TÜRKİYE’NİN ENERJİDE YENİ POLİTİKALARA İHTİYACI VAR MI?

Yazan  19 Haziran 2023

1939-1984 arasındaki 45 yılda MTA’nın 1.459.000 metre kömür sondajı yaptığını ileri süren enerji yöneticileri 2005-2022 arasındaki 17 yılda 3.469.787 metre kömür sondajı yapıldığını büyük bir gururla dile getirmişler ve 8,3 milyar ton olan kömür rezervinin 10,3 milyar tona yükseldiğini açıklamışlardır.

Bu rezerv EÜAŞ, TKİ ve özel sektörün çalışmaları sonrası 20,4 milyar tona yükselmiştir. Bu kadar sondaj yapıyorsun, kömür rezervini artırıyorsun, niçin yılda 30-35 milyon ton taşkömürü alıp 5-5,5 milyar dolar ödüyorsun? Bu soruyu sormak bir hak değil midir?            

Türkiye 2022 yılında 54.661.000.000 m3 doğalgaz, 47.418.133 milyon ton petrol ve petrol ürünleri ve 36 milyon ton taşkömürü ithal etmiştir. Bu ithalatın faturası 96.548.926.000 dolardır. Nükleer Güç Santrali devreye girdiğinde bu fatura ve bağımlılık daha da artacaktır. Zira uranyum rezervimiz yok denecek kadar az ve tenörü de düşüktür.

2000 yılında %67 olan enerjide dışa bağımlılık oranı, 2010’da %69, 2015’de %76, 2019’da %69 ve 2021’de %70,1 olmuştur.  Bağımlılık öyle bir hale gelmiştir ki, ham petrol ve petrol ürünlerinde %92,1, doğalgazda %%99,1 ve taşkömüründe %97,4 gibi geri dönülemeyecek değerlere yükselmiştir. İktidarların ülkeyi yönetirken uyguladıkları tüm politikalar bilindiği üzere halktan mı yoksa sermayeden yana mı olacağı bir tercih meselesidir. Türkiye uzun yıllardır tercihini yapmış olduğu için enerji politikaları da bunun tabii bir sonucudur. Enerji kaynaklarının kullanım alanları, verimlilik, yerli kaynakların kullanımı, daha ucuz kaynak alımları düşünülseydi acaba ne olurdu? Diğer taraftan, Türkiye boru hatları ile örülmüş bir ülke konumuna gelmiştir (Yurt dışından gelen ve yurt içi boru hatları toplamı yaklaşık 9.000 km’dir. Boru hatlarının ülke ekonomisine faydası daha çok olmalıdır. Acaba bu ülkelerden daha ucuz kaynak almakta mıyız? Bunu bilemiyoruz).

Türkiye bu iktisadi, siyasal ve sosyal politikaları uygulandığı sürece her konuda olduğu gibi enerji konusunda da ayağa kalkması asla mümkün olamayacaktır. Bağımlılık giderek de artacaktır. Halk kemer sıkma ve sabır politikalarının yoğun baskısı altında ezilirken, karşınızda da sizi av olarak gören çok güçlü bir dış hegemonik yapı bulunmaktadır. Sığınmacıların gün geçtikçe artan sayısı Türkiye’nin demografik yapısını bozarken petrol, doğalgaz, kömür, elektrik enerjisi üretimi, tarım ve hayvancılıktaki ihtiyaçları hızla plansız bir şekilde artmaktadır. Bu durum üretimden uzaklaşmış Türkiye’de ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Genelde az gelişmiş ülkelerde yaşanan ekonomik sıkıntılar bu ülkelerde enerji sıkıntısının da had safhada olduğunu göstermektedir. Bu ülkelerde yaklaşık bir milyar insan bugün için elektrikten bi haberdir.

Küreselleşme siyasi, ekonomik, kültürel ve teknolojik alanlarda geri kalmış ülkelerin ne daha iyi bir duruma gelmeleri ne daha güçlü olmaları ve ne de birbirlerini ve dünyayı tanımaları konusunda ön görülen bir kavramdır. İnsanlık için hiçbir umut vadetmeyen yeni sömürü düzeninin adıdır. Milli Devlet anlayışının terk edilmesi, hürriyetlerin kısıtlanması, milli kuruluşların emperyalizmin güçlü şirketlerine terk edilmesi, ülkelerin iç işlerine karışarak mümkün olduğunca bütünlüğün bozulması ve parçalanması, sivil toplum kuruluşlarının baskı altına alınması, halkın milli duyguları ve inançlarının bozulması için çaba sarf edilmesi… İşte küreselleşme budur. Küreselleşmenin bu olduğu kabul edildiği taktirde, sömürü düzenine ciddi bir baş kaldırış kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Şimdi küreselleşme ile kurulan sömürü düzeninin dünyadaki fosil ve yenilenebilir enerji kaynaklarını ele geçirmek ve bu kaynakları istedikleri gibi kullanabilmek için uyguladıkları küresel çaptaki stratejilerinin sonuçlarını incelemeye çalışalım.

Zengin kaynaklara sahip ülkelerin niçin gelişemediği ve huzursuzluğun sebebi aşağıda açıkça görülmektedir. Dünya petrol rezervinin %48,3’ü Ortadoğu’da, %17,5’i Venezuela’da, %2,8’i Libya’da, %2,1’i Nijerya’da, doğalgazın %40,3’ü Ortadoğu’da, %7,2’si Türkmenistan’da %3,3’ü Venezuela’da, %2,9’u Nijerya’da ve kömürün rezervinin %14’ü Avustralya’da, %10,3’ü Hindistan’da, %3,2’si Ukrayna’da, %2,6’sı Polonya’da, %2,4’ü Kazakistan’da bulunmaktadır (bp.com/ Statistical Review of World Energy).

Yeraltı zenginliklerinden kobalt rezervinin %49’una Kongo, NTE rezervinin %18’ine Brezilya, %15’ine Vietnam, altın rezervinin %6,4’ününe G.Afrika,  %4,8’ine Brezilya, %4,2’sine, Peru gümüş rezervinin %16,2’sine Peru, kalayın %9,7’sine Brezilya ve %9,3’üne Bolivya, bor rezervinin %73’üne Türkiye sahipken ve elmas rezervlerinin oldukça zengin olduğu Botsvana, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Zimbabve, Angola ve Lesotho’ nun siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel bakımdan hangi durumda olduklarını hepimiz biliyoruz. Ne hikmetse bu ülkeler yıllardır bunca zenginliğe rağmen hala gelişmekte olan ülkeler arasında yer almaktadır.

190 ülkenin 2022 yılı GSYH ’sının toplam değeri yaklaşık 101,5 trilyon dolardır. En büyük ekonomiye sahip 10 ülkenin bu değer içindeki payı %66,4 olan 67,4 trilyon dolardır. Yani diğer 180 ülkenin GSYH toplamı 34,1 trilyon dolardır. (Türkiye 2017 yılında 841,2 milyar dolar ile dünyanın 17. ekonomisiyken 2022’de 853,5 milyar dolar ile 20. sıraya düşmüştür). Bu 10 ülkenin enerji kaynakları tüketimleri şöyledir (bp.com): Birincil enerji %64,7, elektrik %67,6, petrol %57, doğalgaz %55,8, Kömür %79,9, nükleer enerji %78.0, hidroelektrik %58,3 ve yenilenebilir enerji %69,3’tür. Burada kalkınmışlık seviyeleri dikkate alındığında Türkiye-İtalya kıyaslaması yaparak Türkiye’nin niçin kalkınamadığını sorgulamak gerektiğini gözler önüne koyalım. Birincil enerji tüketiminde İtalya %1,1, Türkiye %1,1, elektrikte Türkiye %1,2, İtalya %1.0, petrolde Türkiye %1.0, İtalya %1,3, doğalgaz Türkiye %1,4, İtalya %1,8, Kömür Türkiye %1,1, İtalya %0,1, hidroelektrik Türkiye %1,3, İtalya %1.0, yenilenebilir enerji Türkiye %1,5, İtalya %1,9. Görüldüğü gibi iki toplumda hemen hemen aynı oranda kaynak kullanmıştır. Ne var ki, İtalya 2 trilyon dolar ile 10. büyük ekonomiye sahipken Türkiye 853,5 milyar dolar ile 20. Sırada yer almaktadır. Bunun sebebi nedir?..

2023 yılında 110-130 bin MW kurulu güç ve 500 milyar kWh elektrik enerjisi üretimine ulaşılacağını 2012’de gündeme getiren yönetimin 2022’de elektrik enerjisini getirdiği nokta şudur: KG 103.809,3 MW, elektrik üretimi 326.014.8 GWh. Elektrik üretimi 2020’de 306.802,6 GWh, 2021’de 332.871,6 GWh (KG 99.819,6 MW) olmuştur. Son iki yılda KG’te artış %4 olurken üretimde artış oranı-%2,1 olmuştur. 2003-2022 arasında ise kurulu güç %%191,7 artarken üretim artışı %131,9’da kalmıştır.

Peki elektrik üretiminin artmamasının sebepleri nelerdir?

  1. Ekonomideki durgunluk, üretim faaliyetlerinin giderek azalması (2015’de büyüme %6,1 elektrik tüketimi %3,3, 2019’da büyüme %0,9, elektrik tüketimi-%3, 2020’de büyüme %1,8 elektrik tüketimi %0,05, 2021’de büyüme %11,0 elektrik tüketimi %8,1),
  2. Ülkede elektrik üretim maliyetlerinin yüksek olması,
  3. Elektrik planlamasında kurulu gücün artışına hız verilmiş ancak, elektrik üretimi santrallerdeki arızalar, yakıt alınamayacağı ve arızlar dikkate alınmadığı için üretimdeki yavaşlamanın başlaması ile birlikte ve atıl kapasitenin ortaya çıkması (2021 yılında KG 99820 MW, en yüksek anipuant değeri 56304 MW olmuş, 43516 MW güç yedekte beklemektedir),
  4. KG’te yerli kaynaklara yatırımın daha az yapılması (Elektrik üretiminde hidroliğin payı %14,5, rüzgârın %10,8, güneşin %4,9, jeotermalin %3,2, biyokütlenin %2,6’dır. İthal kaynaklardan doğalgazın payı %22,3, ithal kömürün %19,7’dir),
  5. 2022 yılı elektrik enerjisi KG ’nün %57’si fosil, %43’ü hidrolik ve yenilenebilir kaynaklar, üretimin ise %%60,59’u fosil, %39,40’ı yenilenebilir kaynaklardan olması,
  6. İklim değişikliğinin ülkemizi doğrudan etkilemesi, kuraklığın elektrik üretimi yapan baraj bölgelerinde etkili olması şeklinde ifade edilebilir.

Türkiye’nin enerjide %70 oranında dışa bağımlı olmasının sebepleri uzun bir zaman içinde doğru ve kalıcı politikalar sürdürüldüğü taktirde ortadan kalkabilir. Ülkenin özellikle elektrik enerjisi üretiminde kendi öz kaynakları ile üretim yapması dışa olan bağımlılığını oldukça azaltacaktır. Yılda 55-60 milyar dolar olan enerji ithalatı giderek ülkenin dış ticaret açığında önemli bir yer tutmaya başlamıştır. (Son on yılda toplam ithalatın yaklaşık %20’si enerji giderleridir. 2022 yılındaki enerji ithalatı 96,5 milyar dolardır. İthalattaki payı %26,6 dır.). Yeni ve akılcı politikalarla Türkiye bu enerji sıkıntısını zaman içinde atlatabilir. On birinci Kalkınma Planındaki şu ifadeler çok önemlidir:’’ Enerji sektörünün değişmeyen paradigması arz güvenliğinin sağlanmasıdır. Enerji ihtiyacının üçte ikisinden fazlasını ithalat yoluyla karşılayan Türkiye açısından arz güvenliğinin sağlanması, farklı politika alanlarının konusudur. Bu süreçte kurumlar arası eşgüdüm ile enerji diplomasisi her geçen gün daha da öne çıkmaktadır. Etkin bir enerji diplomasisi, enerji güvenliğinin sağlanmasının ötesinde enerji gündemindeki yerini koruyan bölgesel enerji ticaret merkezi olma hedefi bağlamında da önem arz etmektedir. Türkiye’nin enerji güvenliğinin sağlanmasında çeşitli imkanları ve araçları bulunmaktadır. Bu kapsamda, enerji verimliliğinin arz kaynağı olarak kabul edilmesi, yenilikçi politik bakış açısının hayata geçirilmesi açısından önemlidir. Enerji verimliliği uygulamaları, sahip olunan görece zengin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla desteklendiğinde, enerji ithalat faturasının azaltılabilmesi mümkün olabilecektir. Bu süreçte arz tarafında, kömür ve nükleer seçenekleri de belirgin bir rol oynayabilecektir.’’

YAPILAN YANLIŞLIKLAR NELERDİR?

  1. Ülkenin ekonomik durumu dikkate alınmadan yapılan plansız yatırımlar. Santral kurumu, üretimi, iletim ve dağıtım hatlarıyla birlikte enerji yatırımları oldukça pahalı yatırımlardır. Bu sebeple dikkatli bir planlamanın olması gerekmektedir. Özellikle Kurulu Gücün son 20 yılda %191,7 artması, buna mukabil üretimin %131,9’da kalması oldukça düşündürücüdür. Diğer taraftan 2012 yılında ETKB’nın açıklamalarında Elektrik KG’ün110-130000 MW, tüketiminde 500 milyar kWh olması hedefi bulunmaktaydı. Yeni planlamalara göre Türkiye 500 TWh elektrik tüketimini 2035 yılında yakalayacaktır. Plan 12 yıl kadar sapmıştır. Bunun sorgulanması gerekmez mi?

Görüldüğü gibi enerji konusunda sorunlar çok büyüktür. Plansız yatırımlar, enerjinin yönetimi, denetlenmesi, yatırımlardaki önceliklerin belirlenmesi, verimlilik ve arz güvenliği konularında önemli sıkıntıların bulunduğu aşikârdır.

  1. Termik santrallerin çevreye verdiği zararların dikkate alınmadan yapılması, geçen zaman içinde bölgede yaşayan halkın tepkisini çekmekte, santrallerde teknik düzenlemelerin yapılması gündeme gelmektedir. Bu düzenlemelerin maliyetinin yüksek olması işletme sahiplerinin çözüme pek sıcak bakmadıklarını ve konuyu zamana yaydıkları bilinmektedir. Santraller kurulurken uluslararası standartlara uygun hareket edilmesi sağlanmalıdır.
  2. Enerji yatırımlarının yüksek maliyeti sonrası tüketimdeki enflasyonist yükseliş toplumu sıkıntıya sokmuş, enerji, sanayi, tarım, hayvancılık ve meskendeki fiyat artışları toplumu derinden menfi yönde etkilemiştir. Enerjide 2023 enflasyonu %143 olmuştur. Bu oran OECD ülkelerindeki ortalaması %35’tir (Enerji enflasyonu Japonya’da %16, Fransa’da %29, Almanya’da %36, İtalya’da %43). Elektrik yatırımlarında elektriğin kWh’i belirlenirken, petrol, doğalgaz, kömür alırken döviz cinsinden ödemelerin gözden geçirilmesi gerekmektedir.
  3. Santrallerin zaman zaman düşük verimle çalışmalarının önüne geçilmelidir.
  4. Bir süre sonra devreye alınacak NGS’nin üretim sonrası atıklarının ne yapılacağı önemli bir sorun olarak görülmektedir. Nükleer yakıtı getiren ülke üretim sonrası atıklarını kendi ülkesine götürmesi en doğru çözümdür. Yoksa bu konu da yapılan yanlışlar arasında yerini alır.
  5. Bugüne dek yapılan tüm anlaşmaların gizili saklı kalmaması ve tüm ayrıntılarının halkın bilgisine sunulması gerçekleştirilmelidir. Halkın neden bu pahalıdır sorusunu sormak hakkı elinden alınmamalıdır.

NELER YAPILMALIDIR

Onuncu Kalkınma Planında yer alan şu ifadeler aslında neler yapılması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. ’’805. Enerji üretiminde dışa bağımlılığın azaltılması hedefiyle uyumlu olarak; yurtiçi ve yurtdışında petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri hızlandırılacak, linyit kömürü ve jeotermal gibi yerli kaynakların potansiyelinin tespitine yönelik arama faaliyetleri azami düzeye çıkarılacaktır. Kaya gazı konusunda ise kapsamlı araştırma faaliyetlerinin yürütülmesi sağlanacaktır.’’  Bu planda belirtilen 2018 yılında kişi başına düşen elektrik tüketimi 4241 kWh olarak belirtilmiştir. Peki durum nedir? 2010’da kişi başı elektrik tüketimi 2744 kWh, 2015’de 3224 kWh, 2018’de 3535 kWh ve 2021’de 3752 kWh’e yükselmiş ancak plandaki değerden 706 kWh sapma olmuştur.

  1. Hava, su ve iyi yaşamak birer insan hakkı olduğuna göre enerji yatırımları yapılırken halkın bu kaynaklarına kolay, ucuz ve temiz bir şekilde ulaşabilmesi hedefinden hareket edilmesi temel bir politika olmalıdır.
  2. Enerji yatırımları yapılırken halkın yaşadığı yerlere, zeytinliklere ve ormanlara zarar verilmemelidir.

3.Plansız yatırımlarla yedekte bekleyen ve düşük verimde çalışan santrallerin devreye alınması sağlanmalıdır.

4.Petrol, doğalgaz ve kömür fiyatlarının sürekli artması maliyetleri arttırdığı için halkın enerji fiyatlarının artışından olumsuz etkilenmemesi için devlet babalığını göstermelidir.

  1. Termik santrallerin bacalarından çıkan NO ve SO2 gazları için gerekli tedbirlerin alınması mutlak surette gerçekleştirilmelidir. Kömür içinde bulunan uranyum ve diğer radyoaktif elementlerin doğrudan tabiata bırakılmaması için gerekli tedbirler alınmalıdır.
  2. 2021 yılında doğalgazın %32,3’ü konutlarda, %28,6’sı elektrik santrallerinde, %26,7’si sanayide ve %12.40’da hizmet ve enerji sektöründe kullanılmıştır. Doğalgaz kullanım stratejisinin gözden geçirilmelidir.
  3. 2020 yılında birincil enerji tüketimi 147,2 mtep’tir (6.29 exj). Bu tüketimin %24,87’si sanayide, %22,9’u çevrim ve enerjide, %18,42’si ulaşımda, %17,55’i konutta, %7,6’sı ticaret ve hizmetlerde, %5,17’si enerji dışı ve %3,39’u tarım ve hayvancılıkta kullanılmaktadır. Bu kullanım oranları Türkiye’nin gereken tedbirler alınmadığı taktirde ileride bağımsızlığının bile tehlikede olacağı bir sonuçla karşılaşacağını açıkça göstermektedir. Yapılacak tasarruflar ile enerjide %25 civarında bir kazanım olabilir. Ayrıca ülkenin yenilenebilir kaynaklarına ve yerli kömüre gereken önemin verilmesi gibi hususlar gözden geçirildiği taktirde birincil enerji ve elektrik tüketiminde dikkate değer sonuçlar elde edilebilir.
  4. Bunca yatırıma rağmen kişi başına düşen elektrik tüketimi 2010’da 2744 kWh, 2015’de 3224 kWh, 2021’de 3752 kWh olmuştur. Kişi başına düşen elektrik tüketiminde Türkiye 43. sırada bulunması bir sonuç ya da kader olmamalıdır.
  5. Türkiye 2017 yılında 841,2 milyar dolar ile dünyanın 17. büyük ekonomisi durumundayken, 2022’de 853 milyar dolar ile 22. sıraya düşmüştür. Türkiye birincil enerji tüketiminde dünyada 15. elektrik üretiminde 15. petrol tüketiminde 24. doğalgaz tüketiminde 16. kömür tüketiminde 12. hidrolik enerji tüketiminde 10. yenilenebilir enerji tüketiminde 11. sırada yer almaktadır. Ekonomide üst sıralara yükselebilmek için daha çok üretip, tüketmek gerçeği bu rakamlardan ortaya çıkmaktadır.
  6. Ülkemizin jeolojik yapısı sebebiyle enerji kaynakları ve madenler bakımından çok zengin yataklar sahip olmadığı bilinen bir gerçektir. Bu bilindiği halde iki de bir zengin yataklar bulundu iddialarından vazgeçilmelidir. MTA’nın TPAO’nın, TKİ’nin yıllardır ülkenin hemen her yerinde çalışmalar yaptığı raporlarla sabittir. Ancak sonuç böyledir diyerek arama çalışmalarından vaz geçmemek gerekir. Özellikle Karadeniz’deki petrol ve doğalgaz çalışmaları dikkatli bir şekilde yürütülmelidir. Diğer taraftan Akdeniz Havzası da unutulmamalıdır. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi USGS’in 2010 yılında yayınladığı raporda Doğu Akdeniz’de Levant Baseni’nde 3,45 trilyon m3 doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol rezervi bulunmaktadır. İsrail 2009’da Tamar’da 280 milyar m3, 2010’da Leviathan’da 623 milyar m3 doğalgaz rezervi bulmuştur. Yine Afrodit Sahası’nda (GKRY) 129 milyar m3 ve Zohr (Mısır) 850 milyar m3 doğalgaz rezervi bulunmuştur. Nil Havzası’nda 1,8 milyar varil petrol, 6,3 trilyon m3 doğalgaz ve 6 milyar varil sıvı doğalgaz bulunduğu ileri sürülmektedir. Böylece bugün için havzada toplam yaklaşık 10 trilyon m3doğalgaz, 6 milyar m3 sıvı doğalgaz ve 3,5 milyar varil (500.000.000 ton) petrol rezervi bulunduğu iddia edilmektedir.

Enerjide unutulmaması gereken en önemli konu yatırımların çok pahalı yatırımlar olmasıdır. Plansız, pahalı ve uzun soluklu yatırımlar ülkenin ekonomisini sarsmakta, enflasyonu artırmakta ve de giderek de toplumun alım gücünü düşürmektedir. Enerji pahalılığı sanayiden tarıma, hayvancılıktan insan hayatına kadar hemen her alanı doğrudan etkilediği için yatırımlar halkın menfaatleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Bilindiği üzere akaryakıttan, elektriğe kadar tüm enerji girdilerinin pahalı olması ülke sanayinin rekabet gücünü engellemekte, tarım ve hayvancılıkta çiftçiyi üretimden uzaklaştırmakta artan fiyatlar da tüketiciyi hayattan bezdirmektedir.   

Enerji konusuna ilgi duyanlara kısa bilgiler vererek Türkiye’nin enerji kaynaklarında içinde bulunduğu durumu daha açık bir şekilde ortaya koyalım. Yani dünya enerji görünümünü kısaca özetlemeye çalışalım.

  1. Dünya 2020 yılı petrol rezervi 244,4 milyar ton olup, yıllık tüketim 4,2 milyar tondur (bp.com). Petrol yaklaşık 55-60 yıl sonra tükenecektir. Ancak petrol arama çalışmalarına emperyal güçlerin şirketleri devam etmektedirler. Diğer taraftan ankonvansiyonel enerji kaynağı olan şeyl oil rezervinin dünya rezervi 50 milyar ton olarak tespit edilmiştir (TPAO). Türkiye petrol rezervi 412 milyon varil (59 milyon ton), tüketimi yıllık 40 milyon tondur. EIA’nın 2015 değerlendirmelerine göre şeyl oil rezervi yaklaşık 600 milyon ton civarındadır.
  2. Dünya doğalgaz rezervi 2020 itibariyle 188,1 trilyon m3, tüketim ise yıllık 3,9 trilyon m3’tür (bp.com). Doğalgaz da 45-50 içinde tükenecektir. Rezervi artırma çalışmaları devam etmektedir. Tespit edilen şeyl gaz (kaya gazı) rezervi ise 200 trilyon m3’tür. Türkiye’nin doğalgaz rezervi 3,1 milyar m3, tüketim yıllık ortalama 50-55 milyar m3’tür. Batı Karadeniz’de Sakarya Sahası’nda bulunan 710 milyar m3 doğalgaz rezervi ilerisi için umut verici bir gelişmedir. Arama çalışmalarına devam edilmelidir. EIA’nın bilgilerine göre Türkiye’de Trakya, Tuz Gölü, Sivas ve GD Anadolu Basenlerinde yaklaşık 600 milyar m3 şeyl gaz rezervi bulunmaktadır.
  3. Kömür rezervi 1.074.108.000.000 ton olup, yıllık tüketim 2021’de 7,9 milyar tondur. Türkiye kömür rezervi 20,4 milyar ton olup bunun yaklaşık 19,3 milyar tonu linyittir (MTA), üretimi de 94 milyon tondur. Türkiye kömür rezervinin %1-2’sinin kalori değeri yüksektir (4500 kcal/kg ve üzeri).
  4. World Nuclear Association ’un verilerine göre 2022 yılında dünyada 32 ülkede 440 adet NGS bulunmaktadır. Bu santrallerden dünya elektriğinin yaklaşık %10’nu elde edilmektedir. 2022 yılında dünyada tüketilen U3O8 57.651 tondur. NGS’lerinden elektrik üreten ülkeler ABD, Çin, Fransa, Rusya, Almanya, Japonya, İsveç, Belçika, Brezilya, Hollanda, İran ve diğerleri. Türkiye’de NGS kurulmasına karşı çıkanlar bu ülkelere ve yılda tüketilen uranyum miktarına dikkat etmek mecburiyetindedirler. Türkiye NGS’nden elektrik üretimini gerçekleştirdikten sonra orada kalmayıp nükleer çalışmalara da devam etmek mecburiyetindedir. Burada önemli iki nokta bulunmaktadır. Birincisi atıkların saklanması, ikincisi halka arz edilecek elektriğin birim fiyatıdır.
  5. Türkiye 2021 yılında doğalgazın %44,9’unu Rusya’dan, %16’sını İran’dan, %15.0’ini Azerbaycan’dan, %10,2’sini Cezayir’den, %8,1’ini ABD’den, %2,4’ünü Nijerya’dan, %2,3’ ünü Mısır’dan, %1’ini diğer ülkelerden, ham petrol ve petrol ürünlerinin %42,3’ünü Irak’tan, %17,3’ünü Rusya’dan, %14,4’ünü Kazakistan’dan %6,2’sini Libya’dan %5,3’ünü S. Arabistan’dan %3,5’ini Nijerya’dan, %2,1’ini Türkmenistan’dan, %1,6’sı Azerbaycan’dan ve %1,7’side diğer ülkelerden taş kömürün de %38,7’si Rusya’dan, %38,6’sı Kolombiya’dan, %14’ü Avusturalya’dan, %3,1’i Kazakistan’dan, %2,4’ü ABD’den, %2,1’i Kanada’dan ve %1,1’, diğer ülkelerden ithal edilmiştir (Kömürün var, kömür ithal ediyorsun!..)
  6. Türkiye’de Elektrik Kurulu Gücün %23’ü EÜAŞ’nin, %77’si özel sektörün, üretimin %16,1 EÜAŞ’nin %83,9’u özel sektörün kontrolündedir. Özel sektör elektrik üretmiyorum derse ülke elektriksiz kalabilir mi?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu enerji politikalarını sürdürdüğü sürece bir arpa boyu yol alamayacağı açıkça görülmektedir. Bir taraftan yürütülen yanlış ekonomik politikalar sonucu halkın fakirleşmesi, güçlü bir ordu ve tarafsız yargının olmayışı, siyasette oynanan ve gelecek nesillere kalacak yanlışlıklar ve de Türk Milletini savaş zoruyla Anadolu’dan gönderemeyeceğini anlayan Hıristiyan Batının uyguladığı sığınmacı istilası. Öyle bir istilaki, dur durak bilmiyor. Bugün için Türkiye Cumhuriyeti’nin topraklarındaki nüfusun %15’i sığınmacılardan oluşmaktadır. Bu ne demektir? Üretemeyen Türkiye her kalemde %15 daha fazla ithalat yapmak zorundadır. Bu insanların ülkeye ne faydaları vardır? Türkiye Cumhuriyeti insanlarına gösterilmeyen hüsnü kabul bunlara niçin gösterilmektedir?  

 

                                                                                                    Dr. M. ZİYA GÖZLER

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Ergun Mengi   - 07-04-2024

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı Başlangıcında, Osmanlı İmparatorluğunun Siyasi ve Askeri Anatomisi

2. Mahmut, Balkan isyanları, Rus baskısı ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yla uğraşırken yeniçeriler, her fırsatta ayaklanmaktaydı. 15-18 Kasım 1808’de Babıali’yi basan yeniçerilerle mücadele eden Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa mahzendeki barutları ateşleyerek içeri giren 600 yeniçeriyle beraber kendini h...