Su Yönetimi Siyasetin Değil Devletin Bir Meselesi Olmalıdır

Yazan  26 Şubat 2014

Su konusuna güncel gelişmelerden bahsederek başlamak ülkemizdeki su meselesinin ileride hangi noktalara geleceğini göstermesi bakımından önemlidir.2013 yılında İstanbul’daki barajların doluluk oranı 2013 Nisan ayında %91 civarındadır. Bugün için ise bu oran %30.72’dir. 2008 yılında ciddi bir kuraklık yaşandığında bu oran %29,5’lara kadar gerilemiştir. İstanbul’a günde yaklaşık 2.5 milyon m3 su verilmektedir. İstanbul uzun süreli yağış almadığı takdirde bu yıl da ciddi bir su sıkıntısıyla karşı karşıya kalacaktır. Zira İstanbul’un 110-120 günlük suyu kalmıştır. Barajlardaki doluluk oranı Ankara’da %24, İzmir’de %56, Bursa’da %42 seviyesindedir. Bu durum tüm ülke için büyük bir tehlikedir. Enerjinin azaldığı, tarımın en alt seviyelere indiği, sanayinin yavaşladığı bir ekonomiyi büyük meselelerin beklediği açıkça görülmektedir.  Su krizi ile ilgili olarak Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Eroğlu’nun basına yansıyan açıklamaları aynen şöyledir: ’’Yaşanan kuraklığa rağmen alınan tedbirler neticesinde ülkemizde herhangi bir su sıkıntısı yaşanmamaktadır. Yağışlar normale göre %13, 2012’ye göre %24 azalmıştır. Yıllık kullanılabilir su miktarı 112 milyar m3 olan Türkiye’de 44 milyar m3 su kullanılmaktadır. Bu suyun 32 milyar m3’ü sulamada, 7 milyar m3 içme ve kullanmada, 5 milyar m3 sanayide kullanılmaktadır. Türkiye’deki 79 adet içme suyu maksatlı barajlarda 20 Şubat itibariyle doluluk oranı %54 seviyesinde olup, 10,5 milyar m3 su bulunmaktadır. İşletmede olan 207 adet sulama maksatlı barajlardaki doluluk oranı %47 olup, 24 milyar m3 su bulunmaktadır. İşletmede olan 89 adet enerji maksatlı barajlardaki doluluk oranı %44,5 seviyesinde olup, 28 milyar m3 su bulunmaktadır.’’ Netice olarak iklim değişikliği dünyayı ciddi biçimde sarsmaktadır. Ülkemize yağması gereken yağış kuzey ülkelerine yağmakta ve yağışın fazlalığı sebebiyle de felaketler meydana gelmektedir. Ülkemizdeki kuraklığın ileriki yıllarda artacağını da unutmamak gerekir. Kuraklık demek en basit bir ifadeyle, hidrolik enerjiden daha az üretim yapılması ve tarım arazilerinin sulanamaması demektir. Enerjide ortaya çıkacak açık şimdilerde ancak daha çok doğalgazdan üretilen enerji ile kapatılabilir. Bu da enerji fiyatlarının artışını gündeme getirecektir. Tarımdaki düşüş, erozyon, ormanların yok olması, eko-sistemin bozulması ve bütün canlıların hayatlarının tehlikeye girmesi iklim değişikliğinin önüne geçilmesi ile mümkün olabileceğini insanoğlu artık bilmektedir. Ama zaman geçmiş midir?

 Suyun İnsan Hayatındaki Önemi Ve Su Konusunda Yapılanlar

Günlük hayatımızdan enerjinin üretimine, bilim ve teknolojinin gelişiminden insanın beslenmesine dek uzun bir reçeteyi etkileyen su meselesi, dünyayı son yüz yıldır etkileyen iklim değişikliklerinden dolayı bütün canlıların hayatını rahatsız edecek bir konuma doğru hızla ilerlemektedir. Su konusunda yakınlarınızdaki insanlar ne bilmektedir? Hiç fikir alışverişinde bulundunuz mu? Ya da ülke yönetiminde bulunan önemli şahsiyetlerinin bu konudaki bilgileri nedir? Daha ilerisi, dünyada söz sahibi olan ülkelerin ileri gelenleri suyun bir müddet sonra dünyanın en önemli meselesi haline geleceği konusunda gerekli bilgelere sahip midirler? Su konusunda kiminle görüşseniz size, suyun insanlık için bir nimet ve hak olduğu, medeniyetlerin gelişmesinde önemli rol oynadığı gibi sudan ifadelerle fikirlerini beyan ederler. Hatta daha ileri gidip su sıkıntısı çeken insanlara yardım etmenin bir insanlık borcu olduğunu dile getirirler. Ama emin olunuz, üzülerek ifade etmek gerekirse dünya, suyun gerçek yüzünü bilmemektedir. Dünyayı rahatsız eden, insanları fakirleştiren her konuda olduğu gibi su meselesi de, her ne hikmetse insanların görüş alanlarının dışında tutulmaktadır. Su ve savaş kelimeleri yan yana geldiğinde vakit çok geç olacaktır. Su meselesinin günümüz dünyasındaki durumunu ana hatları ile anlatmaya çalışalım.

4.5 milyar yıl yaşında olduğu kabul edilen dünyamızın en önemli yapı taşlarından biri olan su acaba nasıl oluştu? Bilim adamları, dünyadaki suların iki şekilde meydana geldiğini ileri sürmektedir. 1.Yanardağlardan fışkıran gazlarla birlikte su buharının çıkması sonrası, önce bulutlar meydan geldi, sonra da yağmurlar yağdı. 2.Buzullardan ibaret kuyruklu yıldızların ve donmuş asteroitlerin dünyaya çarpması neticesinde, içlerinde bulunan sular açığa çıktı ve dünya sularla örtüldü. Bugün uzayda, içi katı maddelerle dolu milyarlarca donmuş asteroit dolaşmaktadır. Dünyadaki su miktarı (Halbfass-1913) 1304X1015 m3 olup bu su, dünyayı 2558 metre kalınlığında örtecek bir miktardır. UNESCO tarafından 1978’de yapılan bir araştırmaya göre tabiattaki su miktarı (sıvı-katı-buhar) 1.390.000.000 km3’tür. Bu miktarın 1.340.000.000 km3’ü (%96,4) okyanuslarda, 50.04X106 km3’ü (%3,6) karalarda bulunmaktadır. Yüzyıllardır dünyada kullanılan ve akan milyarlarca m3 su miktarında çok önemli değişiklikler meydana gelmemiştir. Ancak zaman içinde insanoğlunun tabiata verdiği zararlar neticesinde kuraklıklar olmuş ve halen de kuraklık belirli bölgelerde devam etmektedir. Dünya üzerindeki suların buharlaşması neticesinde bulutlar meydana gelir, yağış olur ve sular toprağa düşer göl, nehir, yeraltına, deniz ve okyanuslara ulaşır. Bu döngü böylece devam eder.  Ne var ki, medeniyetin gelişmesi insanoğlunun çevreye verdiği zararın yanı sıra su kaynaklarını da verimli kullanmadığı gerçeğini gözler önüne sermiş bulunmaktadır. Dünyadaki insan faaliyetleri ve tabiatın her geçen gün daha çok tahrip edilmesi su kaynaklarının kullanılabilmesini azaltmaktadır. Nüfus artışı, şehirleşme, suya bağımlı enerji ve hayatın her anında suya yönelme isteği suya olan ihtiyacı, bağımlılığı ve su tüketimini artırmaktadır. Teknolojideki tahripkâr ilerleyiş ve insanın tabiatı gerektiği gibi koruyamaması çevre kirliliği ile birlikte su havzalarını da kirletmekte ve suların kullanımını zorlaştırmakta ve hatta tehlikeli hale getirmektedir.

    Dünya’nın yüzölçümü 510 milyon km2’dir. Bunun 361 milyon km2’sini (%70,8) sular, 149 milyon km2’sini de (%29,2) karalar teşkil etmektedir. Mevcut suların %97,5’i deniz ve okyanuslarda bulunan tuzlu sular, %2,5 ise kullanılabilir olan tatlı sulardır. Dünyadaki toplam su miktarının yaklaşık 1,4 milyar km3 olduğu kabul edilirse, bu suyun 1,3 milyar km3’ü tuzlu su (%97,5), 35 milyon km3’ü ise (%2,5) tatlı sudur. Görüldüğü gibi dünya tatlı su kaynakları oldukça sınırlıdır. Brezilya 8 trilyon 233 m3, Rusya 4 trilyon 507 m3, ABD 3 trilyon m3, Çin 2 trilyon 830 m3, Peru ve Hindistan 2 trilyon m3, Venezuela 1 trilyon m3, İngiltere 147 milyar m3, Almanya 154 milyar m3,  İspanya 112 milyar m3, Türkiye 214 milyar m3 tatlı su potansiyeline sahip ülkelerdir. Tatlı su kaynakları bakımından Türkiye 180 ülke arasında 41. sırada yer almaktadır. Bugün için yeryüzünde yaklaşık 300 milyon hektar alanda tarım yapılmaktadır. Suyun böylesine kullanımı ve kirlilik bu hızda ve biçimde gittiği takdirde 15-20 yıl içinde iyice bozulacak olan eko-sistem su kaynaklarına daha çok zarar verecektir. Dünya nüfusunun 2050 yılında 9 milyar olacağı da hesaba katılırsa, su ile ilgili meseleler bütün dünyayı daha da huzursuz edecektir. Bu sebepledir ki, teknolojinin ilerleyişini gerçekleştirenler insanı ve de tüm canlıları düşünerek yollarına devam etmelidirler. Dünya yüzeyine düşen yıllık ortalama yağış miktarı 120.000 km3civarındadır. Bu su miktarının da yaklaşık 43.000 km3’ü nehirler vasıtası ile deniz, okyanus ve göllere ulaşmaktadır. Kullanılabilen su miktarı ise ancak 9.000 km3’tür.Yeryüzünde su kaynakları dengesiz bir şekilde dağılmıştır. Bu dengesizlikte coğrafi şartların ve iklimin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Tatlı suya en fazla sahip bölgeler Amerika Kıta’sının tamamı, Avustralya, Sibirya, Asya Kıta’sının güneyi ve Kuzeybatı Avrupa’dır. Brezilya 8 trilyon 233 milyar m3 toplam yenilenebilir su kaynağına sahipken, bu miktar Gazze şeridinde 41 m3’ tür. Suudi Arabistan, Katar, Libya, İsrail, Yemen, Ürdün en az tatlı su kaynaklarına sahip ülkelerdir. BM Kalkınma Programı (UNDP-2006) raporunda kişi başına düşen günlük su tüketimi ABD’de 580, Avustralya’da 500, İtalya’da 380, Japonya’da 375, Danimarka’da 200, Çin’de 80 litre olarak belirlenmiştir. Kamboçya, Etiyopya ve Haiti’de 20 litredir. BM verilerine göre 1,4 milyar insan temiz içilebilir sudan mahrumdur. 470 milyon insan su kıtlığı çeken bölgede yaşamaktadır. Bu sayının 2025 yılında 6 kat daha artması beklenmektedir. Her yıl yaklaşık 250 milyon insan sudan kaynaklanan hastalıklara yakalanmakta ve 10 milyona yakın insan da hayatını kaybetmektedir. 20. Yüzyılda dünya nüfusu 19. yüzyıla göre 3 kat artmasına rağmen su kaynaklarının kullanımı 6 kat artmıştır. Ne var ki, su dünya üzerinde aynı miktarda kalmaktadır. 2025 yılında 3 milyar civarında insanın su kıtlığı ile karşı karşıya kalacağı bilinmektedir. 1972 Stockholm Deklarasyonunda su, toprak ve havanın bugün ve yarınki nesiller için korunması, 1992 Rio Deklarasyonu’nda genelde insanların tabiat ile uyumlu ve sağlıklı bir ortamda yaşamaları ile ilgili olarak gerekli çalışmaların yapılması gerektiği ifade edilmiştir.  1992 Dublin Konferansında (Dublin İlkeleri) su ile ilgili şu esaslar kabul edilmiştir. 1. Hayatın, kalkınmanın ve çevrenin sürdürülebilirliğinde temel rol oynayan tatlı su kaynakları sonsuz ve bozulmaz değildir. 2. Su, tüm yararlı kullanımları ile ekonomik olarak bir değere sahiptir ve ticari bir mal olarak değerlendirilmelidir. 3. Su yönetimi tüm paydaşların katılımı ile gerçekleştirilmelidir. 1994 yılında Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programında, herkesin yeterli standartlarda yaşama hakkı içinde su ve sağlığın korunması yer almıştır. 26 Kasım 2002’de yayımlanan BM Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin açıklamasında ‘’Herkesin yeterli, güvenli, fiziki olarak ulaşılabilir ve bedeli ödenebilir suya erişme hakkı vardır’’ ifadesi yer almaktadır. Peki, durum acaba böyle midir? BM eski Genel Sekreteri Boutros Gali ‘’Geleceğin savaşları politik sebeplerden değil, su için çıkacaktır’’ söylemi ile sözde suyun önemini vurgulamak ihtiyacını hissetmiştir. Aslında Gali’nin bu ifadesinin ileriyi görme anlamında bir ağırlığı yoktur. Zira binlerce yıldır insan hayatında suyun önemli bir yeri olduğu ve bu yüzden de savaşlar çıktığı bilinmektedir. Nüfus artışı ve kaynak kullanımı bu hızda gittiği ve de gereken tedbirler alınmadığı takdirde insanlığın sonu pek iç açıcı görünmemektedir. Aslında suyun insanlara ulaşamamasının sebebi dünyadaki kaynakların kıtlığı değildir. İnsanoğlu yönetimini iyi yapamamaktadır. Yani mesele suda değil, suyun yönetilmesindedir. Yeryüzünde bugün için bütün insanlığa yetecek su bulunmaktadır. Su krizi, dünya nüfusunun yarıdan fazlasının sağlıklı içme ve kullanma suyuna sahip olamaması olarak tanımlanabilir. 1940’da dünya su tüketimi yıllık 1000 km3 iken bu miktar 1960’da 2000 km3, 1990’da 4130 km3 olmuştur. Bu miktarın şimdilerde 5000 km3 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Günümüzde dünya nüfusunun %40’ını barındıran 80 ülkede su sıkıntısı çekildiği de bilinen bir gerçektir. Diğer taraftan önümüzdeki 20 yıl içinde ileri ülkelerin ürün yetiştirmek için %17 oranında daha fazla suya ihtiyaç duyacakları ifade edilmektedir. Yılda 4000 milyar tondan fazla tatlı suyun kullanıldığı dünyada, 2012 yılında 1,5 milyar insan yeterli içme suyundan yoksundur. 2.5 milyar insan ise sağlıklı içme suyu bulamamaktadır. 2025’ de 3 milyar, 2050’de 4 milyar insanın su kıtlığı ile karşı karşıya kalacağı da asla unutulmamalıdır.

Türkiye Suları

Ülkemizde ortalama yağış miktarı 643 mm civarındadır. Bu da topraklarımıza yılda ortalama 501 milyar m3 yağış düştüğünü göstermektedir. Bu suyun, 274 milyar m3’ü buharlaşma yolu ile atmosfere geri dönmektedir. 158 milyar m3’ü nehirler vasıtasıyla denizlere ve göllere akmaktadır. 69 milyar m3’ü yer altı sularını beslemektedir. Bu miktarın da 28 milyar m3’ü kaynaklar aracılığıyla tekrar yerüstü sularına karışmaktadır. Komşu ülkelerden de ülkemize yaklaşık 7 milyar m3 su girmektedir. Böylece ülkemizin brüt su potansiyeli 193 milyar m3’e ulaşmaktadır. Yeraltında kalan 41 milyar m3 su da hesaba katılırsa ülkemizin yenilenebilir su potansiyeli 234 milyar m3 olarak gözükmektedir. Bütün değerlendirmeler dikkate alındığında ise teknik ve ekonomik sebeplerden dolayı tüketilebilir su miktarı şöyledir: Akarsulardan 95 milyar m3, yer altı sularından 14 milyar m3 ve komşu ülkelerden gelen 3 milyar m3 su ile birlikte toplam 112 milyar m3’ tür. Günümüzde bu miktarın da yaklaşık 46 milyar m3’ü kullanılmaktadır. Ülkemizdeki suyun %74’ü tarımda (AB-%33),  %16’sı genel ihtiyaçlarda (AB-%16),  %11’ sanayide (AB-%51) kullanılmaktadır..Bugün için ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1600 m3 civarındadır. Bu durum su bakımdan zengin değil ama su sıkıntısı çeken bir ülke olmadığımız sonucunu göstermektedir. DSİ, 2010 yılı faaliyet raporunda ülkemizin su potansiyelini şöyle açıklanmıştır: Yıllık ortalama yağış 643 mm/yıl, Türkiye’nin yüzölçümü 783.577 km2, Yıllık yağış miktarı 501 milyar m3, Buharlaşma 274 milyar m3, Yer altına sızma 41 milyar m3, Yüzey Suyu Yıllık yüzey akışı 186 milyar m3, Kullanılabilir yüzey suyu 98 milyar m3, Yer Altı Suyu Yıllık çekilebilir su miktarı 14 milyar m3, Toplam Kullanılabilir Su (net) 112 milyar m3, Gelişme Durumu DSİ Sulamalarında Kullanılan 32 milyar m3, İçme suyunda Kullanılan 7 milyar m3Sanayide Kullanılan 5 milyar m3Ancak, 2030 yılında ülke nüfusu 100 milyona yaklaştığında ve gerekli tedbirler alınmadığı takdirde kullanılabilir su miktarı 1100 m3 civarına gerileyeceği ileri sürülmektedir.Bu da ülkemizi bekleyen çok büyük problemler arasında şimdiden yerini almış bulunmaktadır. Türkiye, yarı kurak iklim özelliğine sahip, coğrafi özellikleri sebebi ile de iklim değişikliklerinin çok fazla olduğu bir ülkedir. Ülkemizin dağlık olan kıyı bölgelerine düşen yağış miktarı 1000-2500 mm, iç bölgelerde 500-1000 mm, Güneydoğu Anadolu’da ise 350-500 mm civarındadır. Su kaynaklarını oluşturan akarsular ve kapalı su havzaları bizim su kullanma havzalarımızdır. Kızılırmak, Fırat, Aras, Dicle, Yeşilırmak, Ceyhan, Susurluk, B. Menderes, Meriç, Seyhan, Asi ve diğer akarsularımız ciddi miktarda su taşıyan akarsularımızdır. Ayrıca sınırlarımız içerisinde çeşitli büyüklükteki yaklaşık 120 adet tabii göl ile 262 adet baraj ve 444 adet gölet de ülkenin su ihtiyacını karşılamaktadır. Bugün için Türkiye nüfusunun %35’inde kişi başına düşen su miktarı yılda 1000 m3’ten azdır. %37’si 1000-3000 m3, %28’i 3000 m3’ten fazla su kullanmaktadır. Türkiye ortalamasının 1600 m3 olduğu dikkate alınırsa bu çarpıklığın düzeltilmesi sonucu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır (Dünya ortalaması 7600 m3 tür).  Suyun ülkeyi yönetenler tarafından insan hakkı, kalkınma konusu ve bir güvenlik meselesi olduğu kabul edilirse su konusunda ciddi hamlelerin yapılmaması mümkün değildir. Ülkemiz su bakımından dışa bağımlı bir ülke konumunda değildir. Ancak iklim değişiklikleri, tarımdaki yanlış kullanım, hızla nüfus artışı, iyi olmayan şehirleşme ve su konusunda kanun ve yönetmeliklerin ciddi bir biçimde takip edilmemesi ileride su sıkıntıları ile karşılaşmayacağımız manasına gelmemelidir. Göllerdeki, akarsulardaki, baraj ve göletlerdeki sular mutlaka yasalara uygun bir şekilde kullanılmalıdır. Zira bizim insanımız suyun hiç azalmayacağı düşüncesindedir. Mesela Beyşehir, Manyas ve Burdur Gölleri’nden tarım ve sanayi faaliyetleri için sürekli su çekilmektedir. Konya Kapalı Havzasından sulama için aşırı miktarda su çekilmesinden dolayı havzada su miktarı oldukça azalmıştır. Yer altı su seviyesi yılda yaklaşık 1 metre düşmektedir. Bu gibi yerlerde tarım politikalarının gözden geçirilmesinde fayda vardır. Yanlış uygulamalar neticesinde Akşehir, Eber, Meke, Suğla, Hotamış Gölleri ile Sultan Sazlığı kurumuş gitmiştir. Diğer taraftan sosyal hayatın meydana getirdiği toplumsal değişiklikler ve enerjiye bağımlı hayat ve de kalkınma modelleri suyun kullanımının artmasına sebep olmaktadır. Devlet topluma hizmet götüren bir yapı olduğuna göre özellikle enerjinin bir güç olduğu günümüzde halkına bu konuda gerekli kolaylıkları göstermek mecburiyetindedir. Enerji konusunda yapılan yatırımlar sularla kısıtlı kalmamalıdır. Zira her nehrin üzerine yapılacak enerjiye dönük yatırımlar çevre ve suların kullanımında çok büyük sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Özellikle birer tabiat harikası olan bölgelerde bulunan akarsular koruma altına alınmalı ve baraj yapımlarına çok özen gösterilmelidir. 2023 yılına kadar 1738 baraj ve HES ile 2000 sulama ve içme suyu barajının yapılacağı bir süre önce gazetelerde yer almıştı. Suların kanallarla ve tünellerle taşınması sonucu sulardaki biyolojik çeşitliliğin %80’ini yok olmaktadır. Bu ayrıca tartışılması gereken bir konu olduğu için ayrıntılar bilim adamları tarafından mutlaka inceleniyordur ama incelenmeye devam edilip ilgililere de doğru bilgiler verilmelidir. Ülkemiz hidrojeolojik özelliklerine göre 26 hidrolojik havzaya ayrılmıştır. Günümüzde yerüstü su potansiyelinin %33 civarında olan kısmı kullanılabilmektedir. Bu havzalardan bazılarının ortalama yıllık akış miktarı şöyledir. Fırat Havzası 31.61 km3, Dicle Havzası 21.33 km3, Doğu Karadeniz Havzası 14.90 km3, Antalya Havzası 11.63 km3, Marmara Havzası 8.83 km3, Seyhan Havzası 8,1 km3,Kızılırmak Havzası 6.48 km3, Konya Havzası 4.52 km3, Van Havzası 2.39 km3 olarak belirlenmiştir. Ülkemizin su ihtiyacı bu su havzaları ile yeraltı suları, baraj ve göletlerden karşılanmaktadır. Ancak yağan yağışlar sonrası yer altına akan suların büyük bir kısmı ülkemizin tektonik yapısından kaynaklanan kırıklar sebebiyle denizlere dökülmektedir. Bu durum özellikle sahil şeritlerinde daha çok görülmektedir. Bu yörelerde bulunan şehirlerimizin uzun yıllar susuzluk çektiği bir vakıadır. Ülkemizdeki toplam su miktarının 501 milyar m3, toplam su potansiyelinin 234 milyar m3 ve kullanılabilir su miktarının da 112 milyar m3 olduğu bilinmektedir. Kullanılabilir su miktarına göre kişi başına düşen yıllık su miktarı da ortalama 1600 m3 civarındadır. DSİ’nin belirlediği Türkiye’nin su potansiyeli değerlerine göre ülkemizde kişi başına düşen yıllık su miktarı 1652 m3’ tür. Nüfus artışı, şehirleşme, sanayi yatırımları, kuraklık, kirlilik ve özellikle suyun verimli kullanılamaması gibi sebeplerden ötürü insanımızın kullanacağı su miktarı giderek daha da düşecektir. Bugünkü değerin de 2030 yılında 1100 m3 civarına düşeceği de asla unutulmamalıdır. Bu sebepledir ki,  ülkemizde su ile ilgili çalışmalarını 2030’lu yılların ötesine taşınması için, derinliği olan ciddi planlamalara yer verilmesi, bilimsel mesnetler çerçevesinde ve sürekli yatırımlar yapılması devleti idare edenlerin gündeminde bulunmak mecburiyetindedir. Zira o yıllarda Ortadoğu bu defa da su savaşlarının sahne aldığı bir yer haline gelecektir. Bunun için de, teknolojik yatırımların hayata geçirilmesi ve hukuki düzenlemelerin yapılması gibi aslında, devlet olarak bizim yapabileceğimiz iki meselenin çözülmesi gerekmektedir. Öyle ise suya hâkim olan teknolojik yatırımlara önem verecek, su kullanımında savurganlığı ortadan kaldıracak, tarımda bilimsel tekniklerin kullanılmasını gerçekleştirecek, kirliliği önleyecek bir su politikasının belirlenmeli ve zaman geçirmeden de hayata geçirilmelidir. Bu politikalar da siyasetin değil, devletin politikası olmalıdır. Türkiye’nin su politikası ile ilgili olarak TC Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesindeki şu görüşleri çok ama çok önem arz etmektedir. ’’ Su sıkıntısının gelecek 20-25 yıl içerisinde Orta Doğu dâhil bazı bölgelerde su krizine dönüşmesi ihtimali mevcuttur. Bu nedenle, ikamesi mümkün olmayan bu doğal kaynağın, 21. Yüzyılın stratejik kaynaklarından biri olacağı genel kabul görmektedir. Su kaynakları politikamız, suyun ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınması, su ve gıda güvenliği açısından önceliklerimiz, AB ile tam üyelik müzakereleri, bölgesel gelişmeler göz önünde bulundurularak oluşturulmakta ve değişen koşullara gör gözden geçirilmektedir. Türkiye’nin yenilenebilir, ucuz ve çevre dostu olan hidroenerji potansiyelinden ve su kaynaklarımızın sağladığı diğer ekonomik ve sosyal faydalardan verimli ve sürdürülebilir biçimde yararlanması amacıyla gerekli projeler hayata geçirilmektedir. Bu çerçevede, başta GAP Bölgesi olmak üzere ülkemizdeki baraj, hidroelektrik santrali ve sulama projelerini bir an önce gerçekleştirmesine ilişkin çalışmalar sürdürülmektedir… Tek bir nehir halinde denize dökülen Fırat ve Dicle Nehirlerinin tek bir havza oluşturduğu genel kabul görmektedir. İki nehir tek havza ilkesi Türkiye için vazgeçilmez koşuldur. Bu kapsamda iki nehrin toplam su potansiyelinin kıyıdaş üç ülkenin ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli olduğu düşünülmektedir…’’ (www.mfa.gov.tr) Diğer taraftan cumhuriyetin 100. Yılında ülkemizin su problemleri ile karşılaşmaması için ETKB’nın MGK’na sunduğu bilgiler ışığında yapılması gerekenler şöyle sıralanmıştır: (MGK 2023 Su Stratejisi) ‘’1.İçme, kullanma ve sanayi için 2023 yılında 38,5 milyar m3’lük bir su kapasitesi yaratılacaktır. 2.2023 yılına kadar sulanabilecek bütün topraklar sulanacaktır. Türkiye’de sulanabilecek alan 8,5 milyon hektardır. Bunun ancak 4.85 milyon hektarı sulanmaktadır.

3.Türkiye’nin 128 milyar kW saat olan hidrolik potansiyeli harekete geçirilecektir.4.Türkiye’nin akarsu zenginliğinden daha çok yararlanması hedefleniyor. Bunun için ’’Boşa akan su kalmasın’’ düşüncesi kabul edildi. Böylece üzerine tesis yapılabilecek her akarsu değerlendirilecektir. Sınır aşan sular üzerindeki barajlar süratle bitirilsin tavsiyesinde bulunuldu.’’

Sonuç

Aslında alınacak bazı tedbirlerle bütün ülkeler, sularını daha ekonomik kullanma imkânına sahip olabilirler. Tarımda saha sulaması yerine damlama ve yağmurlama yöntemine geçilmesi, yağmur sularının sızdırmaz alanlarda toplanması, nehirler üzerine gelişi güzel HES’ler yapılmaması, atık suların değerlendirilmesi, deniz suyundan tatlı su elde edilmesi, yeraltı sularının daha dikkatli değerlendirilmesi ve evlerde, iş yerlerinde tasarruf yapılması, suların daha verimli kullanılmasında olumlu gelişmeler olarak kabul edilebilir. Güçlü bir su potansiyeline sahip olan Türkiye, boşu boşuna akan suları ile ilgili gerekli tedbirleri almadığı takdirde, önümüzdeki 10-15 yıl içinde ciddi su sıkıntılarıyla karşı karşıya kalabilir. Ülkemizde su sıkıntısı ile karşı karşıya kalmamak için:

A- Kısa Vadede Alınması Gereken Tedbirler:

1. Türk toplumuna suyun önemi ve değeri kolay, anlaşılabilir bir şekilde anlatılmalıdır. Suların gürül gürül aktığı bir dünyanın artık çok gerilerde kaldığını insanımıza eğitim öncesinden başlayan bilgilerle anlatmak bir mecburiyet haline gelmiştir. Nüfusumuz 100 milyona dayandığında bugün kişi başına düşen su miktarının azalacağını göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Suyun israf edilmemesi konusu vatandaşlara sürekli anlatılmalıdır (Yapılan bir hesaba göre evlerde suyun dikkatli kullanılması neticesinde günde 10-20 litre su tasarrufu yapılabileceği ortaya konmuştur. Ülke genelinde bu yaklaşık 400 milyon litre su tasarrufu sağlamaktadır).

 2. Su kaynakları, su politikaları devletin ilgili birimleri tarafından birbirinden habersiz bir şekilde değil, tek elden sürekli denetlenmeli ve güç bir yerde toplanmalıdır. Yasal düzenlemelerle belirlenecek su politikalarının takibi, su havzalarının denetimi, yağış miktarlarının bölgesel takibi, suyun stratejik bir kaynak olduğu gerçeğinden yola çıkarak insanımıza verilecek eğitimin planlaması, barajların yer seçimi ve kullanımı, nüfus yoğunluğu ile suyun bölgesel ve yerel dağılımının göz önünde bulundurulması gibi konuların tek elden takibi faydalı olur. Su havzalarının korunması ile ilgili 2012 yılında çıkarılan yönetmelik bu bakımdan çok önem arz etmektedir. Belediyelerin su havzalarının korunması konusunda, bilimsel verileri dikkate alarak önemli yatırımlar yapmaları ve bu yatırımların da sürekli denetlenmesi sağlanmalıdır. Diğer taraftan su halka yüksek fiyattan satılmaktadır. Kendi kaynağımız olan dağda bayırda sessiz sedasız akan sular şehre geldiğinde belirli bir ücret karşılığında halka satılmaktadır. Alınan bu ücretler nerede kullanılmaktadır? Köyündeki pınardan su alıp kullanan köylünün, şehre geldiğinde su ücreti karşısındaki şaşkınlığı halen devam etmektedir.

3. Suların barajlardan, göletlerden kullanıcılara ulaşan dek olan su kaçaklarının, şebeke kayıplarının ve gereksiz su tüketimlerinin önlenmesi için gereken tedbirler alınmalıdır. Su şebekelerinin ve diğer alt yapı hizmetlerinin çoğunluğunun yenilenmesi için gereği yapılmalıdır. Ayrıca sel ve taşkınların önlenmesi içinde geçici olmayan, kalıcı ciddi tedbirlerin alınmasına başlanmalıdır. Ülkemizde hemen her alanda suların çok kötü kullanılmasından dolayı su kayıplarımız fazla olmaktadır. Suların daha verimli kullanılması için gereken hukuki düzenlemelerin zaman geçirmeden yapılması gerekmektedir. Bu düzenlemeler sadece şebeke suları için değil, dağda, bayırda, ovada ülkenin neresinde su var ise onların yasalarla korunma altına alınması şarttır. Mevcut yasaların da denetiminin çok iyi yapılması ve su konusundaki yasaların yasaklarla güçlendirilmesi insanları daha dikkatli olmaya sevk edebilir.

 Ülkemizin 2/3’ünün kurak veya yarı kurak alanlardan oluştuğu bilinmektedir. İklim değişiklikleri sonrası ülkemiz için ileri sürülen bilimsel neticeler hiç de iç açıcı değildir. 2070 yılına gelindiğinde ülkemizin tarımsal bölgelerine düşecek yağış miktarı iyimser tahminlere göre %5-25, kötümser tahminlere göre de %25-30 azalacağı öngörülmüştür. Ayrıca 2100 yılına kadar ülkemizin kuzey bölgelerinde 2.5-3 C, güney ve güneydoğu bölgelerinde 3-3.5 C, batı bölgelerinde 3.5-4 C derece sıcaklık artışının olması beklenmektedir (www.tema.org.tr). Bu değerler ciddi bir tehlikenin yaklaşmakta olduğunun haber vermektedir.

B- Orta Ve Uzun Vadede Alınması Gereken Tedbirler:

1. İklim ve coğrafi sebeplerden ötürü ülkemiz topraklarına dengesiz düşen suların kısa vadede bölgesel ve yerel çözümlerle halledilip vatandaşa ulaştırılması yanında, uzun vadede (100-200 yıllık) ülke genelini kapsayacak büyük projelerin hayata geçirilmesi için çalışmalar başlatılmalıdır. Kullanılabilir suların ülke geneline dengeli olarak dağıtımını gerçekleştirecek büyük su havzaları düşünülmelidir. Su havzalarının ve boşa akan nehirlerin kanallarla birleştirilerek baraj, suni göl ve göletlerin yapılması, giderek suyu azalan ve kurumakta olan göllerin bu sularla eski hallerine kavuşturulmaları sağlanmalıdır. Göllerin yeniden su ile dolması neticesinde eko sistem de eski haline gelebilecektir (Göllerin kapalı havza haline getirilmesi çalışmalarına başlanılması). Nehirler arasında suların boru hatları ile taşınması,

3. Akarsularımızın üzerlerine küçük HES’ler (Fırtına ve Alakırçay örneğinde olduğu gibi) yapılarak tabiatın dengesinin alt üt edilmemesi için, enerji yatırımlarında kendi kaynağımız olan kömür ile çalışan santrallerin ve nükleer santral yapılmasının hızlandırılması (Dünyada bugüne dek 145 ülkede 45000’nin üzerinde inşa edilmiş baraj bulunmaktadır. Bu barajların büyük bir kısmının eko sistemi alt üst ettiği bir gerçektir. Ayrıca bu barajların yapılması sonrası 50 milyon insan da yaşadıkları yerleri terk etmişlerdir),

4. Yüzeyden akan suların yeraltındaki boşluklara kaçmaması ve buharlaşmanın önlenmesi için yeraltına geçirimsiz büyük göletlerin yapılması. Aşırı yağışlar sonrası afet dediğimiz taşkın ve sellerin önlenerek yağmur sularının daha çok kullanılabilir hale getirilmesi için devasa göletlerin yapılması. Yeraltı su havzalarının, akiferlerin kontrol tutularak, tarımda gereksiz su kullanımının önüne geçilmesi. Akiferler arasındaki su geçişlerini sağlayacak kanallar yapılması,

5. Deniz suyundan tatlı su elde edilmesi konusunda yatırımlar yapılması,

6. Bilindiği üzere sular, bitki ve böcek ilaçları, gübrelerdeki azot ve fosfor bileşikleri, asit yağmurları, deterjanlar, hidrokarbon atıkları, fabrika atıkları (arsenik, siyanür, fenol), nükleer atıklar, ağır metal atıkları (kobalt, kadmiyum, nikel, bakır, kurşun, çinko), tarafından kirletilmektedir. Bu ciddi tehlikenin giderilmesi için ülkede akan veya durgun olan bütün su kaynaklarının bütünün kirlilikten arındırılması, şarttır.

Dünyadaki tatlı su miktarı 35 milyon km3’ tür. BM’ler Nüfus Fonunun verilerine göre, dünya nüfusu 1960 yılında 3 milyar, 1999 yılında 6 milyar idi. 2014 yılı başında dünya nüfusu 7.2 milyar olmuştur (21.01.2014 tarihi itibariyle dünya nüfusu 7.214.756.813). Dünya nüfusu 2025’de 8 milyar ve 2100 yılında da 10 milyar olacaktır. Ama dünyadaki su miktarı 2100 yılında hiçbir şekilde % 50 oranında artmayacaktır. Bu sebeple, insanlığın dünya sularını iyi yönetmesi gerekmektedir. Bunun için:

1.Su kaynaklarının sonsuz olmadığı bilindiği için, su kullanımı ile ilgili olarak gereken hukuki tedbirler dünya çapında alınmalı ve uygulamaya konmalıdır. 2.Suyun insan hayatı için vazgeçilemez bir madde olmasından dolayı su ticari bir mal olarak kabul edilmemelidir. 3.Teknolojik atıkların suları kirletmemesi için gerekli tedbirler ivedilikle alınmalıdır. Kirlilikle ilgili denetimlerin ülkelerin yanı sıra BM tarafından da yapılması sağlanmalıdır. 4.Sınır aşan sularla ilgili meselelerin barış yolu ile çözülmesi gerçekleştirilmelidir.5.Ülkemizde sularla ilgili olarak yönetim tek elde toplanmalıdır. Su politikasının esasını: a. Suyun bir insan hakkı olduğu, b. Kalkınmada önemli bir etkisinin bulunduğu, c. Ülkenin güvenliği meselesinde önem arz ettiği gibi faktörler oluşturmalıdır.

Su siyasetin değil, devletin meselesi olarak kabul edilmelidir.

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-10-2019

ABD-Türkiye’nin Kuzeydoğu Suriye Mutabakatı Nedir, Ne Değildir?

ABD ve Türk yetkililerin açıklamalarında anlaşmaya varılmıştır denilse de kamuoyuna sunulan metnin başlığı ortak açıklama olarak geçmektedir. Bu haliyle metni bir anlaşmadan ziyade mutabakat metni olarak görmek gerekir.