ABD’nin Düğümlenen Terörle Müzakeresi, Suikast ya da Darbeyle Sonuçlanır mı?

Yazan  02 Ağustos 2013

Giriş

ABD ile Taliban arasında Katar’ın başkenti Doha’da devam eden görüşmelerin sekteye uğraması süreci yönetenleri endişelendirmeye başladı. Diplomatik çevreler görüşmelerin sekteye uğramasının Afganistan’da istikrara zarar verirken, Taliban içerisindeki radikal görüşleri güçlendirebileceği uyarısında bulunuyor. NATO müttefiklerinin 2014 sonrasında Afganistan’dan geri çekilme süreci yaklaştıkça Afganistan’daki nüfuzunu kaybetmek istemeyen ABD ve İngiltere’nin Afganistan’da kalıcı istikrarın sağlanması konusundaki siyasi faaliyetleri de gittikte yoğunlaşmaktadır. Doha’da yapılan müzakerelerin düğümlenmesinin temel nedeni ise Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai’nin müzakerelerin gerçekleşme şekline itiraz etmesinden kaynaklanmaktadır. Karzai, Doha’da açılan Taliban ofisine Afganistan İslam Emirliği tabelası asılması üzerine sert tepki vererek Washington'la olan uzun vadeli güvenlik görüşmelerini askıya aldığını açıklamıştı. Ancak Karzai’yi rahatsız eden temel neden, 2014 sonrası için Afganistan’da bazı bölgelerin idaresinin Taliban’a bırakılması tartışmalarıdır.

Karzai’nin sert tepkisi üzerine Katar, Afganistan İslam Emirliği levhası ve tevhid bayrağını kaldırınca, Taliban Doha’da yeni açılan ofisini geçici olarak kapatmıştır. ABD ile Taliban arasında devam eden müzakerelerde şimdiye kadar herhangi bir sonuç elde edilememiştir. Ancak Taliban’ın siyasallaştırılarak meşrulaştırılması gayretlerinden hareketle Afganistan’daki bazı bölgelerin yönetiminin Taliban’a verilmesi üzerinde pazarlıkların yapıldığını ifade etmek mümkündür. Bu teklifin izlerinin ise İngiltere’nin daha önce basına yansıyan ve Plan C olarak bilinen siyasi yol haritasında görülmektedir. Plan C’ye göre Afganistan’da her bölge, dış güçlerin 'gözetiminde' kurulacak ve etnik grupların temsil edileceği konseyler tarafından yönetilmesi öngörülmüş, Taliban’a da bazı bölgelerin yönetiminin verilmesi tartışılmıştır. İngiltere resmi makamlarının son dönemde yoğunlaşan Afganistan ve Pakistan ziyaretlerinin temel nedeni de, Karzai’yi bu plan için ikna etmek ve 2014 sonrasında da Afganistan’daki siyasi ve ekonomik nüfuzunu korumaktır. Bu çerçevede makalede ABD ve Taliban arasında düğümlenen müzakerelerin nasıl çözülmeye çalışıldığı ve İngiltere’nin siyasi tutumu anlatılacaktır.

İngiltere, Afganistan’da Ne Yapmak İstiyor?

İngiltere’nin Afganistan’a olan ilgisi sömürgecilik dönemlerine uzanmaktadır. İngiltere’nin Afganistan’a yönelik tarihteki ilk girişimleri 19.yy’ın başlarında bir İngiliz sömürgesi olan Hindistan’ın güvenliğinin sağlanması ile başlamıştır. Afganistan’da Rusya ya da İran’ın nüfuzunun artmasını Hindistan’daki faaliyetleri için risk olarak gören İngiltere, bölge ülkeleriyle karşı karşıya gelmek zorunda kalmıştır. İngiltere’nin Afganistan’a olan tarihi ilgisi bir dönemle sınırlı kalmayıp bugünkü stratejik hedeflerinin de temelini oluşturmuştur.[1] Bu paralelde İngiltere, Afganistan’ın işgaliyle birlikte başlayan süreçte de önemli bir aktör olarak öne çıkmakta, Afganistan’ın en büyük istikrar sorunu olan Taliban konusunda da öncü fikirler ile sürecin şekillenmesinde etkili olmaktadır.

Bu kapsamda İngiltere, Taliban ile müzakerelere de ön ayak olmuş, müzakere sürecini etkileyebilecek olumsuzlukları ortadan kaldırmak için önemli adımlar atmaktadır. Bu paralelde Karzai’nin Taliban'ın Katar ofisinin açılış şekline muhalefet ederek[2], ABD ile güvenlik anlaşmalarını askıya alacağını duyurması üzerine İngiltere devreye girmiştir. İngiltere ABD-Taliban-Karzai denkleminde düğümlenen müzakere sürecinde Karzai’i ikna etmek için yoğun bir resmi temas trafiğine girmiştir. Ancak İngiltere’nin bu konuda ne kadar başarı sağlayabileceği konusu ise oldukça muğlak kalmaktadır. Çünkü İngiltere, Afganistan’da bazı bölgelerin Taliban’a bırakılması fikrini de barındıran ve Afganistan’ın sekize bölünmesi planını gündeme getirerek, dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu çözüm haritası İngiltere’nin daha önce basına yansıyan ve Plan C olarak bilinen çözüm önerisidir.

Plan C’ye göre Afganistan’da her bölge, dış güçlerin 'gözetiminde' kurulacak ve etnik grupların temsil edileceği konseyler tarafından yönetilecektir. İngiliz Independent gazetesinin kamuoyuna duyurduğu bu planda ülkenin sekize bölünmesi öngörülmüştür. Buna göre koalisyon askerlerinin 2014'te ülkeden çekileceğinin açıklanması ardından, Afganistan ekonomi merkezleri temel alınarak sekiz ayrı bölgeye bölünmesi önerilmektedir. Kabil, Kandahar, Herat, Mezar-ı Şerif, Kunduz, Celalabad, Host ve Bamyan'ın merkez olacağı bu bölgeler, bir ya da bir kaç dış gücün gözetiminde kurulacak ve etnik grupların temsil edileceği konseyler tarafından yönetilecektir.[3] Plana göre şimdiki Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin rolü temsili bir duruma indirgeneceğinden Afganistan’ın mevcut Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ise bu plana şiddetle karşı çıkmaktadır. Bu noktada İngiltere’nin Taliban sorununun çözülmesi konusunda da bir takım önerileri bulunmaktadır. Plan C’nin hayata geçirilmesi durumunda daha az merkezi bir alternatif çözümün, ülkenin etnik yapısını daha iyi yansıtacağından hareketle halihazırda kurulu olan ekonomik merkezler içerisinde Taliban'ın bölgesel çıkarları da gözetilecektir.  Buna paralel olarak bazı politik düzlemelerle siyasal yönetimde Taliban’ın da meşru siyaset yapması sağlanabilmesi hedeflenmektedir.

Bu noktada Karzai'nin Katar’da ABD ile Taliban arasında gerçekleştirilen müzakere sürecine sert bir muhalefette bulunmasının temel nedeni ortaya çıkmaktadır. Katar’da yapılması muhtemel görüşmelerin içeriği hakkında henüz basına yansıyan herhangi bir şey olmamasına rağmen Katar’daki müzakerelerde Plan C'nin değişik bir şekli üzerinde pazarlık yapılması güçlü bir ihtimaldir. İngiltere ve ABD'nin bu yöndeki çalışmaları ise yoğun şekilde devam etmektedir. Ancak Taliban kısmen ikna olsa da Kabil yönetimi henüz ikna olmuş değildir. Aslında İngiltere başbakanı ve dışişleri bakanının bir ay içerisinde gerçekleşen Afganistan ve Pakistan ziyaretlerinin temelinde de Karzai’yi ikna çabaları bulunmaktadır.[4] Ziyaretlerin bir diğer önemli nedeni ise İngiltere’nin 2014 sonrası için, güvenlik alanındaki işbirliği kapsamında belli ölçülerde de olsa Afganistan’daki askeri varlığını korumak istemesidir. İngiltere’nin Afganistan’da varlığını korumak istemesinin elde ettiği siyasi nüfuzu kaybetmek istememesine bağlayabilir. Bu anlamda İngiltere’nin Plan C kapsamında Afganistan’ın kuzey ve güney batı bölgeleri ile ilgilendiği belirtmek yerinde olacaktır. Daha açık bir ifadeyle İngiltere, Afganistan’ın kuzey bölgesinden Orta Asya’ya güney batı bölgesindeki Beluçlar üzerinden de Pakistan ve İran’da daha etkin olmayı hedeflemektedir.

Pakistan bu işin neresinde?

Afganistan’daki güvenlik ve istikrar konusunu Pakistan’dan bağımsız düşünmek mümkün değildir. Özellikle Pakistan istihbarat servisi ISI’nın Afganistan Talibanı ile geliştirdiği diyalog ile Afganistan’daki nüfuzunu arttırarak, bölgedeki en büyük rakibi Hindistan’a karşı sorunlu Keşmir bölgesinde stratejik derinlik kazanmak istemektedir. Bunun dışında Pakistan’ın ABD ile insansız hava araçlarının saldırıları konusunda yaşadığı sorunlar da Pakistan’ın Afganistan konusundaki genel politikalarını etkilemektedir. Çünkü Pakistan’ın Hindistan, Afganistan ve ABD ile yaşadığı gerilimler Talibanla olan ilişkilerinin temel eksenini oluşturmaktadır. Bu nedenle Pakistan ise Afganistan Taliban’ını dış politikada bir manevra sahası olarak kullanmaktadır.  Bu çerçevede Afganistan’ın 2001 işgalinin ardından ülkede önemli bir etki alanına sahip olan ABD ve İngiltere 2005 yılından sonra Afganistan’daki güvenlik ve istikrar sorununun Pakistan’dan bağımsız çözülemeyeceğini görmüş ve bölgeye yönelik stratejilerini yeniden gözden geçirmiştir. İngiltere’nin ABD ile Taliban arasındaki müzakerelerin sekteye uğraması karşısında arabuluculuk rolüne soyunması, denklemin diğer tarafında yer alan Kabil ve İslamabad yönetimlerini ikna turuna çıkmasını önemli bir zorunluluk haline getirmiştir.

İngiltere dışişleri bakanı William Hague, ikna turları kapsamda Afganistan’da güvenlik ve istikrar sorununun çözümü için 17 Temmuz 2013’de Pakistan’da resmi temaslarda bulunmuştur. Bakan Hague, Pakistan'a yaptığı ziyaret sırasında Başbakan Navaz Şerif ve milli güvenlik danışmanı Sertaç Aziz ile terörle mücadelede ve Afganistan sorunu gibi alanlarda işbirliği yollarını görüşmüştür. Hague'ın Pakistan ziyareti, 30 Haziran 2013’de İngiliz Başbakan David Cameron'un Pakistan'a iki günlük bir ziyaret gerçekleştirmesinin ardından gerçekleşmişti.[5] İngiltere yönetiminin iki üst düzey yetkilisinin bir aydan daha az bir süre içerisinde Pakistan'a gerçekleştirdikleri ziyaretler, Taliban ile yürütülen barış müzakereleri ve yabancı güçlerin Afganistan'dan çekilmesi gibi konuların İngiltere dış politikasında önemli bir öncelik arz ettiğini ortaya koymaktadır.

Pakistan’da Mayıs 2013’de gerçekleşen parlamento seçimlerinden sonra iktidarı devralan Pakistan Müslüman Ligi-Navaz’ın Afganistan konusundaki eğilimi, başta İngiltere olmak üzere Batılı devletlerin ilgisini çekmektedir. Bu noktada Pakistan’ın yeni seçilen başbakanı Navaz Şerif’in açıklamaları önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim Şerif, Afganistan'da barış sürecini desteklediğini açıklamıştı. Fakat batılı devletler bu desteğin nasıl olacağını merak etmektedir. Aslında bölge dışı güçler ve özellikle NATO'nun İngiltere gibi önemli aktörleri, Pakistan yönetiminin Afganistan'da barış ve istikrar konusunda onlardan farklı bir tutum izlemesinden endişe etmektedir. Bu nedenle İngiliz bakanın Pakistan ziyareti, İslamabad'ın Afganistan gelişmelerine karşı batı ile işbirliği yapacağından emin olmayı amaçlamaktadır.

Sonuç

ABD ve İngiltere, Taliban’ı Afganistan’daki istikrarsızlığın temel nedeni olarak görmektedir. Ancak Taliban’ın Afgan halkının önemli bir kısmıyla iç içe geçmiş olması, Afganistan’daki müttefik güçlerin Taliban’a karşı mücadelesini zorlaştırmaktadır. Özellikle 2005 sonrasında Taliban’ın yeniden toparlanarak Afganistan’da önemli bir güç haline gelmesi ve Pakistan’daki El Kaide ile bağlantılı militan gruplarla işbirliği yaparak savaşın cephesini genişletmesi müttefik güçleri oldukça kaygılandırmıştır. Taliban’ın askeri olarak yok edilemeyeceğinden hareketle bu oluşumun El Kaide ile bağlantılarının koparılması ve Afganistan içinde meşru bir siyasal hareket haline getirilmesi amaçlanmıştır.  Bu kapsamda ABD, Taliban ve El Kaide ile mücadelesinde Pakistan’daki El Kaide unsurlarının yok edilmesi düşüncesi öne çıkmış, yeni strateji Afganistan ve Pakistan’ı içine alacak şekilde belirlenmiştir. Bu yeni yöntem ise ABD başkanı Obama tarafından 2009 yılında AFPAK Stratejisi olarak kayıtlara geçmiştir. ABD’nin Taliban ile Doha’da başlayan müzakere süreci de yine adı geçen AFPAK Stratejisi çerçevesinde başlamıştır. Ancak müzakerelerin diğer muhatapları olan Kabil ve İslamabad yönetimlerinin müzakere sürecine dahil edilmeyişi sürecin düğümlenmesine neden olmuştur.

Taliban’ın Katar müzakerelerinde daha önce İngiltere’nin ortaya attığı Plan C kapsamında hazırlanan bir plana ikna edilmek üzereyken Karzai’nin sert muhalefetine takılması İngiltere’yi harekete geçirmiştir. Afganistan’daki güvenlik ve istikrar sorununun Pakistan’dan bağımsız olmadığının farkında olan İngiltere resmi makamları İslamabad’ın da desteğiyle Kabil’i 2014 sonrası Afganistan’ın inşası için ikna turlarına çıkmıştır. Ancak özellikle Karzai’nin Plan C ya da benzer siyasi yöntemlere ikna edilmesi oldukça zor görünmektedir. Bu nedenle ABD ile Taliban arasındaki müzakerelerin devam edebilmesi, cumhurbaşkanlığına iktidarını Taliban ile paylaşmaya razı olan bir adayın getirilmesiyle doğru orantılı olacaktır. Bu nedenle Afganistan’da 5 Nisan 2014’de yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri ülkenin kaderini belirleyecektir. Ancak müzakerelerin daha erken bir tarihte yeniden başlatılması seçeneği tercih edilirse, Karzai’nin ikna edilememesi durumunda siyasi bir suikasta uğraması ya da askeri bir darbeyle iktidardan uzaklaştırılması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

 


[1] Afganistan AF-PAK Denklemi, Bahçeşehir Üniversitesi Uluslararası Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi, İstanbul, 2009, s.34

[2] Karzai’den Doha’ya veto, DW, Erişim Tarihi: 02.07.2013, Çevrimiçi: http://www.dw.de/karzaiden-dohaya-veto/a-16896037

[3]Brıan Brady, Controversial plan to split up Afghanistan, Independent, 09 SEPTEMBER 2012, Çevrimiçi: http://www.independent.co.uk/news/world/asia/controversial-plan-to-split-up-afghanistan-8120167.html

[4] Cameron: Afganistan'da siyasi çözüm de gerek, BBC, 29 Haziran 2013, Çevrimiçi: http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/06/130629_cameron_afganistan.shtml; İngiltere Dışişleri Bakanı, Pakistan'a geldi, Türkiye Gazetesi, 17 Temmuz 2013, Çevrimiçi: http://www.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/54883.aspx

[5] Pakistan visit: statements from David Cameron and Nawaz Sharif, Gov.uk, 30 June 2013, Çevrimiçi: https://www.gov.uk/government/speeches/pakistan-visit-statements-from-david-cameron-and-nawaz-sharif

Hakan Boz

bozhakanboz@hotmail.com

Uzmanlık Alanları

Azerbaycan, İran, Pakistan

Biyografi

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde Araştırmacısı olarak görev yapan Hakan BOZ, Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi'nde çalışmaktadır.

Bununla birlikte hakemli bir dergi olan 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi ile 21. Yüzyıl Dergi’lerinin sorumlu yazı işleri müdürüdür. Boz, enstitü çalışmalarının Radyo Karedeniz ve Pusula Gazete’siyle koordine edilmesi sürecini de yönetmektedir.

İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. Üniversite eğitimi için 2005 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. İlk senesinde gösterdiği başarı ile fakültesinde dereceye girerek, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne geçiş yaptı. Lisans eğitimini Gazetecilik Bölümü’nde “Türk Basını’nda Güneydoğu Sorunu” isimli bitirme projesiyle tamamlamıştır.Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Hakan Boz, Enstitü’deki görevine Eylül 2011’de başlamıştır.

Yabancı Diller

İngilizce

Eserleri

  • Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, Küçük Orta Doğu: Suriye, Ümit Özdağ (Ed.), Kripto Yayınları, Ankara, 2012; Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran

Makaleleri

  • Hakan BOZ, Şii Hilalinden Direniş Eksenine İran Dış Politikasında Şiilik, , 21. Yüzyıl Dergisi, Aralık 2012
  • Hakan BOZ, Turan Soylu Kavimlerin Kadim Yurdu: İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Kasım 2012
  • Hakan BOZ, Karabağ Sorununda Masadaki Seçenek Askeri Müdahale mi?, 21. Yüzyıl Dergisi, Ağustos 2012
  • Hakan BOZ, Ahmet Turan Esen-Turgay Düğen-Alper Özcan21. Yüzyıl Dergisi, Türkiye-Azerbaycan-KKTC Birleşik Devleri, Temmuz 2012
  • Hakan BOZ, Şeytan Üçgeninde Dans: İsrail-Azerbaycan-İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Haziran 2012
  • Hakan BOZ, ABD’nin Nükleer Kriz Sendromu: Pakistan, İran Olur mu? , 21. Yüzyıl Dergisi, Mayıs 2012
  • Hakan BOZ, Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, , 21. Yüzyıl Dergisi, Nisan 2012
  • Hakan BOZ, 2012, İran İçin Savaş Yılı mı?  21. Yüzyıl Dergisi, Mart 2012
  • Hakan BOZ, İran’ın Kuzey Irak Politikaları, 21. Yüzyıl Dergisi, Ocak 2012
  • Hakan BOZ, Belucistan, Orta Asya’nın Kürdistanı mı?, 21. Yüzyıl Dergisi, aralık 2011
  • Hakan BOZ, Azerbaycan Dış Politikasının Manevra Sahaları,2023 Dergisi, Mart 2012, Sayı: 131
  • Hakan BOZ, İran’ın Azerbaycan’daki Asimetrik Savaşı,Ekoavrasya, Kış 2012.        
21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Yavuz Selim Yıldız   - 27-05-2020

Covid-19 Pandemi Süreci ve Sonrasında Avrupa Bütünleşmesi Nasıl Şekillenecek?

Dünyayı saran Covid-19 pandemisi ülkelerin başta sağlık sektörü olmak üzere hemen hemen tüm sektörlerde yeterliliklerini sınarken, küresel kurum ve kuruluşların da varlıklarının sorgulandığını görmekteyiz.