Sırbistan Kosova’dan Vazgeçmiyor

Yazan  28 Ocak 2010

“Kosova meselesi, Sırbistan için kapanmadı.” Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç de, Sırp-Glas Srbije radyosuna verdiği demeçte aynen bu ifadeyi kullandı. Üstelik Tadiç, Sırbistan siyasi yelpazesinin reformcu-demokrat kanadından ve Demokrat Parti’nin de eski lideri. Yani milliyetçi söylemleri bir tarafa bırakan ve Sırbistan’ın geleceğini AB içerisinde inşa etmeye çalışan, Batı ile entegrasyonu tartışmasız kabul eden isimlerden birisi. 2008’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakibi ve “Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi durumunda savaş kaçınılmazdır” sözlerinin de sahibi Sırp Radikal Partisi Başkan Yardımcısı Tomislav Nikoliç’i az farkla geride bırakmıştı.[1] Tadiç’in reformist bir demokrat olması nedeniyle seçim sonuçları, Sırbistan’ın tercihini Batı’dan yana kullandığı şeklinde yorumlanmıştı ancak gerçekte oylar radikal milliyetçi Nikoliç ile Tadiç arasında yarı yarıya dağılmıştı. “Kosova’ya rağmen Batı” diyenler, “Kosova her zaman Sırbistan’ın parçasıdır” diyenlerden yüzdelik bazda sadece birkaç puan öndeydi.[2] Mayıs 2008 tarihli genel seçimlerde bu kez “Kosova’sız Sırbistan” düşünemeyenlerin toplamdaki oy oranları daha fazlaydı. Sırbistan için kullanılan “Batı’yı seçti” söylemi, “Kosova’nın bağımsızlığını artık mesele yapmayacak ve hazmedecek” anlamında kullanıldı. Tamamen Batı tandanslı bir yorumdu ve bir niyet beyanından ibaretti. Gerçekte Sırbistan için Kosova hala vazgeçilemez kutsal toprak parçası. Kosova’nın geri dönülmez biçimde yitirildiğinin farkında olan ve bunu kabullenen siyasiler ise “en azından” şimdilik pazarlığın kendileri için henüz bitmediği izlenimi veriyorlar.

Bugün Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Batı yanlısı bir demokrat oturuyor; Mirko Zvetkoviç Başbakanlığı’ndaki hükümet ve meclis çoğunluğu da aynı kanada ait ancak resmi ağızdan yapılan açıklamalar Sırbistan’ın Kosova’dan vazgeçmeyeceği yönünde. Görevine 23 Ocak 2010’da başlayan Sırp Ortodoks Kilisesi’nin yeni Başpiskoposu Irenij’in[3] kendisi için düzenlenen törendeki vurgusu da “Kosova’sız Sırbistan, Sırbistan değildir.” üzerineydi.[4] Irenij, “Sırplar’ın Kudusü” olan Kosova’nın Sırbistan’ın bir parçası olarak kalmasını sağlamayı da Sırp Ortodoks Kilisesi’nin en önemli görevlerinden birisi olarak tanımladı. Ortodoks kiliseleri ile milliyetçilik arasında karşılıklı birbirinden beslenme söz konusudur. Ortodoks ülkelerde Kilise’nin milleti dönüştürme gücünün -ve hatta kan akıtmadaki teşvik edici etkisinin- modern çağlarda da devam ettiğini, yakın tarih, gerek Kafkasya’da gerek Balkanlarda gerekse Kıbrıs’ta defalarca gösterdi. Bu nedenle Sırbistan söz konusu olduğunda Sırp Kilisesi’nin mesajları görmezden gelinemez. 

Kapanmayan Yara Kosova

Kısacası Sırbistan, ruhen Kosova’yı unutmamaya ve geri almaya programlı. Kosova, Sırbistan’daki siyasi partilerin intikamcı ve ırkçı çizgide olanlar için de, ılımlı milliyetçi çizgide olanlar için de çok önemli. Bu partilerin tabanını da ülkenin yarısından fazlası oluşturuyor. Çok rahat ateş alabilen milliyetçi duyguların, “teslim olunduğu” yakıştırması yapılabilecek girişimlerle idare edilebilmesi mümkün değil. Tadiç’in ya da hükümetin Kosova’nın bağımsızlığını tanıması ya da halkı ikna edecek bir mücadeleyi göstermemesi söz konusu olamaz. Böylesi bir ima dahi, güçlü bir halk tepkisine ve ülkeyi de ciddi bir istikrarsızlığa sürüklerdi. Batı destekli Tadiç’in ya da Sırbistan hükümetinin Kosova’ya ilişkin açıklamalarının Batı’dan tepki almamasının nedeni budur. Sırbistan’ın Kosova’nın bağımsızlığını şiddetle reddetmesinin, “kontrollü gerginlik ve kriz” mimarlarına tüm Balkan bölgesinde etkinliklerini sürdürmede avantaj sağlaması da konunun diğer bir boyutunu oluşturur.

Batı, Sırbistan’ın Kosova’dan vazgeçmesinin kolay bir süreç olmayacağını zaten biliyordu. Ultra-kolaylaştırılmış AB üyeliği süreci, 2007 Eurovizyon yarışmasındaki birincilik ve hatta Bosna-Hersek v. Sırbistan davasından çıkan ve Sırbistan’ı soykırımdan sorumlu tutmayan Lahey Adalet Divanı kararı ve son olarak da AB’de serbest dolaşım hakkı, bu geçiş sürecini hafifleştireceği ve Sırbistan’ın Batı ile entegrasyonunu hızlandıracağı düşünülen etkenlerdi.

Sırbistan hükümetinin son dönem adımları da hem Sırp halkının Kosova konusundaki beklentilerine uygun hem de aşırı milliyetçi kesimlerin hareketlerini sınırlandırıcı. Böylece aşırı milliyetçiliğin Sırplar arasında yayılması ve bölgesel istikrarı tehlikeye sokacak gelişmeler de engellenmiş oldu. Kosova için savaşmaya hazır “Prens Lazar Muhafızları”nın[5] Kosova gösterilerinin de muhalefetin vatan hainliği suçlamalarının da etkisini kaybetmesi, buna uygun birer örnek oluşturur. Böylesi sancılı bir dönemde, askeri güç kullanımını asla ima dahi etmeden,[6] diplomasi diliyle Kosova’dan vazgeçilemeyeceğinin açıklanması ve tamamen hukuka yaslanılması son derece önemli.

Tadiç’in savaş ihtimalini eleyen ve sırtını hukuka dayayan makul ölçüdeki mücadelesi, aşırıları yalnızlaştırıyor, ülkedeki tansiyonu düşürüyor ve halkı da büyük ölçüde tatmin ediyor. Yine de bölge istikrarı açısından bakarsak bu dönemi, bir bekleme süreci olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü aslında Kosova hayali Sırplarda oldukça canlı. Kosova’nın Sırpların tarihi toprağı olduğu[7] ve demografik yapısının sonradan Arnavutlar lehine değiştiği konusunda ise Sırpların hiçbir tereddüdü bulunmuyor.[8]

Sırbistan’ın Kosova’yı “geri” kazanma çabaları

Sırbistan’ın Kosova mücadelesini tamamen diplomasi ve uluslararası hukuk düzleminde sürdürdüğünün altı çizilmeli.

Bağımsızlık kararının Lahey Adalet Divanına Taşınması

Kosova’nın bağımsızlığının uluslararası hukuka aykırılığı konusunun Uluslararası Adalet Divanı’na taşıması bu adımlardan en önemlisiydi. İddia ve savunmaların sunulması sona erdiğinde görüldü ki, Sırbistan tarihsel tezleri bakımından olduğu kadar uluslararası hukuk noktasında da oldukça iyi hazırlanmıştı mahkemeye. Mahkemenin ortaya çıkaracağı kararın çok incelikle hazırlanması şart çünkü sonuçları tüm dünyayı etkiyecek ama sonuçlarından ilk faydalanacak olan yine Sırbistan olacaktır. Belki Kosova davası için ama o olmazsa Bosna-Hersek’in federasyonu Sırp Cumhuriyeti için ya da Sırp nüfusun yoğun yaşadığı Kosova’nın kuzey bölgesi için…

Bağımsızlık ilanının üçüncü yılına giren ve 65 ülke tarafından tanınan Kosova için ekonomik sıkıntıları bir tarafa bırakırsak temel problem ülkenin kuzeyindeki “Sırp paralel yapıları”nı ortadan kaldıramaması, kendi topraklarında kendi hükmünü geçerli kılamamasıdır. Bu da Sırbistan’ın en güçlü kozunu oluşturuyor. Kosova’da kalan 130 bin Sırp’ın üçte birini barındıran Kuzey Kosova topraklarının akıbeti belirsizliğini koruyor.

İber Nehri’nin böldüğü Mitroviçe kentinin kuzeyinde 17 bin, hemen yakınlarındaki Leposaviç, Zubin Potok ve Zvecen yerleşim bölgelerinde de 36 bin Sırp yaşıyor[9] ve bu nüfus Sırbistan’ın anayasal ve hukuk düzeni içinde kalmak istiyor. Sırbistan da Kosova’yı Kosova Sırpları üzerinden yönetmeye, Kosova’nın geleceğini biçimlendirmeye çalışıyor. Girişimleri, Kosova’nın bağımsızlığını kabul etmemesi ve “nihai statü” konulu müzakerelerin yarım kaldığı iddiası ile örtüşüyor. BM’nin Kosova misyonu UNMIK’in hala Kosova’dan çekilmemiş olması da Sırbistan’ın iddialarını kuvvetlendiriyor.

Kosova hükümeti ve Uluslararası Sivil Varlık (ICO) tarafından hazırlanan ve Kosova kurumlarını Sırp paralel yapıların egemenliği altındaki bölgede işlevsel hale getirme amaçlı projenin Sırbistan’a rağmen uygulanması başarılırsa Kosova, Sırbistan’dan bağımsızlığını kesinleştirmiş olacak. Avrupa Birliği Yargı ve Polis Misyonu EULEX’in Kosova’nın kuzeyinde görevi devralması konusunda yaşanan güçlüklerin tekrarlanması ve Sırbistan’a yine defalarca ikna turlarının düzenlenmesi durumunda ise tam tersi olacaktır. Son gelişmeler ise ikinci yargıyı doğrular nitelikte. Kosovalı Sırpların, Belgrad gibi Kosova’nın bağımsızlığını tanımıyor olması da bunun temel sebebi

BM Güvenlik Konseyi’nde 22 Ocak 2010 tarihinde söz konusu projeyle ilgili bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda Kosova Dışişleri Bakanı İskender Hiseni’nin “paralel yapıların kabul edilemez olduğu ve sona ermesi gerektiği sözlerine Sırbistan Cumhurbaşkanı Tadiç’in kurumların meşru olduğu ve yegane paralel kurumların Kosova’nın 2008’de ilan ettiği tek taraflı bağımsızlık ilanı sonucu kurulan kurumlar olduğu cevabını vermesi, Kosova sorununun bitmeyeceğinin de göstergesidir.

Milli Azınlık Konseyi ve Yeni Sırbistan Haritası

Sırbistan sadece uluslararası toplantılar ya da basın önündeki açıklamalarla yetinmiyor. Sırbistan halkının Kosova hayalini canlı tutmak ya da halkın gönlünü hoş tutmaktan daha ötesinin amaçlandığı kesin. Sırbistan Hükümeti’nin 30.10.2009 itibariyle azınlıkların kendi özyönetimini hayata geçirmek üzere “Azınlıklar Milli Konseyi” kurulması kararını alması ve akabinde ülkeyi yedi reyona ayıran yeni bir idari düzenlemeye gitmesi,[10] ademi merkeziyet ve bölgeselleşme konusunda atılmış önemli birer adım.

AB’nin Milli Azınlıklar Kurulu Sözleşmesi çerçevesinde yapılan düzenleme ile ülkenin 28 azınlık grubu için anadilin ve milli sembollerin resmi kullanımı dahil olmak üzere getirilen haklar toplamı son derece ilerici bir yaklaşım. Eğitim, kültür, dil kullanımı ve haberleşme alanında milli konseylerin kendi başlarına karar alma haklarının olması, etnik kimlik bağlamında tanınan birer özerklik niteliğinde. Voyvodina’ya bunlara ek olarak Avrupa ülkelerinde temsilcilik açma hakkı da tanındı.[11] Aslında bu düzenleme, Kosova’nın nihai statüsü konulu müzakereler sürecinde Sırbistan’ın Kosova için masada tuttuğu öneri ile örtüşmekte. Eğer 1999’daki NATO bombardımanı öncesinde böylesi bir düzenleme getirilmiş olsaydı, Sırbistan Kosova’yı kaybetmezdi. Kosova bağımsızlık konusunda uluslararası desteğini büyük ölçüde kaybederdi. Ancak bağımsızlık sonrasında Kosova Arnavutları için “genişletilmiş özerklik” bir alternatif olamayacağı gibi hiçbir anlam da ifade etmeyecektir.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesine paralel biçimde bölgeselleşmeye de hız verilirken yeni yedi reyondan birisinin Kosova olması, çarpıcı bir karar. Gerçi Sırbistan henüz nihai statü konulu müzakereler devam ederken, 2006’da, Kosova’yı “ülke topraklarının ayrılmaz parçası” ilan eden yeni anayasasını kabul etmişti.[12] Şimdi Kosova’yı yedi bölgesinden biri olarak belirlemesi, bu iddiasının arkasında durduğunu gösteriyor. Kosova ise şüphesiz ki bu yasayı, “komşu bir devlet”in kendi ülkesine yönelik tehditkar bir girişimi olarak değerlendirecektir.

En Etkili Silah: Sırbistan Pasaportu

AB’nin 19 Aralık 2009’dan itibaren Makedonya ve Karadağ ile birlikte Sırbistan pasaportları için de vizeyi kaldırması ancak aynı hakkı Bosna-Hersek ve Arnavutluk’a vermemesi, Bosna-Hersek kadar Kosova için de yeni kriz anlamına geliyor. Hatırlanacak olursa ülkeyi bir arada tutmakta güçlük çeken Bosna-Hersek, bu karardan sonra AB üyeliği için gereken reformların yapılmasını sağlama iradesini kaybetmişti. Hırvatlar Hırvatistan üzerinden, Sırplar da Sırbistan üzerinden AB vatandaşı olunca ülkeyi AB üyeliği hedefine kilitlemek de hayal olmuştu.

Sırbistan’a tanınan serbest dolaşım hakkı, Kosova’yı da etkileyecek. Kosovalı Arnavutların da biyometrik Sırp pasaportları için başvuruda bulunduğu yönündeki haberler,[13] Sırbistan’ın en başarılı girişimine işaret ediyor. Belgrad’a ve Priştine’nin (Kosova) 10 km dışındaki Gracanica’daki Sırp paralel yapılarına Arnavutların Sırp vatandaşlığı için başvuruda bulunması, Kosova Yönetimi’ni şaşırtmış olsa gerek. Tüm yaşananlara rağmen Kosovalı bir Arnavut’u Sırp makamlarına götürebilen güç, işsizlik, düşük ücretler, fırsat yoksunluğu ve ekonomik darlığın yarattığı umutsuzluk ve Avrupa hayalidir. Sırbistan Batı’nın kendine sağladığı avantajlarla Bosna-Hersek’te olduğu gibi Kosova’da da bir kez daha kendi lehine bir durum yaratmış oldu.

Sonuç olarak, Kosova’dan vazgeçmeyeceğini defaten ilan eden Sırbistan, uluslararası hukukun ilkeleri üzerinden ve geri dönüşü de kolaylaştırmak için ülkeyi azınlıklar için bir “cennet” haline getirme çabalarıyla Kosova mücadelesini sürdürüyor. Sırbistan sabırla Lahey Adalet Divanı kararını bekliyor ve beklerken de boş durmuyor. Aslında tüm yeni yasal düzenlemeler, Sırbistan’ın AB kriterlerini ülkede geçerli kılması anlamına ve demokratikleşme anlamına geliyor. Yani reform paketleri birer birer meclisten geçiriliyor. Voyvodina’nın statüsünde değişiklik yapılması ve azınlıklara tanınan hakların genişliği nedeniyle ülke içerisinde ciddi bir muhalefetle karşılaşılsa da yasaların içerisine Kosova’nın dahil edilmesi, Kosova’ya dönük uzun vadeli bir plan izlenimi yaratması nedeniyle muhalefeti susturmuştur. Ne var ki, Kosova’nın bağımsızlığı artık geri döndürülemez bir süreç. Kosova’nın bağımsızlığını tanıyanlar ve tanıma niyeti taşıyanlar açısından UAD’nın “tavsiye kararı” bir değişiklik yaratmayacaktır.[14] Belki kararda, Sırbistan’ın Sırpların yoğun olarak yaşadığı Kosova’nın kuzey bölgesine uyarlayabileceği, “iki halkın bir arada yaşamasının imkansızlaşması” gibi bazı unsurlar bulunacaktır. Ancak Kosova’nın bütünlüğünün korunması garantisi ile Kosova’nın Arnavutluk ve Makedonya’daki Arnavutlarla birleşmesi yasağının içiçeliği,[15] Kosova’nın bölünmesini de imkansızlaştırıyor. Müzakere sürecinin tek yanlı bağımsızlık ilanı ile kesilmiş olması bu birbiriyle bağlantılı temel prensiplerin geçerliliğini şüpheli duruma soksa da bölge istikrarını tehdit edecek bir girişim en azından AB tarafından engellenmek istenecektir.

Dolayısıyla Sırbistan’ın son dönem açılımlarının Kosova’yı kapsaması, siyaseten Sırp kamuoyuna dönük bir girişimden ibaret kalacak gibi görünüyor. Kosova’nın bağımsızlığında geri dönüş mümkün olmayacaktır ve düzenlemelerden Kosova’nın çekilip çıkarılması durumunda ortada sadece daha “demokratik” ve AB’ye daha entegre bir Sırbistan kalacaktır.

Yine de, Sırbistan en güçlü iki kozunu elinde tutmaya devam ediyor: Bosna-Hersek’ten ayrılmak isteyen Sırp Cumhuriyeti ve Kosova’nın kuzeyinde mukim Sırp nüfus. Öte yandan herkes gibi Sırbistan da biliyor ki, tüm dünya tanısa bile Kosova’nın bağımsızlığı ancak Sırbistan’ın da tanıması durumunda nihai statü halini alacaktır. Kozların kullanılmasındansa tehdit unsuru olarak elde tutulması, daha fazla kazanım sağlar. Dolayısıyla Sırbistan için de pazarlık sadece Balkan haritasının yeniden çizilmesi anlamına gelmiyor.



[1] 20 Ocak 2008 tarihli ilk tur seçimde hiçbir aday yüzde 50’lik oy barajını aşamadı. 3 Şubat 2008’de yapılan ikinci tur seçimlerde Boris Tadiç yüzde 50,5: rakibi Tomislav Nikoliç ise yüze 47.7 oranında oy aldı.

[2] Seçimlere dönük daha geniş bir değerlendirme için bkz. Gözde Kılıç Yaşın, Kosova’nın Bağımsızlığı Sonrasında Sırbistan İstikrarsızlaşıyor, Cumhuriyet Strateji, S.195, 24 Mart 2008

[3] 1930 doğumlu İriney Gavriloviç, rahip olduktan sonra Irinej ismi ile takdis olunmuştur.

[4] Klan Kosova Tv, 23.01.2010; “Church wants to preserve Kosovo” B92, 27.02.2010

[5] bkz. Gözde Kılıç Yaşın, Efsaneden Gerçeğe Sırp Milliyetçiliği, Cumhuriyet Strateji, S. 150, 14 Mayıs 2007

[6] Askeri yöntemler, Kosova’da yerleşik NATO gücü nedeniyle de zaten Sırbistan’ın kullanamayacağı bir yoldur.

[7] Elbette ki Arnavutlar da bölgeye Sırplardan çok daha önce geldiklerini iddia ediyorlar.

[8] Sırp yaklaşımı, 1920’lerde –çok yakın bir tarih olması nedeniyle önemlidir- Kosova’nın nüfusunun yüzde 80’inin Hıristiyan, yüzde 20’sinin Müslüman olduğu yönündedir. Arnavutlar ise (UAD’ye sunulan sözlü savunmalarda) Kosova’nın Sırbistan’a geçişini Sırp “kolonizasyonu”nun başlangıcı olarak lanse etmektedir. Bundan sonra 1920’ye dek süren bir etnik temizlik başlatıldığı ifade edilmektedir. Kolonizasyon vurgusunun halkların kendi kaderini tayin hakkı bakımından uluslararası hukukta güçlü bir karşılığı vardır. Yine de Kosova bağımsızlık tezini mahkemede “ırkçı yönetimler” üzerine oturtmaktadır. Mahkemenin bu yaklaşıma sempati duyması şaşırtıcı olmayacaktır.

[9] Nüfus bilgisi için OSCE’nin 2006 verilerine bakınız.

[10] Sırbistan Hükümeti’nin Reyonsal Gelişme Kanunu’nun Avrupa kriterlerine uygunluğu Avrupa İstatistik Ajansı’nca (Eurostat) onaylanmıştır. Yasayla ilan edilen yeni yedi bölge: Doğu, Orta, Güney ve Kuzey Belgrat reyonları, Voyvodina ve Kosova-Metodiya’dır.

 

[11] Voyvodina Tüzüğü, Sırp Parlamentosu’nda 30 Kasım 2009 tarihinde hazır bulunan 163 milletvekilinin 138’inin oluru ile onaylanmıştır.

[12] Sırbistan Anayasası, 28-29 Ekim 2006 tarihinde referanduma sunulmuş ve yüzde 51.4 oranında kabul oyu almıştır.

[13] “Kosovalı Arnavutlar Biyometrik Sırp Pasaportları İçin Başvuruda Bulundu”, SE Times, 20.01 2010; Kosova Live, 19.01.2010

[14] Ancak UAD’nin kararının, uluslararası hukukun ilkelerine bağlılık bakımından tüm dünyayı ilgilendiren bir karar olacağı da kesin. Özellikle Kosova’nın emsal oluşturma kabiliyetini sınırlandırma adına kararın gerekçesinde uluslararası hukukun genel ilkelerine yeni bir takım istisnalar getirilmesi ve halkların kendi kaderini tayin hakkının da yeniden yorumlanması şaşırtıcı olmayacaktır.

[15] Kosova Temas Grubu, müzakerelerin başında üç temel kriter belirlemişti. Bunlar:

* Kosova bölünmeyecek,

* Bir başka ülkeyle birleşmeyecek,

* 1999 öncesi statüsüne geri dönmeyecek, şeklindeydi.

 

Gözde Kılıç Yaşın

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-10-2019

ABD-Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye Mutabakatı Nedir, Ne Değildir?

ABD ve Türk yetkililerin açıklamalarında anlaşmaya varılmıştır denilse de kamuoyuna sunulan metnin başlığı ortak açıklama olarak geçmektedir. Bu haliyle metni bir anlaşmadan ziyade mutabakat metni olarak görmek gerekir.