Nükleer Enerji Santrallerinde Yakıt ve Deprem Konusu

Yazan  16 Eylül 2014

Konumuz Nükleer Santrallerle ilgili olduğu için en yetkili kişinin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın T. Yıldız’ın 2104 yılı TBMM Plân ve Bütçe Komisyonu’na sunuş konuşmasında, NS’ler hakkında neler söylediğine bakarak konuyu açmaya çalışalım. Sayın Bakan bu konuda şunları dile getirmiştir: ’’… Bu gerçekler karşısında ülkemizde, 2023 yılına kadar iki nükleer güç santralinin devreye alınması ve üçüncü santralin inşasına başlanması planlanmaktadır. Böylece, nükleer enerjinin kurulu gücümüz içerisindeki payının 2023 yılınakadar en az yüzde 10’a çıkartılması hedeflenmektedir. Bu amaçla; Mersin İli Akkuyu Bölgesinde nükleer güç santrali kurulmasına yönelik 12 Mayıs 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti arasında yapılan anlaşma çerçevesinde projenin yürütülmesi için 13 Aralık 2010 tarihinde Akkuyu Nükleer Güç Santrali Elektrik Üretim A.Ş. adında proje şirketi kurulmuştur. Projeye ilişkin arazi tahsis işlemleri tamamlanmıştır. Proje Şirketi, EPDK’ya Elektrik Üretim Lisansı başvurusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’naÇevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Başvurusunu 2011 yılında yapmıştır. Ağustos 2013’te ÇED Nihai Raporu tamamlanarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sunulmuştur. 2014 yılı başında raporla ilgili nihai kararın çıkması beklenmektedir.Akkuyu Nükleer Güç Santralinin lisanslanması çalışmaları ilgili şirket ile Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) arasında yürütülmektedir. Proje şirketi tarafından lisanslanması çalışmaları kapsamında hazırlanan Güncellenmiş Yer Raporu 22 Mayıs 2012 tarihinde TAEK’in değerlendirmesine sunulmuştur. TAEK’e sunulan Yer Raporu üzerinde değerlendirme çalışmaları tamamlanmış olup onay süreci devam etmektedir.Diğer taraftan, Akkuyu sahasına ilişkin olarak zemin etüt çalışmaları sürdürülmektedir. İlgili kurumlardan izin, lisans ve ruhsatların alınmasını müteakip inşaat süreci başlayacaktır. Bu çerçevede santralin ilk ünitesinin 2019 yılında devreye alınması planlanmaktadır. Santralin gerek inşaatı gerek işletimi sırasında mümkün olduğunca ülkemiz personelin eğitilmesi, çalıştırılması ve insan kaynakları potansiyelimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda; 2010 yılından beri Rusya’ya, nükleer mühendislik eğitimi almak üzere öğrencilerimiz gönderilmektedir. Şu anda toplam 190 öğrencimiz Rusya’da nükleer mühendislik eğitimi almaktadır. Bu eğitim sürecinin sonunda eğitim gören öğrenci sayımız 600 olacaktır. Bununla birlikte, nükleer teknolojilerinin geliştirilmesi ve nükleer mühendislik eğitiminin ülkemize transfer edilmesi ile ilgili çalışmalarımız devam etmektedir. İkinci nükleer güç santralinin Japonya ile birlikte Sinop’ta inşa edilmesine karar verilmiştir. 3 Mayıs 2013 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Nükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin Geliştirilmesi Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşma” imzalanmıştır. Akabinde Projenin hayata geçirilmesi amacıyla, Bakanlığımız ile Projeyi yürütecek ve Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ), MHI, ITOCHU veGDF-SUEZ şirketlerinden oluşacak Proje Şirketi arasında imzalanacak Ev Sahibi Hükümet Anlaşması (HGA) müzakereleri ise hâlihazırda devam etmektedir. Teknik fizibilite çalışmaları kapsamında 07 Ekim 2013 tarihinde Piri Reis Gemisi denizde yapılması gereken çalışmalar için uzmanların katılımı ile faaliyetlerine başlamıştır.Sinop Nükleer Güç Santrali Projesinde; EÜAŞ’ın Projede önemli bir hisse oranına sahip olması, nükleer teknolojinin ülkemize transfer edilmesi, sanayimizin geliştirilmesi ve insan kaynağımızın yetiştirilmesi gibi hususlar ön plana çıkmaktadır.’’

Son aylarda ülkemizdeki huzursuzluklar ve tedirginlikler toplumu tam anlamıyla germeye başlamıştır. Yolsuzluklar, suiistimaller, sokaklarda cereyan eden asayişsizlik ve artan terör olayları, ülkenin doğu-güneydoğusundaki ikinci devlet kurma hazırlıkları, Suriye ve Irak’taki yeni BOP uygulamaları arasına sıkışmış olan devlet bu sıkıntılı işlerle uğraşırken, büyük projelerden toplumun haberdar edilmemesi insanın aklına ister istemez acaba projeler yerinde mi duruyor sorusunu getirmektedir. Mesela Nükleer Santrallerin yapımı, inşasıile ilgili olarak bugüne dek bir faaliyetin olmamasını,varsa faaliyetlerle ve sıkıntılarla ilgili olarak millete bilgi verilmemesini bir vatandaş olarak yadırgıyorum. Faaliyetler acaba aksıyor mu? Akkuyu ile anlaşmanın imzalanmasından bu yana tam dört yıl, Sinop’taki santralin kurulması ile ilgili anlaşmanın üzerinden bir buçuk yıl geçmiştir. Bu santrallerin yapımı konusunda iki önemli riskin olduğu bilinmektedir. Birincisi, tesislerle ilgili ÇED raporlarındaki tehlike arz eden hususlar ve bilinen kırık hatları, ikincisi yakıt temini meselesidir. Bu konularla ilgili olarak şimdiye dek neler yapılmıştır?

1979’da ABD’de Thre Mile Island nükleer tesisinde, 1986’da Ukrayna’da Çernobil ve 2011’de Japonya’da Fukuşima’daki Nükleer Santrallerde sızıntı ve patlamalara rağmen ve de bilimsel, teknik tedbirler alınmadığı takdirde (alınsa bile tabiat olayları sonucu her şey olabilir) reaktörlerde sızıntı ve patlama ihtimali olabileceği, radyoaktif atıkların taşınma ve saklanması sırasında tehlikeli olduğu ve santralin ömrü tamamlandığında ve sökülme sırasında bile radyoaktif maddeler yaydığı bilindiği halde dünyada bugün için 437 NS faaliyettedir.Burada unutulmaması gereken en önemli husus yapılan her enerji santralinin tabiat olaylarından etkileneceğidir. NS için de bu söz konusudur. Depremlerin, tsunamilerin, kasırgaların, sellerin tabiatı doğrudan etkilediği bilinen bir gerçektir. Önemli olan bu tabiat güçlerine karşı kaderi öne sürmeden gerekli tedbirleri almaktır. 20. ve 21. yüzyılın önemli enerji kaynağı olan NS’lerin bundan sonraki yüzyıllarda da artan bir hızla kullanılacağı da aşikârdır. Zira füzyon enerjisi elde edildiğinde ve toryum kullanılmaya başlandığında NS’den daha çok elektrik enerjisi elde edilecektir (3. dünya harbi çıkmadığı takdirde). Günümüzde 437 adet çalışan NS santral bulunmakta, bu santrallerin gücü de 374.504 MW’tır. İnşa halinde ise 70 adet santral bulunmaktadır. Bu santrallerin kurulu gücü de 66.682 MW olacaktır(ülkemizin bugün için kurulu gücü bu civardadır. 68.235,9 MW). (Ş-1)

 

 DÜNYADAKİ NÜKLEER SANTRALLER

Country
 

In operation

Under construction

Number

Electr.net output
MW

Number

Electr.net output
MW

 

Argentina

3

1,627

1

25

 

Armenia

1

375

-

-

 

Belarus

-

-

1

1.109

 

Belgium

7

5,927

-

-

 

Brazil

2

1,884

1

1,245

 

Bulgaria

2

1,906

-

-

 

Canada

19

13,500

-

-

 

China

22

18,056

27

26,756

 

CzechRepublic

6

3,884

-

-

 

Finland

4

2,752

1

1,600

 

France

58

63,130

1

1,630

 

Germany

9

12,068

-

-

 

Hungary

4

1,889

-

-

 

India

21

5,308

6

3,907

 

Iran

1

915

-

-

 

Japan

48

42,388

2

1.325

 

Korea, Republic

23

20,721

5

6,370

 

Mexico

2

1,330

-

-

 

Netherlands

1

482

-

-

 

Pakistan

3

690

2

630

 

Romania

2

1,300

-

-

 

Russian Federation

33

23,643

10

8,382

 

SlovakianRepublic

4

1,815

2

880

 

Slovenia

1

688

-

-

 

South Africa

2

1,860

-

-

 

Spain

7

7,121

-

-

 

Sweden

10

9,474

-

-

 

Switzerland

5

3,308

-

-

 

Taiwan, China

6

5,032

2

2,600

 

Ukraine

15

13,107

2

1,900

 

United ArabEmirates

-

-

2

2,690

 

United Kingdom

16

9,243

-

-

 

United ArabEmirates

-

-

2

2,690

 

USA

100

99,081

5

5,633

 

Total

437

374,504

70

66,682

 
 
 
(Ş-1 Kaynak. Europen Nuclear Society /Ağustos 2014)

 

Nükleer güçle ilgili olarak en önemli konu bu gücün barışçı emellere hizmet edecek şekilde kullanılmasıdır. Sağlık alanında, uzay çalışmalarında, bilim ve teknolojide, enerjide kullanımı insanlığın gelişimine önemli katkılarda bulunmaktadır. Bu bir hakikattir. Gelin görün ki, yaşadığımız dünyada maalesef bu yönde hareket edilmemektedir. ABD (10.640), Rusya (8.600), Çin (400), Fransa (350), İngiltere (200), İsrail (100-200), Hindistan (45-95), Pakistan (30-55) nükleer güce sahip ülkelerdir (bilinen sayılar bunlardır). Dünyada bugün için 20.000 civarında nükleer silah başlığı bulunmaktadır. Yarınlarda neler olur bilinmez… İran’ın kendini korumak maksadıyla başlattığı nükleer çalışmalar netice vermeye başlamış bugüne dek yapmamışsa yakın bir zamanda atom bombası yapacağı bilinmektedir. Böylesine karmakarışık bir coğrafyada yaşayan Türkiye ne yapacaktır? Askeri harcamalarını artıran ülkeler arasında, nükleer silahlarla dört bir taraftan çevrilmiş bir coğrafyada, yeni haritaların durmadan çizildiği bir Ortadoğu’da Türkiye sürekli düşünen adam gibi mi davranacaktır? Hayır asla… Türkiye, kendi imkânlarını sonuna dek kullanarak güçlü bir ülkenin meydana getirilmesi için nükleer sahada da gerekenleri yapmak iradesini devlet olarak ortaya koymak mecburiyetindedir. Devletin görevi, ’’Türk Milletinin bağımsızlığını, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah ve huzurunu sağlamak, kişilerin haklarını korumak, sosyal bir hukuk devleti kurmak ve toplumda adaleti sağlamak ve halkını dış güçlere karşı korumak’’ olduğuna göre…

 

Nükleer Santralde Yakıt

TAEK internet sitesinde nükleer enerji şu şekilde tarif edilmektedir:’’ Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucunda büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Ağır atom çekirdeklerinin nötronlarla bombardımanı sonucunda bu çekirdeklerin parçalanması sağlanabilir; bu tepkimeye "fisyon" adı verilmektedir. Her bir parçalanma tepkimesi sonucunda açığa fisyon ürünleri, enerji ve 2-3 adet de nötron çıkmaktadır. Uygun şekilde tasarlanan bir sistemde tepkime sonucu açığa çıkan nötronlar da kullanılarak parçalanma tepkimesinin sürekliliği sağlanabilir (zincirleme tepkime). Bunun haricinde hafif atom çekirdeklerinin birleşme tepkimeleri de büyük bir enerjinin açığa çıkmasına sebep olmaktadır. Bu birleşme tepkimesine "füzyon" adı verilmektedir. Bu tepkimenin sağlanabilmesi için atom çekirdeğinde bulunan artı yüklerin birbirini itmesinden kaynaklanan kuvvetin yenilmesi gereklidir. Bu nedenle çok yüksek sıcaklığa çıkılan sistemler kullanılmaktadır. Çok yüksek sıcaklıkta yüksek enerjiye ulaşan atom çekirdeklerinin çarpışması ile füzyon tepkimesi sağlanabilmektedir. Fisyon ve füzyon tepkimeleri ile elde edilen enerjiye ‘çekirdek enerjisi’ veya ‘nükleer enerji’ adı verilmektedir… Nükleer güç santrali/reaktör nedir sorusunu da şöyle cevaplamaktadır: Bir nükleer santraldaki sistemler konvansiyonel güç santralları ile aynı mantıkla çalışırlar. Isı enerjisinin üretildiği kısımda elde edilen buharın türbin-jeneratörü döndürerek elektrik üretilmesi felsefesi, temel olarak nükleer santrallarda da aynıdır. Nükleer santrallar ısı üretmek için nükleer reaksiyonu kullandıkları ve bunun sonucunda çevreye salınmaması gereken radyoaktif maddeler ürettikleri için, bazı ek sistemler kullanırlar. Örneğin, birçok nükleer santralda nükleer yakıtı barındıran yakıt tüpleri arasından ısınarak geçen su, doğrudan türbine gönderilmeyip, türbin için buhar üretilen ikinci bir çevrimi ısıtmak için kullanılır. Bununla ilgili sistemlere Birincil (Soğutma) Sistem(i) adı verilir. İkincil sistem ise birincil soğutma sistemindeki ısıyı alarak türbin-jeneratörü döndürmek için gerekli olan buharın üretilmesi için kullanılan sistemdir.Her iki sistem de kapalı birer döngü oluşturmuşlardır. Soğutma sistemi ise ikincil sistem içinde yer alan yoğuşturucuyu soğutmak için kullanılır. Bu sistemde sıcaklığı yoğunlaştırıcıya göre daha az olan, deniz, göl veya ırmaklardaki su kullanılır. Suyun bolca bulunmadığı yörelerde ise bu sistemin içinde soğutma kulelerinden faydalanılır.Nükleer santrallar, birincil sistemlerindeki farklılıklara göre değişik şekillerde adlandırılırlar. Dünyadaki 400 den fazla sayıda nükleer santralin yaklaşık olarak yarısı "basınçlı su reaktörü"dür. Basınçlı su reaktörlerininde, birincil sistem yaklaşık 150 atmosferlik bir basınç altında tutularak, içinde bulunan suyun yüksek sıcaklıklara kaynamadan çıkarılması sağlanmıştır. Buna ek olarak "kaynar sulu", "basınçlı ağır sulu" reaktörler de en çok kullanılan nükleer santral tipleridir.’’

Bilindiği üzere NS’de yakıt olarak uranyum cevheri kullanılmaktadır. Uranyum atomunun çekirdeğindeki proton ve nötronların toplamı 235 ise bu U235’dir. Proton ve nötronların toplamı 238 ise bu uranyum U238 izotopudur. Doğal uranyumun %99,3’ü U238, %0,7’si U235 izotopudur. Tabii haldeki uranyumdan U238’in uzaklaştırılarak U235 oranını artırma işlemine uranyumun zenginleştirilmesi denir. U235 oranı %2-5 olduğunda nükleer santrallerde yakıt, %20’ye yükseldiğinde reaktörlerde yakıt, %80 ve üzerinde ise atom bombası yapımında kullanılır.Topraklarında uranyum ve toryum cevherleri bulunan Türkiye’nin nükleer enerji ile olan serüveni 1962’de Çekmece ’de kurulan Nükleer Araştırma Merkezi ile başlamıştır. Bu yolda MTA arazi ve teknolojik çalışmalarına devam etmiş, 1974 yılında kısıtlı imkânlarına rağmen Köprübaşı’ndaki pilot tesislerinde dünya standartlarında ’’sarı pasta’’ elde etmiştir. Ne yazık ki bu tarihten itibaren hem arama çalışmaları hem de teknolojik çalışmalar yavaşlamaya başlamış ve sonunda bu faaliyetlere son verilmiştir. MTA’nın bu konuda faaliyetlerine devam etmesi isteği ve ortaya koyduğu projeler her ne hikmetse engellenmiştir. MTA’nın tespitlerine göre ülkemizde; Köprübaşı’nda %0,4-0.05 U3O8 ortalama tenörlü 2.852 ton, Fakılı’da %0,05 U3O8 ort. tenörlü 490 ton, Küçükçavdar’da %0,04 U3O8 ort. tenörlü 208 ton, Sorgun’da %0,01U3O8 ort. tenörlü 3.850 ton ve Demirci’de %0,08 U3O8 ort. tenörlü 1.729 ton toplamda da 9.129 ton uranyum cevheribulunmaktadır (eski çalışma neticelerine göre).Uranyum aramalarından kısaca bahsedecek olursak ’’Uranyum arama yöntemi, jeolojik verilere göre seçilen geniş bölgelerin havadan radyoaktiviteyi ölçen cihazlar yerleştirilmiş uçaklar tarafından taranması, bulunan anomalilerin yerden kontrolü ve ümitli görülen sahalarda yapılan istikşaf sondajlarının olumlu sonuç vermesi üzerine rezerv sondajlarına başlanması olarak özetlenebilir. Türkiye'nin jeolojik yapısının incelenmesi ve bugüne kadar yapılan çalışmalardan elde edinilen bilgi ve deneyim ışığında, belirlenmiş olan rezervlerin ülkenin nihai potansiyelini ifade etmediği, aramalara gereken kaynağın ayrılması, Maden Kanunu’ndan kaynaklanan sınırlamaların en aza indirilmesi durumunda, daha büyük yatakların bulunmasının mümkün olduğu söylenebilir. Geçmişte, bu görüşten yola çıkılarak, Uluslararası Atom Enerji Ajansı ile bir müşterek proje hazırlanmış, gerekli cihazlar ve uzmanlar Ajans tarafından temin edilerek, Türkiye'nin, uranyum yatağı olması muhtemel bölgelerinin havadan taranması, MTA GenelMüdürlüğünce programlanmış ve 1987-1988 yıllarında uçuşlar gerçekleştirilmiştir. Ancak, 1988'den sonra program durdurulmuştur.’’ (7.Beş Yıllık Plan DPT ÖİK:487)Uranyum aramaları ve uranyumun zenginleştirilmesi üzerinde önemle, ciddiyetle ve özenle durulması gerekmektedir. Toryum (380.000 ton) ve uranyum (9.129 ton) cevherlerinin yeniden aranmaya başlaması ve yeni rezervler bulunması ile birlikte (MTA bu konuda çalışmalarına devam etmelidir. Devam ediyorsa hızlandırmalıdır) 2019’dan itibaren devreye girecek olan NS’ler için kapı kapı dolaşıp uranyum aramaktan kurtulmuş oluruz (Ne var ki, yapılan anlaşmalarda durum farklıdır. Zira yakıt ilgili firmalar tarafından tedarik edilecektir. Diğer taraftan yeni rezervler bularak uranyum cevherini zenginleştirmek için de çalışmalara başlanmalıdır). Yapılacak jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonrası mevcut rezervlerin artacağı kesindir. Zira 1990’lı yıllarda MTA bu fikirden hareketle yeni projelerini sunmuş, ancak hem yeni maden kanununun doğurduğu sonuçlar hem de ilgililer şimdilik uranyum aramalarını gerektirecek sebepler bulunmadığı gerekçesiyle uranyum aramaları durdurulmuştur. Bugün için dünya uranyum rezervi toplam 5.404.000 tondur (Avustralya 1.673.000 ton, Kazakistan 651.000 ton, Kanada 485.000 ton, Rusya 470.000 ton, G.Afrika 295.000 ton, Namibya 284.000 ton, diğerleri 1.536.000 ton). Yılda yaklaşık 50.000ton civarında uranyum üretimi yapılmaktadır. Uranyum fiyatları ise yılara göre 16-300 dolar arasında değişmektedir. Tipik bir sulu reaktör için 1kg UO2 yakıtının maliyeti (hammadde+dönüştürme+zenginleştirme+fabrikasyon) yaklaşık 1000 dolar civarındadır. (TAEK-Teknoloji D./2005) 1000 MW gücünde bir NS’de yılda kullanılan yakıt miktarı 30 ton civarındadır. Yani 30.000 kg için harcanacak para miktarı 30.000kgx1000dolar=30.000.000 dolardır. Türkiye 8.000 MW gücündeki santralleri için yılda yaklaşık 30.000.000x8=240.000.000 dolarlıkveya daha fazla uranyumu dışardan alacaktır (anlaşmalarda ilgili şirketin yakıtı temin edeceği maddesi bulunmaktadır).Maliyetlerin artacağı ve Türkiye’nin daha çok NS yapacağı gündeme geldiğinde fiyatların hızla artmayacağını kimse garanti edemeyecektir.Ayıca uranyum tedarikinde sıkıntılar başlarsa ne olacaktır? Bu sebeple Türkiye MTA’nın 1970’li yıllarda yaptığı gibi karadan prospeksiyon ve havadan da modern jeofizik aletlerle uranyum arama çalışmalarını sürdürmelidir. Uranyumun nerelerde aranacağını Mart 1959’da çok değerli iki jeolog Prof. Dr. Melih Tokay ve Cahit Erentöz MTA Dergisi’nde makale olarak yayınlamışlardır. Ayrıca MTA’da bu konuda çalışan jeoloji ve jeofizik mühendislerinin ayrıntılı birçok raporu bulunmaktadır.TAEK’de çalışmalarını teknolojik olarak geliştirmelidir. Türkiye belirlenen bölgelerde var olduğu bilinen uranyumu gün yüzüne çıkarmak mecburiyetindedir.Nükleer Güç Santrallerinin kurulması ve işletilmesi ile enerji satışına ilişkin 5710 sayılı kanun sonrası çıkarılan yönetmeliğin (19.3.2008 tarih ve 26821 sayılı Resmi Gazete) 21. Maddesi aynen şöyledir:’’ Yakıt temini MADDE 21- (1) Santral için yakıt ve yakıt ile ilgili diğer girdilerin temini, sürekliliği ve maliyet değişimi hususlarında her türlü sorumluluk şirkete aittir.’’ Anlaşmalarla yakıt teminin ilgili şirketlere bırakıldığını görüyoruz. Bu da Türkiye’nin uranyum teknolojisi konusunda hiçbir şey yapmaması anlamını taşımaktadır. Üniversitelerde yapılacak akademik çalışmaları bir tarafa bırakacak olursak, Türkiye’nin güçlü dünya devleti olma yolunda pek atağa kalkacağı yakın gelecekte görülmemektedir.

  NS’LER ve DEPREM

NS’lerin yapımındaki diğer önemli bir konun da zeminin yapısı ve deprem riski olduğu bilinmektedir.Mesela Akkuyu NS için basında yer alan şu haberler oldukça dikkat çekicidir. ’’Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin revize ÇED raporu açıklandı. Raporda, doğanın ve canlıların hiçbir zarar görmeyeceği, üzerine 20 tonluk uçak düşse dahi tehlike yaratmayacağı vurgulandı… Mersin’in Gülnar İlçesi’nde yapılacak Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunulan 3 bin 600 sayfadan oluşan revize Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu açıklandı. Raporda Akkuyu’nun hizmete girmesiyle birlikte yılda yaklaşık 35 milyar KWH elektrik enerjisi üretilmesi planlandığı ve bu miktarın Türkiye’nin bugünkü elektrik tüketimimizin yüzde 16’sını karşılayacağı, proje toplam maliyetinin 20 milyar ABD dolar olmasının öngörüldüğü ifade edildi. Pembe bir tablonun çizildiği raporda çevrenin ve canlıların hiçbir zarar görmeyeceği vurgulandı. İşte rapordan bazı başlıklar: Akkuyu inşaat sürecinde çalışanların yüzde 70’i yerli iş gücü olacak. Normal işletme koşullarında karbon ve diğer sera gaz emisyonları neredeyse sıfır düzeyinde olacak. En olumsuz koşullar altında dahi soğutma suyu deşarjının deniz suyu sıcaklığında en fazla 0,5 derece sıcaklık artışına neden olacak. Bu artış deniz yosunu gibi çeşitlilikler, gıda zinciri üzerinde ve foklar üzerinde her hangi bir olumsuzluğa neden olmayacak. Ayrıca inşaat faaliyetleri esnasında Akdeniz foklarına yönelik bir gözetim planlanacak ve bu çalışma kapsamında fokların bolluk dereceleri, üreme performansı indeksleri, yuva koşulları ve popülasyon durumları incelenecektir. Türkiye’nin ilk nükleer santralı için 9 şiddetinde(9 büyüklüğü demek istenmiştir. Çünkü şiddetin anlamı başkadır) olabilecek bir depremde güvenli durdurma dâhil olmak üzere, birçok risk etkenleri hesaba katılarak uygulama yapılmaktadır. Akkuyu, güvenlik sistemleri ve bileşenleri aşağıdaki doğal ve teknolojik etkenler hesaba katılarak tasarlanmıştır. Tasarıma esas olay kapsamında, 20 ton ağırlığında ve 215 m/s hızda bir Phantom RF-4E uçağının çarpmasında dahi güvenlik gereksinimlerinin sıkı sıkıya uygulanmasını garanti etmektedir. 400 ton ağırlığında ve 200 m/s hızda bir Boeing 747-400 uçağının çarpması ve bu çarpmaya bağlı yakıt alevlenmesi, ’Tasarım Ötesi Olay’ olarak değerlendirilmiştir.’’

 Akkuyu Santrali’nin kurulacağı bölge 250-300 km. uzunluğunda sol yönlü doğrultu atımlı Ecemiş Fayı’na yaklaşık 25 km. mesafededir. Bu fay uzun yıllardır suskunluğunu korumaktadır. İskenderun Körfezi-Kıbrıs-Rodos arasında Akdeniz bulunan Helenik-Kıbrıs Yayı’nın 8-9 büyüklüğünde deprem üretebileceği ifade edilmektedir. 1743’de bu hat üzerinde meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem sonrası tsunaminin de meydana gelmiş olabileceği ileri sürülmektedir. 250 yıldan beri kırılmayan bu hatta meydana gelebilecek 9-10 büyüklüğündeki bir deprem riskigözetilerek santralde, inşaat aşaması öncesi çok ciddi çalışmalar yapılmalıdır.Akdeniz içindeki tektonik hattın sürekli oynadığı unutulmamalıdır. 4-5 büyüklüğündeki depremlerin sıklığı son zamanlarda dikkat çekmektedir. Akkuyu merkez olmak üzere 150 km. çapında bulunan bir alanın sismik aktivite haritaları mutlaka ortaya konmalıdır (deniz içinde modern jeofizik aletlerle donanımlı gemilerle çalışmalar yapılmalıdır). Yeni jeolojik ve özellikle de jeofizik çalışmalar yapılmalıdır.MTA’nın yapmış olduğu çok eski olan ve üniversitelerin yaptığı yüksek lisans çalışmalarından yola çıkılarak bir netice ortaya konmamalıdır. Yani kısa yoldan masa başında raporlar yazılmamalıdır. Bölge zemin ve depremsellik açısından mikro ölçekte çalışılmalıdır. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs Bölgesi’nin Deprem Tehlike Analizleri konusunda çalışma yapan H.Yalçın, L.Gülen, Z.Çağnan, D.Kalafat’ın bu konuda yazdıkları kısaca şöyledir. ‘’…Bu rakamın bölgenin genel tektonizması için büyük bir aralık olduğu, buradan yola çıkılarak da Doğu Akdeniz’de sismik aktivitenin düzensiz dağılım gösterdiğini, bölgesel olarak değerlere baktığımızda doğuya doğru sismik aktivitede bir azalma olduğunu söyleyebiliriz. Anadolu plakasının Doğu Anadolu Fayı ve Ölü Deniz Fayı ile kesiştiği Maraş Üçlü Eklem ‘inde ise gerilimin arttığını ve dolayısı ile b değerinin azaldığını görmekteyiz. Kıbrıs yayının batı kısmı boyunca sismik aktivite düzeyindeki çeşitliliğin yayın kuzeybatı bölümündeki yitimden kaynaklandığı, yayın batısının göreceli plaka hareketi ve yakınsayan süreçlere tabi olduğu ve bu yakınsama sürecine ters faylanma mekanizmalı olayların sürece uyumlu olduğu diğer gözlenen sonuçlar arasındadır. Bu fay uzun yıllardır suskunluğunu korumaktadır.’’(Ş.2)

Sinop’ta yapılacak santral içinde zemin ve depremsellik konularında ciddi mikro tektonik çalışmalar yapılmalıdır. Özellikle eski çalışmalara takılıp kalınmamalıdır. Bölge, KAF hattına 150 km. mesafede olup bu faydan etkilenmektedir. Ancak hemen kuzeyinde bulunan ve Anadolu’nun altına dalan kıyıya paralel olarak devam eden Karadeniz Fayı da unutulmamalıdır. İşte bu yüzden Sinop merkez olmak üzere 150 km çapındaki bir alanda çalışılmalıdır. Mikro tektonik ve sismik konularında bilimsel ve teknik çalışmalarda doğru neticeler alabilmek için, MTA’nın jeoloji ve jeofizik ekipleri, Türkiye’nin deprem konusunda önde olan üniversiteleri ve akademisyenleri bu çalışmaların içinde yer almalıdır. Bundan 20 yıl önceki çalışmalara dayanarak bazı raporların yazılması yanlış olur. Son zamanlarda yaşadığımız olaylara bakıldığında insanlar tedirgin olmakta, güven duyguları sarsılmakta ve devlete kızgınlık artmaktadır. Uzun yıllar bu konularda çalışmış bir vatandaş olarak bugünün yöneticilerini uyarmayı bir görev addediyorum.

  (Ş.2 Kaynak 2. Türkiye Deprem Müh. ve Sismoloji Konferansı)

Günümüzde dünyada üretilen elektrik enerjisi miktarı 21.431 TWh’tır. Bu elektriğin yaklaşık %13’ü NS’den üretilmektedir. Bu miktar giderek de artmaktadır. Elektrik üretiminde nükleerin payı en yüksek ülke  %64,4 ile 58 santrali bulunan Fransa’dır.  Bu oran Litvanya’da  %54,3, Slovakya’da %54,1, Belçika  %49,1, Ukrayna'da %48,1, İsveç'te %46,1, Ermenistan'da %43,5, Slovenya'da %41,6, İsviçre'de %40, ABD'de %19,4, Rusya'da %16, İngiltere'de %15,1, Çin'de %1,9 civarındadır (www.2023enerji.org).Ağustos 2014 sonu itibariyle, Türkiye’nin elektrik kurulu gücü 68.235,9 MW’tır. Bu gücün 41.085 MW’ını, yaklaşık %60’ını kendi kaynaklarından karşılamaktadır. Kömürünün %21’ini, sularının %34’ünü, rüzgârının %5’ini ve jeotermal kaynaklarının %0,8’ini kullanabilen,güneşinden hiç faydalanamayan Türkiye her türlü tedbiri alarak, her yaptığı işi tekraren gözden geçirerek,özellikle zemin etütlerini ve depremselliği mikro ölçeklerde yaparak, santrallerini 10 büyüklüğünde depremlere dayanıklı bir şekilde inşa ederek NS’lerini hizmete sokmak mecburiyetindedir. Yoksa elektrik enerjisi konusunda 2020’den sonra ciddi sıkıntılar yaşayabilir.

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 22-07-2019

YÜZÜNCÜ YILDÖNÜMÜ’NDE ERZURUM KONGRESİ; “ VATAN BİR BÜTÜNDÜR PARÇALANAMAZ”

Erzurum Kongresi, Anadolu’da Milli Mücadelenin 2’nci adımı olarak atılan bağımsızlık meşalesidir.