Soma'nın Hüznü: İhmalin Bedeli Çok Ağır Oluyor

Bilim ve teknikte hızla değişen ve gelişen insanlığın üzerinde durmadığı daha doğrusu unuttuğu önemli bir nokta vardır. O da insana duyulması gereken saygı. Hemen her meseleyi sömürü, zenginlik ve ihtişamlı bir hayatla çözeceğine inanan insanoğlu kendi soyunun ileride hangi noktalara gideceğini hiç düşünmemektedir. Teknolojide harikalar meydana getirilirken yedi milyar insanın hemen hemen %75-80’i yokluğun pençesinde, ağır iş şartlarında ve tahakküm altında yaşamaya mecbur bırakılmaktadır. Sırf birileri daha iyi yaşasın diye. Bu mecburiyet neticesinde de özellikle fakir ülkelerde insan hayatı çok kısa bir dönem içinde sona ermektedir. Fabrikalar ve trafikteki kazalar, depremler sonrası meydana gelen büyük kayıplar ve maden ocaklarındaki dehşet verici neticeler ve daha birçok olaydaki insan kayıplarının temelinde, insana gösterilmeyen saygı, verilmeyen değer, daha çok kazanma hırsı ile ihmalkârlık bulunmaktadır. Gelişmiş ve refahın insanları sarhoş ettiği ülkelerde insana saygı alınan tedbirlerle, yasalar ve yönetmeliklerle korunmaya çalışılırken bizim gibi kapitalizmin bütün nimetlerini kendileri için yaşamaya çalışan tufeylilerin bulunduğu ülkelerde gereken tedbirler alınamamakta, olan birkaç kuruş kazanıp hayatını devam ettirmek isteyen insanlara olmaktadır. Yaşanan dehşetengiz olaylar sonrası, yöneticiler tarafından toplumun önünde dökülen gözyaşları ve söylenen güzel sözler, atılan nutuklar ve sürekli korunan birileri… Unutulan ise; hayatını devam ettirmek maksadıyla birkaç kuruş için alın teri döken ve geçinmeye çalışan fakir insanlar.

     Madenlerde meydana gelen kazalar göçükler, grizu patlaması, metan, karbon monoksit ve karbon dioksit zehirlenmeleri şeklinde olmaktadır. Grizu patlaması, jeolojik devirler sırasında oluşan kömür yataklarında buluna metan gazının havayla karışımı neticesinde ortaya çıkan bir patlamadır. Bir maden ocağında bulunan metan gazının patlamasına sebep olan etkenler sürtünme neticesinde oluşacak elektriklenme, herhangi bir ateş kaynağı ve fazla sıcaklıktır. Patlama sonrası meydana gelen sıcaklık 15000 C- 26000 C derece civarındadır. Ortamda şayet %5-6 oranında bir metan gazı var ise bu gaz bir sıcaklığın etkisiyle, %5-16 oranında gaz var ise kendiliğinden patlayıcı özellik göstermektedir. Ancak özellikle maden ocaklarında %1 civarında metan gazı görüldüğünde ortam tehlikeli olduğundan derhal terk edilmelidir. Ocaklarda alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak maden, jeoloji ve elektrik mühendisleri odalarının ikazları dikkate alınmalı ve hatta bu odalara denetim yetkileri tanınmalıdır. Bu denetim öylesine katmerli hale getirilmeli ki, akademisyenlerden meydana getirilecek bir kurulun da yapılan denetimleri denetlemeleri daha sağlıklı neticeler ortaya koyulmasına vesile olacaktır. Denetimler yılın hemen her ayı periyodik bir şekilde yapılmalıdır. Evine günde 20-30 TL. götürmek için yerin 500-600 metre altında çalışan maden işçileri, mühendisler kelle koltukta ve her gün Tanrı’ya dua ederek işlerinin başlarına gitmektedirler. O insanların hayatları, ceplerini parayla dolduran insanların hayatlarından çok daha değerlidir.

     Soma’da meydana gelen olayın sebepleri üzerinde madencilikle alakası olmayan gazeteci, milletvekili, üniversite hocası, yayıncı, hukukçu adeta önüne gelen herkes uluorta konuşmaktadır. Şu an itibariyle, hayatını kaybeden 283 vatandaşımızın başına gelen bu olayın ve hayatını kaybeden vatandaşlarımızın ailelerinin acılarının müsebbipleri derhal ortaya çıkarılması gerekirken bizler, televizyonları başında 75 milyon insan, gösterilmemesi gereken görüntülerle karşı karşıya bırakılıyoruz. Görüntüler insanlık adına bir dram, inançlarımız adına günahtır. Bu elim olayın ortaya çıkarılması için TMMOB’nin ve üniversitede bu konunun uzmanlarının devreye girmesi şarttır. TMMOB’nin 2010 yılında hazırladığı ’’Madencilikte Yaşanan İş Kazaları Raporu’’ acaba Soma Kömür İşletmesi dâhil, diğer bütün işletmelerin kaçında ’’ÖNEMLİ’’ görülerek değerlendirilmeye alınmıştır. Üniversite öğretim üyeleri, maden, jeoloji, jeofizik ve elektrik mühendislerinden meydana getirilecek bir heyet emin olunuz bu meseleyi en doğru şekilde çözüme kavuşturabilir. Anlatılanlardan kazanın sebeplerini şu şıklarla özetleyebiliriz: 1.Ocakta daha önce üretim yapılmış bir kömür damarının içten iç yavaş yavaş yanması sonucu açığa çıkan karbonmonoksit gazının tüm ocağın içine hızla yayılması ve de ocaktaki oksijenin yanan kömürle teması ile yangının meydana gelmesi, 2. Aniden ortaya çıkan metan gazının patlaması, 3. Söylenildiği gibi mevcut iki şıktaki gazların trafonun patlaması sonucu meydana getirdiği etki (Soma bölgesi kömürleri çok çabuk yanma özelliğine sahiptir). Şayet trafo patlaması sonucunda bu hadise meydana gelmiş ise bunun adı madencilik kazaları literatürüne ne diye geçecektir acaba? Altı ay önce yapılan kontrollerde bilimsel, teknik, işçi güvenliği ve sağlığı açılarından herhangi bir hata görülmemmişse bu raporu hazırlayanların bilgilerine herhalde başvurulacaktır. Böyle bir ocakta hiç mi hata görülmemiştir? Kömürün yanması, ocak içi ve dışının teknik düzensizliği, elektrik sistemlerinin bozukluğu hiç mi dikkat çekmemiştir? Şimdi Devlete şu soruları sormak vatandaşın hakkı değil midir?

  1. TKİ’nin tonunu 130 dolara mal ettiği kömürü hangi iktisadi veriler kullanılarak 23,8 dolara indirilmiştir?
  2. Ocak içi teknik, İşçi güvenliği ve sağlığı ile ilgili yatırımların bu yüksek kazanç içindeki payı yüzde kaçtır? Durup dinlenmeden çıkarılan bu kömürü alan TKİ kömürü nerede değerlendirmektedir? Satıp kâr oranını mı artırmaktadır? (TKİ’den verilen bilgilere göre; kurumun 2012 yılı kârı 1 trilyon TL’dir. Bu kârın 1/3’ü Soma Havzası’ndan elde edilmiştir. Araştırmak gerekir).
  3. Her özelleştirmenin kendi özelliklerine göre yapılması gerekirken, hükümetler hangi sebeplerden ötürü 30 yıldır yanlış özelleştirmeler yapmaktadırlar? Özelleştirmelerden vatandaşın bir çıkarı olmadığına göre durum nedir? Ülkeyi yönetenlere küçük bir yol gösterme; lütfen müteahhitleri madenci yapmayınız, madenciyi de madeni de perişan ediyorlar, madenciyi de müteahhit yapmayınız yeşili yok, görüntüyü mahvediyorlar.
  4. Devlet hangi sebepten ötürü yer altı madenciliğinden vazgeçmiştir? Bir tek cana bile paha biçilemezken ve ’’DEVLET BABA’’ halkını korurken niçin bu hakkından vazgeçmiştir? Birilerinin halkı koruyamadığını yıllardır izliyoruz. Yer altı madenciliği konusu yeniden gözden geçirilmeli ve bu iş özel sektörün insafına devredilmemelidir.

Son yıllarda yapılan sosyal, iktisadi ve kültürel değişiklikler tekraren gözden geçirilerek hemen her konuda halkı düşünen politikalar hayata geçirilmeli, sağlıklı çalışma ortamları oluşturulmalı, vatandaşı hor gören, tekmeleyen, tokatlayan zihniyetler devletten uzaklaştırılmalı, hayatın her alanında riskleri en aza indirecek tedbirler alınmalıdır. Özellikle insan hayatının her an tehlikede olduğu iş alanlarında Uluslararası standartlara ulaşmak için gereken kanuni tedbirler alınmalı ve bu tedbirler de devlet tarafından ciddi şekilde takip edilmelidir. İş hayatına ait bütün tedbirler alındıktan ihmaller dışında yine bir kaza meydana gelirse bunun adı da KADER olabilir. Bu toplumun büyük çoğunluğunun inanç ve törelerine bağlı olduğunu bu devleti yönetenlerin unutmaması gerekir. Alınması gereken tedbirler öylesine insanları uğraştıracak, çok para pul harcanacak tedbirler yumağı da değildir. İnsana saygının öne çıktığı ve ihmalin unutulduğu bir anlayış, biraz bilgi ve cesaret, çok ciddi bir denetim ve vuku bulacak olaylar sonrası şiddetli cezalar işin büyük kısmını halletmektedir. Soma’da cereyan eden hadisenin ardından maden kazalarını asgariye indirmek için alınması gereken tedbirleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

  1. Uluslar arası Çalışma Örgütünün belirlemiş olduğu ilkelerin devlet ve meslek odaları tarafından sürekli kontrol edilmeleri gerçekleştirilmelidir.
  2. İşletmelerde işletmecilik kurallarına harfiyen uygun hareket edilmelidir. İşçi haklarını koruyan zihniyet, birileri patron olduğunda kurallar ne hikmetse kendi lehlerine dönmektedir. Kurallara uymayanlar en ağır cezalarla cezalandırılmalıdır.
  3. Teknik nezaretçilerin TMMOB’nin önerileri doğrultusunda ilgili bakanlık tarafından maden ocaklarına atanması ve ücretlerinin de devlet tarafından ödenmesi gerçekleştirilmelidir. Nezaretçi ücretlerinin şirketler ve şahıslar tarafından ödenmesi nezaretçiyi zor durumda bırakmaktadır.
  4. Mühendisler, işçiler çalıştıkları iş yerleri tarafından sürekli eğitime tabi tutulmalıdırlar. Meslek odalarının yapmış oldukları çalışmalardan istifade etme imkânları sağlanmalıdır. Bürokratlar, yerel yöneticiler, bölge milletvekilleri, meslek odası temsilcileri ülkenin dört bir yanındaki maden ocaklarını sürekli dolaşarak eksiklikleri ve hataları tespit etmelidirler. Televizyonlar kazaların olduğu günlerde yollara düşeceklerine, öncesinde bu konuların takibi için gereğini yapmalıdırlar.
  5. Bir berberin dahi berberlik yapması için belgesi varken, madencilik yapan insandan niçin bir belge istenmez? Onların belgeleri zenginlikleri midir?

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mete Han Kutlusan   - 15-07-2019

FETÖ Kalkışmasının Üçüncü Yılına Girerken

Meşhur bir deyiş vardır: “Cehalet hazinedir”. Bilgi felsefesine bu açıdan yaklaşmaktansa çivisi çıkmış bu dünyada hâlâ bir şeylerin başarılabileceği inancıyla tıpkı Adorno’nun da dediği gibi “Bilmek lanetlenmektir.” diyenlerdeniz.