Mangurtlaşma

Yazan  01 Ağustos 2008
Toplumun bütün mesleklere ihtiyacı vardır. Emek kutsaldır. Ancak üç meslek grubu düğmesiz cübbe giyer. Kimsenin önünde eğilip, ceket iliklememek için. Bunlar; Yargı mensupları, din görevlileri ve üniversite öğretim üyeleridir.

Yargı bir devletteki üç güçten birisini teşkil eder. Türkiye'de güçler ayrılığı olduğuna göre yargı bağımsızdır ve hakimlik teminatı vardır. Güveneceğimiz ve nihai kararın verildiği son makamdır. Dolayısıyla hukuk hepimize lazımdır.

Ülkemizde şüphesiz laiklik esastır. Bu sayede isteyen istediği dine mensuptur. %99'u Müslüman olan Türkiye'de din görevlileri üzerlerine düşen görevi yapmak zorundadır. İç ve dış politikada İslamiyet'i değişik ad ve amaçlar altında kullanmak isteyenlere karşı Rıfat Börekçilere, Kamil Efendilere ihtiyaç vardır.

Üniversite öğretim üyelerine gelince; sorunun kaynağı buradadır. Çünkü hakimi, hekimi, din görevlisini, öğretmeni ve her türlü meslek mensubunu yetiştiren üniversitedir. Üniversiteler meslek erbabını ve en önemlisi insanı ne kadar iyi yetiştirirlerse görevlerini de o kadar iyi yerine getirmiş olurlar. Görünen manzara bu görevin ne kadar yerine getirildiğini tartışmalı kılmaktadır.

Üniversitelerdeki rektör seçimlerine baktığımızda seçimlerle ilgili anlatılan malum hikaye geliyor hemen aklımıza. Seçimlerde rektör adaylarından birisi, seçimlerden 1 oy alarak çıkmış. Hikaye bu ya, seçim sonuçlarından haberi olmayan (!) birçok öğretim üyesi, "hocam sizi destekledik ama olmadı" deyince, rektör adayı, "beni desteklediniz, sağ olun ama benim oyum nereye gitti merak ediyorum" demiş. Bazı öğretim üyeleri kim rektör olursa olsun oyunu ona verdiğini söylemekte sakınca görmezler. ("Sanalistan'dan Üniversite Rektör Adaylarına Açık Mektup" Türk Yurdu, Nisan 2008)

Yukarıda adı geçen makaledeki gibi her sorumsuzluğu ve olumsuzluğu sanalistanda yaşanıyormuş gibi yapmak ne güzel olurdu. Doktora tezi dışında herhangi bir çalışma yapmamış, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin tezleriyle yapılan yayınlara adlarını yazdırarak atama kriterleri elde eden, asistanları aracılığıyla derslerini ve her türlü bürokratik işlerini yürüten çok değerli hocalarımız olduğu sürece üniversitelerde bilimden söz edilebilir mi? Elbette hakkıyla ilmi çalışmalarını sürdüren çok sayıda öğretim üyesi mevcuttur. Ancak bu kişiler yalnızca ilmi çalışmalarla meşgul olduklarından "kişisel ilişkiler kuramadıklarından" birçok konuda geri planda kalmakta, en küçük idari görevler dahi bu kişilerden esirgenmekte, bilimin ön plana geçirilmesi şeklinde görüş beyan ettiklerinde ise "geçimsiz" insanlar olarak lanse edilmektedirler. Gerçek bilim insanlığından mahrum kişilerin "kişisel ilişkileri çok kuvvetli olduğu için" her devrin adamı olmayı çok iyi başardıklarından kaybettikleri hiç görülmemiştir. Peki bu durumda kaybeden ve kazanan kim olmaktadır? Bu zihniyetle "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" nesiller nasıl yetiştirilebilir? Kendisi mangurt olan elbette mangurt yetiştirecektir.

Doç. Dr. Meşküre Yılmaz

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-09-2020

“Alea iacta est”: Ok Yaydan Çıkmıştır

“Alea iacta est” sözünü, bildiğiniz gibi Jul Sezar’ın, Roma ile arasındaki anlaşmayı bozup orduları ile şehrin kuzeyindeki cılız Rubicon (bugünkü adı ile Fiumicino) nehrini geçer geçmez(MÖ 49), artık bir büyük savaşın kaçınılmaz olduğunu anlatmak için söylediği rivayet olunur. ...