“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİ” İLE “AVRUPA YEŞİL ANLAŞMASI” KAPSAMINDA NE YAPMALIYIZ ?

Yazan  25 Nisan 2020

Nisan 2020 ayı başında BM, İngiliz ve İtalyan Hükümetleri tarafından yapılan açıklamada, koronavirüs pandemisi nedeniyle Kasım 2020 ayında yapılması planlanan “BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Konferansı-COP26”görüşmelerinin erteleneceği açıklandı.

Küresel İklim Müzakereleri Başkan Yardımcısı Sharma tarafından, bu konuda yapılan açıklamada, "Dünya şu anda eşi görülmemiş bir küresel zorlukla karşı karşıyadır ve ülkeler çabalarını haklı olarak hayat kurtarmaya ve COVID-19 ile savaşmaya odaklamaktadır. Bu nedenle COP26'yı yeniden planlamaya karar verdik." denmektedir.

Kasım 2020’de İskoçya'nın Glasgow kentinde planlanan “COP26 Konferansı” ülkelerin gezegenleri ısıtan gazlarla mücadele etmek için yeni, daha iddialı ulusal planlar yayınlamaları için önemli bir siyasi tarih olarak görülüyordu. Bu toplantı, bu konuda gösterilen çabaların tümünü, bölgeleri, yerel toplulukları, sivil toplumu, okulları, sanayiyi ve bireyleri bir araya getirecek ve uluslararası müzakerelere öncülük edecekti.

BM İklim Değişikliği Genel Sekreteri Espinosa ise yaptığı açıklamada, "COVID-19 bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en acil tehdittir ancak iklim değişikliğinin uzun vadede insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olduğunu unutamayız." dedi.

Günümüzde birçok ülke, “2015 Paris İklim Anlaşması” kapsamında taahhüt ettikleri ulusal sorumlulukları yerine getirmekte çok geridedir. 

İngiltere ve İtalya’nın ortaklaşa olarak ev sahipliğini yapacağı, Glasgow COP26 Konferansının esas amacı, iklim konusunda aynı anda daha iddialı hedefler belirlenirken, anlaşma ile belirtilen hedeflere ulaşmak için devletler üzerindeki baskıyı hızlandırmaktır. Ancak görünen duruma bakıldığında Koronavirüs dünyadaki ülkeleri sarstıkça, hükümetlerin acil halk sağlığı ve ekonomik kaygılar arasında iklim hedeflerine odaklanmak için çok zaman alacağı anlaşıldı.

Paris Anlaşmasının mimarı Laurence Tubiana, ertelemeye ilişkin olarak "yapılacak en doğru şey" demektedir. Tubiana ayrıca "İngiltere ve tüm Hükümetler bu zamanı iklim, biyoçeşitlilik, kalkınma ve sosyal adaleti entegre bir şekilde ele alan esnek iyileşme ve geçiş planları tasarlamak için kullanmalı" diye tavsiyede de bulunmaktadır.

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) :

1994 tarihinde yürürlüğe giren 196 ülkenin taraf olduğu Sözleşme’ye, Ülkemiz 24 Mayıs 2004 yılında katılmıştır. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), dünyada iklim değişikliğiyle mücadelenin uluslararası hukuk bazında ilk temellerini oluşturmaktadır. Sözleşme, taraf ülkeleri, sera gazı emisyonlarını azaltmaya, araştırma ve teknoloji üzerinde işbirliği yapmaya ve sera gazı yutaklarını (örneğin ormanlar, okyanuslar, göller) korumaya teşvik etmektedir.  

Sözleşme esas olarak, sanayi devrimini gerçekleştirmiş bazı ülkelerin iklim değişikliğine sebep olan sera gazlarını atmosfere diğer ülkelerden daha çok salmalarından ötürü daha fazla sorumluluk almaları gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Bu esasa dayalı olarak ülkeleri üç gruba ayırmaktadır.

Aralarında özel koşulları olan Türkiye ile birlikte AB ve OECD ülkelerinin de olduğu 42 ülke, birinci grup ülkeler, sera gazı emisyonlarını sınırlandırmak, sera gazı yutaklarını korumak ve geliştirmek, ayrıca, iklim değişikliğini önlemek için aldıkları önlemleri ve izledikleri politikaları bildirmek ve mevcut sera gazı emisyonlarını ve emisyonlarla ilgili verileri iletmekle yükümlüdür.

Aralarında pazar ekonomisine geçiş sürecindeki 23 ülke ile AB’nin bulunduğu ikinci grup ülkeler ise, birinci gruptaki yükümlülüklerine ilaveten çevreye uyumlu teknolojilerin, özellikle gelişme yolundaki ülkelere aktarılması veya bu teknolojilere erişimin teşvik edilmesi ve finanse edilmesi hususlarında her türlü adımı atmakla sorumludur.

Ek Dışı Ülkeler” olarak adlandırılan 154 ülkenin bulunduğu üçüncü grup ülkeler ise, sera gazı emisyonlarını azaltmaya, araştırma ve teknoloji transferine ilişkin işbirliği yapmaya ve sera gazı yutaklarını korumaya teşvik edilmekte, ancak bu ülkeler belirli bir yükümlülük altına alınmamaktadırlar.

Kyoto Protokolünün Yerine Getirilen Paris İklim Anlaşması ne getiriyor?

1999 Kyoto Protokolü yetirilen getirilen 2015 Paris İklim Anlaşması 196 ülke ve AB tarafından kabul edilmiştir. Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için küresel sera gazı emisyonlarının en az % 55’inden sorumlu, en az 55 ülkenin ulusal meclisleri tarafından onaylanması şart koşulmuştur. Ekim 2016 ayında, anlaşmayı ulusal meclislerinde onaylayan ülkelerin küresel sera gazı emisyonlarındaki payının ise % 56,75’e ve sayısının ise 72’ye ulaşması ile anlaşma resmi olarak yürürlüğe girdi. Halen Türkiye hariç Avrupa Birliği ile birlikte anlaşmayı yürürlüğe sokan taraf sayısı 187’ye ulaştı.

2015 Paris İklim Anlaşmasında (COP-21) küresel ölçekte bütün ülkeler sera gazı emisyon azaltımı taahhüdünde bulunmuşlardır. Ancak anlaşma Türkiye’nin de aralarında bulunduğu “Ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler” ilkesine atıf yapmaması nedeniyle, ülkemizin “özel koşulları”nın Paris Anlaşması’na ilavesi mümkün olmamıştır. Hâlihazırda ülkemiz tarafından onaylanmayan anlaşmanın ülkemizin içinde bulunduğu gruptan çıkarak sorunun çözülebileceği değerlendiriliyor.

Peki, iklim konusunda AB ne yapmaktadır?

AB’nin İklim Stratejileri ve Hedeflerine bakıldığında, AB Komisyonu da BMİDÇS paralelinde AB ülkelerinde sera gazı emisyonlarını 2050'ye kadar kademeli olarak azaltma hedeflerini belirlemiştir. Bilindiği üzere AB Komisyonunun 2050 yılına kadar AB iklimini karbon-nötr hale getirme planı bulunmakta. AB Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen yaptığı açıklamada, "Bugün AB'yi 2050'ye kadar dünyanın ilk karbon-nötr iklim kıtası yapmak için hareket ediyoruz" demektedir. Bu çerçevede birliğin temel iklim ve enerji hedefleri aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.

Bu hedefler AB'nin iklim ve enerji hedeflerine ulaşmasını sağlayan bir dizi bağlayıcı mevzuattır.

2020 iklim ve enerji çerçevesi ve hedefleri olarak, sera gazı emisyonlarının 1990’daki seviyelerinden 20 % azaltma, AB enerjisinin % 20'sinin yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmesi, enerji verimliliğinde % 20 iyileşme hedeflenmiştir.

2030 yılı iklim ve enerji çerçevesi ve hedefleri olarak, 1990 seviyelerinden sera gazı emisyonlarında en az% 40 azalma, yenilenebilir enerji için en az % 32 payının olması, enerji verimliliğinde en az % 32,5 iyileşme hedeflenmiştir.

Bu hedefler, AB'yi 2050 uzun vadeli stratejisinde detaylandırıldığı gibi düşük karbonlu bir ekonomiye dönüşme yoluna sokmak için tanımlanmıştır. AB, düzenli izleme ve raporlama yoluyla emisyon azaltma konusundaki durumunu takip edecektir.       İklim konusunda 2019 yılının son aylarında başlayan görüşmelerde,  Ocak 2020'de alınan kararlara göre AB Komisyonu, 2050 karbon-nötr hedefini yasalara uyarlamak için bir “Avrupa Yeşil Anlaşması[1]” önermeyi planlamaktadır. AB, 2050'de iklim açısından karbon-nötr olmayı planlamaktadır. Bunu yapmak için, politik taahhüdü olan, bu konuda yasal bir zorunluluk ve yatırım için bir tetikleyiciye dönüştüren bir Avrupa İklim Yasası önerdiklerini söylemektedir.

AB Komisyonu hedefleri arasında ekonominin tüm sektörlerinin,

  • Çevre dostu teknolojilere yatırım yapması,
  • Sanayi için yenilikçiliği desteklemesi,
  • Özel ve toplu taşımacılığın daha temiz, daha ucuz ve daha sağlıklı biçimlerini sunması,
  • Enerji sektörünün karbondan arındırılması,
  • Binaların daha enerji verimli olmasının sağlaması,
  • Küresel çevre standartlarını iyileştirmek için uluslararası ortaklarla çalışması,

bulunmaktadır.

AB Komisyonu ayrıca, yeşil ekonomiye geçişten en çok etkilenen insanlara, işletmelere ve bölgelere yardımcı olmak için finansal destek ve teknik yardım sağlamayı da planlamakta, bunu “Adil Geçiş Mekanizması” olarak ifade etmekte, geçişten en çok etkilenen bölgelerde 2021-2027 döneminde en az 100 milyar € seferber etmeye yardımcı olmayı planlamaktadır.

Komisyon, biyoçeşitlilik kaybının üstesinden gelmek için girişimlerde bulunmayı ve “‘Tarladan Sofraya' Stratejisi” ile çiftçileri daha kaliteli, uygun fiyatlı ve güvenli gıdaları sürdürülebilir bir şekilde üretmeleri konusunda desteklemeyi düşünmektedir.

Gerek ülkemizin de taraf olduğu BMİDÇS, gerekse AB Komisyonunun  “Avrupa Yeşil Anlaşması” çerçevesinde gelecekte bu düzenlemelerin ülkemizi de etkileyeceği dikkate alınarak,

  • Temiz enerji için alternatif kaynaklara yönelmesi gerektiği, bunun için üç tarafı denizlerle çevrili coğrafyamızın elindeki rüzgâr, dalga ve güneş enerjisi dâhil tüm fırsatları değerlendirmesi,
  • Sürdürülebilir endüstri olarak, endüstriyel gelişmeye paralel, çevreye daha saygılı üretim döngüleri sağlamanın yollarını tespit etmesi,
  • Enerji verimliliği olmayan eski binaların yenilenmesi ve bu çerçevede daha temiz inşaat sektörünün oluşturulması için çalışma yapılması,
  • Kara, deniz ve hava araçlarından kaynaklı kirliliğin önlenmesi için, daha sürdürülebilir, çevre dostu ulaşım araçlarının AR-GE çalışması ile tespit edilerek üretilmesi,
  • Biyoçeşitliliği korumak için önlemler alınması
  • AB’nin “Tarladan Sofraya Stratejisine” benzer şekilde ülkemizde de Koronavirüs sonrasında bir kez daha önemi anlaşılan sürdürülebilir gıda tedarik sistemlerinin kurulması, tarım üreticilerine yönelik kooperatifçiliğin desteklenmesi,
  • AB’nin “2050 İklim Eylem Planında” belirtilen kriterleri dikkate alınarak, ülkemizin de nötr iklim kıtası hedeflerine uyum sağlaması,
  • AB’nin, birlik dışından ithal ettiği mallara karbon vergisi uygulayarak karbon sızıntısını önlemeyi amaçladığı, bu verginin Türkiye gibi AB’ye çokça ihracat yapan ülkeleri etkileyeceği dikkate alınarak, söz konusu ihracat sektörlerini kendisinin dönüştürmesi,

için gereken ekonomik, yasal tedbirlerin şimdiden alması ve uygulaması gerekmektedir.

 

Mehmet Zeki Bodur

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enstitü Başkanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Yavuz Selim Yıldız   - 27-05-2020

Covid-19 Pandemi Süreci ve Sonrasında Avrupa Bütünleşmesi Nasıl Şekillenecek?

Dünyayı saran Covid-19 pandemisi ülkelerin başta sağlık sektörü olmak üzere hemen hemen tüm sektörlerde yeterliliklerini sınarken, küresel kurum ve kuruluşların da varlıklarının sorgulandığını görmekteyiz.