Jeotermal Enerji

Yazan  26 Haziran 2014

Türkiye’nin 2014 Mayıs sonu itibariyle elektrik enerjisi kurulu gücü 66.134 MW olup, bunun 317 MWe’ı jeotermal enerjidir. Elektrik enerjisi üretiminin %0,5’i jeotermal kaynaklardan karşılanmaktadır.

                                             JEOTERMAL KAYNAK NEDİR?

    Yer kabuğunun değişik derinliklerindeki mağmanın ısıttığı, sıcaklığı 200C civarında olan içinde erimiş halde mineral, tuz, sıcak su, buhar ve gazlar jeotermal kaynaklar, jeotermal kaynakların ısıtma ve elektrik enerjisine dönüştürülerek kullanılması jeotermal enerji olarak tanımlanmaktadır. Yeryüzünde bulunan kırık ve çatlaklardan yerin derinliklerine inen meteorik kökenli sular, geçirimsiz örtü kayalarla kontrol edilmiş gözenekli rezervuar kayalarda (hazne kaya) birikerek altta bulunan bir mağma odağı tarafından ısıtılırlar ve mineral bakımından zengin bir su haline gelirler. İşte bu sıcak sular yine kırık ve çatlaklar vasıtasıyla yeryüzüne çıktıklarında jeotermal kaynak olarak adlandırılırlar. Bir jeotermal sistemin meydana gelmesi için; ısı kaynağı, bu ısıyı taşıyan bir akışkan, akışkanın toplandığı bir rezervuar ve ısı kaybını engelleyecek bir örtü kayacın bulunması gerekmektedir. Prof.Dr. B. Canik Jeotermal adlı kitabında (AÜFF Yay. Nu.59) Jeotermal alan oluşumu için şu şartların bir araya gelmesini ifade etmektedir (Ş.1).

                               

                          (Ş.1 Kaynak www.eie.gov.tr)

1- Genç post-orojenik bir sübsidans kuşağı. Miyosen, Pliyosen veya sonrasında oluşmalıdır. 2-Büyük ve genç bir mağmatik etkinlik ile asidik karakterde intrüzif bir sokulumun varlığı ve bunun yeryüzünde küçük belirtileri. 3- Anatektik bir mağmadan oluşmuş ignimbiritik ürünün varlığı. 4-Yüzeyde görülmeyen, ancak derinlerdeki varlıkları jeolojik, jeofizik ve jeosismik yöntemlerle anlaşılabilen küçük intrüzif kütlelerin varlığı. 5- Gözenekli sedimanter bir seri (kumtaşı, kireçtaşı vb) ile bunun üzerinde geçirimsiz bir örtünün varlığı (marn, kil vb). 6- Sıcak su kaynakları, fümeroller (CO2 ve H2S’li su buharı çıkaran volkanizma sonrası 1. evre), yüzeyde ve derinlerde yüksek ısı anomalilerinin varlığı. Jeotermal kuşaklar, volkanizmanın yoğun olduğu kuşaklarda, tektonizmanın yoğun olduğu bölgelerde, levha sınırlarının bulunduğu yerlerde ve dalma batma zonlarında bulunurlar. Ülkemizde jeotermal alanların tümü tektonik hatlar üzerinde bulunmaktadır. ABD’de Wyoming (Idoha ve Montana) eyaletinde bulunan ve 600-640 bin yılda bir patlayan süper volkan Yellowstone üzerinde on bin civarında sıcak su ve gayzer mevcuttur. Bu süper yanardağın infilakı bilim adamları tarafından dünyanın sonu olarak kabul edilmektedir. Yellowstone’un son üç yılda yaklaşık 23 sm yükselmesi ve son patlamasının üzerinden 600-620 bin geçmiş olması bilim dünyasını ciddi endişelere sevk etmektedir. Dünyadaki bu bölgeler (Ş.2): 1- Batı Pasifik kuşağı, Kamçatka, Japonya, Yeni Zelanda, vb doğu ve güneydoğu Asya ülkeleri, 2- And Volkanik kuşağı, Alaska, Kanada ve ABD’nin batısı, Meksika, Ekvator, Peru, Şili, 3- Alp-Himalaya kuşağı, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Iran, Tibet, Çin, 4- Doğu Afrika Rift Sistemi, (Aktif volkanik kuşak) olan bu kuşak Zambia, Tanzanya, Kenya, Etiyopya, 5- Atlantik Ortası Sırtı,  Izlanda, Asor, Ascension, St. Helen Adası ve diğer adalar.

(Ş.2 Kaynak 10ncu Kalkınma Planı)

Jeotermal alanların tespitinde jeolojik ve jeofizik, hidrojeolojik ve jeokimya çalışmaları ile sondaj faaliyetleri yapılmaktadır. Bu çalışmaların yanı sıra bölgenin depremselliği, beslenme alanları ve yer altı sularının akım yönleri, kayaların gözenekliliği ve derinliği ve de reenjeksiyon kuyularının yerleri çok iyi tespit edilmelidir. Jeotermal sular, düşük sıcaklık 200-700C, orta sıcaklık 700-1500C, yüksek sıcaklık 1500C’nin üzerinde olmak üzere üç kısımda değerlendirilir. Jeotermal akışkanların kullanım alanları çok geniş alanları kapsamaktadır.

1.      Elektrik üretimi: Hazne sıcaklığı 1500’den daha yüksek sıcaklıktaki jeotermal akışkanlar elektrik üretiminde kullanılmaktadır. Ancak buharlaşma noktaları düşük (freon, izobütan) gazlar kullanılarak daha düşük sıcaklıktaki akışkanlardan da elektrik üretimi yapılmaktadır.

2.      Isıtma: Binaların, seraların, çiftliklerin ısıtılmasında, sağlık sektöründe ve turistik tesislerde kullanılmaktadır.

3.      Sanayi: Ağaç kaplama, kerestecilik, kâğıt, dokuma, şeker, ilaç sanayilerinde, soğutma tesislerinde vb. sektörlerde kullanılmaktadır.

4.      Kimya Sektörü: Deniz suyundan tatlı su ve kimyasal madde elde edilmesinde, deniz suyundan tuz üretiminde, akışkan içindeki CO2 gazından kuru buz, asit borik, amonyum bikarbonat, ağır su ve amonyum sülfat elde edilmesinde kullanılmaktadır.

Jeotermal enerjinin en dikkat çekici yanları ve onu cazip hale getiren özelliklerine gelince:

1.Bir ülkede jeotermal kaynakların fazla bulunması ve bu kaynağın enerjide değerlendirilmesi o ülkenin enerji konusunda dışa bağımlılığını azaltan bir kaynaktır. Aynı zamanda sonuç itibariyle (hidrolikle birlikte) diğer elektrik santrallerine göre ekonomiktir (Ş.3-4).

(Ş.3 Kaynak www.yildiz.edu.tr)

2. Atmosfere karbonmonoksit, azot oksitler, kükürt oksitler salınmamakta (karbondioksit emisyonu ise sıfıra yakındır)  ve böylece çevre kirliliğine sebebiyet vermemektedir. Bütün enerji kaynaklarına göre çok daha temiz bir enerjidir.

3.Jeotermal kaynak yüzey suları tarafından sürekli beslenmekte ve kullanılan akışkanlar tekrar yeraltına gönderilmekte (reenjeksiyon) böylece kaynağın devamlılığı sağlanmaktadır. Jeotermal kaynaklar sonsuz kaynaklardır.

4.Jeotermal enerji santrallerinin bakımları diğer santraller oranla çok kolaydır. Ayrıca bu tip santrallerde diğer santrallerde meydana gelen kazalar meydan gelmemektedir.

     (Ş.4.Kaynak www.emo.org.tr)                                                                  *EPDK Değerleri

Jeotermal kaynakların kullanımı sırasında karşımıza üç önemli problem çıkmaktadır. Bunlar kabuklaşma, korozyon ve ısı kaybıdır. Kabuklaşma mekanik veya inhibitör adı verilen kimyasal maddeler kullanılarak giderilmektedir. Korozyona karşı tedbir olarak plastik malzemeler kullanılmakta, ısı kaybına karşı da yalıtımın iyi olması gerekmektedir.

                                                           DÜNYADA JEOTERMAL ENERJİ

        MÖ. 10.000’li yıllarda çanak, çömlek yapımında ve ısınmada kullanılmaya başlandığı bilinen sıcak sular, MS.1200’lü yıllardan itibaren yerleşim yerlerinin ısıtılması ile insanoğlunun günlük hayatına tamamen girmiş oldu. 1818’de F.Larderel sıcak su buharından borik asit elde etmiş, 1841’de de İtalya’da Larderollo Bölgesi’nde jeotermal kaynaklar kullanılmaya başlanmıştır. 1920’de Kaliforniya’da ilk jeotermal kuyu açılmış ve bundan sonra ABD, İtalya, Japonya ve İzlanda’da da jeotermal akışkan kaplıca, ısıtma ve elektrik üretiminde kullanılmaya başlanmıştır. Dünyada jeotermal kurulu güç 1950’de 200 MW, 1970’de 720 MW, 1990’da 5.834 MW’a yükselmiştir. 2010 yılı itibariyle dünya jeotermal elektrik kurulu gücü 10.892,4 MWe, üretim ise 66.184.1 GWh/y’dır (Ş.5). 2010 Dünya Jeotermal Enerji Kongresi’nde bu gücün 2015 yılı hedefi 18.500 MWe olarak belirlenmiştir (Ş.5-6). 2050 hedefi ise 150.000 MWe’tir. Jeotermal enerjinin doğrudan kullanımı ise yaklaşık 78 ülkede 50.583 MWt olup 6,2 milyon konut ısıtma eşdeğerdir. Kalkınma Bakanlığı 10ncu Plan Jeotermal Çalışma Alt Grubunun Raporundaki şu ifadeler bu kaynağın önemi ciddi bir şekilde vurgulamaktadır. ‘’Filipinler’de toplam elektrik üretiminin %27’si, Kaliforniya Eyaleti’nde %7’si, Papua Yeni Gine’de 56 MWe kapasiteli jeotermal elektrik üretimi yapılmakta olup, Altın Madenciliği İşletmesinin enerji ihtiyacının %75’i jeotermalden karşılanmaktadır. İzlanda’da toplam ısı enerjisi (şehir ısıtma) ihtiyacının %86’sı jeotermalden karşılanmaktadır. Jeotermal ısıtmada Dünyada 2010- 2018 yılı hedefleri; Türkiye’de 500 Bin konut (2018 Yılı hedefi), Avrupa’da 3 Milyon konut (2010 Yılı hedefi), A.B.D.’de ise 7 Milyon konutun (2010 Yılı hedefi) jeotermal enerji ile ısıtılmasıdır. Dünyada Jeotermalin Doğrudan Kullanımındaki Oranlar (Elektrik Dışı) Jeotermal mahal ısıtması % 80,4, Kaplıca-sağlık amaçlı kullanım % 13,2, Sera ısıtması % 3,1, Jeotermal balıkçılık % 1,3, Endüstriyel kullanım % 1,1, soğutma-kar eritme % 0,7, ve diğer % 0,1’dir. Jeotermal enerji ile yapılan ısıtma, elektrik üretimi vb gibi uygulamalarda, hiçbir atık çevreye ve atmosfere atılmamaktadır. A.B.D. Enerji Bakanlığı’nın verilerine (1998, Jeotermal Enerji Stratejileri ve Hedefleri yayını) göre sera etkisi yaratan Karbondioksit emisyonu: Kömürde; 900 - 1300 g/kWh, Doğalgazda; 500 - 1250 g/kWh, Güneş enerjisinde; 20 - 250 g/kWh, Rüzgâr enerjisinde; 20 - 50 g/kWh, Jeotermal enerjide 20 - 35 g/kWh’dır. Jeotermal merkezi ısıtma sistemleri ve Jeotermal elektrik üretim santrallerinde fosil yakıt kullanılmadığından, azot emisyonu ve sülfür dioksit emisyonu sıfırdır.’’

 

     (Ş.5 Kaynak www.iea.org)

   (Ş.6 Kaynak www.geothermal-energy.org

                                                 TÜRİYE’DE JEOTERMAL ENERJİ

                                           JEOTERMAL KAYNAKLAR DAĞILIM HARİTASI

       (Ş.7 Kaynak www.mta.gov.tr)

 

  (Ş.8 Kaynak www.mta.gov.tr)

    1962 yılında MTA Genel Müdürlüğü (Enstitüsü) tarafından başlatılan jeotermal arama ve araştırmaları (Ş.7-8), 1963’de İzmir Balçova’daki sondajlarla devam etmiş ve 40.m derinlikte 1240C’lik sıcak su bulunmuştur. 1968’de Denizli Kızıldere’deki saha keşfedilmiş burada 20,4 MWe gücünde bir santral kurulmuştur. Ayrıca burada 40.000t/y üretim yapan sıvı CO2 ve kuru buz üretimi de yapılmaktadır. 1986’da Balıkesir-Gönen’de şehir ısıtmacılığı başlatılmıştır. Ülkemizde tahminen 1000 civarında sıcak su ve doğal mineralli su kaynağı mevcuttur.1962’den günümüze 190 jeotermal alanın varlığı tespit edilmiş, bu alanlardaki jeotermal ısı potansiyelimiz de 31.500 MW termal olarak belirlenmiştir. Bu alanların %79’u Batı Anadolu, %8,5’i Orta Anadolu’da, %7,5’i Marmara, %4,5’i Doğu Anadolu ve %0,5’i diğer bölgelerde bulunmaktadır. Bu kaynakların %94’ü düşük ve orta sıcaklıkta olup ısıtma, termal turizm ve mineral eldesi için uygundur. %6’sı elektrik enerjisi üretimi için uygun bulunmaktadır. Jeotermal kaynakların toplam ısı kullanımı 2705 MWt olup, bu da yaklaşık 260.000 konut ısıtılmasına eş değerdir (350 kaplıcadan yılda yaklaşık 16 milyon kişi faydalanmaktadır). 2014 Mayıs sonu itibariyle jeotermal elektrik kurulu gücümüz 317 MWe ve yılda 160.000 ton karbondioksit üretilmektedir. 10ncu Plan Jeotermal Alt Grubu Çalışma raporunda Türkiye’nin elektrik potansiyelinin 2000 MWe olduğu ve 16 milyar kWh üretim kapasitesi olduğu belirtilmiştir. Ülkemizin jeotermal muhtemel teorik potansiyelinin 60.000 MWt olduğu bu potansiyelin 7,5 milyon konut ısıtma eşdeğeri veya 300.000 dönüm sera ısıtması, 1 milyonun üzerinde kaplıca yatak kapasitesi ve 60 milyar m3/y doğalgaz eşdeğeri olduğu belirtilmiştir. Bugün için belirlenmiş olan 31.500 MW potansiyelin tümünün devreye alınması dahi ülkemizin enerji konusunda önemli kazançları olacağını açıkça göstermektedir.İthal edilen yıllık 45-50 milyar m3 doğalgazın %48’i elektrik, % 26’sının ısıtma ve %26’sı da sanayide kullanılmaktadır. Bu rakamlar göz önüne alındığında jeotermal enerjinin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Ülkemizdeki jeotermal çalışmalar 1962 yılından beri, tam 52 yıldır MTA tarafından yürütülmektedir. Bu kaynakların ortaya çıkarılmasında emeği geçen mühendis, teknik adam, işçi ve yöneticiler teşekkürü çoktan hak etmişlerdir. MTA’nın jeotermal enerji aramaları konusunda şimdilerde neler yaptığını kendi yayınından aynen aktaralım (Ş.9)

‘’MTA Genel Müdürlüğü ülkemizde jeotermal kaynak aramacılığını 1962 yılında başlatarak bugüne kadar getirmiştir. Bu aramalar 1990 lı yıllardan 2004 yılına kadar uygulanan politikalardan dolayı durma noktasına gelmiştir. 2005 yılında Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığınca başlatılan mevcut kaynakların geliştirilmesi ve yeni kaynak alanlarının aranması seferberliği nedeniyle, 2004 sonu itibarı ile 2730 Mwt olan kullanılabilir ısı kapasitesi 2005-2010 yılları arasında 70.000 m  sondajlı jeotermal arama planlanarak 1000 Mwtermal  ısı enerjisi hedeflenmiş ve 2009 sonu itibari ile 71.750 m sondajlı arama tamamlanarak, 1040 MWt ısı enerjisi ilave edilmiş, ülkemiz görünür ısı kapasitesi %38 arttırılmış, 173 adet olan keşfedilmiş jeotermal saha sayısı da sondajlı aramalarla 190 sahaya çıkarılmıştır.

MTA Genel Müdürlüğü tarafından 1962 yılında başlanan jeotermal enerji arama çalışmalarında 2010 yılı mart sonu itibarı ile  498 adet, 242.500 m sondajlı arama yapılarak 190 adet saha keşfedilmiş ve doğal çıkışlar hariç, açılan kuyularda 3881 MWt ısı enerjisi elde edilmiştir.

MTA Genel Müdürlüğü son dönemde artan çalışmalarıyla 2005 yılında 170 olan keşfedilmiş jeotermal saha sayısını günümüz itibariyle 190’a ulaştırmıştır. Bunlardan 6 tanesi elektrik üretimine uygun olan Aydın-Umurlu (150 °C), Aydın-Sultanhisar (146 °C), Aydın-Bozköy (143 °C), Aydın-Atça (124 °C) and Aydın-Pamukören (188 °C), Nazilli-Bozyurt (127°C) jeotermal sahalarıdır. MTA Genel Müdürlüğü jeotermal enerji konusunda yaptığı çalışmaları hızla arttırarak devam ettirmektedir.

MTA Genel Müdürlüğü tarafından 2009 yılı içerisinde 19 adet kuyuda çalışmalar tamamlanmış olup toplam 18.231 m sondaj yapılmış, ülke potansiyeline 240 Mwt enerji ilave edilmiştir. Bu sahalardan Aydın-Pamukören rezervuarda 850 m’de 188 °C sıcaklık içeren sahası Türkiye’nin 4. en sıcak jeotermal enerji alanıdır. Türkiye’de elektrik üretimine uygun potansiyel içeren 17 adet saha bulunmaktadır ve bu sahaların tamamı Batı Anadolu’da yer almaktadır. Bu sahalarda üretim yapan kurulu güç 91,7 Mwe dir. Tüm bu sahaların geliştirme çalışmaları tamamlandığında bu kapasite 630 Mwe’ ye çıkarılabilecektir. Bugün için bu sahalardan Denizli-Kızıldere’de 15 Mw ve 5 Mw, Aydın-Salavatlıda 7,4 Mw ve 9,5 Mw, Aydın Germencikte 47,4 Mw ve Çanakkale’de 7,5 Mw kurulu güce sahip santralden elektrik üretilmektedir. Ayrıca MTA Genel Müdürlüğü tarafından keşfedilmiş diğer sahalardan Aydın-Umurlu, İzmir-Seferihisar, Aydın-Atça ve Aydın-Bozköy’de gerek sözleşme, gerekse ihale yolu ile yatırımcılara devredilmiş sahalarda santral inşa çalışmaları devam etmektedir.

Bugün için bilinen 17 adet jeotermal sahada  teknik ve ekonomik olarak elde edilmeye hazır 630 MWe potansiyel mevcut olup bu sahaların geliştirilmesi ve yeni ilave edilecek sahalar ile birlikte  önümüzdeki 10 yıllık süreç içersinde jeotermal kaynaklara dayalı elektrik üretim tesisleri kapasitesinin 1000 MWe ulaşabileceği değerlendirilmektedir.

Ülkemizde jeotermal enerjiden doğrudan kullanım olarak merkezi ısıtma, sera ısıtması ve termal turizmde yararlanılmaktadır. Ülkemizde 18 yerleşim birimimizde merkezi konut ısıtması (67700 konut eşdeğeri, 608 MWt), 15 sahada seracılık, (1579000 m2, 292 MWt) ve 200’ün üzerinde  termal tesiste tedavi ve termal turizm amaçlı yararlanılmaktadır.

MTA Genel Müdürlüğü’nce önümüzdeki dokuzuncu 5 yıllık plan döneminde akışkanlarca taşınarak sığ derinliklerde (yaklaşık 1000 m civarı) geçirgen-gözenekli kayalara depolanmayla oluşmuş jeotermal sistemlerin geliştirilerek daha derin kısımlarının (1500-2000 m) araştırılması yanında; akışkan içermeyen çok daha derinlerde bulunan ve içersinde ısı depolanmış kızgın kayaların keşfedilmesi amacıyla 3000-4000 m derinlere kadar sondajlı arama yapma planlanmış olup 2009 yılından itibaren bu projeler uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda Kütahya ili Şaphane ilçesinde 3000 m olarak planlanmış olup sondaj çalışması devam etmektedir. Gelecek 10 yılda gelişen bilim ve teknoloji sayesinde kızgın kuru kayalardan elektrik ve ısı üretimi daha ekonomik hale gelecek ve böylece ticari bir anlam kazanacaktır. Bu amaçla ülkemiz yer kabuğu içerisindeki bu alanların tespit edilerek fizibiliteye esas fiziksel ve kimyasal tüm parametrelerinin belirlenmesi ve bunların harita ve envanterinin çıkarılması büyük önem taşımaktadır.’’

    (Ş.9 Kaynak www.mta.gov.tr)

Batı Anadolu’da Menderes Grabeni’nde Denizli, Aydın, İzmir, Gediz Grabeni’nde Manisa, Kütahya ayrıca Çanakkale, Balıkesir’de 1000-2420C arasındaki sahalarla, sıcaklığı 450-860C arasında bulunan Ankara-Kızılcahamam, Bursa-Çekirge, Van-Erciş, Balıkesir-Gönen, Yalova-Armutlu, Afyon-Sandıklı, Rize-Ayder ve diğer yerlerde bulunan bütün jeotermal akışkanların değerlendirilmesi için gereken çalışmalar ciddi bir şekilde yapılmalıdır. 2018 yılı tahmini hedefin elektrikte 750 MWe, doğrudan kullanımda 8340 MWt olduğu ve bunun ekonomik değerinin de yıllık 32 milyar dolar olduğu hesapları ortadayken bu ülkenin jeotermal enerjiden uzak kalmaması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Buradaki soru şudur: Bu yatırımları kimler yapacaktır? Cevabı çok açıktır. Enerji konusunu çok iyi bilen, jeotermal enerjide güçlü bir teknik kapasitesi olan, kısacası eline yüzüne bulaştırmayacak birilerinin bu işi yapması sağlanmalıdır. MTA, Jeotermal Derneği, jeotermal konusunda yetişmiş akademisyenler, mühendisler bu konunun önemini ve ne yapılmasını gerektiğini çok iyi bilmektedirler. Jeotermal uygulamaları 2007 yılında çıkarılan 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanununun hükümleri ve ilgili yönetmelikteki maddelere sadık kalınarak yapılmaktadır. Kanunun ve yönetmeliğin aksayan yönleri varsa bunların düzeltilmesi de gerekmektedir. Özellikle MTA’nın bulduğu sahaları ihale yolu ile satıp bu sahalara uzaktan bakması önlenmelidir.    

    Netice itibariyle; kendi öz kaynağımız olan ve yılda 60 milyar m3 doğalgaz tüketimine eşdeğer bir ısı potansiyeline ve 16 milyar kWh elektrik üretimine sahip bulunduğumuz bu kaynağın kullanılması için her türlü imkân sağlanmalıdır. Yenilenebilir kaynaklarımıza daha çok ilgi gösterilmesi halkın refahı, ülkenin bağımsızlığı için çok önemli bir neticedir.                        

    Türkiye’ninenerji yatırımlarına devam ettiği bir gerçektir. Ancak bu yatırımların hangi sebepten ötürü hızla ilerlemediğini ortaya koymak ve gereken tedbirleri almak gerekmektedir. Ülkedeki manzara enerjide ve madencilikte ve diğer birçok alanda önüne gelenin bu alanlara girip yatırımlar yaptığı noktasındadır. Diğer taraftan ülkenin elektrik ithalatı yaptığı internet ortamlarında açıklanmaktadır. Mesela, enerjigunlugu.net internet sitesindeki şu haber (23.4.2014) oldukça dikkat çekicidir: ’’Blooomberg’in haberine göre, enerji ihtiyacını karşılamak için komşularının kapısını çalan Türkiye’nin elektrik ithalatı, bu yılın ilk aylarında geçen yılın aynı dönemine göre önemli oranda arttı. Geçen yılın Ocak ayında komşuları Yunanistan, Bulgaristan ve İran’dan 497 milyon 36 bin kilovatsaat elektrik ithalat eden Türkiye, bu yılın aynı ayında 595 milyon 247 bin kilovatsaat elektrik ithalatı gerçekleştirdi. Geçen yılın Ocak ayında komşularından aldığı elektriğe 38 milyon 841 bin 626 dolar ödeyen Türkiye, bu yılın aynı ayında 47 milyon 171 bin 872 dolarlık ödemede bulundu. Şubat’ta elektrik ithalatı ise geçen yılın aynı ayına göre yaklaşık 2′ye katlandı. Geçen yılın Şubat ayında 362 milyon 960 bin kilovatsaat elektrik ithalatında bulunan Türkiye, bu yılın aynı ayında 803 milyon 324 bin kilovatsaat elektrik ithal etti. Türkiye, geçen yılın Şubat ayında elektrik ithalatı için 29 milyon 405 bin 91 dolar harcarken, bu yılın aynı ayında bu rakam 63 milyon 326 bin 895 dolara ulaştı. Türkiye’nin yılın ilk 2 ayında 3 komşusundan aldığı elektrik miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 62,62 artarak 1 milyar 398 milyon 571 bin kilovatsaate çıktı. İthalattaki artışa paralel olarak komşu ülkelere yapılan ödeme aynı dönemde yüzde 61,91 artarak 110 milyon 498 bin 767 dolara çıktı.’’ Bu haberaynı şekilde  www.globalenerji.com.trsitesinde de yer almaktadır.

 Enerji Enstitüsü sitesindeki şu haber de önemlidir. Haber aynen şöyledir: ETKB’nı TBMM’nin açılışının 94. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen resepsiyona katılan Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, bir soru üzerine, “Türkiye’nin elektrik ithalatı toplam kullandığının yüzde 3′ü. Sanki hepsi ithalatmış gibi muamele ediliyor, böyle bir şey yok. Biz yerli kaynaklarımıza önem vermemiz lazım, bunun neresi yanlış. Yağmur az yağdığında az yağdığı kadarlık kısmını başka enerji kaynaklarından telafi ediyoruz. Bulgaristan’ın geçen gün nükleer santralinde arıza oldu, biz oraya enerji ihraç ettik. Toplam kullandığımız elektriğin yüzde 3′ünü ithal etmişiz. Yağmur azaldığında belki yüzde 4′e çıkacak. Toplamında çok az. Biz Gürcistan’a Bulgaristan’a, Azerbaycan’a elektrik satıyoruz. Türkiye’nin tamamen elektriği bitmiş gibi yansıtılıyor. Türkiye elektriğinin yüzde 25′ini sudan elde ediyor. Diyelim ki sudan yüzde 3 eksildi, bu eksiği nereden kapatacaksın, ucuz bulursak ithal ederiz. Tamamıymış gibi aktarılıyor. Bu barajları artırmamız lazım, bu HES’leri artırmamız lazım. Ne kadar yerde alıp satacağımız nokta artarsa Türkiye’nin enterkoneksiyonu o kadar rahatlar. Kullandığımız elektriğin yüzde 3′ü ithal ediliyor. Bu fiyatlara yansımaz. Ne elektrik kesintisi ile ilgili bir sıkıntı var, ne de fiyatlara yansır” dedi. (enerjienstitusu.com)

    Daha çok enerji daha az bağımlılık ve güç demektir. Bu sebepten ötürü öz kaynaklarımızın tümünü devreye sokacak politikalar hayata geçirilerek yarınlarımız garanti altına alınmalıdır. Güneyimizde şekillenen yeni haritalar büyük bir coğrafyada çok güçlü bir ‘’ENERJİ DEVLETİ’’nin kurulmakta olduğunu göstermektedir. GD Anadolu Bölgemizi de içine alan çok geniş bir coğrafyada petrol, doğalgaz, şeyl gaz ve şeyl oil (petrol), maden ve su kaynakları dünya siyasetini değiştirecek büyüklüktedir. Sünni, Şii, Türk, Kürt, Arap kavgasını yıllardır ateşleyenler şimdilerde uzaktan olan bitenleri huzur içinde seyretmektedirler. Bu ülke halkına, hatta aydınına mesela, 9 Mayıs 1916 Sykes-Picot ve 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşmaları sebep ve sonuçları itibariyle anlatılsa acaba kıyamet mi kopar? Yoksa birilerinin yüksek menfaatlerine halel mi gelir? Batı emperyalizminin asırlardır Türkiye’ye ve Ortadoğu’daki güçsüz Müslüman Devletlere karşı hasmane bir tutumun içinde olduğu bilinmektedir. Devrilen iktidarlar, hürriyetleri gasp edilen insanlar, ele geçirilen enerji kaynakları. Bunlar, artık yeter dememiz gereken bir komplonun parçaları değildir de nedir? Rakka, Deyrizor, Musul, Telafur, Tikrit, Samarra, Felluce, Ramadi ve diğer kentler Sünni bir devlete, Kerkük, Erbil, Süleymaniye, Tuzhurmatu Kürtler’e, Bağdat, Kerbela, Necef, Bakuba Şiiler’e bırakılarak onların hür ve bağımsız olarak yaşayacak yerler mi olacaktır? Ortadoğu’da ne zaman bahar olmuştur ki, budan sonra olsun. Kimse siyasi hırslarına kapılıp binlerce yıllık TÜRK Tarihi’ni inkâra kalkmamalıdır. TBMM’de yapılan bazı konuşmalarda ne hikmetse sadece TÜRKMENLER’in acılarının paylaşıldığı dile getiriliyor. TÜRKMENLER acıların paylaşılmasını değil, kurtarılmayı beklemektedirler. Ortadoğu’nun başına bundan sonra nelerin geleceği bellidir. Sonucun 1916 yılında belirlenen haritadaki gibi olması ihtimali son olaylardan sonra herhalde çok yüksektir (Ş.10).

    Ülküleri olmayan ülkelerin ne devlet yapısındaki kökler güçlüdür ne de o devleti meydana getiren insanların devleti, milleti için verecekler bir şeyleri vardır. Bu ülküsüzlük, inançsızlık ve fikriyatsızlık o devletin dağılması, parçalanması ve acze düşmesi için yeterlidir. 

(Ş.10 Sykes-Picot planına göre Osmanlı İmparatorluğu-1916/ Kaynak www.nzmr.org)

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 04-12-2019

Doğu Akdeniz, Libya, Suriye, Fransa ve NATO

Recep Tayyip Erdoğan Başbakan iken, 28 Şubat 2011'de ''NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu?