IŞİD Kimdir ve Neden Sünni Değildir?

Yazan  20 Haziran 2014

Üç yıldır Türkiye ve dünya basınında El-Kaide ve onunla bağlantılı örgütlere Sünni denilmesine itiraz ediyorum. Bu itirazımın birçok haklı gerekçesi var. Bu yazıda bir kez daha bu gerekçeleri hatırlatmak istiyorum. Öncelikle Türkiye’de bazı kesimler tarafından IŞİD ya da El-Nusra, El-Kaide tabanlı ve bağlantılı bir örgüt kabul edilmese de bu örgütlerin ortak özelliği El-Kaide ağına dâhil olmalarıdır. Bu tür örgütler aynı ağa bağlı şebekeler gibi çalışmaktadırlar ve aralarındaki anlaşmazlıkları çoğu kez çatışarak çözerler. Bazen bu çatışmalar ayrışma olarak değil aynı ağ üzerinde yeni bir şebeke kurmak olarak okunmalıdır.

IŞİD’in temelini Ebu Musa el-Zerkavi atmıştır. Afganistan’a Sovyet ordularına karşı savaşmak üzere giden Ebu Musa el-Zerkavi, aktif olarak savaşta yer almasa da, buradaki kamplarda kendi birliklerini oluşturmuştur. Zerkavi, IŞİD’in temelini oluşturan “et-Tevhid ve’l-Cihat Cemaati”ni buradaki birlikleriyle kurmuş daha sonrada örgütün adı Mücahidin Şûra Konseyi olmuştur.ABD’nin Irak işgaliyle birlikte Zerkavi, Irak’taki yerel cihatçılarla ilişki kurarak, ABD karşıtı direnişe destek vermiştir. Bu dönemde örgütün amacı, ABD ve Batı yanlısı hükümetin devrilmesi, Şia’nın gücünün kırılması ve İslam emirliğinin kurulmasıydı. 2004 yılında, örgüt El-Kaide ile yakınlaşmıştır. Zaten Afganistan’dan beri El-Kaide ile ilişkiler hiç kesilmemiştir. Bu yakınlaşmayı anlamak bu gün IŞİD’in Irak’taki gücünü anlamak açısından önemlidir. 11 Eylül 2001 saldırıları, şüphesiz cihatçılar üzerinde El-Kaide adını bir marka değeri haline getirmiş ve bölgedeki cihatçılar üzerinde ciddi bir popülarite kazanmasına yol açmıştı. Zerkavi bundan faydalanarak yerel cihatçıları daha fazla çekmek istiyordu. El-Kaide ise Zerkavi’nin operasyonel gücünü kazanmak düşüncesindeydi. Zaten Irak’ta ABD işgaline karşı direnecek, Zerkavi’den bağımsız, direkt olarak Bin Ladin’e bağlı El-Kaide birliklerde bulunmuyordu.  Bu dönemde örgütün askeri gücü, ABD işgaline karşı en şiddetli direnişi gerçekleştiren bölgelerdeki unsurlardan oluşuyordu. Bunların çoğu da Musul, Bakuba, Felluce, Saddam Hüseyin'in memleketi olan Tikrit gibi şehirler olan Batı Irak’ın Sünni Arap vilayetleridir. Yani bu gün IŞİD’e Sünni aşiretlerin katılımı denilen ve yanlış olarak da “Sünni Kalkışma” olarak adlandırılan süreç aslında Irak direnişinde zaten var olan bir ilişkidir, yeni bir durum değildir.

Irak’ta El-Kaide’ye katıldığı süreçte örgüt adını “Irak El Kaidesi” olarak değiştirmiştir. İlk liderleri Zerkavi, 7 Haziran 2006’da ABD güçlerince düzenlenen bir operasyonda öldürüldü. Yerine Ebu Hamza el-Muhacir geçti. 2010 Nisan’ında, ABD ve Irak güçleri, Ebu Ömer el-Bağdadi ve Ebu Hamza el-Muhacir’iyapılan operasyonla öldürdüler.  Bunun üzerine Ebu Bekir el-Bağdadi örgütün yeni lideri oldu. Asıl ismi İbrahim Avvad İbrahim Ali el-Bedri olan Bağdadi, 1971 Samarra doğumlu, Bağdat İslam Üniversitesi mezunu, doktora yapmış bir akademisyendir. Bağdadi, Irak’ın 2003’te işgalden sonra ABD ordusunun güvenliği sağlayamadığı Felluce’de direnişçilere katılmıştı. Ailesi ve eğitimi onun Selefi olduğunu göstermektedir. Bu süre zarfında birkaç kez tutuklandı ve serbest bırakıldı. 2010'da örgütün başına geçti. Irak’lı bir Arap olan Bağdadi, örgütün ismini de, küresel bir çağrışım yapan El- Kaide’den, ‘Irak İslam Devleti’ne dönüştürdü.

Suriye iç savaşında örgütün varlık göstermesi 2013 yılında başladı. Örgütün bugünkü ismini alması da Suriye iç savaşına katılımıyla beraber oldu. Örgüt hem Irak ve Şam’da İslam Devleti, hem de Irak ve Levant’da İslam Devleti olarak anılmaya başlandı.“Levant” ile Suriye, Hatay ve Ürdün’ü kapsayan Lazkiye ile Akdeniz’e açılan coğrafya kastedilmektedir. Suriye’ye nasıl müdahil olduğu ve buraya kimlerin desteğiyle çağrıldığı oldukça şüphelidir. IŞİD’in Suriye  iç savaşına neden ve nasıl müdahil olduğu sorusunun cevaplarını aslında onun ortaya koyduğu eylem tarzından okumak mümkündür.

Esad rejimine karşı savaşan muhalefet gruplar içerisinde IŞID öncelikle El-Nusra ile birlikte, El- Kaide çatısı altında savaşa girmişti. İlerleyen süreçte bunların arasında yöntem açısında ciddi bir farklılaşma yaşanmaya başlandı. IŞİD açıkça İslami bir emirlik kurma hedefini deklare etti ve ele geçirdiği hemen her bölgede, kendi yorumuyla İslam hukukunu uygulamaya koymaya başladı. Onun devlet kurma hedefi, bu örgütü diğer İslam cephesi unsurlarından ve Nusret Cephesinden ayırdı. Bu hedef El-Kaide merkezince olumlu karşılanmadı zira bu El-Kaide’nin yürüttüğü cihat misyonuna da uygun değildi.Ayrıca Nusret cephesinden de eylem olarak farklı bir taktiğe sahipti. Nusret cephesi Suriye’nin her bölgesinden intihar eylemleriyle ses duyurmaya çabalarken, IŞİD kuzey doğu bölgesine yönelerek açık savaş taktiği uyguluyordu. IŞİD’in amacı Suriye’de de Esad güçlerini yıldırmak ve sindirmek değil,saldırdığı yerleri ele geçirmek ve orada kalmaktı. Bu İslam Emirliğiyada Devleti kurma amacından kaynaklanıyordu. Suriye’de Rakka ve Deyr ez-Zor’da halen sürdürdüğü üstünlük bunu göstermektedir. IŞİD’in Esad ordusuyla çatışmaktan kaçındığı şeklindeki eleştirilerin nedeni de aslında onun bu taktiğinin bir sonucuydu. Öncelikle IŞID doğuda Esed’in varlık göstermediği bölgelerde etkindi ve asıl amacı Esad’ı devirmek değil ele geçirdiği bölgelerde kalıcı olmaktı. Suriye’de Esad’ı aşağıda tutacak ve İran’la arasında tampon bölge kurarak yeni bir devlet oluşturmak bölgede en çok Suudi Arabistan ve Katar’ın işine gelirdi. Buda aslında Suriye’ye IŞİD’i kim davet etti ve kim destekliyor sorularının da cevabını vermektedir. Zaten kısa bir süre içinde ÖSO’da ki bir çok grup ve komutanın IŞİD’e katılıyor olmasını da başka türlü açıklayamayız.

IŞID Suriye’de 2 Şubat 2014’te yayınlanan ses kasetinde ise Zevahiri’nin IŞİD’in El-Kaide’ye bağlı bulunmadığı ve faaliyetlerinden Kaide’nin sorumlu tutulamayacağını bildirmesi ile daha özerk bir yapıya kavuştu. Aslında IŞİD’in El-Kaide’den ayrılması taktiksel olarak onun Suriye’de ve Irak’ta daha kalıcı olacağının da habercisiydi. Zira El-kaide bağlantılı bir örgütü Batı ve ABD istemeyecek, Suudi Arabistan’da açıktan destek veremeyecektir. Dolayısıyla IŞİD’in El-Kaide’den ayrılması ve hatta Türkiye’de IŞİD’in El-Kaide’den bağımsız bir terör örgüt olarak kabulü onun bölgede kalıcılaştırılması anlamına gelmektedir. PKK gibi El-Kaide ile örgütsel bağı olmayan her terör örgütü ile masaya oturmak meşru görülebilir.

El-Kaide ile çatısı altında ayrılarak özerkleştikten sonra IŞİD’in Irak’ta etkin olması da oldukça düşündürücüdür. Uzun Suriye iç savaşı ve Esad’ın devrilme olasılığının Rusya desteğiyle zayıflamasıyla birlikte IŞID Irak’ın içlerine doğru yeniden hareket etmesine yol açtı. Musul’un ele geçirilmesi, sorunu Suriye meselesi olmaktan çıkardı. Aslında IŞID adını aldığı günden beri bu örgütün meselesinin Suriye iç savaşı olmadığı anlaşılıyordu. Aslında mesele parçalanacak olan Irak ve Suriye’de yeni denge kurmaktı. Zira Irak’a müdahale ile birlikte Maliki hükümetindeki Şiiler oldukça güçlüydüler.  Suriye’de Esad’ın düşmemesi ve Irak’ta Şiilerin etkisi Ortadoğu’da dengeleri Körfezdeki Selefi Arap devletlerin aleyhine bozmuştu. IŞID aslında Şiilere karşı Arap Selefilerinin bölgedeki güvenliğini sağlayacak bir güç olarak görülüyordu. Irak’ta Sünni Arapların zaten baştan beri desteğine sahip olan IŞİD’in Musul alarak Bağdat’a doğru hareket etmesi bunun açık bir göstergesidir. Daha öncede yazdığım gibi ABD, Suudi Arabistan ve Katargibi aktörler Suriye ve Irak’ı da yaşana iç savaşta Esed ve Şiiliğe karşı bir Kürt ve Selefi (kimileri Sünni diyor) blok oluşturmak istiyorlar. Böylece Ortadoğu’da Şiilik dengelenebilir ve İsrail'in güvenliği de garanti altına alınmış olur.

Sonuç olarak IŞID bildiğimiz anlamda bir El-Kaide türü örgüt değildir. Bu daha çok IŞİD’in strateji, hedef ve taktik boyutuyla ilgilidir. İnanç ve ideolojik olarak ise El-Kaide, IŞİD, El-Nusra vb... örgütlerin tümü mezhepsel ve ideolojik olarak Vehhabi-Selefi’dirler. Bu örgütlerin Sünni olarak görülmesini sağlayan şey bunların daha çok Sünni Müslümanlar arasında taraftar bulmasıdır. Öncelikle bilinmesi gereken Sünnilik daha çok Şiiliğin karşısındaki Müslüman blok için kullanılan genel bir kavramdır. Bir mezhep adı değildir. Sünnilik daha çok içinde bir çok mezhebin ve farklı düşünce sistemlerinin yer aldığı bir çatı gibidir. 19. yüzyıla kadar da inanç da Eş'arilik ve Matüridiliğin temsil ettiği bir orta yol olarak kabul edilmiştir. 19. Yüzyılda Vehhabiliğin ortaya çıkışı ve İslam’ı İhya-Canlanma adı altındaki akımların Selefilikle imtizacı ile birlikte de mezhepler terkedilerek, Sünnilik kavramı anlamını yitirmiştir. Bu gün dini devrimci örgütlerin ve terör örgütlerinin çoğu Vehhabi/Selefi ağına bağlı gruplardır. Vehhabi/Selefiliğin Sünnilik içinde yer alıp alamayacağı (en azından Osmanlı ulemasının çoğu tarafından reddedilmiştir) tartışılmıştır. Fakat daha sonra özellikle Türkiye’de İran devriminden etkilenen İslamcı gruplar tarafından Vehhabilik Suudi Arabistan’la ilişkili olarak reddedilirken, Afganistan ve Bosna savaşlarından sonra Selefilik oldukça rağbet gören bir isim olmuştur.

20. Yüzyılda Vehhabiliğin Selefiliğe evirilmesiyle İslam dünyasında Sünnilik bir orta yol görüşü olmaktan çıkmış vemezhep sistematiği tamamen terk edilmiştir. Dolayısıyla bu gün İslam dünyasında ve Türkiye’de Müslümanların zihindünyasında Sünnilik daha çok Şiilik karşıtlığı anlamında kullanılmaktadır. İnanç alanında ise Sünnilik artık Türkiye’de ve Ortadoğu’da Hanefi ve Matüridi gelenek terk edildiği için Selefilikle eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır.  IŞID gibi örgütleri Sünni olarak tanımlamanın taktiksel olarak iki anlamı vardır: Birincisi Şiilik karşıtlığı üzerinden İslam dünyasında onlara meşruiyet kazandırmaktır. İkincisi de Vehhabi-Selefilik sahip olduğu aşırı tekfirci inanç öğretisi ile her zaman Hanefi coğrafyada mesafeli durulan bir yapı olmuştur. Özellikle Türkiye’de gerçekleştirilen algı operasyonuyla, bu örgütler Sünni olarak İsimlendirilerek onların Ortadoğu’da Hanefi ve Şafii muhitlerde taban tutması ve taraftar kazanması sağlanmaktadır.   Şiilikle hesaplaşmayı başarırsalar ve Suriye ve Irak’ta bir devlet kurabilirlerse, ilk yapacakları iş yeryüzünde kendi mezhepleri hâkim oluncaya ve bir tek Hanefi kalmayıncaya kadar diğer Müslümanlarla savaşmak olacaktır.

Türkiye’de Facebook'ta açtıkları yüzlerce sayfada Namaz kılmayanı tekfir eden, demokrasiyi şirk ilan eden, Müslümanları esir etmeyi ve kadınlarını cariye olarak almayı caiz gören, savaş hukukunu tanımayan, Hanefilerin kıldığı namazı bid’at kabul eden yayınlarını görmezden gelenler, aslında kendi coğrafyalarından nasıl bir dini yorumu canlandırdıklarını o gün geldiğinde anlayacaklardır.  Bu nedenle IŞID Sünni değil Selefi bir örgüttür. Ortadoğu’da bir Şii-Sünni savaşı varmış gibi göstermek, Selefi ve Şiiliğin taraftar toplama stratejisidir. Var olan bir Selefi-Şii çatışmasıdır. Türkiye bu süreçte İslami geleneğini iktidar ve Diyanet aracılığıyla Selefiliğe taraftar yaparak harcamaktadır. Ne kadar ilginçtir ki, bu yapıların ilk hedefi laikler değil, tam aksine İmam Hatip ve İlahiyattaki din eğitiminden yetişen nesiller olacaktır.  

Hilmi Demir

-1993 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu.

-1994 tarihinde Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesine araştırma görevlisi olarak atandı.

-1996 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kelam Anabilim Dalında Yüksek
Lisansını, 2001 yılında doktorasını tamamladı.

-2002 tarihinde Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalına Yardım
doçent kadrosuna atandı.

-2002-2003 tarihleri arasında Kırgızistan OŞ Devlet Üniversitesinde görev yaptı.

-2003-2004 tarihlerinde Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesinde dekan yardımcılığı görevinde bulundu.

-2009 Tarihinde Doçent, 2014 tarihinde Profesör kadrosuna atandı.

-Halen Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı öğretim üyeliği yapmaktadır.
-Türkiye Günlüğü, Türk Yurdu, 2023 gibi Ulusal dergilerde yayımlanmış makaleleri ve "Delil ve İstidlalin Mantıki Yapısı İlk Dönem Sünni Kelam Örneği", " Mit Kozmoz ve Akıl", "Mit Kozmos ve Akıl: Zerdüştlük Maniheizm Hıristiyan Gnostikler ve İslam" adlı yayımlanmış kitapları bulunmaktadır.
-Ortadoğu'da Mezhepler, Gnostik inançlar, Selefilik, İslami Hareketler konusunda çalışmaktadır. 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 19-11-2019

Türkiye'ye Çifte Kuşatma

Türkiye'de, iktidarın kurumsal karar sürecini terk edip tek adamın kararlarına dayanan iç ve dış politikaları içeride iç cepheyi dağıttığı gibi dış politikada da ülkeyi açmazlara sürüklediğini görüyoruz.