.co.uk/article/2264/a-hungarian-amongst-the-gauls.html, erişim tarihi:22 Aralık 2011.

[6] Valerie Boyer Author of the Armenian Genocide Bill Answers to Hurriyet, http://www.panorama.am/en/politics/2011/12/13/interview/, erişim tarihi: 22 Aralık 2011.

[7] Aktaran Kula, Onur Bilge., Batı Düşününde Türk ve İslam İmgesi. Büke Yayınları, 2002, s 130

[8] A.g.e s.145

[9] Singh, Gajendra, "EU-Turkish Engagement: A Must for Stability of the Region", South Asia Analysis Group, 2004.

[10] Turkey's Place is not in the EU, http://www.turkishweekly.net/news/43595/d-estaing-%F4c%DDturkey-s-place-is-not-in-the-eu-.html,

[11] Üç Partiden Fransa'ya Ortak Tepki, Hürriyet, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/19509407.asp, erişim tarihi: 20 Aralık 2011.

[12] Türkiye Ermeni Patrikanesi'nden Fransa'ya Aşureli Cevap, Hürriyet, 20 Aralık 2011, http://www.hurriyet.com.tr/planet/19505761.asp, erişim tarihi: 20 Aralık 2011.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Ümit Özdağ   - 21-11-2019

Süleyman Soylu’ya Sorular

Türk milletinin Anadolu’daki milli kimlik, kültür ve egemenliğine yönelik en büyük dördüncü tehdit, modern bir kavimler göçü şeklinde 2011-2019 arasında ülkemize gelen kayıtlı-kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacıdan kaynaklanmaktadır.