Totalitarizm, devletin bütün kurum, kuruluş, ideoloji ve düzenlemeleriyle merkezileşmesidir. Bunun sonucu merkezdeki tek kişi ülkenin herşeyine hakim olur.

Vusal Hasanzadeh

Günümüz dünyasında dikkatler Rusya-Ukrayna Savaşı’na, ABD-Çin arasındaki Tayvan gerilimine odaklanmışken jeopolitik güç mücadelesi farklı alanlarda devam etmektedir. Özellikle, Güney Kafkasya bu güç mücadelesinin ana odak noktalarından biridir. 27 Eylül-10 Kasım 2020 tarihlerindeki 44 Günlük Savaş’ta Azerbaycan’ın işgalci Ermenistan’a karşı kazandığı Karabağ Zaferi sonrası Azerbaycan-Ermenistan-Rusya Federasyonu arasında imzalanan 10 Kasım 2020 tarihli anlaşma ile beraber bölgede güç mücadelesi farklı alanlarda devam etmiştir. Özellikle, anlaşma metninde Azerbaycan’ın Batı bölgeleri ile Nahçıvan arasında ulaşımı sağlayacak Zengezur Koridoru’nun yapımı meselesinin belirtilmesi bölge üzerindeki mücadelenin ana odak noktalarından biri belki de birincisidir. Anlaşmadan bugüne genel olarak baktığımızda Azerbaycan’ın bütün olumlu adımlarına rağmen maalesef Ermenistan tarafı ateşkes anlaşmasının bazı maddelerine uymamakla birlikte barış görüşmelerine de yanaşmamıştır. Bu adımları atarken kimi zaman Rusya ve İran, kimi zaman ABD/AB desteği ile hareket etmiş ve günümüzde de bu davranışla hareket etmektedir.

Rusya’nın ve Karabağ’daki Rus Barış Gücü’nün Karabağ üzerinde kışkırtıcı adımları

10 Kasım 2020 tarihli anlaşmaya Ermenistan ile beraber zaman zaman Rusya da uymamaktadır. Buraya gelmeden önce kısa olarak anlaşmadan sonra olan olaylara bakmak gerekmektedir. 10 Kasım 2020 tarihli anlaşma ile beraber Rusya Karabağ hakkında farklı bir politika gerçekleştirmeye başlamıştır. Azerbaycan’ın Ermenistan karşısında ezici üstünlüğünü ve Türkiye’nin hem Azerbaycan ile işbirliğini, hem de Güney Kafkasya’da artan gücünü gören Rusya aynı zamanda ABD’nin Biden ile yeniden küresel hegemonya adımlarını artıracağını hesaba katarak yeni bir model tasarlamaya başladı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 2020 yılında ortaya attığı Altılı Platform (Azerbaycan, Türkiye, Rusya, Ermenistan, Gürcistan, İran) bu kapsamda Rusya tarafından desteklenmiştir. Ancak bir dönem sonra Rusya özellikle Karabağ’da 10 Kasım 2020 anlaşması sonrası 2819 km2’lik bölgede geçici yerleşen Rus Barış Gücü vasıtasıyla bölgede yaşayan Ermeniler üzerinden farklı adımlar atmaya başlamıştır. Bununla birlikte Karabağ’da Rus Barış Gücü’nün geçici konuşlandığı bölgede Ermenistan ordusunun ve Karabağ’daki Ermeni ayrılıkçılarının hala çıkarılmaması ve Rus Barış Gücü’nün denetimde yaptığı sorumsuzluklar bölgede çatışmalara sebep olmuştur. Aynı zamanda bölgeye savaştan sonra Rusya tarafından Ermeni nüfusun getirilme çabaları, Rus Barış Gücü temsilcilerinin ayrılıkçı sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti temsilcileri ile görüşürken sözde Dağlık Karabağ Bayraklarının görüşmelerde yer almasına ses çıkarmamaları dikkattlerden kaçmamıştır. Bazı zamanlarda Rus Barış Gücü’nün bulunduğu bölgede ayrılıkçı Ermeni grupların Azerbaycan askerlerine saldırıları sonrası Azerbaycan ordusu şehit vermiş ve bunun sonrasında Azerbaycan sert askeri operasyonlar ile karşılık vermiştir. Bunlarla beraber Rusya’nın en önemli kışkırtıcı hamleleri ise “Dağlık Karabağ” ifadesi üzerinden gelmiştir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in savaş sonrası her defasında “Dağlık Karabağ” ifadesinin artık tarihe gittiğini vurgulaması, en önemlisi 7 Temmuz 2021 tarihinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in imzaladığı fermanla Karabağ ve Doğu Zengezur Ekonomik bölgelerini kurulmasına rağmen bazı zamanlarda Rusya Federasyonu resmi makamları ve bazı Rus Televizyon Kanalları “Dağlık Karabağ” ifadesini kullanmaya devam etmektedirler. Buna karşılık olarak Azerbaycan Devletinin yetkilileri sert bir şekilde Rusya’ya cevap vermiş ve “Dağlık Karabağ” ifadesini kabul etmediklerini belirtmiştirler. Üstelik Rusya’nın “Dağlık Karabağ” ifadesini 22 Şubat 2022 tarihinde Azerbaycan ve Rusya arasında imzalanan Müttefiklik Anlaşması’ndan sonra bile sıklıkla kullanması Rusya’nın kışkırtıcı adımlar atması açısından dikkat çekicidir. Ek olarak, 18 Eylül 2022 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Ermenistan’a gerçekleşeceği ziyaretinden bir gün önce Rus Barış Gücü’nün bulunduğu bölgede yaşayan Ermenilerin Pelosi’ye destek yürüyüşü düzenlemesi, 31 Ekim 2022 tarihinde Soçi’de gerçekleşen Azerbaycan, Ermenistan, Rusya görüşmesinden bir gün önce yine Rus Barış Gücü’nün bulunduğu bölgede yaşayan Ermenilerin Azerbaycan’a bağlanmak istememeleri üzerine yaptıkları protestolar karşısında Rus Barış Gücü ciddi bir adım atmamıştır.

İran’ın Karabağ ve Zengezur üzerinde kışkırtıcı adımları

İran’ın 1990’lı yıllardan günümüze Azerbaycan-Ermenistan arasındaki meselelerde Ermenistan’a her zaman yakın davrandığı hatta zaman zaman bazı alanlarda stratejik işbirliği geliştirmeyi hedeflediği bilinen bir gerçektir. Söylem olarak zaman zaman Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğunu ifade eden bazı İran Devlet yetkililerine rağmen İran Ermenistan ile yakınlığından taviz vermemiş ve hatta işgal yıllarında Karabağ’da Ermeni ayrılıkçıları ile farklı alanlarda işbirliğine yönelmiştir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bu dönemlerde Ermenistan ile İran’ın birlikte işgal altında olan toprakları Avrupa’ya uyuşturucu ticaretinde kullandığının altını çizmiştir.[1] 27 Eylül—10 Kasım 2020 tarihlerindeki savaş döneminde de İran Ermenistan’a karşı kesin tavır almamıştır ve hatta savaş döneminde Azerbaycan sınırına askeri birlikler göndermiştir. Savaş sonrası Azerbaycan’ın Zengezur Koridoru kazanımını kabul etmek istemeyen İran geçen yıl ve bu yıl Azerbaycan’a karşı kışkırtıcı adımları atmaya devam etmiş ve özellikle bu yıl İran Devrim Muhafızları üzerinden üstü kapalı tehditleri artırmıştır. Özellikle, 12-14 Eylül 2022 tarihlerinde sınır hattı bölgelerinde Ermenistan’ın provokasyonu sonucunda çıkan savaş ve sonrasında Azerbaycan tarafının 10 Kasım 2020 Anlaşması’nda belirtilen Zengezur Koridoru’nun gerçekleşmesi gerektiğini belirten açıklamaları üzerine İran İslam Cumhuriyeti ve İran Devrim Muhafızları tarafından “sınırların değişmesini kabul etmiyoruz” gibi açıklamalar ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü üzerinden tehdit niteliğinde açıklamalar sonrası Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından Azerbaycan devletinin hudutlarından ayrı yaşayan Azerbaycanlı nüfusunun Azerbaycan’da yaşayan Azerbaycanlılardan defalarca fazla olduğunu belirtilmesi, onların güvenliği, hukuklarının Azerbaycan için önemli olduğunu vurgulaması kritik önem taşımaktadır.[2] Ayrıca Azerbaycan Devlet Kanalı AZ TV tarafından İran’a sert eleştiriler yapılmış ve AZ TV’de Güney Azerbaycan vurguları yapılmıştır. Ayrıca Azerbaycan Devlet Kanalı AZ TV İran ile beraber, Rusya’yı, Fransa’yı ve Ermenistan ile işbirliği yapan bazı Batı ülkelerini de sert şekilde eleştirmiştir.[3] Ek olarak 1 Kasım 2022 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Güvenlik Servisi: İran özel servisinin kontrolü altında oluşturulan yasadışı silahlı bir grup ortaya çıkarıldığını açıklamıştır.[4]

Soçi Görüşmesi

31 Ekim 2022 tarihinde Soçi’de gerçekleşen Azerbaycan, Ermenistan, Rusya görüşmesi sırasında en dikkat çeken anlardan biri Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmede Karabağ meselesinin artık bittiğini ve bu konunun tartışılacak bir yanı olmadığını açıklamasıydı. Görüşmeler sonrası yapılan ortak açıklamada bölgedeki barışın gerekliliğine atıf yapılmakla beraber en önemli meselelerden biri tarafların Birleşmiş Milletler Nizamnamesi ve 1991 Alma-Ata Deklarasyonu’na bağlılıklarına dair vurguların belirtilmesi ve aynı zamanda Ermenistan’ın “Dağlık Karabağ” üzerinden Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne karşı provokasyonlarının yer almaması olmuştur.[5] Hatırlanacak olursa, 6-7 Ekim 2022 tarihlerinde gerçekleşen Prag Zirvesi’nde de yapılan görüşmeler sonucunda da Ermenistan tarafı istediğini alamamış ve Birleşmiş Milletler Nizamnamesi ve 1991 Alma-Ata Deklerasyonu’na uyulacağı taraflarca belirlenmiştir.

Rusya-Ukrayna Savaşı Sonuçlarının Etkisi Önemli Olacaktır

Son olarak, günümüz uluslararası sistemi gittikçe karışık hale gelmektedir. Görünen o ki, Rusya ve özellikle İran emperyal politikaları çerçevesinde Güney Kafkasya’da yeni değişimden rahatsız olmaktadırlar. Rusya’nın Karabağ, İran’ın Zengezur kışkırtmaları bunu göstermektedir. Rusya’nın özellikle eski Sovyet coğrafyasındaki adımlarının nasıl olacağını Rusya-Ukrayna savaşının sonucu belirleyecektir. Bu kısmı daha iyi anlamak için 14 Mayıs 2022 tarihli Türkiye’nin jeopolitik tercihi ne olmalı? başlıklı yazımdan (https://www.veryansintv.com/turkiyenin-jeopolitik-tercihi-ne-olmali/) bir kısmı tekrar paylaşıyorum:  

“Rusya eski Sovyet coğrafyasını SSCB gibi bir yapıda tutmak için Ukrayna’yı elinden kaçırmak istememektedir. Rusya’nın küresel güç mücadelesinde Slav kökenli olan Ukrayna’nın kaybı Rusya’nın artık küresel güç mücadelesinde en büyük yenilgisi olmakla beraber emperyal güç olarak devam etmesini imkansız kılmaktadır. (…) Ukrayna’yı tarihsel olarak bir parçası olarak gören Rusya’nın uluslararası hegemonyada söz sahibi olmaya devam etmesi için Rusya Ukrayna’yı Avrupa/Atlantik yapısına kaybetmek istememektedir. Yani Rusya burada görüldüğü gibi sadece NATO’nun genişlemesinin durdurulmasını değil aynı zamanda küresel güç mücadelesinde tarihsel olarak devam eden emperyal güç pozisyonunu kaybetmemeyi hedeflemektedir.”

Sonuç.

Son olarak değerlendirdiğimizde altı çizilmesi gereken şu ki, ABD ve Rusya her ne kadar rakip olsalar da 30 yıldır Güney Kafkasya'da Ermenistan’ın hamisi oldular ve Karabağ'da Ermenistan’ın uyguladığı işgali önlemek için gereken adımı atmadılar. Ayrıca Fransa ve İran da Güney Kafkasya'da Ermenistan’a yakın durarak ve yanlış politikalar uygulayarak siyasi/diplomatik çözümlemelere dair adımlar atmadılar. Bu sebeptendir ki, Ermenistan’ı incelerken onu yalnızca Batı’nın veya yalnızca Rusya ve İran’ın kontrolünde görmek objektif değerlendirmeler yapılmasını engellemektedir. Türkiye’nin bundan sonraki süreçte Ermenistan ile devam eden normalleşme sürecinde Azerbaycan ile koordinasyonlu hareket etmesi bölge açısından ve Türk Dünyası Entegrasyonu açısından çok kritik önem taşımaktadır (Konu hakkında 18 Aralık 2021 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan “Türkiye ve Ermenistan normalleşirken Azerbaycan’ın önemi” başlıklı yazımda bu konuyu irdeledim: https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/turkiye-ve-ermenistan-normallesirken-azerbaycanin-onemi-vusal-hasanzadeh-1893613).

 

 

[1] “İlham Əliyev: "Ermənistan İranla əlbir olaraq Azərbaycanın keçmiş işğal altında olan ərazilərindən Avropaya narkotrafik üçün istifadə edib"”, REPORT İnformasiya Agentliyi, 15.10.2021, https://report.az/qarabag/ilham-eliyev-ermenistan-iran-ile-elbir-olaraq-isgal-edilmis-eraziler-vasitesile-avropaya-narkotik-vasitelerin-dasinmasini-heyata-kecirib/, erişim tarihi: 31.10.2022 

[2] “İlham Əliyev: “Xaricdəki azərbaycanlıların öz dillərini qoruyub saxlamaları üçün əlimizdən gələni edəcəyik”, Oxu.az, 21.10.2022, https://oxu.az/politics/656037, erişim tarihi: 31.10.2022   

[3] https://www.youtube.com/watch?v=GUSpwjXVZuk&ab_channel=AZTV; https://www.youtube.com/watch?v=pybzEQja6o4&ab_channel=AZTV; https://www.youtube.com/watch?v=DfnQ7I5RUiw&ab_channel=AZTV

[4] “İran xüsusi xidmət orqanının nəzarəti altında yaradılmış qanunsuz silahlı birləşmə ifşa edilmişdir”, 01.11.2022, Azərbaycan Respublikası Dövlət Təhlükəsizliyi Xidməti, https://www.dtx.gov.az/az/news/1728.html, erişim tarihi: 01.11.2022      

[5] Ortak açıklama metni için bkz: “Azərbaycan, Rusiya və Ermənistan liderlərinin görüşünə dair birgə bəyanat yayılıb - YENİLƏNİB + FOTO/VİDEO”, Oxu.az, 31.10.2022, https://oxu.az/politics/659400, erişim tarihi: 31.10.2022     

29 Ekim 2022, Cumhuriyet’in Kuruluşunun 99. Yıldönümünde Türk Milleti’nin “Cumhuriyet Bayramı” kutlu olsun.

Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ) 2022 Özbekisan, Semerkant Zirvesi, Türkiye ile batı kurumları arasındaki ilişkilerde yeni tartışmaları gündeme getirdi. AB, daha AET iken ilişkiler kurulmuş, sözleşmeler imzalanmış, 2005'de üyelik müzakereleri başlamıştır. Hiçbir üyenin yaşamadığı oyalamalar, engellemeler, 2022 itibariyle Türkiye için devam etmektedir. AB’nin önde gelenleri böyle bir üyeliğin mümkün olmadığını söylemekte, Türkiye'de de üyeliğin gerçekleşeceğine inananlar gittikçe azalmaktadır. Bununla beraber müzakere başlıkları tartışılmakta, her yıl ilerleme raporları yayınlanmaktadır. Öte yandan önde gelen NATO üyelerinin Türkiye’ye karşı düşmanca politikaları devam etmekte, Yunanistan'ın saldırganlıklarına, ihlallerine  destek verilmektedir. İttifakın patronu ABD, uzun vadeli çatışmaya yetecek silahlarla Türkiye'yi batıdan ve güneyden kuşatmıştır. Bu gerçekler, Türkiye'nin batılı kurumlardaki üyeliğini tartışmalı hale getirirken akla ziyan, jeopolitik gerçeklere aykırı, haçlı saldırganlığına destek anlamına gelen çareler arasında NATO’dan çıkarak ŞİÖ üyeliği parlatılmaktadır.

ŞİÖ, Sovyetlerin dağılmasından sonra Çin öncülüğünde Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ın katılımıyla 1996'da Şanghay Beşlisi olarak kuruluş sürecine girmiştir. 2001'de Özbekistan'ın katılımıyla uluslararası örgüt haline gelmiştir. Sınır güvenliğini sağlamak, tartışmalı bölgelerde uzlaşmak, terör, kaçakçılık, aşırıcılıkla mücadele ve işbirliği temel hedeflerdendir. Ekonomi, savunma, dış politika alanlarında işbirliği metinleri imzalanmış, ancak örgüt üyeliği temelli bir gelişme gerçekleşmemiştir. Bazı ŞİÖ üyeleri arasındaki ileri düzeyde ekonomik işbirliğinin örgüt tabanı bulunmamakta, hükümetler arası, daha doğru bir ifadeyle liderler arası mutabakata dayanmaktadır.

Türkistan ve Kafkasya'daki Türk devletlerinin bağımsızlıkları, nüfus ve coğrafi büyüklük bakımından bu cumhuriyetlerin toplamı civarındaki Doğu Türkistan'ın da bağımsızlığını hatıra getirmiştir. Buna karşı kadim Türk yurdunu Çinlileştirme projesi hızlandırılmıştır. ŞİÖ süreciyle de Doğu Türkistan'ın Çinlileştirilmesine perçin vurulmuştur. Terörle mücadele kapsamında mesela Müslüman cumhuriyetlerde gençlerin ve kamu görevlilerinin camiye girmeleri yasaklanmış, özellikle CIA destekli Vehhabi ve KGB destekli Şii radikallerin sundukları gerekçelerle baskılar, yasaklar birbirini izlemiştir. Bir beldede Müslümanların tarihi mührü demek olan mezarları, türbeleri yıkan, bir şekilde camiye uğrayanları tekfir ederek yaygara ve kavga çıkarma, böylece namazı dahi terör faaliyeti haline getirme misyonlu Vehhabi timlerinin arkasında ABD, CIA olduğu bilinmekle birlikte KGB’nin de her türlü yardımlarına mazhar olduğu bilinmektedir.

2017’de Hindistan ve Pakistan, 2022’de İran'ın üyeliği ile ŞİÖ genişlemiştir. Sırada gözlemci üye statüsündeki adaylar bulunmaktadır. Türkiye, gözlemci öncesi basamakta, "diyalog ortağı üye" statüsündedir. NATO ve AB ile ilgili sorunlar gündeme geldiğinde ŞİÖ ülkeleri haritası, üye ülkelerin toplam nüfusu, toplam GSMH miktarı gibi bilgilerle, Türkiye'nin batıyı bırakarak ŞİÖ'ye yönelmesi önerileri kötü niyetli, safça değilse bilgisizce muhakemelerin sonucudur. Çünkü toplam nüfus, coğrafi büyüklük veya GSMH miktarlarında ŞİÖ’nün etkisi bulunmadığı gibi, örgütün bu alanda katkısı bilinmemektedir. ŞİÖ için "Diktatörler Kulübü" yakıştırması sadece batının endişeleri veya kıskançlıkları temelli isimlendirme değil insan hakları, sosyal adalet, yönetime katılım gibi alanlardaki gerçekler bunu fazlasıyla doğrulamaktadır. Buna karşın Türkiye'nin başta komşularıyla, diğer bölge ve dünya ülkeleriyle, bu bağlamda ŞİÖ vb. uluslararası örgütlerle ilişkilerini sürdürmesi gereklidir, önemlidir. Zira hiçbir fonksiyonu kalmayan örgütlerin dahi zaman zaman ülke temsilcilerini bir araya getirmesinin olumlu sonuçları bilinmektedir.

Türkiye'nin ŞİÖ üyeliğinden kazanacaklarını görmek için mevcut üyelerin durumuna bakılmalıdır. Gerek kurucular, gerekse Hindistan, Pakistan ve İran'ın kazandığı veya kazanacağı birşey bilinmemektedir. Mesela Semerkant Zirvesi sürerken dahi Tacikistan-Kırgızistan sınır çatışmaları sürmekteydi. Bu ihtilafın sürüp gitmesinde ŞİÖ patronları Rusya ve Çin’in katkıları ayrı bir konudur. Esasen birçok üye arasında sınır sorunları bulunmakta, Rusya ve Çin bunları kaşımakta, silah satımı, hedef ülkeler üzerinde kontrolü sürdürme, barış gücü ve benzeri isimlerle yerleşme gibi sebeplerle sıcak çatışmaları beslemektedir.

ŞİÖ ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerde örgütün katkısı bulunmamaktadır. Ticaretin konusu genellikle eski Sovyet cumhuriyetlerden Çin'e petrol ve gaz olup Çin'den ise sanayi ve tüketim ürünleri şeklindedir. Bu bağlamda İran ve Pakistan'ın Çin kolonileri haline gelmesi, ekonomi ve dış politikada Pekin'in uydusu olmalarının da ŞİÖ temeli bulunmamaktadır. ŞİÖ üyesi olmayan Türkiye-Çin dış ticareti 8 kat Türkiye'nin aleyhine olup, bu makas gittikçe açılmaktadır. Çin'in Türkiye'de kurduğu fabrikalar karanlık oda imalethaneleri yani sıfır istihdam esaslı olup iç pazarda Çin hegemonyasını takviye ederken fabrikaların kapanmasına, milyonların işsiz kalmasına sebep olmuştur. Kuşak-Yol projesinin ilerlemesi veya ŞİÖ üyeliği ile ekonomik işbirliğinin artması bu tabloyu Türkiye açısından daha olumsuz hale getirecektir.

AB ile Gümrük Birliği ortaklığı sanayi ve istihdam alanında Türkiye’ye önemli avantajlar bahşetmiştir. Başta Almanya olmak üzere AB üyeleri Türkiye'nin dış ticarette fazla verdiği ülkelerdendir. AB üyelik süreci, insan hakları, sosyal adalet gibi alanlardaki gelişmelerin tetikleyicisi olmuştur. Jeopolitik olarak da Avrupa'nın parçası olması, ŞİÖ üyelerindeki totalitarizm benzeri gelişmelere karşı sigortadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yetkisinin kabul edilmiş olması da son derece önemlidir.

Türkiye'nin NATO'dan çıkmasını sadece Rusya ve Çin yönlendirmeli odaklar değil başta Siyonist sermaye olmak üzere birçok batılı mahfiller de arzu etmektedir. Batı için jeopolitik vazgeçilmezliğimiz mesela Beyaz Saray açısından gerçek olmasına karşın müesses nizamın sahipleri lobilerin kontrolündeki kurumların böyle bir kaygısı bulunmamaktadır. ABD, NATO'nun patronu olmasına karşın bu ülke ile NATO'yu özdeşleştirmek yanlıştır. S-400'lerden dolayı Washington Türkiye'ye yaptırım uygularken NATO yönetimi, her üyenin istediği ülkeden silah alma hakkının olduğunu söylemiştir.

NATO üyeliğinin artı faydası olmaması, örgütten gelecek saldırılara karşı içerde bulunmanın önemini engellemez. Kale içindeki sıkıntılar, kaleyi düşmana bırakmayı meşru kılmaz. "Def'-i Mazarret Celb-i Menâfiden (zararı önlemek, fayda kazanmaktan) Evladır" ilkesini unutmayalım. Adalarda Yunanistan yanaında ABD ve Fransa'nın, Türkiye'ye karşı saldırgan faaliyetleri sürmektedir. NATO'dan ayrılmamız durumunda GKRY ve İsrail'in NATO üyeliği bir kaç ayda gerçekleşecek, Suriye'den Dedeağaç'a karşımızda bütün NATO'yu bulacağız. Rusya-Ukrayna Savaşı, İran'daki gelişmeler, yükselen Çin gerçeği bir yana Siyonist sermaye destekli aktörlerin Türkiye'yi, NATO'dan çıkarması mümkün değildir. Bunun tek istisnası, bir adım sonrasını göremeyen, görmek istemeyen tepki temelli politikara bağlı anlık kararlardır. Türkiye'yi NATO'dan sadece Türkiye çıkarabilir. Tabii ki bu süreçte küresel sermayenin bir yerlerden müdahalesi, baskısı, ustaca kurgulanmış oyunları olabilecektir. "NATO yerine ŞİÖ" benzeri saçmalamalar, uluslarası örgütler tanımı, sınıflandırması, fonksiyonları ve jeopolitik gerçekler açısından büyük bir cahaletin delilidir. Siyasi bakımdan ise ihanet değilse körlüktür.

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

twitter.com/alaeddinyalcink

Türkiye'nin yaklaşık 3 katı büyüklüğündeki Doğu Türkistan'ı Çinlileştirme projesi, bilinen Çin işkenceleri yanında en son teknolojik imkanlarla desteklenmektedir. On milyonlarca Müslümana yönelik zulüm ve tecavüzlerde milyonlarca Çinli görevlendirilmiştir.

İmparatorluğun eyaleti olduğu dönemde (1517 – 1867) Mısır ile ticaret önemli olduğu için eskiden “ Mısır’dan bir gemi gelmiş. Ne getirmiş?” diye bir tekerleme varmış. Hatta yelpaze gibi fantezi mallar bile geldiği için tekerlemenin devamı yelpaze saymakla devam edermiş.

Dünyada bir enerji dar boğazı var. Bu özellikle doğal gaz ve petrol gibi temel enerji girdilerini üretmeyen, ithal eden, kolaylıkla ikame edemeyen ve yurt içi tüketimi uzlaşma ile kısamayan ülkeler için gırtlağa takılan kılçık gibi, battıkça acıtıyor. Tüketimi kısıtlayıcı önlemler alamayan veya alınan önlemlere uyulmayan ülkelerde fiyat artışları önce dar gelirli kesimleri vuruyor. Kuzey yarı küreye kış gelmek üzere, yüksek enerji fiyatları can yakıyor. 

Aile büyüklerimizden "Elizabet, denize bat" sözünü çok duymuştum. Bir dedemin babası, Gelibolu'ya gitmiş, dönüş yok.

Azerbaycan, Ermenistan işgali altındaki topraklarını kurtardı ancak ateşkes aşamasından kalıcı barış aşamasına geçilmesinde önemli aksaklıklar yaşanıyor.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Ergun Mengi   - 07-04-2024

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı Başlangıcında, Osmanlı İmparatorluğunun Siyasi ve Askeri Anatomisi

2. Mahmut, Balkan isyanları, Rus baskısı ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yla uğraşırken yeniçeriler, her fırsatta ayaklanmaktaydı. 15-18 Kasım 1808’de Babıali’yi basan yeniçerilerle mücadele eden Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa mahzendeki barutları ateşleyerek içeri giren 600 yeniçeriyle beraber kendini h...