Yunanistan’da Ekonomik Kriz ve Megali İdea’nın Süreğenliği

Yazan  22 Haziran 2011
“İdea” ekonomik kriz dinlememektedir.“Megali İdea”nın gerçekleşmesi için gerekirse ”aç” kalınır ama ”İdea” için para bulunur.

Yunanistan'ın iflasın eşiğinde olduğu haberleri bir müddettir süregelmekte ve bununla bağlantılı olarak ülkedeki kaotik durum ile halkın tepkisi de sıkça haberlerde yer almaktadır. Bir yandan sanayisi birçok dünya ülkesi arasında sözünü ettiren Türkiye gibi bir ülkeyi 1963'ten bu yana oyalayan, öte yandan ise Yunanistan ve Varşova Paktı'nın zayıf ekonomiye sahip eski üyelerini bünyesine katan AB için ne denilse azdır.

Ekonomik açıdan tabana vurmuş çok ülke, mevcut durumları ile bu süreçte birliğe dâhil edildiler. Bunlardan bazıları şu an itibariyle ya da ileriye yönelik mali yapılarının istikrarsızlığından ötürü potansiyel tehlikedirler. Yunanistan da bunlardan biridir. Avrupa'da, Fransız İhtilali'nden sonra esas ivmesini kazanmış olan "Yunancılık" ya da "Helenizm" aşkı olmasaydı Yunanistan'ın bu birlikte hiçbir suretle yer almazdı/almaması gerekirdi. Yunanistan'ın bugünkü durumunu bir kenara bıraksak ve birliğe dâhil olduğu 1981 yılı itibariyle ekonomisine ve ülkedeki sosyal yapıya bakarsak; o tarihte Türkiye'yi birlik kapısında "kriterler" diye süründürenlerin, adil olmaları durumunda zaten Yunanistan'ı kesinlikle aralarına almamaları gerektiği görülecektir.

Yunanistan'da kayda değer bir sanayi yoktur. En önemli gelir kaynağı turizmdir ve turizmin önemli bir ayağı ise "din" turizmidir. Yunanistan'da din turizmi kadar, dînî obje ve malzeme imalâtı da bir sektördür. Yunanistan için "fundamentalist/köktendinci" bir ülkedir demek haksızlık olmaz. Meclis açılışı, spor müsabakaları, çeşitli resmi ve sivil toplum örgütü etkinlikleri ve akla gelecek her türlü sosyal faaliyette evvelâ bir papaz dua eder. Burada, kişilerin ya da bir ulusun dînî inançları ile bu konudaki davranışlarını yargılama durumunda olmadığımızı da ifade edelim. Ancak Türkiye açısından karşılaştırma gereği de yok mudur? Her ne kadar Türkiye'nin Müslümanlığının bir ölçüt olarak ortada olmadığını ve bu konuda "adil" oldukları ifade edilse de, bunun böyle olmadığını bilmekteyiz. AB bir "Hıristiyan Kulübü"dür ve Türkiye'yi birliğe almayacaklardır.

Yunanistan krizdedir, iflasın eşiğindedir ama Türkiye toprakları üzerindeki bilinen "Megali İdea" ülküsü bu krizin neresindedir ya da ne durumdadır?

Yunanistan; ne koşulda olursa olsun "Büyük Ülkü"sünden yani "Megali İdea"sından vazgeçmez. Kriz büyüktür, hükümet düşmek üzeredir, halk ayaklanmıştır ama "İdea" da yerinde durmaktadır. "Megali İdea"nın Türkiye ayağı olan Fener Rum Patrikhanesi ile Yunanistan Devleti -her zaman olduğu gibi- yine elbirliği içindedirler. "Megali İdea"nın gerçekleşmesi için baş aktör olan Patrikhane'nin "ihya" edilmesi için gerekirse "" kalınır ama "İdea" için para bulunur. Zaten Papandreu'nun Başbakan olduğundaki ilk icraatı, "8 Milyon Euro" olan yıllık "Rum Patrikhanesi'ne Örtülü Yardım"ı "10 Milyon Euro"ya çıkartmak olmuştur. Dört taksitte gönderilen bu yardım, krize rağmen düzenli olarak yapılmaktadır.

Yunanistan/Patrikhane ikilisi müşterek hareket ederek ve arkalarına ABD ile AB desteğini de alarak soniki yılda elde ettiği edinimler/kazanımlar alt alta yazıldığında ürkütmeye başlamıştır. Araştırmalarımız sonucu elde ettiğimiz ve paylaştığımız tüm bulgular ne yazık ki bir zaman sonra gerçekleşmiş ve bu ikilinin "kâr" hanesine yazılmıştır.

Şimdi, seçim sonrasında önümüzde "Anayasa" çalışmaları var. Bu çalışmalarda Fener Rum Patrikhanesi'ne menfaat sağlayacak bir düzenlemenin yapılmaması hususunda çok dikkatli olunması gerekir.

Temel iki sorun, Patrikhane'ye "Ekümenik Statüsü" verilmesi ile "Heybeliada Ruhban Okulu"nun –onların talepleri doğrultusunda- açılmasıdır. Bu hususlarda, patrikhane hukukçularının çok ince manevralarla adım attıkları biliniyor. Hatta bu konuda bir profesörün bir kanun taslağı hazırladığını da biliyoruz. Bu konuda Türkiye'nin ABD ile AB baskısının etkisiyle "sözde" Avrupa Birliği'ne alınması sürecinde "çağdaşlaşma" adı altında bir "gol" yememesine dikkat edilmesi gerekir.

Ekümenik statüsü "Laiklik" açısından sakıncalıdır, Ruhban Okulu ise başta "Tevhid-i Tedrisat" ve "YÖK" olmak üzere tüm dengeleri alt üst eder. Heybeliada Ruhban Okulu'nun, aslında Türkiye tarafından değil, YÖK'e bağlanmak ve müfredata uymak istemedikleri için kendileri tarafından kapatıldığı konusu önemlidir. Bu bağlamda, yürürlükte olan, yasa, mevzuat ve yönetmeliklere uyulduğu takdirde Ruhban Okulu'nun açılmasına bir mani bulunmamaktadır.

Fakat ne yazık ki adım adım ilerleyen bir süreci, ağır çekim bir film şeridi gibi ve duyarsızca izlemekteyiz! ABD ve AB ile Yunanistan bu sürecin arkasındadır.

Bizim AB'ye girme hevesimiz/iştahımız o kadar yüksektir ki, ağzımıza o kadar enfes bir "tad" sürülmektedir ki zevkten dört köşe bir durumda, çok kısa bir süre sonra "midemize oturacak" bu ağır yemeği iştahla yiyoruz.

Önümüzde çok dikkat edilmesi gereken bir tarih de var ve bu tarih kriz falan dinlenmeden şu an organize edilmektedir.

15 Ağustos 2010'da, Fatih Sultan Mehmed'in rövanşını almışlardı ve Trabzon Rum İmparatorluğu'nun yıkılışının yıldönümünde Sümela Manastırı'nda ayin yapmışlardı.

Önümüzdeki 15 Ağustos'ta Sümela "Kurtarılmış Bölge" görünümünde olacaktır.

Şimdi yine 15 Ağustos'ta ayin yapılacaktır ve geçen sene Sümela'da ve Trabzon sokaklarında yaşanan kepazelik devede kulak kalacaktır. Önlem alınmazsa 16 Ağustos'ta utanacağımızı dahi iddia ediyoruz. Ziyaretçilerin turistik obje alış verişindeki, birkaç gün Trabzon'daki otellerde kalmalarındaki berekete ve bundan nemalanmaya odaklananlar, bu gerçekleri göz ardı etmektedirler.

"İdea" ekonomik kriz dinlememektedir. Yunanistan ve Yunan sivil toplum örgütleri kriz dinlememektedir. Haklarını vermeliyiz adamların çalışıyorlar/hazırlanıyorlar. AB'nin de hakkını vermeliyiz... Bu adamlar çok güzel cımbız kullanıyor! Biz "Başka kılımız kalmadı" da desek adamlar koparacak "kıl" bulmakta son derece usta…

Bojidar Çipof

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Ümit Özdağ   - 21-11-2019

Süleyman Soylu’ya Sorular

Türk milletinin Anadolu’daki milli kimlik, kültür ve egemenliğine yönelik en büyük dördüncü tehdit, modern bir kavimler göçü şeklinde 2011-2019 arasında ülkemize gelen kayıtlı-kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacıdan kaynaklanmaktadır.