Enerji İlişkileri

Yazan  21 Ağustos 2014

Enerjinin öneminin anlaşılması ile birlikte insanoğlunun yaklaşık yüz elli yıldır bilim, teknik, sanayi ve iktisadi hayattaki hızlı ilerleyişi ve neticede dünyanın gelişmiş ve gelişmemiş (sömürülen) ülkeler olarak ikiye ayrılması, enerji kaynaklarına artan saldırılar ve yeni enerji kaynakları bulma yönündeki çalışmalarla daha da artmış, insanlık da asırlar öncesinin kölelik dönemine doğru hızlı bir ilerleyiş içine girmiştir. Petrol, doğalgaz, maden ve su kaynakları için amansız bir mücadele içindeki insanlık ne yazık ki, insanın yanında tabiatı da tahrip etmekte ve yok olması yönünde ciddi adımlar atmaktadır. Günümüz dünyasında ezenler için suç işlemek mübah sayılmaya başlanmış ve neredeyse kanun maddeleri arasına konulması için çalışmalar başlatılmıştır. İşte böylesine acımasız bir dünya düzeninde Türk insanı kendini yönetenlere güvenerek hayatını hür, alın teri ile çalışarak, mutlu, huzurlu, barış ve dürüstlük içinde ve de güçlü olarak idame ettirmek istemektedir.

            Temmuz ayı itibariyle Türkiye’nin elektrik kurulu gücü 67.431 MW’tır (Haziran ayındaki güç 66.632,5 MW). Temmuz ayında 600 MW’lık kömür, 69 MW’lık rüzgâr, 67 MW’lık hidroelektrik, 8MW’lık doğalgaz ve atık ısı santrali devreye alınmıştır. Temmuz ayında üretilen elektrik enerjisi 22.679 GWh, tüketim ise 23.235 GWh olmuştur. Hemen her yazımızda dile getirdiğimiz önemli bir hususu bir daha yazmak yerinde olur diye düşünmekteyim. Bu ülke enerji kaynaklarından petrolde %92, doğalgazda %98 dışa bağımlı bir ülke durumundadır. Enerji kaynakları açısından da %75 oranında dışa bağımlı bir ülke konumundayız. Diğer taraftan dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %57’si (%48,4’ü Ortadoğu ülkelerinde), doğalgaz rezervlerinin %75’i (%43’ü Ortadoğu ülkelerinde) ülkemiz çevresinde ya da biraz uzağındaki, bir kuşakta yer almaktadır. Gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler (her ne hikmetse bir türlü gelişemiyorlar) arasında gözle görülen ciddi bir mesele vardır. O da enerjinin kullanılması meselesidir. Enerji kaynakları bakımından zengin olan fakir ülkeler kendi kaynaklarını kullanamadıkları için bir türlü gelişememektedirler.Ayrıca gelişmiş ve enerji kaynaklarına tamamen hâkim olan ülkeler birçok ülkenin kendilerine rakip olmalarını önlemek için enerji fiyatlarını sürekli yüksek tutmakta, kaynakları kısmakta ve gelişmekte olan ülkelerin yeni yatırımlar yapmalarını engellemektedirler. Bu işleri doğrudan kendileri yaptıkları gibi, ülkelerin siyasi hayatlarına girerek, barış, hürriyet, insan hakları, demokrasi vaadinde bulunarak da yapmaktadırlar. Brezilya’nın, Meksika’nın, Endonezya’nın, Hindistan’ın, Malezya’nın, Tayland’ın, Türkiye’nin kalkınmada bir yükseliş, bir düşüş göstermeleri, istikrarsız bir ortamda bulunmalarının sebebi teslimiyetçilik midir? Yoksa yönetim hataları mıdır? OECD’nin raporuna göre 2014 yılında ABD’nin büyüme oranı %2,6, (2015’de %3,5 olacak), İngiltere’nin %3,2, Çin’in %7,4, Euro bölgesi ülkeleri %1,7 ve Türkiye’nin büyüme hızı %2,8 iken OECD bu rakamı %3,3’ çıkarmıştır. Dünya iktisadi hayatını tepeden tırnağa kontrol eden şirketler arasında bulunan 10 şirket ki, aralarında ABD kökenli Merrill Linch, JP Morgan and Chase, Fidelity Investments, İngiliz Barclay’s, Fransız Axa, İsviçre’li USB bulunmaktadır. Bu şirketler dünya finans gücünün yaklaşık %20’sini, bu şirketlerin dışındaki 50 şirket ise %40’ını denetim altında bulundurmaktadırlar. Milyarlarca doları elinde bulunduran bu şirketlerin her ülkeye istediklerini yaptırma gücüne sahip oldukları açıkça görülmektedir. Kısacası hemen her konuda verecekleri varsa damla damla, alacakları var ise de derya ile alınması politikalarını tespit etmekte ve de hayata geçirmektedirler. İşte enerji de onlar için de takip edilmesi gereken önemli bir konudur.

Dünya Bankası Grubu Türkiye İşbirliği: Ülke Programının Görünümü Nisan 2014 raporundan ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB)’nın 2014 bütçe konuşmasından alıntılarla yakın bir gelecekte Türkiye’nin enerji görünümünü anlatmaya çalışalım.  Nisan 2014 raporunda enerji konusunda şunlar kaleme alınmış: ’’Türkiye başarılı özelleştirmeler yoluyla enerji güvenliğinin arttırılmasına yönelik reformların uygulanmasında etkileyici bir karneye sahiptir. Türkiye yeni özel sektör yatırımlarını arttırmış; elektrik üretim, iletim ve dağıtım kapasitesini arttırmış ve aynı zamanda maliyet esaslı fiyatlandırmaya geçmiştir. Türkiye etkileyici yenilenebilir enerji varlıklarını başarılı bir şekilde geliştirmeye başlamıştır. Yenilenebilir enerji kaynaklarına önemli bir geçiş olmuş ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinde üretilen elektrik neredeyse iki kat artarak 2002 yılında 34.000 GWh iken, 2012 yılında 65.000 GWh’a ulaşmıştır (bu ifade doğru değildir, tüm enerji yatırımlarının toplamı bu rakamdır). Yerli yatırımcılara verilen birçok lisans ile birlikte, Türkiye’nin stratejik yatırımları ve dünya çapında teknolojileri ülkenin yenilenebilir enerji sektörüne çekme potansiyelinden nasıl yararlanılabileceği üzerinde çalışılması gereken bir konu olarak durmaktadır. Orta vadedeki ekonomik büyüme oranlarının başlangıçtaki tahminlerin altına çekilmesi ve kurdaki değer kaybı ile birlikte, üretim alanında yapılan özel yatırımlar son zamanlarda yavaşlamıştır. Enerji verimliliği Türkiye’nin enerji güvenliği bakımından kritik bir öneme sahiptir ve Türkiye’nin Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi’nin kilit bir bileşenini oluşturmaktadır. Enerji verimliliğini arttırmaya yönelik olarak, kapsamlı bir dizi enerji verimliliği düzenlemesi de dâhil olmak üzere, yasal, düzenleyici/fiyatlandırma ve kurumsal yapı oluşturulmuştur. 2012 yılında, Hükümet enerji yoğunluğunun 2023 yılına kadar yüzde 20 düşürülmesini hedefleyen Enerji Verimliliği Stratejisini kabul etmiştir. Hükümet ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ile işbirliği içerisinde bu hedeflere ulaşılabilmesi amacıyla enerji verimliliği kredi hatları devreye sokulmuştur. Enerji sektörü, Dünya Bankası ve IFC tarafından sağlanan önemli miktardaki tamamlayıcı finansman ile Dünya Bankası Grubu’nun Türkiye’deki kilit odak alanlarından birisini oluşturmaktadır. Dünya Bankası kaynakları, elektrik ve gaz arz güvenliğinin arttırılmasını, elektrik sektörünün finansal sürdürülebilirliğini, enerji verimliliğini ve özel sektör yatırımlarının arttırılmasını desteklemektedir. Ayrıca, Dünya Bankası tarafından finanse edilen projeler, elektrik dağıtım/iletimden, yenilenebilir enerjiye yönelik özel sektör finansmanına, enerji verimliliğine ve Ulusal İklim Değişikliği ve Eylem Planına destek sağlanmasına kadar çeşitlilik gösteren birkaç adet enerji sektörü yatırım operasyonu içermektedir. IFC için, iklimle ilgili işler hem küresel bağlamda hem de Türkiye’de stratejik bir önceliğe sahiptir. Özel sektör yatırımları Türkiye’nin elektrik sektörü için hayati öneme sahiptir. IFC özel sektör üretim kapasitesinin geliştirilmesine, enerji arz güvenliğinin arttırılmasına ve ülkenin artan enerji ihtiyacına cevap verebilmek için zengin yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanılmasına yardımcı olmaktadır. 2008 yılından bu yana, IFC sektöre 2.3 milyar $ tutarında yatırım yapmıştır ve bu miktarın 1,6 milyar $’dan fazlası harekete geçirdiği kaynaklardan oluşmaktadır. Elektrik sektöründe yaptığı yatırımlar ile IFC 7,9 milyon müşteriye ulaşmıştır. 2013 yılında yeni yapılan 805 MW’lık doğal gaz yakıtlı kombine çevrim elektrik santralinin finansmanı için 125 milyon $ tutarında kredi sağlamıştır.’’

ETKB’nın 2014 Bütçe konuşmasındaki bazı önemli noktalar da şöyledir: "... Günümüz itibarıyla ülkemizde elektrik üretimi için kullanılan temel kaynaklar doğalgaz, kömür ve yenilenebilir enerjidir. Ülkemizde elektrik enerjisinin yüzde 43,8’idoğalgazdan, yüzde 29,5’i yenilenebilir enerjiden ve yüzde 25,4’ü kömürden elde edilmektedir... 2023 yılında birincil enerji talebimizin yüzde 90 oranında artarak 218 milyon TEP’e ulaşması beklenmektedir. Kömürün yüzde 37, doğal gazın yüzde 23, petrolün yüzde 26, hidrolik enerjinin yüzde 4, nükleer enerjinin yüzde 4, yenilenebilir ve diğer enerji kaynaklarının payının yüzde 6 olması öngörülmektedir... Bakanlığımız tarafından yapılan arz planlamalarında, 2023’e kadar yerli linyit ve taşkömürü kaynaklarımızın tamamının elektrik üretim amaçlı değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Aynı şekilde teknik ve ekonomik olarak yapılabilir hidroelektrik potansiyelimizin tamamının elektrik üretim amaçlı kullanılması, rüzgâr kurulu güç kapasitesinin 20.000 MW’a çıkarılması ve jeotermalde ise 600 MW kurulu güce ulaşılması hedeflenmektedir... Ülkemizde istikrar ve güven ortamının oluşması ve Bakanlığımız enerji politikalarının başarıyla uygulanması sonucu enerji yatırımları kamuya yük oluşturmayacak şekilde özel sektör tarafından gerçekleştirilmektedir. Ülkemiz enerji sektörünün 2023 yılına kadarki toplam yatırım ihtiyacının 122 milyar Doları aşacağı tahmin edilmektedir. Bu çerçevede, ihtiyaç duyulan yatırımların mümkün olduğu kadar özel sektör tarafından yapılmasını sağlayacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi yönünde gerekli çalışmalar yürütülmektedir. Yapılan çalışmalarla elektrik kurulu gücünde özel sektörün payı 2002’de yüzde 32 iken, bugün yüzde 63 düzeyine ulaşmıştır... Enerji ve tabii kaynaklar alanında yerli kaynakların ve yeni teknolojilerin kullanımına öncelik vermek, sektörde verimlilik ve rekabet gücünün arttırılmasını sağlamak, hızla gelişen enerji sektöründe tasarım, mühendislik ve yenilik yaratma kabiliyetini destekleyici mekanizmalar geliştirmek ve üniversite-sanayi işbirliklerini güçlendirmek amacıyla proje ve faaliyetler yürütülmektedir... Ar-Ge projeleri sonucunda geliştirilecek teknoloji ve çözümlerin, özellikle yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimi alanında kullanımı ile bu konulardaki dışa bağımlılığın azaltılması amacıyla Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile TÜBİTAK arasında 13 Ağustos 2012 tarihinde imzalanan protokol kapsamında, önümüzdeki 10 yıllık dönem içerisinde Ar-Ge projeleri gerçekleştirilecektir."

Günümüzde refahın enerji ile doğrudan ilişkisinin olduğu bilinen bir gerçektir. İktisadi büyüme demek, iktisadi faaliyetler ve hedefler oranında büyümenin yanı sıra kişi başına düşen gelirin de büyümesi, iktisadi kalkınma ise her kesimin refah seviyesinin bir önce bulunduğu durumdan daha iyi bir seviyeye gelmesi demektir. Her iki kavramın gerçekleşmesi için de üretime dayalı iktisadi politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Daha açık bir ifade ile fabrika yapan fabrikalar, ileri teknoloji yatırımları, AR-GE faaliyetleri, tarım ve hayvancılıkta dev atılımlar, sürekli çalışan bir toplum ve sürekli üretim. Bu seçeneğin hayata geçirilmesi için bu ülkenin kendi kaynaklarını kullanması fikrinin ülkeyi yönetenler tarafından kabul edilmesi gerekmektedir. Zira her ülkenin birbirine eskisinden daha çok bağımlı olduğu bir dünya düzeni birileri tarafından kurulduğundan beri bizim gibi ülkeler kendi kaynaklarını kullanamamaktadır. Türkiye 14,5 milyar kömürünün (%14,66’sını elektrik enerjisinde kullanmaktadır), 1,6 milyar ton bitümlü şeylinin, 82 milyon ton asfaltitinin, yabancıların tespitlerine göre 650 milyar m3 olduğu söylenen Şeyl Gazının (Türk bilim adamlarının tespitlerine göre 1,8 trilyon m3’dür) ve 700 milyon ton olduğu ifade edilen Şeyl Petrolünün ya bir kısmını kullanabilmekte ya da hiç kullanamamaktadır. Hatta bazıları üzerinde araştırma bile yapmamaktadır. Bir aksilik olmadığı takdirde 2023 yılında tanışacağımız nükleer santraller için ülkemizde zengin toryum kaynaklarımız ve zenginleştirebileceğimiz uranyum cevherimiz bulunmaktadır. O günlerde dışa bağımlı olmamak için şimdiden bu konularda bilimsel çalışmalara başlanılması şarttır. Türkiye sadece kendi kaynaklarını kullandığında yaklaşık 124-164.000 MW’lık bir elektrik kurulu gücüne erişecek ve 630-900.000 GWh elektrik üretebilecektir. Dış kaynaklarla birlikte yani doğalgaz, petrol, ithal kömür ile sahip olunacak güç 160-224.000 MW, üretim ise 800-1.300.000 GWh civarında olacaktır. Bu rakamlar dikkate alındığında öz kaynaklarımızın önemle ve dikkatle kullanılması bir milli politika olarak belirlenmelidir. 2023, 2053, 2071 hedefleri ile toplumun milli hassasiyetlerini ayakta tutmaya çalışan yöneticilerin her konuda milli politikalara önem vermesi gerekmez mi?

Netice itibariyle:

1.Türkiye’yi yönetenlerin, dünyayı yönlendiren sermayenin ve emperyal güçlerin Türkiye’ye nasıl baktıklarını biliyor olmaları gerekir. Yıllık %013,7 oranında nüfus artışıyla, her yıl %7-8 oranında elektrik enerjisi ihtiyacıyla, işsiz genç nüfusuyla, dinamik bir iş gücüyle, oldukça zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla bu ülke birilerinin insafına bırakılmamalıdır. 2023 yılında 100-110.000 MW, 2033’de 230-250.000 MW, 2053’de 750-800.000MW ve 2071’de 2.500-3.000.000 MW elektrik gücüne ihtiyacımız olacaktır (daha güçlü ve büyük bir Türkiye’de bu rakamların artacağı da ihtimal dâhilindedir). Hedefleri lafla söylemenin coşkusu olabilir. Ancak bu halkın haysiyet, iş, ekmek, huzur ve dürüstlük istediğini yönetenlerin asla akıllarından çıkarmamaları gerekir.

2. Yazılanlar, çizilenler yerli enerji kaynaklarına yönelme konusunda oldukça pasif davranıldığını göstermektedir. Doğudan batıya enerji kaynaklarının nakli konusunda ülkenin çıkarlarını en üst noktada tutacak politikalar sağlanabildiği takdirde bu işlerin yapılmasında fayda vardır.Boru hatları ile sadece enerji kaynaklarının nakli değil bu kaynakların kullanılması konusunda ülkemize azami fayda sağlayacak ilişkiler gerçekleştirilmelidir. Bu noktada enerji politikalarının dış politikadan asla soyutlanamayacağı gerçeği karşımıza çıkmaktadır.Türkiye’nin 13 ülkeden petrol, 5 ülkeden de doğalgaz aldığı ve ticaretini bu ülkelerle geliştirmeye özen gösterdiği de bilinen bir başka gerçektir. Ülkenin kaderini belirleyen enerji meselesi yüzünden Türk Devlet’i siyasetini doğru yönetmek mecburiyetindedir.Yerli kaynakların büyük bir kısmının enerji üretime katılması için gereken yatırımlara şimdiden başlanmalıdır (yaklaşık 15-20 yıl sonra bazı kaynakların  %35 - 40’ı belki devreye alınabilir). Zamanında, kesintisiz, temiz ve güvenilir bir enerjinin vatandaşa sunulması gerekmektedir. Yani enerji kaynaklarının sürekli amade tutulması enerji politikalarının esasını teşkil etmelidir. HES’lerin gelişi güzel bir anlayışla kurulmaları halkı tedirgin etmektedir. HES’ler sosyal, kültürel, iktisadi ve ekolojik meseleler dikkate alınarak yatırımlarını yapmalı, devlet ise bunları ciddi şekilde denetlemelidir. Diğer taraftan kendi kaynaklarımızdan toryum, uranyum, güneş, yer ısısından faydalanma ve hidrojenin enerjide kullanımı konusunda AR-GE faaliyetlerine önem verilmelidir.Isınmada kömür, jeotermal ve güneş enerjisinden en üst seviyede faydalanmalı, doğal gazın kullanımı özellikle ısınmada giderek azaltılmalıdır. Nükleer santrallerin yapımı, işletilmesi ve denetimi mutlak şekilde devlet eliyle yapılmalıdır. Biyogaz ve rüzgâr enerjisine daha fazla yatırım yapılması teşvik edilmelidir. Hidrolik, yerli kömürler, rüzgâr, güneş, biyogaz, yerin ısıtılarak buhar elde edilmesi, biyokütle gibi birçok kaynağımızın enerjide kullanılmasının iktisadi neticelerini de düşünerek kararlar alınması ülkemizin hayrına olacaktır.

3.Ülkenin yönetimine talip olan siyasilerin tamamı milli bir enerji politikası temelinde birleşmelidirler. Enerji politikaları etnik, dini ya da siyasi düşünce değişikliklerinden etkilenmemelidir.  Daha da önemlisi enerji politikaları siyasetçinin iki dudağı arasında günlük gelişmelere göre şekillenmemelidir. ABD, AB ve Rusya’nın günlük isteklerine göre ülkenin milli enerji politikaları değişmemelidir. Bizim için çok önemli olan Ortadoğu’da halen devam etmekte olan huzursuzlukların temelinde bu bölge enerji kaynaklarını ele geçirmek olduğu unutulmamalıdır. Bu bölgeyi ele geçirmek için saldırgan politika izleyenlere karşı Türkiye’nin de saldırgan politikalar izlemesi gerekir. Zira o topraklardaki kaynaklarda onlardan çok bizim hakkımız bulunmaktadır.

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Bircihan D. Dilek   - 13-12-2019

Balistik Füze Tehdidi ve Türkiye

Son birkaç yıldır F-35 ve S-400 konuları ülkemizin gündemini işgal ederken, stratejik bir saldırı silahı olan Balistik Füze tehdidi hızla etrafımızı sardı.